Radikal-çevrimiçi / Cumartesi / Romancının iç huzuru yoksa...
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  22 Aralık 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Erdem sadece bir söz onlar için Ve kutsal orman sadece bir odun.
Horatius
Tarihte Bugün
Takvimler 22 aralık tarihini gösterdiği zaman...

1971 yılında,
İkinci Nihat Erim Hükümeti, TBMM'de 45 red, 3 çekimser oya karşılık 301 oyla güvenoyu aldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Cumartesi 


Romancının iç huzuru yoksa...

ÇİZİM: MERT GÜRELİ
Edebiyat Nobel'ini ve 'babasının bavulu'nu alıp buradan gideli bir yıl oldu. Biz yeni kitabı 'Masumiyet Müzesi'ni beklerken, The Guardian'dan Maya Jaggi, Orhan Pamuk'la sohbetinin hülasasını çıkardı

15/12/2007 (1237 defa okundu)

İki dünya arasında
Orhan Pamuk geçen yıl aralık ayında Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldığında, İstanbul'u Dostoyevski'nin St. Petersburg'u, Joyce'un Dublin'i veya Proust'un Paris'i gibi bir vazgeçilmez edebiyat coğrafyası haline getirdiği için takdir toplamıştı. Yine de Pamuk sesini, New York'u ziyaret ettiği 1980'lerde buldu. Doğduğu şehre duyduğu özlem, onu Tanrı'yla yüzleştiriyor gibiydi; 'Osmanlı, Arap ve İslam kültürünün harikalarıyla geç kalmış bir büyülenme' yaşıyordu.
Onun kurgusu, Atatürk'ün 1923'te, yenilmiş bir imparatorluğun yıkıntıları üzerine laik cumhuriyeti kurmasından beri, büyük ölçüde görmezden gelinen dünyaları ele alıyor. Ama bu ele alış, bir postmodern dönüşümle birlikte geliyor; sufi şiiri Jorge Luis Borges ve Italo Calvino'nun merceğinden okunuyor.
Pamuk, 'Doğu-Batı ayrımını' kendi açısından kesinlikle bir ilüzyon olarak görse de, ("Ben her iki dünyada da, hiç suçluluk hissetmeden dolaşabilirim ve her ikisinde de evimde hissederim"), bu onun kurgusunu renklendiriyor ve karakterlerinin gelenek ve modernite, gerçeklik ve sahtelik, utanç ve milli gurur tohumlarıyla ilgili endişelerini şekillendiriyor. Onun romanları 'bu karanlık malzemelerden yapılma'.
"Geçtiğimiz 200 yılda" diyor Pamuk, "Türkiye'yi Batılılaştırmak için çok büyük bir girişimde bulunuldu. Buna inanıyorum, ama kültürünüz kendisini zayıf olarak düşünürse ve bir başkasını taklit etmeye çalışırsa, merkezin başka bir yer olduğunu hissedersiniz. Batılı olmamak, merkezin dışında kalmışlık hissidir. Tarih, nerede olduğunuzun hesabını tutmaz. Ben böyle hissediyordum."

'Konuşabiliyor olmalıyız'
Yine de Nobel konuşması 'Babamın Bavulu'nda, şehrini öyküledikçe bu hissin nasıl değiştiğini anlatıyor. "Şimdi İstanbul merkez" diyor. Bu fikirler, Nobel'i kazandıktan sonraki ilk kitabı 'Öteki Renkler'e hayat veriyor. Bir otobiyografik parçalar dizisi olarak şekillenen, içinde Binbir Gece Masalları ve Tristram Shandy, berber dükkânları ve Boğaz vapurları üzerine derin düşünceler bulunan kitabın denemeleri, Pamuk'un hayatını ve zamanlarını zarifçe aydınlatıyor.
Ağustos 2005'te, bir İsviçre gazetesiyle yaptığı söyleşide söylediği "Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü ve benden başka kimse bundan bahsetmeye cesaret edemedi" sözleri yüzünden, Pamuk'a 'Türk kimliğine hakaret' suçuyla Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinden dava açıldı. Dava Ocak 2006'da düşmesine ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 301. maddede bazı düzeltmelere gidilmesini istemesine rağmen, 1915-17'deki katliamlarla ilgili tartışma halen risk taşıyor.
Ama Pamuk, yurtdışında, olanların soykırım olarak kabul edilmesini şart koşan girişimlere de eleştirel yaklaşıyor: Fransız Meclisi'nde geçen yıl onaylanan yasayla, ABD'nin Temsilciler Meclisi'nin ekim ayında ele aldığı ve Türkiye'nin Washington Büyükelçisi'nin geri çağırılmasına neden olan yasa tasarısı gibi...
"Konu uluslararası politikanın bir parçası olmaya başladı, bundan üzüntü duyuyorum" diyor, "Benim için bu, öncelikle Türkiye'de ifade özgürlüğüyle ilgili bir konu. Bunu konuşabiliyor olmalıyız, birinin bu konuda fikri ne olursa olsun. Fransız kararı, sadece Türkiye'deki demokratların işini zorlaştırdı. Ve bu konunun çeşitli hükümet organlarınca manipüle edilmesi yüzünden, Türkiye'nin Batı'yla ilişkilerinin zarar görmesini istemem."

'İç huzurum yoktu'
Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesi suçuyla yargılanan bir aşırı milliyetçinin tehditlerinin (Mahkemenin dışında "Orhan Pamuk, akıllı ol" demişti) ardından Pamuk, New York'ta fazladan bir yarı yıl daha geçirdi. Ama bunu sürgün olarak anmayı reddediyor: "Yarı yeraltı örgütlerinden ölüm tehditleri geliyordu" diyor, "Ben inatçıyımdır, kalabilirdim. Ama ben bir yazarım. İç huzurum yoktu."
Korumaları var, ama en kötü kısmını atlattığını düşünüyor: "İnsanlar oy toplamak ve ordunun övgüsünü kazanmak için entelektüelleri vatan haini olarak karaladılar ama işe yaramadı. Temmuz seçimlerinde tüm bu komplolar (ordu yanlısı, milliyetçi) laik oyları artırmadı, aksine yönetimdeki parti AKP'yi daha da güçlü hale getirdi."
Davasının, Türkiye'nin AB'ye üyelik amacına karşıt biçimde kullanılmasından rahatsız. Londra'da South Bank'de konuşurken dinleyiciler, "Batıda biz size ödüller veriyoruz ama Türkiye'de sizi yargılıyorlar" diyerek, ondan bu paradoksu cevaplandırmasını istedi. Pamuk, bütün vatanseverlerin düşman olmadığını söyleyerek itiraz etti. Zaten romanları ülkesinde en çok satan kitaplar arasında. Kendisini 'liberal, açık görüşlü Türkler nesli'nin bir üyesi olarak görüyor: "Bizden çok fazla var."

Propaganda değil roman
Pamuk, 1952'de İstanbul'da refahını tren yolları döşeyerek sağlayan 'ortanın üstü, Batılı bir aileye' doğdu. Babası bir inşaat mühendisi ve hevesli bir şairken, kaçak ilan edildi. Pamuk, bir iktisat tarihçisi olan ağabeyi Şevket'i, 'ona otoriteye nasıl boyun eğeceğine dair talimatlar veren Freudyen babası' olarak görüyor: "Şimdi babamın bir otorite olmamasından çok memnunum."
Pamuk, 22 yaşına kadar ressam olmayı düşledi ve mimarlık eğitimi aldı, ama gazetecilik okumak için buradan ayrıldı. 1970'lerde İstanbul Üniversitesi'nde okurken sol eğilimleri vardı. 1980 darbesinden sonraki ıstırabı, "O kadar çok tutuklu işkenceden geçti ki" diye anlattı. Ama onun isteği 'propaganda değil, güzel roman yazmak'tı.
İstanbul'da olduğunda, ailesinin 1950'lerin başında yaptırdığı, Avrupa ve Asya arasında akan suya tepeden bakan Pamuk Apartmanı'ndaki ofisine yürüyerek gidiyor. Nobel'e ilk tepkisi, 'bunun hayatını değiştirmeyeceğini' söylemek oldu: "Ama değiştirdi. Daha sosyalim. Daha da fazla çalışıyorum."
Ödülü kazanmanın bir faydasının, tüm ailenin bir araya gelmesi olduğunu söylüyor. 2003'te yayımlanan anı kitabı 'İstanbul'un, yazar olmasına karşı çıkan annesi Şekure'yle ilişkisini geçici olarak bozduğunu anlatıyor. Aynı kitap ağabeyi Şevket'le ilişkisini tam bir yıkıma uğratmış. "Şimdiyse arkadaş gibiyiz" diyor çocuksu bir gülümsemeyle. Tarihçi Aylın Türegün'le evliliği 2001 yılında sona erdiğinden beri yalnız yaşamasına karşın, eski eşi ve kızı Rüya'nın hâlâ en iyi arkadaşları olduğunu da ekliyor.

Otantiklik sorunu
Onunki, 'Yıkıntıların ve imparatorluk sonu melankolisinin şehri' diye tanımladığı, en çok 1950'ler ve 60'lardan beslenen bir İstanbul: "İçine kapanan, çok fazla arzulamamayı tarihten öğrenen endişeli şehir. Ana karakterlerim için de aynısı geçerli; ikinci sınıf, Batının yanında ikinci planda kalmış hissediyorlar."
Erken dönem romanları, 'Cevdet Bey ve Oğulları' (1982) ve 'Sessiz Ev' (1983); Dostoyevski, Tolstoy ve Thomas Mann'dan etkilenerek yapılandırdığı aile destanları. Ama bir Venedikli Hıristiyan köle ve ona benzeyen Osmanlı efendisinin hikâyesini anlatan 'Beyaz Kale'yle (1985), 17. yüzyıl Konstantinopolis'ine dönüyor. "Ne zaman Batılı olmayan bir kültür Batılılaşmak istese, veya 'küreselleşmek', otantiklik sorunu ortaya çıkar" diyor Pamuk, "Bu, toplumsal bir kaçınılmazlık ama siz kendinizi suçlarsınız, bunu kişisel olarak yaşarsınız. Yazar olmak, içimizde taşıdığımız gizli yaraları tanımaktır, özgürlüğümüzü kazanmak için gizli utancımızı paylaşmak..."
İstanbul'da bir Amerikan okuluna gittiğinden, sufi klasiklerini seküler, metafizik açıdan okuduğunu söylüyor. "Bu da onları günümüz İstanbul'unun labirente benzer sokaklarında yeniden konumlandırmama yol açtı" diyor.
Proust'çu nostalji, İslami alegori ve dedektif kurgusunun 'Dadaist bir kolajı' olan 'Kara Kitap'ta (1990), 1980 darbesi öncesi bir avukat, kayıp eşini aylarca arıyor.
'Benim Adım Kırmızı'daki (1998) gizemli cinayet, 16. yüzyıl Konstantinopolis'inde geçiyor. Sultanın minyatürcülerinin yerini sanatın Rönesans sonrası kazandığı eğilimler alıyor. Büyük bir kültürel değişimle karşı karşıya gelince, Pamuk'un deyişiyle bir 'unutulma travması' baş gösteriyor. Yazar bunu, kâtipleriyle ün salmış bir köye fotokopi makinesinin gelmesine benzetiyor: "Benim konum sonuçlar: Acı, telaş, makineye fiziksel saldırılar."

Ne zaman politiksiniz?
Kendi tabiriyle, 'hayal kırıklığını inatla reddeden bir iyimser Batı yanlısı' olan Pamuk, Batılılaşmanın bedelleri olarak gördüklerinden endişeli. Demokrasinin gelenekten daha az esnek olabileceğini söylüyor.
En açık şekilde siyasi romanlarından 'Kar' (2002), Türkiye'nin Gürcistan ve Ermenistan'la doğu sınırında yer alan Kars'ta, 1990'larda geçiyor. Ayrılıkçı Kürtlerle iç savaş sürerken militan laikler, yükselen siyasal İslamcılara karşı bir askeri darbe düzenliyor.
Pamuk, kendisine 'Türkiye'nin Batılı medyasının şeytanı olan İslamcıları' tanımlama görevi veriyor: "Bu bir tabu, ama birini tanımlamak onunla anlaşmak anlamına gelmiyor. Kurgunun kalbinde insanın acıyı, hazzı, zevki, diğerlerinden duyulan sıkıntıyı tanımlamadaki eşsiz yeteneği yatıyor. Sanatınızı bir kez bunun üzerine kurduğunuzda, politiksiniz demektir."
Bir denemesinde şöyle diyor: "Romanın tarihi, insanın özgürleşmesinin bir tarihidir. Kendimizi başkasının yerine koyarak, hayal gücümüzü kimliğimizi örtmek için kullandığımızda, kendimizi özgürleştirebiliriz."
"Hem laikler hem de siyasal İslamcılar üzgündü ama ben hayatta kaldım" diye omuz silkiyor. Romanın onu bir süreliğine 'başörtüsü profesörü' haline getirdiğini söylüyor ama yine de basit bir çözüm olmadığında ısrar ediyor: "Bu, 50 yıldır süren bir sorun. Muhafazakâr giyinenler resmi hayata katılamıyor, böyle olunca siyasal İslamcılarla ordu destekli sözde laiklerin birbiriyle kavgaya tutuşmasına uygun zemin oluşuyor. Onların da yapmak istediği bu."

Ahlak ve burjuvazi
Türk kimliği üzerindeki tüm çelişkilere karşın Pamuk, 'tek bir ruha' sahip olmanın daha kötü olacağına ikna olmuş: "Ekonomi patlıyor ve tek bir düşünce çizgisine sıkışıp kalmak zor. Türkiye hoşgörüyü geliştirmeli ve bence olacak olan da bu."
Yine de seküler yapının, Atatürk'ün önde giden bir Batı yanlısı olduğunu unutarak milliyetçi propagandadan beslenen Batı karşıtlığını alevlendirmesinin apaçık bir çelişki olduğunu düşünüyor. Karşı çıktığı Irak savaşı ona göre, İslami ülkelerdeki liberal, laik demokratlar için hayatı çok daha zor hale getirdi.
Pamuk, sekizinci romanını bitiriyor; 'Masumiyet Müzesi'. 1970'lerde geçen romanını, "İstanbul'un burjuva yüksek sosyetesini, Batılı bir hayat yaşamanın sorunlarını ve bunun özellikle cinsel ahlak anlamında muhafazakâr bir gelenekle nasıl iç içe olabildiğini kayda geçiriyor" diye anlatıyor.
Modern milletler, onun da söylediği gibi, kendileri hakkında en derin tahlilleri 'romanlar üzerinden' yapıyor. Tüm dünyada okurları var, ama o en büyük tatminini şöyle anlatıyor: "Kendini adamış bir yazar olmak; böyle var olmak ve kitaplarımı kendi ülkemde okutabilmek. Bu, en zor şey."

The Guardian'dan çeviren: YONCA CİNGÖZ

Bu haber için okuyucularımızın yorumları
Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • Galiba Hakkli!!!!  (Yazan: samet gunes)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 3 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    9

     'Cumartesi' ekimizdeki diğer haberler
    » 'Organize bela'nın göbeğinde... - YONCA CİNGÖZ
    » 'Her şeyi ciddiye almaktan bir hal olduk!' - PINAR ÖĞÜNÇ
    » Türk lokumu - AYDAN ÇELİK
    » Yeşil sahalarda turkuvaz tartışma - KIVANÇ KOÇAK
    » Sihirli melankoli dörtlüsü - EKİN SANAÇ
    » İki gayet faydalı site - FEM GÜÇLÜTÜRK
    » Anadolu, Ortadoğu, Asya, Avrupa...

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #270
    "Daima aklınızda, içinde tanıdığınız kişilerin geçtiği senaryolar kurun.
    Kötü bir zamanda aradığında 'Yanlış numara,' deyin.
    Yukarıdaki iki numarayı çok kullandıysanız fark ettirmeden telefonu kapatın ve 'Problem var, duyamıyorum,' deyin."
    İtalya'da, eşlerini aldatanların cep telefonu yüzünden yakayı ele verdiklerini tespit eden bir dedektiflik firmasının yakalanmamak için belirlediği altın kurallar...

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.