Radikal-çevrimiçi / Cumartesi / Babam Münir Özkul
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  22 Ağustos 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Karakter, bir insanın doğuşunda kazandığı ve ruhunun iskeletini yaptığı özelliklerden biridir.
Le Senne
Tarihte Bugün
Takvimler 22 ağustos tarihini gösterdiği zaman...

1996 yılında,
Akaryakıta yüzde 5 oranında zam yapıldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Cumartesi 


Babam Münir Özkul

Münir Özkul kızı Güner Özkul'la.
Aktör Dediğin Nedir ki? Münir Özkul Kitabı'nda, unutulmaz oyuncuyu yakınları anlatıyor. Bu yazıda ise kızı Güner Özkul'un gözünden Münir Özkul'u okuyacaksınız

17/12/2005 (14054 defa okundu)

Bebek Güner, yani ben doğduğumda, babam aktör olmasının doğası gereği- bütün ilgiyi üzerimde toplamama, bununla da yetinmeyip ağlayıp zırlamama pek içerlemiş. Zaten hep, "Bi' çocuklarla, bi' de hayvanlarla oynamayacaksın!" der durur. Bunun üzerine, babamı hep "Benim at suratlı damadım!" diye çağıran anneannem beni büyütme işini üstlenmiş. Anneannem ölünceye kadar, sürekli çalışan ve turnelerde sürünen annem ve babam, benim için, evimize gelen en sevdiğim misafirler oldu. Yedi yaşımdayken anneannem öldü ve dedemle birlikte bizim misafirlerin yanına taşındık. Bu arada, babam çoktan içkiyi bırakmış, efendi efendi çalışan biri olmuştu. Gazinolarda 'one man show' yapıyor, atlıyor, zıplıyor, izleyenleri gülmekten kırıp geçiriyordu. Zeki Müren'in neden babamdan sonra sahneye çıktığını ve babamdan daha çok alkışlandığını hiç anlayamamıştım. Çocuk aklı işte; Murat 124'ün Mercedes'ten daha hızlı gidebileceğine inandığım gibi, babamın Cüneyt Arkın dahil dünyadaki bütün erkekleri dövebileceğine de bütün kalbimle inanıyordum zaten.
Derken, annem Güner ağabeye (Güner Sümer) âşık oldu ve dedemi de alıp gitti. Biz babamla baş başa kaldık ve böylece şahane serserilik günlerimiz başladı. Babamın, çocukları akranım olan Muzaffer adlı bir arkadaşı vardı. Hemen her gün onlara gidiyorduk ve ben çok eğleniyordum. Anlaşılan Muzaffer amca da, babam da o kadar çok eğlenmiyorlarmış ki, babamın yeniden evlenmesi gerektiğine karar verdiler. Tophaneli Örümcek Yaşar (Yaşar Anne....) adlı kadınla evlenmesi annemce de uygun görüldü ve evlendiler.
Yaşar Anne, babam ve ben, Kuzguncuk'ta, Nakkaştepe'te köprüye (o zamanlar bir köprümüz vardı) üstten bakan bir eve taşındık. Yürümedi; bir gün Yaşar Anne bizi terk etti ve giderken de, "Bana Örümcek Yaşar diyorlar ama sen benden de kötüymüşsün, akrepsin sen! Akrep Münir!" dedi. Bana melek gibi davranan babama neden 'kötü' dediğini anlamadığım gibi, akreplerin kötü olduğundan da pek emin değildim.
Yatılı okula gidiyordum ve hafta sonları babamla kalıyordum. Sarılık oldum ve babam yalnız başına bana bakamamaktan korktuğu için Çapa'ya yatırıldım. Her gün ziyaretime geliyordu, taksi tutacak parası olmadığı ve otobüslere de kalabalıktan dolayı katlanamadığı için, Eminönü'nden Çapa'ya kadar yürüyordu. Babam bütün parasını hoşuma gideceğini ve bana iyi geleceğini düşündüğü yemekler için harcıyordu. Bir ayda altı kilo alarak domuz gibi oldum ve hastaneden taburcu edildim. Bu arada, babam da hastanedeki bütün kadınların kalbini çalmaktan geri kalmamıştı. Tülin adlı bir hasta benimle çok ilgileniyordu ama aslında babama abayı yakmıştı, Tülin'i sık sık ziyaret eden yeğeni Yıldız da öyle. Babam daha genç ve havalı olan Yıldız'ı tercih etti tabii ki. Her zaman, her şeyin en cafcaflısını, en parlağını, kokuların en ağırını ve renklerin en kırmızısını sever zaten.
Bir gün, babam eve ağlayarak geldi: "15 yıldan sonra sinemada ilk kez başrol oynayacağım..." dedi. Çok mutlu ve heyecanlıydı, hemen ne oynayacağını, kaç para alacağını sordum çok bilmiş bir çocuk olarak. "Kel Mahmut diye bir rol... Öğretmen rolü... Para mı?.. Bilmem! Beş bin lira filan galiba..."
İşte böyle bir adamdı Akrep Münir, hâlâ da öyledir, paraya pula asla aklı ermez, zaten ermesini de istemez. Para işlerinden anlasa saflığını yitireceğini düşünür.
Neyse,Hababam Sınıfı'yla birlikte babam için yeni bir dönem başlıyor, bu arada bizi de zor günler bekliyordu. Nakkaştepedeki ev sahiplerimiz Yaşar Anne'nin tanıdıkları olduğu için oradan kovulduk. Biz de bir oda, bir koridordan ibaret bir bodrum katına taşındık. Gel gör ki, bodrum da olsa bir yalının bodrumuydu taşındığımız yer. Sabahları yüzümüzü yıkamak için boğazın serin sularına dalıyorduk, kirlenen çamaşırların yerine yenilerini alıyorduk, kirlileri gece kimse görmeden akıntıya terk ediyorduk. Bu arada babamdan pek hayır gelmeyeceğini anlayan Yıldız abla bizi kanlı güllü şarkılar söyleyen biri için terk etmişti. Üst katta oturan ev sahiplerimiz babamın serseriliklerinden bıkmış ve bu gidişe bir 'dur' demeye karar vermişlerdi. Yine kovulduk.
Artık Beyoğlu'na dönmüştük ve 12 yıl süren, Ferhan ağabeyin (Ferhan Şensoy) kitabına bile giren 'Kazancı Yokuşu' maceramız başlamıştı. Babam zamparalıklarına devam ediyor ve her yeni sevgilisine "Valla son karım beni terk ettiğinden beri elim kadın eline değmedi, kızımla başbaşayız..." mavalını okuyordu. İşin tuhafı, hepsi de bunu yutuyordu. Fotoroman yıldızı Fabio Testi hayranı Banu, uzun boylu Kumarbaz Suna ve diğerleri... Babam kendi varken evin her yerinde Fabio Testi gibi bir kazmanın posterlerinin asılı olmasına tabii ki tahammül edemezdi. "Kusura bakma... Kızım benim için her şeyden önemli... Seni sevmedi işte, ne yapayım!" deyince pılımızı pırtımızı toplayıp Kazancı Yokuşu'na geri döndük. Babama yaranmak için beni el üstünde tutan kadının çocuk katili olmasına ramak kalmıştı. Suna'yı ise hem annem gibi adı 'Suna' olduğu ve yine annem gibi uzun boylu olduğu için, hem de bana güzel kokulu sabunlar hediye ettiği için çok sevmiştim, ama paradan anlamayan babam, her nasılsa, kumarın kötü bir şey olduğunu bilirdi. "Kusura bakma... Kızım benim için..." diye başladı.
Bu yalan kim bilir babamı kaç kez kurtardı... Ve manken Tülay!.. Çok 'cool'du... İçlerinde en güzeli, en klası oydu. Dual pikabında saatlerce Pink Floyd dinlerdik ve cep foto okurduk. Onun kadar şık bir kadın görmemişimdir belki de. Bir gün Tülay pikabı babamın kafasına fırlattı, babam eğilince pikap camdan dışarı uçup Kodaman Sokak'ta patladı. Babamın canı pek tatlıdır, deli deliyi görünce sopasını saklarmış, biz de oradan tüydük, o iş de öyle bitti.

Aktör Dediğin Nedir ki? Münir Özkul Kitabı, Dost Kitabevi Yayınları &
Ankara Sinema Derneği, 2005.

Kızlar ve babaları
Met Üst babamı konuşturmaya çalışırken Umman Abla da (27 yıllık son eşi) bize çay yetiştirmek için döneniyor, ben de yeni kameramla babamı çekiyordum ve düşünüyorum: "Nasıl da halim selim, tonton bir ihtiyarcık gibi oturuyorsun... Babacım, bu rolü çok mu benimsedin? Yoksa gerçekten böyle mi oldun? İçindeki şeytan nereye gitti? Hani o seni sen yapan... Hani ya akrep?.."
Kızlar babalarına âşık olurlarmış, çocuktum, o kadınların neden o kadar üzüldüğünü anlamadım. Ama erkeklerin hep at suratlı, elleri güzel ve akıcı olanlarını, oyuncu değilse de oyunbaz ve kötü olanlarını sevdim, farklı şekillerde de olsa beni üzmelerine izin verdim. Belki de hep o kadınların acılarını anlamaya çalıştım, armut dibine düşermiş ya, ben de kötüymüşüm meğer.
Yoksa babamı anlatır gibi yapıp daha çok kendimi mi anlattım? Olsun, babam için ben hep bir çocuk olarak kalacağım ve çocuklar da rol çalıyormuş zaten. Ama eğer zamanında Kafka babamın lavabodaki suyun girdabına direnerek deliğe düşmemeye çalışan kakalağı taklit edişini görseydi, belki de 'Başkalaşım' başka türlü yazılmış olurdu...

Bu haber için okuyucularımızın yorumları
Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • en sevdigim  (Yazan: Işıl Şakraker)
  • Genç bilge(ler)  (Yazan: zeynep engindeniz)
  • Rol yapmayan Münir usta  (Yazan: Hüseyin Kıvanç)
  • Dümbüllü'nün mirası  (Yazan: Volkan ÇİLİNGİROĞLU)
  • sanatçılar emekli olmaz  (Yazan: nazife ekinci)
  • baba  (Yazan: mustafa kayabaşı)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 4 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    10

     'Cumartesi' ekimizdeki diğer haberler
    » Unkapanı'na bir-ki!.. - HAKAN GÜLSEVEN
    » Ve karşınızda taksi 'driver'... - MELİS DANİŞMEND
    » Yeme de yanında yat sandviçleri - MELİS DABAĞOĞLU
    » 'Kendini ateşe atmıyorsan, neyi ateşe atacaksın ki?' - NUR ÇİNTAY A.
    » Sandığınız gibi değil - AHMET ILGAZ
    » YOLDAN ÇIKANLAR
    » Şiddetli oyuncaklar!...
    » Opera coşkusu - ÜSTÜN BİLGEN
    » Kelimeler kifayetsiz kalınca... - SEMRA ÇELEBİ
    » Güzel bir kadın gelir ve düzen bozulur... - YEŞİM TABAK
    » SOĞUK DUŞ
    » KİRALIK SEVGİLİ
    » Uzun 'kırmızı' bir yoldayız - HAKAN GÜLSEVEN
    » Özlü Sözler
    » Tasarımlarınızı bekliyor
    » Buyurun balık sofrasına
    » Ev kadınlarına İngilizce
    » Bu gezegene giriş serbest
    » Şu Yemen elleri...
    » Diskotek - Hakan Tamar
    » Başvurular başladı
    » Gece kuşları uyumaz...

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #318
    "Şimdi ben heyecandan unuttum detayları. Bu kızların dışında kalanlara başka şans verilmiyor muydu?"
    Çin'de düzenlenen Miss World 2003'ü stüdyoda iki Türkiye güzeliyle değerlendiren Star sunucusu, finale kalan 20 kızın dışındakilere bir şans daha verilip verilmeyeceğinden emin olmak istiyor. Yani "Ne olur yardım edin Memed Ali Beeey" yarışması değil ki bu...

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.