Radikal-çevrimiçi / Cumartesi / Killing gerçekten İstanbul'da!
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  31 Ekim 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Plansız çalışan bir kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer.
Descartes
Tarihte Bugün
Takvimler 31 ekim tarihini gösterdiği zaman...

1922 yılında,
Bakanlar Kurulu’nun Lozan Konferansı delegesi adaylarını belirlemesi: İsmet Paşa, Rıza Nur, Hasan Hüsnü.
1961 yılında,
Türkiye ile Almanya arasında "Türk İşgücü Anlaşması'' imzalandı

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Cumartesi 


Killing gerçekten İstanbul'da!

FOTOĞRAF: ŞAHAN NUHOĞLU
22 Kasım'da Babylon'da, adını bir filmden alan ilginç bir Baba Zula konseri var: 'Killing İstanbul'da'. Efsane karakter 'Killing'i, gecenin mimarlarından biri anlatıyor

18/11/2006 (2542 defa okundu)

GÖKHAN AKÇURA (Arşivi)

Killing ilk kez, İtalya'da bir fotoroman olarak 1965'te yayımlanmaya başladı. Editörü Pietro Granelli'ydi ve Ponzoni Yayıncılık tarafından piyasaya sürülmüştü. Killing fotoromanları iki yıl sonra Türkiye'de Son adlı gazetede yayımlanmaya başladı. Gazetenin tirajı gözle görülür ölçüde arttı, Killing fanatiklerinın sayısı hızla çoğaldı. Bu ilgiyi gören gazetenin sahibi Erol Simavi, Killing'i bir dergi olarak yayımlamaya karar verdi. İlk sayısı 1 Haziran 1967 tarihinde çıkan dergi 19 sayı yayımlandı. Daha sonra Ceylan Yayınları tarafından, 1970'te, bu kez cep fotoromanı boyutunda, 24 sayılık bir seri olarak yeniden çıkarıldı. Killing bugün ancak sınırlı sayıda eski kitapçıda, oldukça zor bulunan bir koleksiyon objesi; bulursanız kaçırmayın.
Türkiye'de (ve aslında dünyada da) Killing'i bir film kahramanı yapmak düşüncesi ise ilk kez Yılmaz Atadeniz'in aklına düştü. Türk sinemasına yönetmen, yapımcı ve senarist olarak 150'ye yakın film kazandıran Yılmaz Atadeniz, önce kahramanın adını Kilink'e dönüştürdü. Ardından karşısına olumlu bir kahraman koydu: Uçan Adam. Killing rolünü Yıldırım Gencer; Uçan Adam rolünü ise İrfan Atasoy üstlenmişti. Kadroya Muzaffer Tema, Muammer Gözalan, Hüseyin Peyda, Ergun Köknar ve Ayton Sert gibi önemli oyuncular katıldı. Filmde oynayacak kadınlar ise, Yılmaz Atadeniz'in deyişiyle 'hassas derecede değer verilerek' seçildi. Killing'in sevgilisi Suzan Avcı'ydı, işbirliği yapacağı şuh kadın olarak ise Mine Soley seçilmişti. Ayrıca Sevinç Pekin, Aynur Aydan, Pervin Par gibi isimler de kadrodaydı.

Hasılat rekoru
Atadeniz aslında aynı anda iki film birden çekiyordu: 'Kilink İstanbul'da' ve hikâyenin devamı 'Kilink Uçan Adama Karşı'. Bu iki film mekânları ve aksiyon zenginliği açısından dikkat çekiciydi. Örneğin Killing ve avanesi, Büyükada'da bir mağaraya giriyor, içerdeki bir kapı açılarak geniş bir sefahat mekânına geçiliyor (aslında Sıraselviler'deki Klüp Suat), ardından arka taraftaki gizli laboratuvar ortaya çıkıyordu (Santralİstanbul olarak yakında yeniden açılacak olan Silahtarağa Elektrik Fabrikası'nın kontrol odaları).
Filimlerde akrobasi hareketleri ve tehlikeli sahneler de bol bol yer alıyordu. Oyuncuların bu tür hareketleri kolayca yapabilmeleri için yer tramplenleri kulanılıyordu. Kilink ve Uçan Adam arabaların üzerinden takla atarak geçiyor, merdivenleri beşer onlar çıkabiliyordu. Yüksek bir yerden korkusuzca aşağıya atlayabilmeleri için de kauçuk yataklar kullanılıyordu. Başarısız olunan tek nokta, o günün imkânlarıyla iyi bir çözüm bulunamayan Uçan Adam'ın göklerde dolaşmasıydı. Ama bu kadar kusuru seyirci de artık hoş görecekti...
Killing filimleri daha çekim aşamasında basının yoğun ilgisiyle karşılandı. Ses mecmuası çekim çalışmalarını kapaktan duyurdu. Yıldırım Gencer Killing giysileriyle İstanbul'un çeşitli yerlerinde halk arasında dolaştırılıp görüntülendi. Fotoğraflarda Galata Köprüsü'nden Eyüp'e, Killing'in Türk insanı tarafından nasıl karşılandığını görmek mümkün. Bugünkü anlamıyla iyi bir PR yani...
Film 1967'de çekildi, 1968'de vizyona girdi. İlgi inanılır gibi değildi. O devirde diyelim Türkan Şoray'lı Hülya Koçyiğit'li bir filmin haftalık hasılatı 5 bin lirayı geçmezken, 'Killing İstanbul'da' bunu üçe dörde katladı. Yılmaz Atadeniz, sadece Eskişehir'den gelen bir haftalık hasılatla, halen oturduğu evi satın aldı. Bu iki filmin başarısından sonra Atadeniz, son olarak 'Kilink: Soy ve Öldür' adlı filmi çekti. Aslında devam etmeyi düşünüyordu, ama ortalık birden Killing filmleriyle dolup taşmaya başlamıştı. Atadeniz şöyle anlatıyor: "Benden sonra o kadar çok kişi Killing filmi yaptı ki... Sadri Alışık'ı bile Killing filminde oynattılar. Ben bu Killing enflasyonu içinde olmak istemedim."
1967'de art arda altı Killing filmi çekildi: 'Mandrake Killinge Karşı' (Oksal Pekmezoğlu), 'Şaşkın Hafiye Killing'e Karşı' (Natuk Baytan), 'Killing Frankenştayna Karşı' (Nuri Akıncı), 'Killing Caniler Kralı' (Çetin İnanç), 'Killing Ölüler Konuşmaz' (Yavuz Figenli) ve 'Dişi Killing' (Aram Gülyüz). Sonraki yıllarda da iki Killing filmi çekildi: 1971 tarihli 'Killing Ölüm Saçıyor' (Birsen Kaya) ve 1974'te çekilen 'Killing Kolsuz Kahramana Karşı' (Müjdat Saylav).

Türk polisi yakalar
Yılmaz Atadeniz'in filmleriyle İtalyan Killing fotoromanlarını karşılaştırırsak, Türk Killing'inin oldukça özgün olduğunu ileri sürebilirz. Aslında yerli Killing, İtalyan aslı kadar acımasız bir katildir. Ama hikâyelerin örgüsünde önemli farklar var. Örneğin 'Kilink İstanbul'da', bir grup insanın İstanbul sokaklarında bir cenaze arabasıyla geçişiyle başlar. Bir villaya getirilen tabutun içinde mumya gibi sarılmış halde cansız olarak Killing bulunmaktadır. Sevgilisi Suzi özel bir ilacı enjeksiyonla ona zerkeder, Killing canlanır. Yılmaz Atadeniz'in ilk iki filmindeki en önemli yorum farkı, daha önce değindiğimiz gibi, Killing'in karşısına olumlu bir kahraman koymasıdır. Bu nedenle sinema seyircisi kendini, fotoroman okuyucuları kadar 'sado-erotik' bir konumda hissetmemiştir.
Atadeniz'in ilk iki filminde Killing'in bir çeteye sahip olduğunu görüyoruz. Oysa fotoromanlarda, sevgilisi Dina'yla işbirliği yapması dışında, her zaman yalnız davranmaya özen göstermiştir. Sevgilisi Dina'nın adının Suzi olması (Suzan Avcı) pek önemli bir değişiklik sayılmayabilir. Ama bir başka kadın daha hayatına girer. Mine Soley, Suzi kadar önemlidir filmlerde.
Yılmaz Atadeniz'in üçüncü ve son Killing filimi 'Kilink: Soy ve Öldür' ise daha önemli farklar taşır. En önemlisi Uçan Adam'ın hikâyede yer almamasıdır. Öte yandan İtalyan adaşından daha insani özellikler taşır. Küçük çocuğunu haydutların elinden kurtarmaya çalışan bir sekreteri nedense hep gözetir. Sonra sık sık polislerle flört eder. Kovalamaca sahnelerinde "Vazifeli ve masum insanlarla benim işim yok," der ve ekler, "Killing hiçbir zaman polis öldürmez." Zaten finalde de Türk polisine yakalanacak, buna adeta sevinecek, "Çok sevdiğim Türk milletinin sevgi ve saygısı bana yeter," diyecektir. Türk polisinin dünyanın en iyi polisi olduğunu söyleyerek ellerini kelepçeye uzatacaktır. İstanbul'a gelen bütün yabancılar gibi, belli ki onun da kalbi yumuşamış ve yarı-Türk olmuştur. Ne de olsa, İstanbul'un havasını koklamıştır...

Yılmaz Atadeniz der ki...
"Filmi çekeceğiz, tabii elbisesini de yapmamız lazım. Muammer isminde bir setçimiz vardı. Aslında sanat yönetmeni demek daha doğru olur, çünkü eli bu işlere çok yatkındı. Hemen lasteks bir mayo aldık, siyah... Onu insan vücuduna eşofman gibi tam yapışacak biçimde diktirdim. İskelet çizgileri onun üstüne fosforlu bir boya ile çizilmeye başlandı. Kafa kısmını yaptılar ve içine girecek insanı düşünmeye başladım. Tabii içinde herhangi bir kimse olmaması gerekiyordu. Çünkü maskeli olup bütün hareketleri çok mükemmel biçimde yapmasını sağlayacak bir aktörün oynaması düşüncesinde çok hedefliydim. Bunun içine Yıldırım Gencer'i koymayı düşündüm. Yıldırım'a giydirdik, fakat maskenin ağzı, herhalde Yıldırım'ın çene kısmı çok geniş olduğundan gülüyor gibi görünüyordu. Muammer'e kafa kısmını resmet, fakat ağız kısmını Yıldırım'a geçirdikten sonra çiz, dedim. Böylece o maskeyi elde edebildik. Bu çalışmalar sonunda elimizde dört tane Killing elbisesi oldu. İlerde bunları sinema galalarında veya film sinemada oynarken oradaki görevlilere giydirip filmin reklamını yapmak için kullandık. Bir de dublörleri kullanırken işe yaradı. Killing herhangi bir sütunun arkasından geçerken, o sütunun arkasında ikinci bir giyimli Killing koyuyordum. Böylece aynı plan içinde birçok hareketleri ona yaptırma fırsatını tanıyorduk. Yani aynı planda iki ayrı Killing'i sürpriz bir şekilde çekme şansını yakalıyorduk. Bunlar o dönemde önemli şeylerdi."

'Piyasada kurukafa maskesi bitmiş!'
'Killing İstanbul'da' gecesini bir de Baba Zula cenahından, Levent Akman'dan dinledik
"Killing bizim çok sevdiğimiz bir karakter. Bir kere Türkiye'ye uyarlanma macerası komik. İtalya'da kadın öldüren, bayağı kötü bir tipken, Türk versiyonu aksine kadınları kollayan, iyi biri. Bir dönem için çok bereketli bir konu; filmler var, fotoromanlar var. Biz de bu filmlerden bazı diyalogları sample olarak aldık, seçtiğimiz kendi şarkılarımız bu diyaloglarla birlikte akacak. Yine filmlerden seçtiğimiz 15- 20 dakikalık görüntüler üzerine de canlı doğaçlama bir performans düşünüyoruz. Biz tabii ki Killing kostümlüyüz, insanlar da öyle mi gelecek bilmiyorum.
Ama o gece bizimle dans edecek Sema Yıldız'ın maske yapıp satan bir arkadaşı varmış, onun dediğine göre elinde hiç kurukafa maskesi kalmamış. Bütün kurukafalar Babylon'da toplanacak galiba."

İSKELETLİ FURYA
Türkiye'de ve aslında dünyada ilk kez Killing'i bir film karakteri yapan Yılmaz Atadeniz. Yerli versiyon 'Kilink' önce İstanbul'a geldi, sonra karşısında Uçan Adam'ı buldu.
1967'de art arda altı Killing filmi çekildi: 'Mandrake Killinge Karşı' (Oksal Pekmezoğlu), 'Şaşkın Hafiye Killing'e Karşı' (Natuk Baytan), 'Killing Frankenştayna Karşı' (Nuri Akıncı), 'Killing Caniler Kralı' (Çetin İnanç), 'Killing Ölüler Konuşmaz' (Yavuz Figenli) ve 'Dişi Killing' (Aram Gülyüz). Sonraki yıllarda da iki Killing filmi çekildi: 1971 tarihli 'Killing Ölüm Saçıyor' (Birsen Kaya) ve 1974'te çekilen 'Killing Kolsuz Kahramana Karşı' (Müjdat Saylav).

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

(Bu haber için henüz hiçbir üyemiz puan vermemiştir)

 'Cumartesi' ekimizdeki diğer haberler
» 'Kader'de 'İlk Aşk' varmış!.. - ŞULE ÇİZMECİ
» Korkunun hacete faydası yok - AYŞEGÜL OĞUZ
» Çevresel form için şok diyet! - GÖKÇE ACAR
» Has usta ayrıntıda gizlidir - MELİKE KARAKARTAL
» 'Hiç mi yok?' meselesi - PINAR ÖĞÜNÇ
» Validelere yeni rakip: 'Puset friendly' peder - GÖKÇE ACAR
» Gevende'ye kız verilir mi? - PINAR ÖĞÜNÇ
» İşine gelince 'aileden', gelmeyince plastik tabak - PINAR ÖĞÜNÇ
» Bond... Ama hangi Bond? - KUTLUKHAN KUTLU
» 'İnsan ruhunun belgeseli' - SEVİN OKYAY

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

ÖZLÜ SÖZ #563
"Kenan Evren'in Bodrum günlerini konuştuk..."
5N1K'nın 1000. programında o güne kadarki konuklar ve konuları anlatan dış ses Marmaris'in 'Paşa'sıyla ile Bodrum'un 'Paşa'sını karıştırırken...

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.