Radikal-çevrimiçi / Cumartesi / 'Stil sahibinden çok moda kurbanı var'
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  31 Ekim 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Plansız çalışan bir kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer.
Descartes
Tarihte Bugün
Takvimler 31 ekim tarihini gösterdiği zaman...

1922 yılında,
Bakanlar Kurulu’nun Lozan Konferansı delegesi adaylarını belirlemesi: İsmet Paşa, Rıza Nur, Hasan Hüsnü.
1961 yılında,
Türkiye ile Almanya arasında "Türk İşgücü Anlaşması'' imzalandı

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Cumartesi 


'Stil sahibinden çok moda kurbanı var'

FOTOĞRAF: SERKAN TAYCAN
Manken, moda editörü, hatta stil ikonu Ece Sükan, 'vintage' butiğini açmaya hazırlanıyor. Sınırlı bütçeyle de yaratıcı olunabileceğini söyleyen Sükan, 'Stil sahibi insanlardan çok moda kurbanları görüyorum' diyor

07/10/2006 (3687 defa okundu)

MELİKE KARAKARTAL (Arşivi)

Bugüne kadar yurtdışından ve Türkiye'den bir koleksiyoner itinasıyla kıyafetler topladı Ece Sükan. Şimdi bu seçkisine ilave ettiği vintage ve yeni parçalarla moda tutkunlarına yeni bir adres veriyor: 'Ece Sükan Vintage'. Ay sonunda kapılarını açacak olan mekân Nişantaşı'nda, eski Tikina'nın yerinde.
Aslında bu butik kimse için sürpriz değil. Zira Ece Sükan, derin moda bilgisi ve ince zevkiyle hem arkadaşlarının hem de profesyonellerin stil konusunda danıştığı biri. 2000 yılından beri moda editörlüğü yapıyor. Bu 'bilirkişi'lik durumu ise editörlükten gelmiyor aslında; modaya çocukluğundan beri meraklı.
Model olarak kariyerine ise 1997 yılında katıldığı ve üçüncü seçildiği Best Model of Turkey'de (hani Deniz Akkaya'nın da birinci seçildiği yarışmada) başlamıştı. ODTÜ Psikoloji'yi bitirdikten sonra hayatı kıyafetlerin, aksesuvarların içinde yuvarlanarak geçti, geçiyor. Kimi zaman giyiyor -ki kendisi Türkiye'nin en iyi mankenlerinden- kimi zaman da giydiriyor.
2000'den sonra, bilgisi ve zevki sayesinde moda dünyasındaki kariyerinde hızla yükseldi. Öyle ki, 2001'de moda okumak için New York'taki 'Fashion Institute of Technology'e başvurduğunda portfolyosunu gören 'fashion styling' hocası, bu dersin ilk seviyesine onu öğrenci değil, konuk stilist olarak aldı. Beş aylık eğitimle okullu da olan Ece Sükan, şimdi moda editörlüğü ve modellik kariyerinin en parlak günlerini yaşıyor.
Hazır butiğinden havadisler almak için gitmişken, yaşamının içine daldık...
ODTÜ Psikoloji'den mezunsunuz, hem de şeref öğrencisi olarak. Neden psikolog olmadınız?
Fotoğraf ve dergilere olan merakımın farkındaydım ve bu alanda bir şeyler yapmazsam ileride içimde kalacağını düşünüyordum hep. Şöyle bir seçeneğim olduğunu da düşündüm hayatta, beş-on sene sonra, başka işlerle uğraştıktan sonra, yine bir mastır ve üzerine doktora yapıp dönebilirim diye bir açık kapı bıraktım.
Eğitimin kariyerinizde bir yeri, faydası oldu mu?
Tabii, genel olarak tüm hayatın, kişiliğin ve sosyal ilişkilerin üzerinde etkisi olduğunu düşünüyorum. Zaten psikoloji, insanın tüm hayatına yaydığı bir şey, iş ilişkilerinde olsun, arkadaşlıklarda olsun... Ama ben psikolojinin modayla ilişkisinin hep ters orantılı olduğunu düşünürüm. Moda psikolojik bir olgu ama aynı zamanda modanın insanları zorlayıcı bir özelliği var. Tamamen tüketmeye yönelik, ekonomiyle bağlantılı bir durum. Her sezon 'Onu giyeceksiniz, bunu giymeyeceksiniz' diye kurallar konuyor, bu da aslında psikolojinin bize söylediğine ters.
Ama insanın mutluluğu biraz da toplumun beğenisiyle alakalı değil mi?
Doğru; beğenilme, kabul görme isteğiyle doğru orantılı. Durumlar çok iç içe aslında, bu konuyla ilgili çok fazla gözlemlerim olmuştur bugüne kadar. Onları toparlayıp bir şeyler yapabilirim, bir kitap belki...
Küçüklüğünüzde bale yaptığınızı biliyorum, konservatuvara mı gittiniz?
Bu aslında çok sosyal bir çocuk olarak yetiştirilmenin uzantılarından biri; piyano çalmak, bale yapmak, tenis oynamak... Annem tiyatro sanatçısı olduğu için onun sayesinde birçok farklı ve zevkli işi tatmış oldum. Baleye de Devlet Opera ve Balesi'nin açtığı sertifika programlarında başladım. İlkokula giderken bir yandan da üç yıl ona devam ettim, ardından iki sene boyunca oyunlarda bilfiil yer aldım. Ortaokula geçince yarı zamanlı konservatuvara gitmek istedim ama TED Ankara Koleji'ne başlamıştım, o yüzden mümkün olmadı.
Başka neler yaptınız küçükken?
Seslendirme yaptım TRT'de, 'Cumartesiden Cumartesiye' diye bir program vardı, onu yaptım Kayahan'la beraber...
O zaman geçen senelerdeki oyunculuk denemeleriniz damdan düşme bir şey değil...
Tabii, üniversiteye girerken de tiyatro sınavlarına mı hazırlanayım, yoksa üniversite sınavlarına mı diye çok düşünmüştüm. Sonuçta kendi irademle normal bir üniversiteye gitmek istedim, ondan sonra oyunculuk konusuna bakarım diye düşündüm.
Anneniz hayal kırıklığına uğramadı mı?
Tabii, çok şaşırdı, sonuçta bu işlerin içinde büyümüş bir çocuğum, hani 'Kulis tozu yutmuş' derler ya, bale var, seslendirme var, tiyatro var... Annemin her oyununu izlerdim, 'Sacco ile Vanzetti' oyununu ezbere bilirdim... Bu kadar bu işin içinde olup bu işi seçmemek de enteresandı tabii. Ben bu durumu psikolojik olarak değerlendiriyorum.
'Kendini başka bir konuda ispatlamak' gibi mi?
Şöyle, 'Ankara Sanat'ta oynuyor annem, özel tiyatronun zorluklarını görüyorum, bu işin zorluklarını görüp tepki de geliştirmiş olabilirim. Modellik, moda editörlüğü gibi işlere merak salınca, oyunculuk fırsatı karşıma çıktığında çok düşündüm, yapsam mı diye. Sonra açıkçası denememiş olmayı tercih etmedim.
Nasıl hissettirdi oyunculuk?
İyi hissettirdi. Biraz psikolojik terapi olarak da gördüm. Hem de 'Bir şeyden ne kadar faydalanabilirim?' diye baktım bu işe. Oyunculuk yaparken sette fotoğraflar da çektim bir yandan. Moda editörlüğü yaptığım işlerde de kamera arkası çektim ve elimde epey bir fotoğraf birikti. Wim Wenders'ın çok beğendiğim bir kitabı vardır, fotoğrafları onun gibi bir hale sokmak çok isterim.
Sizin için 'stil ikonu' diyorlar, ne diyorsunuz bu işe?
Beğenilmem bana enteresan geliyor aslında. Çünkü daha özgür, daha deneysel, eklektik giyiniyorum, tiplemelere sokabiliyorum kendimi ve bunu anlayacak insanın az olduğunu düşünüyorum açıkçası Türkiye'de. Çünkü çok kalıplaşmış bir beğeni var. Kim bana 'stil ikonu' ifadesini yakıştırıyorsa, çok teşekkür ediyorum. Ben kendimi öyle görüyorum diye iddialı bir şey söyleyemem ama giyinmekten zevk aldığımı ve yaptıklarım dolayısıyla bu işten anladığımı söyleyebilirim.
Peki bizden neden 'stil ikonu' çıkmıyor?
Bizde sokak stili bile yok. İnsanlar New York, Londra, Paris'teki gibi yaratıcı ve özgür giyinmiyor. Dünya şehirlerinde giyim konusunda insanların farklı bir cesareti var. Sokak stili olmayan bir ülkede yaratıcı giyime cesaret edilmez. Zaten bizde 'O oraya giyilmez'ler, 'Ayıp olur'lar, klişeler var. Stil sahibi insanlardan çok moda kurbanları görüyorum. Parayla stil sahibi olunmuyor.
Türkiye'de 'stil ikonu' diyebileceğiniz kimse var mı?
Bu çok iddialı bir kelime ama stil sahibi insanlar var.
Eda Taşpınar mesela?
Evet, o güzel giyiniyor, bir giydiğini bir daha giymiyor, kendine de yakıştırıyor ama ikonik bir karakter olduğunu düşünmüyorum.
Dünya trendlerinin Türkiye'de uygulanabilirliği nedir? Misal, Marc Jacobs'un 'Stam Bag'ini kaç kişi kullanabiliyor?
Giydiğini yakıştıran, trendlerden haberdar ve bunu kendi stiline adapte edebilen insan çok değil. Ama yine de Türkiye'de bu pahalı tasarımlara ulaşabilecek güçte varlıklı insanlar var. Çok uzak uçları yaşayan bir ülkedeyiz. Bu da gelişmekte olan bir üçüncü dünya ülkesi olmamızdan kaynaklanıyor. O çantaların burada da satılması garip bir şey değil dolayısıyla. Bu biraz ilgi ve merakla da alakalı.
Siz alıyor musunuz?
Düşünüyorum, lise zamanlarında sonuçta kısıtlı bir bütçem vardı, ama yine de her zaman güzel giyinmeye çalışırdım, giyinirdim de. Yaratıcılık belki de o şekilde daha çok ortaya çıkıyor. Mütevazı bir şekilde -zaten Ankara'daydım- sınırlı kaynaklarım vardı ama bir şekilde yoktan var edip giyinirdim. Ne zaman kendi paramı kazanmaya başladım, tabii o zaman daha çok marka giymek hevesin oluyor. Zaman geçtikçe ilgi alanlarım daha çok modaya kaydı, daha çok seçeneğim oldu. O zaman şöyle bir pazarlık yapabilirim kendimle: O çantayı çok beğendiysem çok para verebilirim, o zaman da başka şeylerden kısarım. Bu benim kıyafetlere olan tutkumdan dolayı zaman zaman yapabildiğim bir şey aslında, çok çok çok param olmamasına rağmen.
Şu 'Super Lady' meselesine gelelim. Seçici bir insan olduğunuzu biliyoruz, hiç bu yarışmanın kariyerinizi olumsuz etkileyeceğini düşündünüz mü?
Düşünmedim hiç. Dışarıdan sistemin parçası yarışmalardan biri olarak görünse de aslında yarışmanın çok ulvi bir amacı var. Bu kızlar iyi bir eğitimden geçecekler. Bu bir anlamda diğer yarışmalardaki 'Günü kurtar, şöhret ol' mantalitesine verilmiş bir cevap. Burada hammaddeleri bulup, onların ne kadar işlenebileceğini, eğitimlerle nerelere gelebileceklerini göreceğiz. Tabii burada kraliyet ailesine leydi yetiştirilmiyor ama bu kızlar ne işi seçerlerse seçsinler hayatta saygı görebilmek için gerekli olan görgü kurallarını, genel kültürü, nezaketi ve terbiyeyi öğrenecekler. Bu da iyi bir şey! Hiç değilse 16 kişinin böyle bir fırsatı var. Hem bugüne kadar yapılan yarışmalarda genel kültürün g'si geçmemişken bu yarışmanın bunu önemsemesi kayda değer bir olay.
İzlediğim bir bölümde kızlara genel kültür sorusu soruluyordu, bir tanesinin Einstein'a Ariston dediğini (Aristo değil, bildiğimiz bulaşık makinesi markası olan) işittim mesela!
Aslında bence şöyle bir faydası da var bu yarışmanın, böyle bir gerçekle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor ve bu kızlar lise mezunu, şeker insanlar. Böyle bir Türkiye gerçeği de var demek ki. Bunun bence eğitimle filan da alakası yok aslında. Ben de çok şaşırdım bu duruma, biz jüri üyeleri olarak sarsıldık o tip şeylerle karşılaşınca.
Sıfır beden meselesine ne diyorsunuz?
Anoreksik hastalıklar gündemde diye, genç kızları caydırıcı niteliği olsun diye dikkat ediliyor sanırım. Şok diyetlerin, zayıflama çabalarının bu kadarına gerek olduğunu ben de düşünmüyorum.
Çoğu genç kız yediklerini kusuyor sıfır bedene ulaşmak için...
Evet, çok korkunç bir şey bu. Mutlu olmak için sıfır beden olmaları gerekmediğinin empoze edilmesi çok doğru.
Siz sıfır beden misiniz?
Gerçekten bilmiyorum ki tam anlamıyla sıfır beden kaça denk düşüyor. 36 bedenim ama 34 de oluyor zaman zaman, hatta üstte zaman zaman omuzlarımdan dolayı 38 de oluyor, kıyafetin kalıbına göre değişiyor.
Peki yaşınız ilerlediğinde neler yapmak istersiniz? Mesela Türkiye'de Vogue çıksa, yayın yönetmeni olmak gibi bir düşünceniz olur muydu?
Evet, çok güzel bir fikir bu, keşke gelse! Zaten bir şehir efsanesidir, geldi gelecek diye hep konuşulur. Bundan iki sene önce böyle bir şey söylesen cesaret edemezdim ama artık öyle bir iş yapacak kadar birikimim olduğunu hissediyorum. Eskiden olsa kendimi bu kadar bağlayıcı bir işte düşünemezdim, moda editörlüğü gibi daha serbest bir iş düşünürdüm ama yavaş yavaş yaşla da birlikte insan olgunlaşıyor, ayaklarının biraz daha yere sağlam basmasını istiyor galiba.
Ağabeyiniz New York'ta fotoğrafçılık yapıyor uzun zamandır, neticede modanın kalbi de orada atıyor. Kariyerinizi orada sürdürmeyi düşünmediniz mi?
Çok düşündüm bunu açıkçası, orada eğitim aldığım zaman burada henüz bitirmediğim işlerim vardı. Buraya dönüp orada kazandığım bilgileri değerlendirmek istedim. Nasıl olsa tekrar giderim diye düşündüm. Sonra bir türlü uzun süreli gidemedim, hem moda editörlüğü hem de modellik konusunda işlerim çok yoğunlaştı. Artık oraya yerleşme gibi bir düşüncem yok ama gidip gelmeli bir çalışma sistemi oturtabilirim. Sonuçta dünyanın her tarafında iş görür bir portfolyom var, oradaki bazı ajanslarla temasa geçebilirim.
Zaten artık Ece Sükan Vintage var, ayağınız bağlı...
Tabii ama zaten onun için de sürekli gidip geliyor olacağım.
Butik açma fikri nasıl oluştu?
Aslında her şey iç içe geçti, kıyafete meraklıyım, giyinmeyi seviyorum, moda editörlüğü yapıyorum ve bu yüzden çok kıyafet satın alıyorum uzun zamandır. Tam anlamıyla bir koleksiyoner gibi. Mesela Düsseldorf'ta fuara gidiyoruz, arkadaşlarım kendilerine veya hediyelik bir şeyler bakarken ben 'Şunu çekimde kullanırım, bunu çekimde kullanırım' diye saldırıyorum. Kısacası tüm kazandığım parayı kıyafete yatırıyorum ve bunu engelleyemiyorum. Yurtdışına gittiğim zamanlar mesela bir vintage kıyafet gördüğüm zaman giysem de giymesem de, butiğim olsa da olmasa da alırım.
O benim olmalıdır. E madem öyle bu kıyafetleri bir şekilde değerlendireyim, dedim. Zaten daha önce de arkadaşlarla aramızda 'cleaning day'ler, Bebek Parkı'nda, Lucca'da bir şeyler yaptık, maksat elimizdeki kıyafetler 'recycle' olsun diye. Tabii ben bunu günün birinde dükkân yapacağım, vintage konseptli butik açacağım diye düşünmezdim. Ama baktım ki zaman içinde ben bu kıyafetlere epey bir yatırım yapmışım. Sonra 'Acaba böyle bir butik açsam nasıl olur?' diye düşündüm.
Satılanlar hep marka mı?
Yüzde 60-70'i marka diyebilirim. İki 'line' yapmayı düşünüyorum. Hem eski hem de yeni kıyafet ve aksesuvarlar olacak. Paris'teki Colette mantığı yani, birçok marka var ama seçilmiş ürünler satılıyor. 'Ece Sükan Vintage'da da seçilmiş mallar, benim seçkilerim olacak. Hikâyesi olan ürünler satılacak. Türkiye'de daha önce yapılmış bir şey değil bu konsept. İnsanların hoşlanacağını düşünüyorum.

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

(Bu haber için henüz hiçbir üyemiz puan vermemiştir)

 'Cumartesi' ekimizdeki diğer haberler
» Teknolojik markette 'varolabilme' rehberi - Ç. BEGÜM SOYDEMİR
» Pardon 'dizinizin üzerinde' ne haltlar karıştırıyorsunuz?
» 'Eski arabanızı satınız, sıfır bir Anadol alınız' - GÖKHAN AKÇURA
» Şeytana pabucunu ters giydiren film - KUTLUKHAN KUTLU
» Beynindeki çarklar 'klik klik' - SEVİN OKYAY
» 'Bu piyasada adam kaçırma çoktur' - PINAR ÖĞÜNÇ
» Evrimin ışığında inanç ve akıl - SEVGİ YÜKSEL
» Zaman maalesef ve neyse ki geçiyor - YEŞİM TABAK
» Musiki âşıkları Ferhat ile Hüsnü - MERVE EROL
» Barış için savaşanlar - PINAR ÖĞÜNÇ
» Katil o mu? - KEREM AKÇA
» Seksenlerin asi genci büyüdü - KUTLUKHAN KUTLU

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

ÖZLÜ SÖZ #481
"Bir erkeği etkileyip cip aldıracak güzellikteyim. Ama buna ihtiyacım yok."
Burcu Güneş, 150 milyarlık yeni cipini alınteriyle kazandığını anlatırken...

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.