Radikal-çevrimiçi / Cumartesi / İlk kadın yönetmen
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  25 Temmuz 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Mutluluk, gençlikte beklenmedik şeylerde, yaşlılıkta ise alışkanlıklarda aranır.
P.Courty
Tarihte Bugün
Takvimler 25 temmuz tarihini gösterdiği zaman...

1931 yılında,
Yeni Basın Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
1950 yılında,
Bakanlar Kurulu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin talebi üzerine, Kore'ye 4.500 kişilik birlik gönderilmesine karar verdi.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Cumartesi 


İlk kadın yönetmen

Alice Guy'ın kullandığı ilk kamera, Louis Lumiere'in icadı sinematograftı.
8. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, ilk kadın yönetmen Alice Guy Blaché'nin sekiz filmini, 11 Mayıs'ta Fransız Kültür Merkezi'nde canlı müzik eşliğinde gösteriyor

30/04/2005 (1477 defa okundu)

ŞÜKRAN YÜCEL (Arşivi)

Dünyanın ilk kadın yönetmeni Alice Guy Blaché (1873-1968) sinema dünyasının da en ilginç portrelerinden biri olarak ne yazık ki hak ettiği ilgiyi görememiş bir sinema insanı. O, ilk kadın yönetmen olmakla kalmıyor, aynı zamanda beyaz perdeye konulu filmi getiren ilk yönetmen. Resmi sinema tarihinde ilk konulu filmi çektiği söylenen George Melies'den birkaç ay önce 1896'da La Fee Aux Choux (Lahanalı Peri) adlı filmini çekmişti. Bu konu sinema tarihçilerini ikiye böldü. Charles Ford filmin 1896 başlarında George Melies'den önce yapıldığını yazarken, başkaları filmin daha sonra yapıldığını iddia etti. Sonuçta Alice Guy, bazı sinema tarihlerinde hiç yer almazken bazılarında birkaç satırla geçiştirildi. Alice Guy'ın filmi bir dakika sürüyordu ama konusunu lahananın içinde çocuk yapan bir periyi anlatan bir Fransız masalından almıştı ve ilk kurmaca film olma özelliğini taşıyordu. Sinema tarihi onun bu önemini atlayarak geçtiği için acı çekmiş bir kadın Alice Guy. O her türü denedi. Peri masallarını, fantastik hikâyeleri, romantik komedileri, dini meselleri, efsaneleri, opera sahnelerini, şarkıları ve ünlü tabloları filme dönüştürdü. Hatta 2000 Yılında (1912) adlı filmiyle bilim kurguya da imza attı. Gerçi bu filmdeki ismi de silindi. Filmde kadınların yönettiği ütopik bir dünyayı anlatıyordu.

Kamerayla 'oynayan' sekreter
Francis Lacassin Sight and Sound dergisinde onunla ilgili yazdığı uzun makalesinde (1971), 1906'da renkli çekilen ilk filmlerden birini (La Fee Printemps) yaptığını yazdı. Ayrıca kronofon adlı, sesi filmin imgesiyle buluşturan ilkel bir aletin yardımıyla bir-iki dakika uzunluktaki ilk sesli filmi çekmiş olduğunu da belirtti. Alice Guy'ın sinemayla tanışması, fotoğraf aletleri üreten Leon Gaumont'un yanında sekreter olarak çalışması sırasında oldu. 1895'de Louis Lumiere yeni icat ettiği sinematografı göstermek üzere Gaumont'a geldi. Alice Guy bu icat karşısında büyük bir heyecan duydu ve bu yeni aleti pek ciddiye almayan Gaumont'dan bu kamerayı denemek için izin istedi. Yeni icadı 'çocuk oyuncağı' olarak gören patronu, sekreterlik görevlerini aksatmamak şartıyla "oyun oynaması"na izin verdi. Alice Guy hatıralarında sinematografı ilk gördüğünde daha önceki tiyatro deneyimlerine de dayanarak bir skeç yazıp oyuncu arkadaşlarına oynatabileceğini düşündüğünü yazar. 1896'da Paris'teki Uluslararası Sergi'de gösterilen La Fee Aux Choux büyük ilgi gördü ve Gaumont'nun fotoğraf malzemelerinin satışının artmasına neden oldu. Gaumont, bu başarı karşısında Alice Guy'ı yeni kurduğu prodüksiyon şirketinin başına getirdi.
Alice Guy 1905'e kadar Gaumont'nun yaptığı tüm filmleri kendisinin yönettiğini söylemiştir. 1905'te kendisine Victorine Jasset'yi asistan olarak alan Guy, Esmeralda, Notre Dame'ın Kamburu, İsa'nın Hayatı gibi önemli filmleri çekti. Provence'de boğa güreşlerini çekerken tanıştığı Herbert Blaché ile 1907'de evlenen Alice Guy, eşiyle birlikte Amerika'ya gitti. 1908'de kızı Simone'u dünyaya getiren Guy üç yıl kadar setlerden uzak kaldı. 1910'da Solax prodüksiyon şirketini kurdu. Kendi şirketiyle her janrda yüzden fazla film yaptı. Bunların ellisini kendisi yönetmişti. Solax o yıllarda bağımsız film endüstrisinin en başarılı yapım şirketi oldu. 1917'de bağımsız şirketlerin tekelleşen sinema endüstrisi karşısında ayakta kalmaları güçleşmişti. Şirket satıldı. Alice Guy 1922'de eşinden ayrılarak Avrupa'ya döndü. Bu dönemde ders verdi, çocuk hikâyeleri yazdı ve sinemaya yeniden dönmek için çabaladı. 1927'de eski filmlerini bulmak için ABD'ye gitti ama onlara ulaşması mümkün olmadı. Hayatı, "Ben bunları yapan ilk kişiyim. Beni dikkate almak zorundasınız," demekle geçen Alice
Guy'a 1953'te, 70 yaşındayken Fransız hükümeti tarafından Legion d'Honneur ödülü verildi.
Bugün Alice Guy'ın çektiği 300 filmden çok azı bulunabiliyor. Çektiği filmlerin bazıları başka yönetmenlere ait gibi gösterildi. Adının sinema tarihinde önemsenmemesi, Alice Guy'ın pek çok ilke imza attığı gerçeğini değiştirmiyor. O ilk kadın yönetmen, yapımcı ve bir stüdyo ile yapım şirketinin sahibi olarak sinemanın öncü kahramanları arasında yer alıyor.

Festivalde gösterilecek filmleri
Bu Bir Saflık / C'est Une Ingenue, 1908
Üvey Anne / La Maratre, 1908
Barikat Üzerinde / Sur La Barricade, 1907
Alice Guy Yönetiyor / Alice Guy Tourne Une Photoscene, 1906
İsa'nın Doğumu Yaşamı ve Ölümü / La Vie du Christ, 1906
Şapkacı ve Mekanik Kasap / Chapellerie et Charcuteire Mecaniques, 1900
Sahne / Scene D'escamotage, 1898
Şeytan'ın Metamorfozu / Les Metamorphoses de Satan, 1898
Manyetik / Chez Le Magnetiseur, 1897
Beyaz Zambaklar / Lilas Blancs



ELEKTRA
Yönetmen: Rob Bowman Senaryo: Zak Penn, Stu Zicherman, Raven Metzner Görüntü yönetmeni: Bill Roe Kurgu: Kevin Stitt Oyuncular: Jennifer Garner, Goran Visnjic, Kirsten Prout, Will Yun Lee, Terence Stamp Süre: 96 dk.

Kadın süper kahramanlara dandik film uyarlamaları serisi Kedi Kadın'la başladı (Supergirl uyarlama değildi), Elektra'yla 'çizgisini bozmadan' sürüyor. Charlize Theron'lu Aeon Flux'un neye benzeyeceğini ise endişeyle bekliyoruz. Elektra'nın çizgi roman âlemindeki ortaya çıkışı 1980'lerde, Daredevil'ın önce aşk nesnesi / sonradan olma düşmanı şeklindeydi. İlk defa 2003 yapımı, Ben Affleck'li Daredevil'la film yüzü gördü. Daredevil'ın, son yılların en çok hakaret yiyen çizgi roman uyarlaması unvanına rağmen, Jennifer Garner faktörüne, onun Alias dizisiyle elde ettiği popülariteye güvenilerek Elektra kendi macerasına kavuştu. Bu proje hayata geçirilirken Garner ve kostümü dışında başka neye güvenilmiş olduğunu bilmiyoruz. Fakat bunun 'senaryo' olmadığına yemin edebiliriz.
Elektra burada, Asyalı çete 'El'in hesabına çalışan bir kiralık katil, 'sensei'si de Terence Stamp. Yeni görevi, bir adam (Goran Visnjic) ve 12 yaşındaki kızını (Kristin Prout) öldürmek. Bu işi halletmeye vicdanı elvermeyince, çetenin hedefi haline geliyor. Sonra herkes kung fu yapıyor... Yönetmen Rob Bowman'ın eski işleri arasında The X-Files (hem dizinin epey bir bölümü hem de film versiyonu) ve güme gitmiş, ejderhalı sıkı aksiyon Ateş Krallığı / Reign of Fire var.



DğR
Yönetmen, Kamera, Kurgu: Kazım Öz Süre: 70 dk.

Dûr (Uzak), köyden göç edenlerin ve geride kalanların trajedisine adanmış bir belgesel. Ya da daha doğrusu bir belge-drama. Fakat masa başında 'konu ararken' verilmiş bir kararla, üç-beş röportaj ve köy manzarasıyla oluşturulmuş bir iş değil. Türkiye'deki sıcak savaşa güçlü semboller üzerinden, yalın bir yaklaşımla bakan ilginç filmi Fotoğraf'la tanıdığımız Kazım Öz, Dûr'u, kendi köyüne (Tunceli-Pertek'e bağlı Kürmeş) yaklaşık on yıl boyunca yaptığı ziyaretlerde kameraya aldığı görüntülerden oluşturmuş. Başlangıçta sadece belgelemek adına yaptığı çekimleri, bir süre sonra belli bir kurguya doğru yönlendirmeye başlamış. Kürmeş'e ilaveten Almanya'nın çeşitli şehirlerinde çekilen film, köylerin engellenemez ölüşüyle birlikte gençlerden ve çocuklardan yoksun kalan yaşlı köylülerin yalnızlığını, mecburen de olsa bırakıp gidenlerin ise açmazlarını vurguluyor. Bir yandan da yalnız bırakılmış köyde tanıdık işaretler arıyor.
Benzer bir temayı işleyen kısa filmi Ax (Toprak) ve Fotoğraf'la birçok ödül kazanan Kazım Öz'ün Dûr'u da, Nürnberg Türkiye-Almanya Film Festivali'nde en iyi belgesel seçildi. Müziklerini Ardavan Kamkar'ın hazırladığı, yapımını Mezopotamya Sinema & Yapım 13 Film Prodüksiyon'un gerçekleştirdiği Dûr'un dağıtım sponsorluğunu, Tunceli Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği üstlenmiş. Mardin, Tunceli ve Urfa dahil 15 şehirde gösterime girecek film, aynı zamanda Öz'ün, Marmara Güzel Sanatlar Enstitüsü, Sinema-TV Bölümü yüksek lisans tezi.



REHİNE
Yönetmen: Florent Emilio Siri Senaryo: Doug Richardson (Robert Crais'in romanından) Görüntü yönetmeni: Giovanni Fiore Coltellacci Kurgu: Richard Byard, Olivier Gajan Oyuncular: Bruce Willis, Kevin Pollak, Jimmy Bennett, Michelle Horn Süre: 113 dk.

Bruce Willis'li Sin City'nin yolunu gözlerken, Rehine / Hostage'la idare etmek durumundayız. Türün boyunu ne kısaltacak ne de uzatacak bir aksiyon-drama. Gerçi görsel olarak kara filmsel dokunuşlar, stil çabası da mevcut. Ülkesi Fransa'da çektiği aksiyon Nid de Guepes / The Nest'le (2002) beğeni toplayan Florent Siri'nin yönettiği filmde Willis, tüm Bruce Willisliğini yapmaya fırsat buluyor. Bir aksiyon kahramanı olarak yine gayet hisli. Canlandırdığı Jeff Talley, eskiden polis teşkilatında arabulucu olarak görev yapmaktaymış. Şimdi çok bildik bir hikâye geliyor: Operasyonlardan biri kötü sonuçlanınca, daha az stresli bir yaşam seçerek ailesiyle birlikte sakin bir bölgeye taşınmış ve orada polis şefi olmuş. Şimdi bu yeni hayatında da, fazlasıyla stresli bir görev Talley'i buluyor. Bir muhasebeci ve ailesi, yüksek korunma teknolojileriyle 'modifiye' edilmiş evlerinde, maksadı hırsızlık olan üç yeniyetme tarafından rehin alınıyor. Talley önce olayla bizzat ilgilenip sonra seve seve FBI'a teslim edecekken, işin içine başka ve esas kötü adamlar giriyor. Onlar da aynı olayla bağlantılı bir durum yüzünden, Talley'nin ailesini tehdit ediyorlar. Bruce Willis yine yoğun baskı altında, ne şişin ne kebabın yanmasına izin vermeden arayı bulmak zorunda...

Bu haber için okuyucularımızın yorumları
Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • Kadım Yönetmenlerimiz  (Yazan: A. Ali ŞAHİN)

  • (Bu haber için henüz hiçbir üyemiz puan vermemiştir)

     'Cumartesi' ekimizdeki diğer haberler
    » 'İyi bir dürümcü olmak istiyorum' - HAKAN GÜLSEVEN
    » İki Genç Kız'ın Replikas'ı - MELİS DANİŞMEND
    » Edepli sofralar - MELİS DABAĞOĞLU
    » Cümbüşlü defile - AYÇA ŞEN
    » Tarih sayfalarından - ALİ MURAT YEL
    » Estetik bir yatırım aracı - MELİS DABAĞOĞLU
    » 'Dünya bu müziği duymalı' - DONAT BAYER
    » Bu da moda sergisi...
    » Gitti, değişti ve döndü
    » Binlerce oyuncak bu müzede - MELİS DANİŞMEND
    » Gece kuşları uyumaz...
    » HAFTA SONU REHBERİ
    » diskotek - Hakan Tamar
    » Papa beni neden unuttu? - HAKAN GÜLSEVEN
    » Özlü Sözler
    » Tarihte kalan tarih - YEŞİM TABAK
    » 8. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali
    » Genç olmanın sert sureti - YEŞİM TABAK
    » Fransız sineması çocukları - SEVİN OKYAY

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #537
    "Nikâhlı karı koca bile ayrılacağı zaman mutlaka mahkemede buluşur. Böyle kaçamak gibi işler karakterimize, örf ve adetlerimize uymaz. (İbrahim Tatlıses)"
    Örf ve adet: Acil durumda, camı kırıp kullanabilirsiniz...

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.