Radikal-çevrimiçi / Cumartesi / En yakýn þahidi iki göz 'Yumurta'yý anlatýyor
Radikal-çevrimiçi
<  Ý N T E R N E T  B A S K I S I  >  25 Mayıs 2013 
 Kodunuz: Åžifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 YaÅŸam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Bütün dehamý, bütün eserlerimi, akþam yemeðine geç ya da erken gelmemle candan ilgilenen bir kadýn uðruna feda etmeye razýyým.
Turgenyev
Tarihte Bugün
Takvimler 25 mayýs tarihini gösterdiði zaman...

1935 yýlýnda,
I. Türk Basýn Kongresi toplandý
1942 yýlýnda,
Ereðli ve çevresinde yaþayan erkekler için konulan 'kömür madenlerinde çalýþma zorunluluðu' kaldýrýldý.
1983 yýlýnda,
Þair, yazar, gazeteci ve fikir adamý Necip Fazýl Kýsakürek Ýstanbul'da vefat etti.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satýþ tarihinden iki gün sonra internete aktarýlmaktadýr.

Haberi YazdýrYazdýr Haberi YollaYolla Cumartesi 


En yakýn þahidi iki göz 'Yumurta'yý anlatýyor

KOLAJ: MERT GÜRELÝ
Çekmeyi istediði filmi anlattýðý gün, o aný gerçekten yaþamýþtýk birlikte. Görsel zekâsý güçlü biri deðilimdir. Halbuki Semih baþtan aþaðý kocaman bir 'göz'dü. Hayatýmýzýn en isabetli kararlarýný ortada hiçbir þey yokken bile görebilen gözleri vardý

03/11/2007 (1178 defa okundu)

LEYLA ÝPEKÇÝ (ArÅŸivi)

Semih'le dokuz yýl önce tanýþtýðýmýzda Radikal'de 'Karþýlaþmalar' adlý çok sevilen bir köþesi vardý. Resimle ve þiirle olan iliþkisinin görünür görünmez boyutlarý yazýlarýna yansýyordu zaten. Ama bana çekeceði filmin hikâyesini görsel ayrýntýlardan, atmosferden, renklerden, oyuncunun yüzüne düþen ýþýktan, yazmaya çalýþtýðý karakterdeki ruh deðiþimlerinden bahsederek anlattýðýnda, filminin temalarýný ancak bu verilerle geliþtirebileceðini sezmiþtim. Birçok baþka þeyi anlamak içinse filme para aramakla geçirdiðimiz iki yýl sonrayý beklemem gerekecekti.
Çalýþacaðý her oyuncuyu, filmleri için kullanacaðý her mekâný, on saniyelik bir karede sadece gözükme ihtimali bulunan kalabalýk bir yeri, belki hiç gözükmeyecek ama orada varlýðý olmazsa olmaz onlarca minik ayrýntýyý; velev ki bir ayna, bir çalarsaat veya toz zerresi olsun, herkesi ve her þeyi ne kadar uzun ve titiz araþtýrmalardan sonra seçtiðini gördükçe þunu fark edecektim: Semih baþtan aþaðý kocaman bir 'göz'dü. Ve hayatýmýzýn en isabetli kararlarýný ortada hiçbir þey yokken bile görebilecek gözleri vardý.
Bana çekmeyi istediði filmi anlattýðý gün, o aný gerçekten yaþamýþtýk birlikte. Görsel zekâsý güçlü biri deðilimdir. Bana hakikatin kapýlarý hep kelimelerle açýlýr. Halbuki Semih balkondan uzaklara bakarken bir beyazperdede göstermiþti bana o filmi. Kendi dünyasýný kurabilen ve hayal edilmeyen bir þeyin 'gerçekliðinin eksik kaldýðýný' içinden bilen biriydi. Ona inanmýþtým.
Ýlk filmin çekimleri baþlamadan Radikal'de yazmayý býraktý. Reklam yönetmenliðini de, dergilere yazdýðý sanat eleþtirilerini de, kimisi yayýmlanmýþ þiirlerini ve birçok baþka þeyi de -mesela sigara- býraktý. Kendini tümüyle sinemaya vermek istiyor, bunun getireceði tüm ekonomik zorluklara katlanmayý göze alýyordu. Baðýmsýz kalabilmek kolay olmadý. Kendi filmlerimizin yapýmcýlýðýný, bir yandan da ortak yaþantýmýzdaki sorumluluklarý üstlenebilmek için maddi imkânlarý hep yine 'sinema'nýn içinde bulmaya çalýþtýk.
Zor, yýkýcý, yýpratýcý dönemlerimiz oldu. Ama özellikle ikinci filmimiz 'Meleðin Düþüþü', dünyanýn hemen her kýtasýnda 34 festivale seçilip 17 ödül aldýðýnda, artýk çeþitli yabancý senaryo ve post prodüksiyon yarýþmalarýna katýlmayý, oralardan minik minik fonlar kazanmayý, yapým ortaklýklarý için uluslararasý buluþmalara davet edilerek yabancý yapýmcýlar edinmeyi baþaracak hale gelecektik. Aramýza bize inanmýþ birbirinden kýymetli genç arkadaþlar katýldý. Senaryo yazarken bir süre sonra artýk benimle deðil daha çok Orçun Köksal'la itiþiyor, yabancýlarla iliþkileri, maddi düzenlemeleri (ki hayatýmýzýn çoðunu bu tür yapýmcýlýk iþleri alýyor) Rüya Arabacý'yla, Hande Güneri'yle, Aslý Filiz'le yürütüyordu.
Özellikle 'Yumurta'yý çekerken þunu çok net anladým: En baþýndan beri Semih'i ilgilendiren, zaman içinde yeni bir zaman kurabilmek ve o anýn gerçekliðine kendi mecazýný katabilmekti. Her seferinde daha farklý ifade biçimleri denediði filmlerinde giderek bu niyeti daha saflaþýyor, yalýnlaþýyor sanýrým. Sanatçý belki hep ayný þeyi anlatmalý, ama bir þeyi anlatabilmenin sonsuz çeþitliliðine ulaþmayý istemeli. Metaforlarýn gücünden, üsluplarýn farklýlýðýndan zevk almalý. Belki de kýyýsýz bir okyanusa çaðýrmalý karþýsýndakini. Ýþte geçen yýl Tire'ye, 'Yumurta'nýn setine ilk gittiðimde tam da bunu görecektim. Evet, yine bir Semih Kaplanoðlu filmiydi her þeyiyle. Ama bir o kadar da bir ilk filmdi. Yine.

Orada bir hayat yaþanýyordu
Filmin çekimleri baþlayalý bir ay olmuþtu. Yarýsýndan biraz fazlasý bitmiþ gibiydi. Ilýk sonbahar günlerinden biriydi. Salý günleri kurulan meþhur Tire pazarýndan geçmek durumunda kalmýþtým, zira tüm ana ve ara sokaklar 'pazar' oluyordu salý günleri. 'Yumurta'da unutulmaz bir yürüme sahnesine imza atan Semih'in annesi, benim deyiþimle 'annemiz' Semra Kaplanoðlu'nun Ege pazarlarýndan bize -Ýstanbul'a- koli koli yolladýðý yeþillikler arasýnda ilerliyordum. Narýn en dirisini, cevizleri, taze arapsaçý ve börülce demetlerini, mandalinanýn en sulusunu geçip, asma yapraklarýnýn, sarmaþýklarýn arasýndan dolaþarak, çekimin yapýldýðý eve vardým.
Orada bir hayat yaþanýyordu. Ayla (Saadet Iþýl Aksoy) mutfaða girmiþ börek yapýyor, Yusuf (Nejat Ýþler) arabasýný park etmiþ içeri giriyordu. Yemek sofrasý hazýrdý ve þahane bir koku kaplamýþtý ortalýðý. Naz Erayda (Sanat yönetmeni) týpký Semih gibi, o kokuyu duymazsa sanki eli kolu baðlanacak, filmin gerçekliðine eriþemeyecekti. Çekmecedeki rutubet kokulu çoraplarýyla, mutfaktaki baharat kavanozlarýyla, kurutulmuþ eriþtesiyle sahiden de uzun yýllardýr sürmekte olduðunu sandýðým evdeki bu yaþanmýþlýk, meðer sadece bir aydýr devam etmekteymiþ. Hem de gördüðüm tüm eþya ve ayrýntýlara, içeride çalkanan ruhlara da çok uzun yýllar sonra kavuþalý ancak bir ay olmuþmuþ. Aramýza 'Yumurta'yla birlikte katýlan Ýmad Aðababa'ya senaryodaki her sahnenin görüntüsünü daha o evi döþemezden, hatta bulmazdan çok önce tek tek çizdirmiþti Semih. Önce kâðýt üzerinde görmüþtü demek yine.
Önceki filmlerde kamera asistanlýðý yapan Özgür Eken'i 'Yumurta'da kendine görüntü yönetmeni olarak seçmekle isabetli davranmýþtý Semih. Çünkü Özgür, reklam ve dizi çektiði günlerden beri birlikte çalýþtýðý Semih'in ne istediðini ve aslýnda neyi istemediðini çok iyi biliyordu. Birbirlerine duyduklarý güven tamdý. Semih'in ýþýðý nasýl kullanmak istediði, yapay ýþýktan her fýrsatta nasýl kaçýndýðý veya karanlýkla olan iliþkisi Özgür'ün kamerasýndan yansýrken, sanki kendi debisine kavuþmuþ su gibi akmaya baþlamýþtý görüntüler. Bunu elbette yalnýz ben söylüyorum. Semih film bitene dek hiçbir þeyden emin olmaz, hiçbir þeye oldu demez, bir sabýr taþý kesilir ve kendi soru iþaretlerinden asla vazgeçmez. Baþtan aþaðý 'tek adam'dýr.
Oyuncularýndan oynamalarýný ve bir role bürünmelerini de hiç istemez. Sadece kendi olmalarýný bekler. Baþta bunu anlamak kimileri için kolay olur, kimileri için daha zordur. Nejat bu açýdan olaðanüstü baþarýlýydý. Hiçbir biçimde rol yapmýyordu. Kendindeki Yusuf'u ortaya çýkarýyordu sadece. Belki þunu anlamýþtý: Hepimiz içimizde sonsuz deðiþim ve sayýsýz niteliðe bürünme imkâný barýndýrýyoruz. Çünkü baþkasýný anlayabilmek, kendimizi bir baþkasýnda yeniden ve defalarca yaratabilmek gibi bir özelliðimiz var. Hepimiz baþkasýyla baþkasýyýz. Oyuncu için, aslýnda tüm sanatçýlar için eþsiz bir esin gizli bu bakýþta sanýrým.
Semih'in setinde oyuncular kendi benliklerinin sayýsýz provasýný yapabiliyorlar. Semih bu kývamý bulana dek epey gerginlik yaratýyor, beðenip beðenmediðini anlamak mümkün olmuyor. Oyuncularýn kendi kontrolü dýþýna çýkmasýna asla izin vermiyor. Yani her birinden yaratýlýþ niteliklerine uygun olarak kendi beklentisine cevap vermesini istiyor. Son derece kiþisel bir þey bu ve temelinde oyuncunun yönetmene kendini tamamen býrakabilmesini gerektiriyor. Yani: Güven duymayý. Ýþte bu yüzden 'Meleðin Düþüþü'ndeki Tülin Özen de, 'Yumurta'daki Nejat ile Saadet de basit gibi duran çok zor rollerin üstesinden baþarýyla geldiler bence. Güven ve mesafelilik Semih'in setinin anahtar kelimelerindendir.
Hikâyeyi ilerleyen bir olay kurgusuyla anlatmýyor Semih. Ýzleyiciyi bir hal üzerinde tutmaya çalýþýyor. 'Yumurta'daki en can alýcý sahnelerden birinde þu diyalog yaþanýyor sadece: "Annem ne için adak adamýþtý sen biliyor musun? Hayýr." En büyük aksiyon sahnelerinden birinde ise daldan bir nar koparýlýyor mesela. Ama bunlarýn anlamsýzca yapýldýðý sanýlmasýn. Veya bugünün en geçerli yöntemlerinden biri olan 'serbest çaðrýþým' tekniklerinden Semih'in medet umduðu hiç sanýlmasýn.
Her bir karenin ve bu karelerdeki belli belirsiz bir ifadenin filmin dramatik unsuruna katkýsý var. Onu çýkardýðýnýzda -mesela üst üste içilen birkaç bardak su- filmin en önemli meselesi sinemanýn diline çevrilmemiþ, yeterince dile gelmemiþ olabiliyor. Bu yüzden bir türlü bitmiyor çekimler. Uzuyor. Hayatýn normal akýþý bu olup çýktýðý için, bitirmek gibi bir derdi kalmýyor kimsenin. 'Yumurta'nýn zamaný hepimizi sürdürüyor. Semih'in filmlerinin çatýsýný oluþturan 'gündelik hayatýn metafiziði' bu olsa gerek. O bunu çok öncelerden beri biliyordu. Ýç perdelerine düþürmüþtü buðulu görüntüsünü. Biz ise þimdi seyrediyorduk.

Ýþitmek için susmak gerek
Oyuncularý hangi açýdan göreceðimiz de filmin dramatik yapýsýnýn bir parçasýdýr. Mesela 'Yumurta'da insanlar kadrajýn dýþýna bakýyorlar genellikle. Ve bunun bütünlük estetiðinden asla koparýlamaz bir anlamý var. Ýzleyici bunlarý keþfetsin istiyor Semih. Kendilerini filme katmalarýný, o anýn sonsuzluðuna kendi meþreplerince dahil olmalarýný istiyor. Sanki ayný yolculuða ayrý ayrý kanat çýrparak eþlik etmemizi istiyor bizden. Kendi senaryomuzla. Uyuþuk izleyiciler de filmdeki çeþitli katmanlara daðýlmýþ ipuçlarýný, kendilerini filme katma arzusu oranýnda yakalayabilirler. Son derece düz gibi görünen bir sahnede aslýnda ne olduðunu, sadece duyduðunuz þevkle orantýlý olarak anlayabilirsiniz bazen. Bir puzzle'ý tamamlamak, daha doðrusu tamamlamayý arzulamak gibi.
'Yumurta'nýn montajýnda ekibe Ayhan Ergürsel de katýlmýþtý. Þöyle düþünüyordum. Bir ses var, onu bazen duyuyor, bazen duymuyorsunuz. Ama biliyorsunuz ki orada. Sizde. Ýþitmek için susmanýz, susturmanýz gerek. Asýl yapmanýz gereken belli bir ahenk içerisinde bir sahneden diðerine devþirilmiþ zamanýn sihrini yansýtmak olmalý. Bu yüzden Semih'in filmlerinde montaj yaparken peþinden gideceðiniz þey asla öykünün ilerleyiþi deðil. Bir iç izlek var, onu takip etmeniz gerekiyor. Ve ilerledikçe görüyorsunuz: Senaryo ne kadar da ölü bir metinmiþ. Asýl, o üç boyutlu gerçekliði belli bir ritim ile yeniden hayal etmekmiþ bize düþen. Öðreniyoruz birlikte. Týpký 'Yumurta'nýn bizi davet ettiði o 'vaat edilmiþ' zaman gibi, usul usul. Hande de öðreniyor, Orçun da.
Bir yandan Aslý, 'Bal'ýn yapým ortaklýðý için seçilen projemizi sunmaya çeþitli ülkelere gidiyor. Rüya, 'Süt'ün bütçe ve hukuk iþlemleriyle uðraþýyor. Daðýtým, televizyon satýþlarý, yeni ortaklar, yurtdýþý gösterimleri, DVD haklarý vesaire. Filmden aldýðýmýzý filme koyuyoruz. Birlikte büyüyoruz. Semih'le çýktýðým en uzun yolculuk bu. Geniþ zamanlý 'karþýlaþma'.

Bu haber için okuyucularýmýzýn yorumlarý
Aþaðýda bu haber için okuyucularýmýzýn yaptýðý yorumlarý görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen týklayýn ve tüm okurlarýmýzla paylaþýn!
  • Sanatsal anlamda öteki olmak  (Yazan: Mehmet YALDIZ)

  • Þu ana kadar deðerlendirmeye katýlan 1 üyemizin puan ortalamasýný yanda görebilirsiniz. Puan verme iþleminden yalnýzca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    10

     'Cumartesi' ekimizdeki diðer haberler
    » Londra kazan sanat kepçe - KEZBAN ARCA BATIBEKÝ
    » Meryem'le Cemal'in 'Mutluluk' sarhoþluðu - BAHAR ÇUHADAR
    » Baðdatlý heavy metal grubu Ýstanbul'a sýðýndý - PINAR ÖÐÜNÇ
    » 'Anadan dogma'lara karþý - YONCA CÝNGÖZ
    » 13 yýlda dünya turu
    » Alkýþlar beden kontrollü robotlara! - PINAR ÖÐÜNÇ
    » Nekrop molasý
    » Onlarýn gözünden efsaneler

    Haberi YazdýrHaberi Yazdýr Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #262
    "Peki abi, bütün dünya kötü, bir tek sen mi sütten çýkmýþ ak kaþýksýn ya?"
    Zaman'dan Nuriye Akman'ýn Cem Uzan'la söyleþisinde son soru... Röportaj boyunca siz'li-biz'li olduklarýný da belirtmekte fayda var...

    Haber Arama
    Site içinde aradýðýnýz habere ait anahtar kelimeleri aþaðýya yazýp 'Ara' düðmesine basýnýz.

    Künye | Reklam Tarifesi | Ýletiþim Sayfasý | Eski Sayýlar | Sýkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleþmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriÄŸin hakları DoÄŸan Gazetecilik A.Åž.'ye aittir. Hiçbir ÅŸekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.