Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  9 Şubat 2010 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir.
Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...

1921 yılında,
Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu.
1995 yılında,
Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Cumartesi 


Mucit sıkıntısı

Mucit sıkıntısı
'Türk Mucit'in jürisi de Murat Birsel gibi 'nepotizm'den mustaripti.
'Türk Mucit', bu toplumun çeperlerinde, kılcallarında yaşayan insanlarını gösterdi; alın size 'derin Türkiye'...

30/06/2007 (1214 defa okundu)

ORHAN TEKELİOĞLU (E-mektup | Arşivi)

Hani insan bazen Azeri TV'sindeki eğlence programlarına bakar ve aklına 70'ler TRT'sindeki dekorlar, tuhaf makyajlı şarkıcılar, donuk bakışlı sunucular gelir ya, ben de 'Türk Mucit' yarışmasını izledikten sonra benzer bir hisse kapıldım. Aslında, günümüz Türk TV'sinde 'zaman tüneli' durumundan kurtulduğumuzu düşünüyordum. Yaygın izleyicisi olan kanallarda iyi kötü bir profesyonellik oluşmamış mıydı? TV ile yatıp kalkan bir toplumun bireylerinde kamera 'korkusu', gündüz kuşağı kadın programlarına katılan, profesyonelleşen birçok 'katılımcı-yorumcu', 'korsan-bildirici' hanımefendilerle bitmemiş miydi? Sunum da iyice olgunlaşmış, stüdyoyu avucunda tutan, seyirciyle diyaloğa giren, hazırcevap birçok program sunucusu, jüri üyesi ortaya çıkmamış mıydı?
Türkiye'nin en ciddi yüzlü ve temelde haber TV'si olan NTV'de yapılan 'Türk Mucit' yarışmasında, 'zaman tüneli' tekrar ortaya çıktı ve beni yıllar öncesine götürdü. Hatırladığım kadarıyla, 90'ların başında Öztürk Serengil tarafından sunulan 'Gülelim Güldürelim' diye bir yetenek yarışması vardı. Günümüzdeki 'reality show'ların bir tür 'alaturka öncüsü' olan bu programda, yarışmacılar başta taklit olmak üzere 'komiklikler' yapar ve ünlü komedyenler tarafından oluşturulan bir jüri tarafından puanlanırdı. Çoğu amatör olan bu yarışmacılar (bu yarışmadan örneğin, Yasemin Yalçın'ı hatırlıyorum), programı amatörce sunan, katılımcılarla 'anlaşılmaz' tanıtım röportajları yapan ve ardarda pek de komik olmayan espriler patlatan Öztürk Serengil ile kendilerini acayip komik sanan jüri üyesi-komedyenlerin berbat bir karışımını oluşturuyordu. Programı seyredince canınız sıkılıyor, gülmek bir yana, sürekli aynı esprilerden, taklitten başka bir şeye yeltenmeyen bir komedi anlayışından beziyordunuz. Zaplasanız da olmuyordu, öteki kanallar da TRT'nindi ve uzaktan kumanda bile pek bulunmazdı.
Benzer bir his, 'Türkiye'nin haber kanalı'nda da içimi dağladı. Halbuki, şovun adını duyunca umutlanmış, orijinali 'American Inventor'dan örnekleri YouTube'dan izlemiştim. En önemli icadı 'taharet musluğu' gibi duran bu memleket, dünya toplumlarına bambaşka icatlar sunabilecekti! Anadolu'nun ücra köşelerinde müthiş icatlar yapmakta olan mucitler, bu program sayesinde, icatlarını bize gösterebileceklerdi. Heyecanlanmışım işte ne yapayım? Programı izleyince, heyecanım sönüverdi, amatörlükler zincirinin her bir parçasında şaşkınlık geçirmekten kendimi alamadım.
İlk şaşkınlığım bizzat programın sunucusuna dairdi. Yıllardır TV'lerde program yapan Murat Birsel, programı hakkıyla idare etmekten çok uzaktı. Değil üç dakika (yarışmacılara halk önünde projelerini sunmak için verilen zaman), üç saat verseniz, aynı sözleri kem küm ederek söyleyecekleri belli olan yarışmacılara yardım etmeye çalışıyor, bazen öteki jüri üyelerini de bu işe ortak ediyordu. İşin 'adil olma', 'herkese eşit davranma' kısmı açıkça ihlal edildi. Bu arada ne yazık ki bir sunucu olarak Türkçesi de bir şeye benzemiyordu, sürekli düşük cümle kuruyordu, ne dediği pek anlaşılmıyordu.
Zaman tüneline dönersek, Öztürk Serengil'in yetenek yarışmasından da benzer davranışlar hatırlıyorum. Heyecanlanarak kötü espriler yapan ya da açıkça, komiklikten nasibi olmadığı belli olan yarışmacılarına dostluk gösterilerine girişir, onları mesela keline ('kelaj') dokundurur, bir de 'yeşşe' falan diyerek kendince moral vermeye çalışırdı. Niyetinin iyi olduğu açıktı ama yine de sonuç değişmiyordu, yardım ettiği yarışmacılar komik falan değildiler.
'Türk Mucit'in jürisi de farklıydı. Hepsi alanlarında tanınan isimlerden oluşan bu jüri, Allah'tan popstar jürisi ve muadillerine benzemiyordu, yani yarışmacılara saldırma, onlarla uğraşma, hatta aşağılama gibi işlerle uğraşmıyordu. Aksine, onlar da, aynen Murat Birsel ile akor tutturmuş ve 'nepotizm' hastalığına tutulmuşlardı, Yarışmacılara çocukları gibi davranıyor, sanki onların yerine yarışıyor, jüri olmakla hiç bağdaşmayan bir tutum sergiliyorlardı. Jürinin tutumu, yani sevdiklerine akrabaları gibi iltimasta bulunma eğilimi (nepotizm), kabul etsek de etmesek de, bu ülkedeki en yaygın ve hastalıklı sevme biçimi. Tehlikesi şu; böyle sevince/sevilince 'eşitlik' olamıyor, hiyerarşik bir sevgi, özellikle sevilen için hayırlı olmuyor. Eminim yarışmadan sonra, bazı yarışmacılara neden iyi sunum yapamadın diye, sevenleri tarafından ağır sitemde bulunulmuştur.
Yarışmanın asıl iç parçalayan yönü buydu zaten: Mucitler icatlarını sunamadı! Kazanan hariç, yarışmacıların hiçbiri doğru dürüst konuşamıyor, ezberledikleri birkaç genelgeçer söz hariç, somut olarak projelerini anlatamıyorlardı. Tamam, bazıları çok komikti ve programa reyting garantisi olsun diye katıldığını sandığım Cem Yılmaz'dan övgü alıyorlardı ama yine de, ürün anlatılmıyordu. Örnek mi? Finale kalan tek kadın mucit, sürekli olarak su hayattır, suları israf etmeyelim dedi durdu, o kadar. Mutfakta kullanılan ve kirlenen suyla, nispeten temiz kalan suyu ayıran manivela sistemini bir türlü anlatamadı. Daha sonra onun yardımına koşan bir jüri üyesi tarafından fikir anlatıldı da icadın ne işe yaradığını anladık. Hoş, bunun neresi icattı, o da pek açık değildi.
Zaten, işin acıklı bir diğer yanı da buydu. İcat diye sunulanların çoğu icat falan değildi. Çoğunun önceden icat edilmiş olabileceği çok açıktı, zaten jüri üyesi Prof. Dr. Mustafa Akgül'ün bir yarışmacıya ısrarla sorup cevap almamasından anlaşılıyordu ki, mucitlerin çoğunun internetle pek bir alakası yoktu. İcat diye düşündüklerinin benzerlerinin olup olmadığını kontrol etmemişlerdi, bu işi bizzat jüri yapmıştı!
Gelelim işin en acıklı yanına. Türk-mucitlerin dünyası küçücüktü, kendi evlerinden ya da atölyelerinden başlıyor, komşuların evlerindeki ya da mahalledeki hırdavatçıda bitiyordu. Dünyadaki teknolojik gelişmeleri izlemeyi gerektiren, varolana yaratıcı bir ekleme yapan, yenilikçi (inovatif) bir uygulama ya da yepyeni bir icadın bu topraklarda yapılamayacağını, bu yarışma tescilledi. Kendine kapalı, sadece gündelik dertleriyle meşgul insanların boş zaman meşguliyetlerinin ürünü bir sürü 'icat' gördük ve sadece görmüş olarak kaldık.
Yarışmayı kazanan icada gelince, icattan çok mucidin sosyolojik özellikleri daha önemliydi diye düşünüyorum. Yabancı dil bilen, iyi eğitimli, konusuna vakıf, çok düzgün bir Türkçe'yle ve profesyonelce sunum yapan tek mucit olarak yarışmayı kazandı. Kazandı da, nasıl kazandığını kendisi bile anlamadı. Kazandığı andaki yüz ifadesi büyük bir şaşkınlıktan başka bir şey değildi. Aldığı yüzde 20'nin biraz üstündeki oyun kaynağı belli ki 'Beyaz Türkler'di. Rakip mucitlerin destekçilerinin ne SMS atacak paraları vardı, ne de olanakları! Çoğu, o anda o kanalı izlemiyordu ki! Neden mi? Bu yarışma, bir 'reality show' olarak kesinlikle yanlış bir kanaldaydı da ondan. Reyting ölçümlerinde bulunmasa da NTV, eğitimli insanların, orta ve orta-üst tabakanın izlediği bir kanal ve burada, sosyolojik profili bu kanalla ilişkisiz mucit ve destekçilerinin şansı neredeyse sıfır. Keşke olanak olsa da, aynı yarışma başka bir kanalda yapılsa, bakın o zaman sonuçlar nasıl değişir. Tabii ki jüriyi de değiştirmeniz lazım. Sunucu kalabilir.
Hani, geçenlerde Başbakan birdenbire 'derin Türkiye'den söz etmişti ki bazıları öyle anlamasa da, bence kastettiği, bu toplumun ortalarda görünmeyen, fark edilmeyen, kendi dünyalarında, yoksul mahallelerde yaşayan insanlarıydı. 'Türk Mucit', bu toplumun çeperlerinde, kılcallarında yaşayan bu insanları, fark ettirmeden, bizlere gösterdi diye düşünüyorum. İşte alın size 'derin' bir Türkiye resmi, ne yaparsanız yapın!

Bu haber için okuyucularımızın yorumları
Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • Televizyon...  (Yazan: aziz yılmaz)

  • (Bu haber için henüz hiçbir üyemiz puan vermemiştir)

     'Cumartesi' ekimizdeki diğer haberler
    » Festival yıldızlarını 'bir bilen'leri anlattı
    » 'Vişneyle kiraz karışmaz' - PINAR ÖĞÜNÇ
    » Milli Tarih - MURAT TOKLUCU
    » Organik yıldönümü
    » Karaburun ütopyası
    » Çağrı merkezlerinde isyan var - AYŞEGÜL OĞUZ
    » %52'ci gençlerin öfkesi %100 için - PINAR ÖĞÜNÇ
    » Dolu yaşamak için aksiyon zamanı - ESRA OKUTAN
    » 'Haberlere bakarak ağlıyorum' - MELİKE KARAKARTAL
    » Nikbin olunuz - AYÇA ŞEN
    » İşte bunun mozaiği! - UĞUR BİRYOL
    » Eski yıldızları ne yaparlar? - SEVİN OKYAY
    » Erkeklerin cefası - YEŞİM TABAK
    » Otantizm ve egzotizm dolar getiriyor - ŞULE ÇİZMECİ

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #369
    "Kızım memlekette başka erkek mi kalmadı, birbirinize giriyorsunuz? Bak gencecik kızsın, başını belaya sokuyorsun. Sonra sen nasıl bir erkeğin
    evinde sabahlıyorsun, yazık değil mi sana?"
    Beraber yaşadığı nişanlısını yakın arkadaşı ile aynı yatakta basan hostes J.A. hâkim tarafından azarlanıyor.

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.