Radikal-çevrimiçi / Cumartesi / Dahi şizofrenin müthiş hayatı
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  23 Temmuz 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Hayranlık duymaktan yoksun olmak, basit zekaya en büyük işarettir.
Honore de Balzac
Tarihte Bugün
Takvimler 23 temmuz tarihini gösterdiği zaman...

1908 yılında,
İkinci Meşrutiyet ilan edildi.
1939 yılında,
Hatay Anavatan’a katıldı.
1991 yılında,
Yeni Günaydın gazetesi kuruldu.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Cumartesi 


Dahi şizofrenin müthiş hayatı

Berkeley, California, 1957 yazı... Soldan sağa: Kim olduğu bilinmeyen bir arkadaşları, John-Alicia Nash, Felix-Eva Browder...
John von Neumann'ın yarattığı oyun teorisinin sadık takipçisi John Forbes Nash Jr.'ın hayatını anlatan A Beautiful Mind/Akıl Oyunları vizyona girdi. Ama filmi görmeden önce bu dahi şizofreni tanımalısınız

09/03/2002 (6972 defa okundu)

İSMET BERKAN (E-mektup | Arşivi)

Oyun teorisi ile üniversitede değil, 90'ların
başında evimde tek başıma otururken kendi kendime giriştiğim amatör matematikçilik denemelerim sırasında tanıştım.
Şu tesadüfe bakın ki, aynı dönemde Isaac Asimov'un İmparatorluk, Vakıf ve Robot serilerini de yeniden okuyordum. Asimov'un bu serilerinin bir bölümü, okuyanlar bilecek,
gelecekteki olayları tahmin eden bir matematiksel yöntemle de ilgilidir.
Hazır işim gücüm yok, vakit bol, konuyla ilgili matematik literatürüne daldım ve John Forbes Nash Jr. ile tanıştım. Aslında tanışma
dolaylı yollarla oldu. Çünkü okuduğum bütün kitaplarda onun bazı makalelerine göndermeler
vardı. Sonunda makalelerin orijinalini de buldum.
Evet, artık Nash'i tanıyordum ama sadece bir çalışmasıyla. İnsan olan Nash'e ilişkin hiçbir bilgi yoktu. Ne nerede doğduğunu ne de yaşayıp yaşamadığını biliyordum.
Oyun teorisi 1994'te Nobel aldığında, Nash'in
ödül konuşmasını yalayıp yutarak okuduğumu, sağda solda oyun teorisiyle ve 'Nash Dengesi'
ile ilgili ukalalıklar yaptığımı hatırlıyorum.
Evet; Nash, Nobel'i almıştı ama kimse onu tanımıyordu. Hakkında bir-iki yazı çıktı. O zamanlar internet bugünkü kadar yaygın değildi, netteki bilgi miktarı da çok azdı.
İstanbul'da oturup Nash'in hayatını öğrenmeye
çalışmak nafile bir çaba gibi gözüküyordu.
Herkes benim gibi İstanbul'da oturmuyor elbet. Sylvia Nasar, The New York Times'ın ekonomi muhabirlerindendi ve Nobel'in açıklandığı günlerde Nash'in portresini hazırlamakla görevlendirilmişti. Nasar, Nash'in hayat hikayesini deştikçe birbirinden
ilginç şeyler ortaya çıkarttı.
The New York Times'da yayınlanan Nash portresi o kadar büyük ilgi çekti ki, Nasar araştırmasını derinleştirmeye karar verdi. Ve bir süre sonra elindeki bilgilerin gazete sınırlarını aşıp kitap hacmine eriştiğini fark etti. Gazetesinden izin aldı, kitabını yazmaya başladı.

Oyun teorisi
John Forbes Nash Jr., 13 Haziran 1928'de doğdu. Parlak bir çocuktu. Türlü çeşitli yanlış yollara saptıktan sonra 1948'de kendini Princeton'da matematik öğrencisi olarak buldu.
O dönemde Princeton, matematik ve fizik bilimlerinin Kabe'si gibiydi. Dünyanın en iyi matematikçileri, fizikçileri, mantıkçıları oradaydı.
Nash doğuştan rekabetçi bir insandı. Hemen, daha ilk günden başlayarak herkesle iddialaşıyor, bütün problemleri çözmeye çalışıyordu.
Oyun teorisi ile ilgilenmeye başlamasının nedeni de buydu. Çünkü bu yeni matematik dalında henüz çözülmemiş çok sayıda problem mevcuttu.
Bu yeni matematik dalının kurucusu John von Neumann'dı. Macaristan Yahudisi bir zengin ailenin çocuğu olan dahi matematikçi, 1928 yılında yayımladığı bir makalesiyle bu yeni matematik dalını kurmuştu.
Burada çok kabaca da olsa oyun teorisinin kapsadığı alanı anlatmam gerek. Genel olarak oyunları toplamı sıfır olan oyunlar ve
toplamı sıfır olmayan oyunlar diye ikiye ayırmak mümkün. Örneğin futbol, toplamı sıfır olan bir oyun. Bir takım diğerini 1-0 yendiğinde, diğer takım da 0-1 yenilmiş oluyor. Yenilgi ile yenginin toplamı sıfır. Benzer biçimde poker de toplamı sıfır olan bir oyun. Oyuna giren para miktarının toplamı, kazanan ve kaybeden oyuncuların önündeki para miktarının toplamına eşit, yani sonuç sıfır.
Von Neumann'ın 1928'deki makalesi ve daha sonra Norveçli iktisatçı Morgensten'le birlikte 1943'te yayımladıkları kitap, toplamı sıfır olan oyunlar meselesini büyük ölçüde çözüyor ama toplamı sıfır olmayan oyunları çözmüyordu.
Bugün bildiğimiz anlamıyla oyun teorisi, aslında iki teoreme dayanır. Bunlar, von Neumann'ın 1928 tarihli minimum-maximum teoremi ile Nash'e Nobel kazandıran 1950
tarihli denge teoremi.
Pek çok kişi, Nash'in teoreminin aslında von Neumann'ın teoreminin genelleştirilmiş hali olduğunu söyler, ki bunlara Nash'ın kendisi de dahildir. Ama gerçekte Nash, çok ayrı noktalara ulaşır.
Von Neumann'ın teoremi, tam rekabeti ifade eden iki kişilik toplamı sıfır olan oyunlarla
ilgilidir. Oysa Nash, oyuncuların kendi aralarında işbirliği yaptıkları ve yapmadıkları oyunlar arasına ciddi bir mesafe koyar. Von Neumann'ın teoreminin gerçek hayatla pek bir ilgisi yoktur. Oysa Nash'in teoremi, tamamen gerçek hayatı izaha yöneliktir.
Bu sayede Nash'in teoremi siyasetten ekonomiye, biyolojiden başka alanlara kadar pek çok yerde uygulamaya girdi.
Şimdi burada uzun uzun oyun teorisinin üstünde duracak değilim. Sadece küçük de olsa bu konuda bir fikriniz olsun istedim. Esas üstünde duracağım, Nash'in dramatik hayatı.

Şizofreninin pençesinde...
Bu parlak matematikçi, 1959 yılında bir sabah vakti, üç - dört günlük kayıplığın ardından elinde o günün The New York Times'ıyla çıkageldi. Birinci sayfanın sol üst köşesindeki bir haberi işaret ederek o haberde, uzaylıların sadece kendisinin okuyabileceği bir şifreli mesajı bulunduğunu öne sürdü.
Evet, Nash şizofren olmuştu. Bu hastalık, onun hayatından 25 yılı çaldı. Nasıl ansızın hastalığın pençesine düştüyse, bir gün yine böyle ansızın uyanıverdi Nash. Bugün hala Princeton'da dolaşıyor, dersler veriyor, yeni problemler üzerinde çalışıyor.
Sylvia Nasar, bu inanılmaz hayat hikayesini ortaya çıkardı ve A Beautiful Mind adıyla kitaplaştırdı. Bendeniz bu kitabın ilk okuyucularından biri oldum, Nash'in öyküsünü ve kitabı birkaç hafta üst üste pazar günleri köşemde yazdım.
Yazılarım devam ederken bir okurun gönderdiği
mektupla bu kitabın filme çekildiğini öğrendim. Aylarca filmin yapılmasını bekledim
ve sonunda sağ olsunlar, filmin ithalatçıları
benim için bir özel gösterim düzenlediler.
Bu hafta Akıl Oyunları adıyla gösterime giren film, bu yıl Oscar'ın büyük adayı gibi duruyor. Gerek Nash'i canlandıran Russell Crowe'un olağanüstü oyunculuğu ve gerekse yönetmen Ron Howard'ın çabaları ödülsüz kalmamalı. Film şimdiden pek çok ödülü kazandı bile.
Burada size filmi uzun uzun anlatacak değilim. Ben öykünün sonunu bildiğim halde son sahnelerde gözyaşlarımı tutamadım. Çünkü anlatılan çok ama çok kuvvetli bir öykü.
Pek çok kişi, filmin gerçek hikayeden epey farklı olduğunu, Nash'in öyküsünün değiştirildiğini söyleyecek. Ben de öyle düşünüyorum. Bazen dramatizasyon adına, bazen de Nash'i kayırmak için, gerçek öyküye bir sürü kurmaca unsur eklenmiş.
Örneğin Nash'in halüsinasyonlar görüp görmediğini, hayali arkadaşlarının Amerikan derin devletine çalışan bir görevli, bir oda arkadaşı ve bir küçük kız olup olmadığını bilmiyoruz. Ama bu unsurların filmde öyküyü anlatmayı kolaylaştırdığını itiraf etmeliyim.
Film Nash'in homoseksüelliğinden hiç söz etmiyor. Onun hemşire sevgilisinden, onunla evlenmemesinden, evlilik dışı çocuğundan da söz etmiyor. Aynı şekilde Nash'in Amerika'dan
Avrupa'ya geçmesi, burada Amerikan vatandaşlığından vazgeçmesi, Cenevre'deki davalar vs. hiç konu edilmiyor.

İnsan beyni nelere kadir?
Ama sonuçta bu bir kurmaca film, belgesel değil. Yönetmen ve yapımcılar, matematikle ilgili, son derece karmaşık ve olaylı bir öyküyü, bize olabilecek en yalın biçimde aktarmaya çalışmışlar ve bunda da hayli başarılı olmuşlar.
John Forbes Nash Jr., gündelik hayatımızı en çok etkileyen matematiksel buluşa imzasını atan adam sonuçta ve hala yaşıyor, hala ders veriyor. Onunki yani hastalığın pençesine düşüşü ve ondan kendi çabalarıyla kurtuluşu, insan beyninin nelere kadir olduğunun büyük bir kanıtı. Film de bu müthiş mücadelenin, müthiş hayatın filmi sonuç olarak.
Müsaadenizle bu yazıyı, Sylvia Nasar'ın kitabının önsözünün ilk paragrafıyla bitirmek istiyorum:
"John Forbes Nash Jr. -dahi matematikçi, rasyonel davranış teorisinin mucidi, düşünen makineyi öngören adam kendisi de bir matematikçi olan ziyaretçisiyle bir saattir karşılıklı oturuyordu. 1959 Mayısı'nın sıcak bir öğleden sonrasıydı. Nash köşedeki sallanan sandalyedeydi, özensiz giyinmişti, üstünde kemersiz bir pantolon ve naylon bir tişört vardı. Yüzü ifadesizdi. Gözünü karşısında oturan Harvard profesörü George Mackey'in sol ayağının önündeki bir noktaya dikmişti, zaman zaman saçlarını eliyle taramak dışında hareket etmiyordu. Ziyaretçi uzun süren sessizlikten rahatsız olmuştu, ayağa kalktı, odanın kilitli kapısına yöneldi, belki bilinçsizce. Kibar kalmaya çalışarak konuşmaya başladı. 'Nasıl?' diyordu
Mackey, 'Nasıl, bir matematikçi olarak, hayatını akla ve mantıki kanıtlamaya adamış biri olarak nasıl uzaylıların sana mesaj gönderdiğine inanabilirsin? Nasıl? Nasıl inanabilirsin uzaylıların seni dünyayı kurtarman için işe aldığına? Nasıl, nasıl?'
Nash kafasını kaldırdı, gözünü kırpmadan Mackey'e baktı ve konuştu: 'Çünkü uzaylılarla
ilgili fikirler, aklıma matematikle ilgili fikirlerin geldiği biçimde geldi. Ben de onları ciddiye alıyorum.'"

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 47 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
8

 'Cumartesi' ekimizdeki diğer haberler
» 'Oyuncu olarak tatmin olmuyorum' - ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR
» Talih sarhoşu komedyen
» Kısa İngilizler
» Hafta sonu TV'de sinema
» 'Gerçek' bir yaşam öyküsünden - YEŞİM TABAK
» Bu sefer daha derin
» diskotek
» Soğutmadan...
» Krizin etkileri bu sergide - TUBA ÇANDAR
» En zayıf halka sizsiniz, güle güle!
» Terzi ve yamağının öyküsü - ORAY EĞİN
» Süpermodeller uçuşta!
» İstenmeyenden tarz yaratmak - Ç. BEGÜM SOYDEMİR
» CUMA ERTESİ - ÇİLER İLHAN: Chat dergisi editörü
» HAFTA SONU REHBERİ
» Gezelim... Coşalım...
» Pazar(owski) önerileri
» Kent Fısıltıları
» Türkiye'nin beslenme saati
» Yok aslında farkımız - MEHMET TEZ

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

ÖZLÜ SÖZ #452
"Öyle raksi, maksi gibi şeyler yok. Bizim rock'çı olma gibi bir niyetimiz de yok."
Rockİstanbul'da Nirvana ve Pearl Jam'den şarkılar söyleyeceği rivayet olunan Müslüm Gürses, bir yanlış anlaşılmayı düzeltiyor.

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.