Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  9 Şubat 2010 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir.
Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...

1921 yılında,
Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu.
1995 yılında,
Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Cumartesi 


Vergilendirilmiş kazanç kraliçesi

Vergilendirilmiş kazanç kraliçesi
Türkiye'nin en ünlü genelev patroniçesi, en garip vergi rekortmeniydi.16 Şubat 2001'de ölen Matild Manukyan, Türkler sofrasında bir Ermeni, kurtlar arasında bir mama, erkek dünyasında bir kadın olarak direndi

10/02/2007 (2729 defa okundu)

MERVE EROL (E-mektup | Arşivi)

Uygulamalı ev ekonomisi hocası
Hrant Dink'in göstere göstere öldürülüşü, Türkiye'de bir Ermeni ya da herhangi bir başka azınlık olarak varolmanın ne kadar zor olduğunu bir kere daha gösterdi. Çok göz önünde olmadıkça, evet, kendi adınızla sanınızla, düpedüz devşirilmeden, belli çevrelerde yaşayabilirsiniz. 'Topluma mal olacak' bir işte çalışıyorsanız, diyelim sanatçı filansanız, isim değiştirmek hayrınıza. Ama bir büyük şehrin elit bir çevresinde olmayıp da Agop, Rober, Hrant olarak yaşayacaksanız, vay halinize!..
Hrant Dink, hep söylediği gibi, bir Anadolu âşığıydı. Ermeni tehcirinin ve katliamının en çok yine bu topraklara darbe vurduğunu, ustalığa, tecrübeye sahip, yerleşik bir halkın bire kadar kırılmasıyla, bu toprakların yüzyıllar boyunca edindiği birikimin de kökünün kazındığını düşünüyordu. Haklıydı.
Sırf sinemaya, müziğe baksak bile, İstanbul'da kalan bir avuç azınlığın ne kadar hayati roller oynadığını görüyoruz. Yine de, Ohannes Kemer olarak bas çalabilir, Norayr Demirci olarak aranjman yapabilirsiniz de, Asu Maralman olmadan şarkı söylemek, afişe Kenan Pars, Sami Hazinses yazdırmadan rol kesmek zordur. Gerçi Maralman gibi 70'leri Türkçenin en iyi pop solistlerinden biri olarak geçirdikten sonra, 80'lerin başında, dönemin meşhur haftalık magazin gazetesi tarafından 'Ermeni'dir' diye hedef gösterilip müziğe küstürülmek de var. Ya da gün gelir, annesinin Ermeniliği yüzünden çektiklerini belki solculuk işlerinden çekmeyen Cem Karaca gibi, 'Karabağ'da talan var' diye şarkılar da yaparsınız...
Yakın tarihimizde, Türkler sofrasında bir Ermeni, erkekler sofrasında bir kadın, kurtlar sofrasında bir mama olarak varolmuş bir figür de var ama. Her nasıl olduysa, Matild Manukyan, Türkiye'nin en büyük genelev patroniçesi, vergi rekortmeni sıfatını da taşıyarak 87 yıl gördü İstanbul'da. Öyle ya da böyle, mücadele dolu bir 87 yıl...
Tam da 1914 yılında, Sultanhamam'da manifaturacılık yapan babası Manuk Efendi'nin dört çocuğundan biri olarak, Sütlüce'deki konakta gözlerini açıyor Matild Manukyan. Ailenin tek kızı. Anne Rozine okumaya düşkün, baba yüksek tahsilli. I. Dünya Savaşı'yla beraber işler bozulsa da, Manuk Efendi kızının da iyi bir tahsil görmesinde ısrarlı, Matild'i Notre Dame de Sion'a yazdırıyor.
16 yaşına geldiğinde, dönemin gözde mesleklerinden biri olan, ayrıca hayırlı bir izdivaç için avantaj addedilen terziliğe gözünü kestiriyor Matild. Lucia Hanım'ın yanında mesleğin abecesini öğrendikten sonra yetenekli olduğu görülüyor ve sosyete terzisi Maksud'un yanına kalfa giriyor.

Ata'dan torpilli
Cumhuriyet çoktan ilan edilmiş, savaştan muzaffer çıkanların İstanbul'la hesapları dürülmüş, Atatürk İstanbul gecelerinin gözde siması olmuştur. Muasır medeniyet ve cemiyet hayatının olmazsa olmazlarından baloların biri bitip biri başlamakta, Matild de Pera gecelerinde arz-ı endam etmektedir. En azından okul hayatı itibarıyla, Cumhuriyet'in katı kuruluş ideolojisiyle yetiştiğini söylemek mümkün. Buna bir de Atatürk efsanesini ekleyin:
"23 yaşındaydım. Pera Palas'taki balolarda zaman zaman Büyük Kurtarıcı'yı uzaktan görme şansım olmuştu. O yıllarda Florya'da denize girilirdi. Biz de deniz banyosu için oraya gitmiştik. Yolda bir araba durdu, baktım, Büyük Kurtarıcı. Denize gelmiş. Siyah mayosu, sarı saçları, mavi gözleriyle hayran kaldık. Ata'ya doğru koşmaya başladım. Koruma polisleri bana engel olmak istediler. Uzaktan bağırdı: Bırakın çocuğu! Sonra da beni yanına çağırdı, adımı sordu. Matild, efendim dedim. Boynuna sarıldım ve onu iki yanağından öptüm. Bu, benim yaşamımın en değerli anısı..."
Atatürk öldüğünde haftalarca kendine gelemeyen, evinin duvarlarında onun için yazdığı akrostişli şiirleri asılı tutan, tam bir Cumhuriyet kızı Matild Manukyan. Ama işte bazı devirlerde, bazı yerlerde hayat kurucu ideolojiyi tam dinlemiyor, türlü çeşitli gailelerden sonra planlar da tutmuyor. Eski saf Kemalist kız, bir Doğu Roma patroniçesi oluveriyor...
Yine 'dansing'de tanıştığı Aram Çilingir'le evlenirler. Aram bey zengin bir mühendistir, şaşaalı bir hayatı artık beraber sürdürürler. II. Dünya Savaşı'nda kocasının işleri bozulurken, Matild de tek çocuğu Kerope'ye hamiledir. Çaresiz, terziliğe, Terzi Maksud'un yanına döner. Perde diktiği Behice adlı bir müşterisinin borcu giderek kabarmaktadır. Nihayet Behice hanım, borcunu ödeyemeyeceğini, en iyisinin 'ev'ine ortak gelmesi olduğunu söyler. Matild ne kastettiğini daha sonra anlayacaktır. Behice hanım müsterih olmasını, parayı bankaya yatıracağını söyler. Para bir türlü gelmeyince, Matild çareyi bir eşarpa bürünüp Abanoz Sokak'a gitmekte bulur. Gidiş o gidiş...

'Vergi benim namusumdur'
Kendisi bazen servetini terzilikten edindiğini söylese de, Matild Manukyan'a inanmamız için bir sebep yok. Bir süre sonra eşi Aram ölünce oğluyla baş başa kalan Manukyan, herhalde iyi para getirdiğinden, yeni işine alışmaya başlar. 1963'e gelindiğinde evlerinin sayısı 25'e çıkar. Abanoz Sokak'tan Yüksekkaldırım'a taşınma gündeme geldiğinde de yeni duruma ayak uydurur. Bir yandan da sürekli gayrimenkule yatırım yapar. Şişli Camii'nin yanındaki evinde yapılan bir söyleşide, 'Şuralarda apartmanlarım var' diye koluyla boylu boyunca Halaskârgazi Caddesi'ni gösteriyordu. Gerçekten de, sayısını bilemeyeceği kadar mülk edinmişti çoktan: İstanbul'da 500 daire, 70 işhanı, iki fabrika, Yalova'da 200 daire, Antalya'da beş otel, bir sürü arsa, üstüne koca bir yat, ufak tefek de olsa bir Rolls Royce, hazine değerinde ziynet eşyası ve nakit para...
Özal döneminin vergi rekortmeniydi Manukyan. 1987 yılında 14. sıradaydı, iki sene sonra 566 bin dolarla zirveye yerleşti, beş sene boyunca birinciliği kimseye kaptırmadı, 14 yılda yaklaşık 10 milyon dolarlık vergi ödedi. Oyma koltukların, masaların, örtülerin üst üste bindiği salonunda, ödüllerin, plaketlerin arasında bir pirinç levha asılıydı: "Vergi benim namusumdur. Matild Manokyan." (Soyadının aslında Manokyan olduğunu, hep yanlış yazıldığını söylüyordu.)
Pek çok bağış yaptığını, bunların adresini zikretmekten kaçındığını biliyoruz. Bazı hastanelerin bu bağışları reddettiğini de. Bürokratlarla, politikacılarla arası iyiydi. Fakat bir ödül gecesinde Tansu Çiller onunla aynı sahnede yer almaktan imtina etmişti. Mehmet Şevki Eygi gibi yazarlar da Çiller'e destek çıkıyor, Türk kızları üstünden para kazanan, üstelik bir de Ermeni bir kadının vergi rekorları kırmasına ifrit oluyordu. Bir cami yaptırmak istediğini söylediğinde tepkiler iyice yükseldi, ama Diyanet'in de desteğini aldı. Manukyan bir bombalı saldırıya da uğradı, ama sonradan bu saldırının korumasını hedef aldığı söylendi. Onu da hedef alabilirlerdi. Durumu kimse 'içine sindiremiyordu' neticede...
Halbuki ortada şaşılacak ne vardı? Özalizmin en keskin zamanlarında, ancak vergi vermeyi bir namus meselesi haline getiren biri o ödülleri, plaketleri hak edebilirdi. Şirket mülkiyetini başkalarının (uzak akrabaların, hatta çaycının) üzerine geçiren sermayedarlar, binbir şirketin hesaplarını iç içe karmakta, off-shore'larda kaybetmekte mahir holding sahipleri, kamu kaynaklarına çöküp bir de üstüne kamuyu borçlandıran tekeller arasında, en hor görülen sektörün en büyük patronu işte adeta bir namus veriyordu. Matild Manukyan'ın o kadar parayı nasıl kazandığı sorusu bir yana, çok daha fazlasını kazandığını bildiklerimizin nasıl o kadar cüzi miktarlarda vergi verdiği sorusu duruyor ardımızda...

Mama'nın iş ahlakı
Matild Manukyan'ın 'kızlarına' nasıl davrandığı da bir muamma. Kendisi her zaman sağlıklı bir ortamı gözettiğini, çalıştırdığı kadınlardan bazılarını hatta evlendirdiğini söylese de, son dönemlerde küçük kızları çalıştırmaktan takibata uğradığını da biliyoruz. Mafyaya kuruş vermediğini söylese de, herhalde o kadar sessiz sakin bir sektör de değil bu.
Mirası oğluna geçtiğinde, evleri kapatan Kerope Çilingir de kadınlara üç kuruş karşılığında senet imzalatmış, yıllarca biriken sigorta ve tazminat haklarını iç etmiş, bunun üzerine kadınlar örgütlenerek hak aramaya başlamışlardı. Ama bu miras devrine kadar tıkır tıkır işleyen bir sistem olduğuna göre, bir 'iş ahlâkı'ndan da bahsedilebilir belki. Zanaatkârlıktan dem vurmuyor muyduk? Bugün, ekmek parası kazanmak için Türkiye'ye gelmek isteyen Rus ve Doğu Avrupalı kadınları pasaportlarına el koyarak, dayağa mahkûm ederek çalıştıran köle tacirleri, çocuk yaşta kızlara toplu olarak yıllarca tecavüz eden kerli ferli 'normal' vatandaşla karşı karşıyayız.
Erkek şiddetinin, etnik ayrımcılığın ortasında, yıllarca ayakta kalan bir figür Matild Manukyan. Cumhuriyet tarihinde aklımıza bir çırpıda geliveren ilk 'iş kadını' galiba o. AKM'deki ödül törenlerinde, adları türlü çeşit katakulliyle de anılan bir sürü muteber işadamı arasından sahneye süzülüşü, ironik bir kahkaha anı gibi yakın tarihimiz için.
Ece Ayhan, Çanakkaleli Melahat'in Çanakkale'ye heykelinin dikilmesini talep ediyordu. Manukyan için Şişli'yi öneriyoruz. Kadın, Ermeni, vergi rekortmeni bir mama olarak varlığı namuslu hırsızlıkları, iki yüzlü bir ahlâkçılığı işaret ettiği için...

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 6 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
8

 'Cumartesi' ekimizdeki diğer haberler
» Hisli aksiyonda Musa ile Funda - PINAR ÖĞÜNÇ
» Bildiğiniz dondurma markası değil!
» Tapınaklar diyarından masallar - KEZBAN ARCA BATIBEKİ
» Laibach usulü İstiklal Marşı - MERVE EROL
» Karanlık çağdan öncü sanat çıktı - ŞULE ÇİZMECİ
» Döndüler: Eyvah mı, yaşasın mı? - MURAT MERİÇ
» 'Çin malı çiçekli basma bile var' - PINAR ÖĞÜNÇ
» Kötü adamların en iyileri - KUTLUKHAN KUTLU
» Frikikten fazlası - SEVİN OKYAY
» Nihai amaç: Dünya müzik festivali
» Karalar bağlıyoruz - SEVİN OKYAY
» Sinema yazarının favori tamlaması - KUTLUKHAN KUTLU

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

ÖZLÜ SÖZ #326
"Ulan delirtme beni. Aldın, götürdün paraları. Nerede o paralar?"
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Uzanlara soruyor.

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.