Radikal-çevrimiçi / Kitap / Edebiyat ne işe yarar?
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  25 Ekim 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.
Pascal
Tarihte Bugün
Takvimler 25 ekim tarihini gösterdiği zaman...

1981 yılında,
Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği İkinci Katibi Gökberk Ergenekon yolda yürürken saldırıya uğradı. Ergenekon olaydan hafif yaralarla kurtuldu.
1983 yılında,
Huzur Partisi, Anayasa Mahkemesi’nce kapatıldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Edebiyat ne işe yarar?

"Kitap okumayan, edebiyata el sürmemiş bir insanlık, kaba ve ilkel dili yüzünden ürkütücü iletişim sorunları yaşayan bir sağır-dilsizler topluluğuna döner. Aynı şey bireyler için de geçerlidir. Hiç okumayan, az okuyan ya da yalnız süprüntü okuyan insan, engelli bir insandır"

08/06/2001 (1977 defa okundu)

Kitap fuarlarında ya da kitabevlerinde sık sık başıma gelmiştir: Efendiden bir adam yanıma yaklaşıp imza ister. Ya karısı içindir, ya kızı, ya da annesi. "Kitap okumayı çok sever," der, "edebiyata bayılır." Ben de hemen sorarım: "Ya siz? Siz kitap okumaktan hoşlanmaz mısınız?" Yanıt hemen her zaman aynıdır: "Hoşlanmaz olur muyum, ama başımı kaşıyacak vaktim yok." Bu açıklamayı kimbilir kaç kez işitmişimdir. Böyle binlercesinin yapacak o kadar çok önemli işi, hayatta o kadar çok yükümlülük ve sorumluluğu vardır ki, değerli vakitlerini saatlerce roman ya da şiir okuyarak harcayamazlar. Bu yaygın anlayışa göre, edebiyat her zaman onsuz edilebilir bir iştir; hiç kuşkusuz, insanın duyarlığını ve görgüsünü artıran yüce ve yararlı bir uğraştır edebiyat, ama ancak boş vakti olan insanların göze alabileceği bir eğlence, takıp takıştırabileceği bir süstür. Hayat kavgasında vazgeçilmez olan görev ve ödevlere "öncelik tanınması" gerektiğinde, edebiyat hiç duraksamasız gözden çıkarılabilir.
Öyle görünüyor ki, edebiyat giderek daha çok bir kadın işi olmuştur. Kitabevlerinde, yazarların verdiği konferanslarda ya da okuma günlerinde, hattâ üniversitelerin beşerî bilimlere ayrılmış bölümlerinde, kadınların sayısı erkeklerden çok daha fazladır. Bu olgu genellikle şöyle açıklanıyor: Orta sınıftan kadınlar, erkekler kadar çalışmadıkları için daha çok kitap okuyorlar. Kadınlarla erkekleri katı sınıflamalara ayıran, kadının ve erkeğin birbirinden farklı erdem ve kusurları olduğu görüşünden yola çıkan açıklamalardan hiçbir zaman hoşlanmamışımdır; ne var ki, edebiyat okurlarının sayısının her geçen gün azaldığı ve kalan okurlar arasında da kadınların ağır bastığı açık.
Bu, her yerde böyle. Sözgelimi, İspanya Yazarlar Birliği'nin İspanya'da kısa bir süre önce yaptığı bir araştırma, ülke nüfusunun yarısının bugüne kadar tek bir kitap okumamış olduğunu ortaya koydu. Araştırma, ayrıca, kitap okuyan azınlık içinde, kitap okuduğunu söyleyen kadınların sayısının erkeklerden yüzde 6,2 daha fazla olduğunu gösterdi. Bu kadınlar için seviniyorum; ama bu erkeklere ve kitap okuyabilecekken okumamaya karar vermiş olan milyonlarca insana acıyorum.
Edebiyatı olmasa da olur bir eğlencelik olarak gören anlayışa karşı ve edebiyatı, zihnin en önemli ve en gerekli uğraşlarından biri olarak, modern ve demokratik bir toplumun yurttaşlarının, özgür bireylerden meydana gelen bir toplumun oluşumu için onsuz edilemez bir etkinlik olarak gören anlayıştan yana birkaç görüş sunmak istiyorum.

Edebiyat bir ortak paydadır
Bilim ve teknolojinin olağanüstü gelişmesi, böylece bilginin sayısız parça ve bölümlere ayrılması sonucunda, bilginin uzmanlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Uzmanlaşma, kuşkusuz, birçok yarar getirir. Ama olumsuz sonuçları da vardır, çünkü insanların bir arada var olmalarını, birbirleriyle iletişim kurmalarını ve bir dayanışma duygusu içinde olmalarını olanaklı kılan ortak düşünsel ve kültürel özellikleri yok eder. Uzmanlaşma, toplumsal anlayışın yok olmasına, insanların teknisyenler ve uzmanlar gettolarına bölünmelerine yol açar. Edinilen bilgiler gittikçe daha kendine özgü ve bölmeli bir duruma geldikçe, bilginin uzmanlaşması, özelleşmiş dilleri ve giderek daha fazla gizli şifreyi gerektirir. Eskilerin, yapraklara bakıp ağacı görememek, ağaçlara bakıp ormanı görememek dedikleri, aslında bu ayrıntıcılığa ve bölünmeye karşı bir uyarıdır. Ulusların ve bireylerin tekbenciliği, nefretlere, savaşlara ve hattâ soykırımlara neden olan paranoya ve hezeyanlara, gerçekliğin çarpıtılmasına neden olur.
Günümüzde, uzmanlaşmaya ve uzmanlaşmanın çapraşıklıklarına yol açmış olan bilginin sonsuz zenginliği ve bilginin evriminin hızı yüzünden, bilim ve teknoloji bütünleştirici bir rol oynayamaz. Ama edebiyat, meslekleri, hayattaki amaçları, coğrafî ve kültürel konumları ve kişisel durumları ne kadar farklı olursa olsun, insanların kendilerini tanıyabildikleri ve birbirleriyle konuşabildikleri insan yaşantısının ortak paydalarından biridir. Edebiyat, bireylerin, hayatlarının tüm özellikleri içinde, tarihi aşmalarını sağlamıştır: Cervantes, Shakespeare, Dante ve Tolstoy'un okurları olarak, zamanı ve mekânı aşarak birbirimizi tanırız ve kendimizi aynı türün üyeleri olarak duyumsarız; çünkü bu yazarların yapıtlarını okurken, insanlar olarak neyi paylaştığımızı, bizi birbirimizden ayıran engin farklılıkların ötesinde hepimizde ortak olanı öğreniriz. Bütün uluslardan insanlar temelde eşittir, onların arasına ayırımcılık, korku ve sömürü tohumlarını eken yalnızca adaletsizliktir: İnsanları, önyargının, ırkçılığın, dinsel ya da siyasal bağnazlığın ve kendi dışındaki her şeyi dışlayan milliyetçiliğin aptallıklarına karşı, tüm büyük edebiyat yapıtlarında karşımıza çıkan bu hakikatten daha iyi hiçbir şey koruyamaz.
Etnik ve kültürel farklılıklarda insanlık mirasının zenginliğini görmeyi ve bu farklılıkları insanlığın çok yönlü yaratıcılığının belirtisi olarak değerlendirmeyi, edebiyattan daha iyi hiçbir şey öğretemez. İyi edebiyat yapıtlarını okurken, hiç kuşkusuz, büyük bir keyif alırız; ama aynı zamanda, insan bütünlüğümüz ve insanca kusurlarımız içinde, yaptığımız işler, düşlerimiz ve karabasanlarımızla, bir başımıza ve bizi başkalarına bağlayan ilişkiler içinde, toplumdaki imgemizde ve bilincimizin gizli kovuklarında ne olduğumuzu ve nasıl olduğumuzu öğreniriz.
Geçmişe kurulan köprü İsaiah Berlin'in deyişiyle, bu çelişkili doğruların karmaşık toplamı, insanlık durumunun özünü oluşturur. Günümüz dünyasında, insana ilişkin bu bütünlüklü ve canlı bilgi, ancak edebiyatta bulunabilir. Beşerî bilimlerin öteki dalları bile felsefe, tarih ve toplumsal bilimler bile bu bütünleyici vizyonu, bu evrenselleştirici söylemi sağlayamamıştır. Beşerî bilimler de, düşünceleri ve söz dağarları sıradan insanların çok uzağına düşen parçalanmış ve teknik bölümlerde gittikçe daha kopuk bir niteliğe bürünerek, bilginin kanserli bölüm ve altbölümlerine gömülmüştür. Bazı eleştirmen ve kuramcılara kalsa, edebiyatı bile bilime dönüştürürler. Ama bu hiçbir zaman olmayacak; çünkü edebiyat, varlığını, yaşantının yalnızca tek bir alanını araştırmaya borçlu değildir. Edebiyat, parçalanıp bölümlere ayrılırsa ya da şemalara ve formüllere indirgenirse ortadan kalkacak olan insan hayatını düşgücü aracılığıyla zenginleştirerek var olur. Proust, "En sonunda aydınlığa, gün ışığına kavuşmuş gerçek hayat, tastamam yaşanmış biricik hayat edebiyattır" derken, bunu söylemek istemiştir. Bana kalırsa, Proust'un bu sözlerinde hiç abartı yoktur; bu sözler, Proust'un yalnızca yazarlık uğraşına duyduğu aşktan da kaynaklanmamaktadır. Proust, burada, belirli bir önermede bulunmakta; edebiyatın, hayatın daha iyi anlaşılmasını ve daha iyi yaşanmasını sağladığını ve hayatı daha tastamam yaşamanın, onu başkalarıyla birlikte yaşamayı ve paylaşmayı gerektirdiğini söylemek istemektedir.
Edebiyatın insanlar arasında kurduğu kardeşlik bağı, onların diyaloga girmelerini,
ortak bir köken ve ortak bir ereğin bilincine varmalarını sağlayarak, tüm zaman engellerini aşar. Edebiyat, bizi geçmişe taşır ve bize erişmiş olan o metinlerde, şimdi bize keyifler yaşatan ve düşler kurdurtan o metinlerde bir zamanlar keyifler yaşamış ve düşler kurmuş insanlara bağlar bizi. Zamanın ve mekânın ötesinde, ortaklaşa insan yaşantısının bir parçası olduğunu duyumsamak, kültürün en büyük zaferidir ve bu duygunun her kuşakta yenilenerek sürmesine hiçbir şey edebiyattan daha çok katkıda bulunamaz.
Dil ile oluşturulmuş bir hayat "Edebiyat
ne işe yarar?" sorusu, Borges'i her zaman tedirgin etmiştir. Borges, bu soruyu aptalca bulmuş ve, "Kanaryanın ötüşü ya da çok güzel bir günbatımı ne işe yarar diye sormak kimin aklına gelir!" diye yanıtlamıştır. Böylesine güzel şeyler varsa ve bu güzel şeyler sayesinde hayat bir an için de olsa daha az çirkin ve daha az hüzünlü olabiliyorsa, bunlara yararcı doğrulamalar aramanın ne âlemi vardır? Ama gene de, "Edebiyat ne işe yarar?" sorusu fena bir soru değildir aslında. Çünkü, romanı ve şiiri yaratan rastlantı

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 33 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
7

 'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
» Öykülerin sanal serüveni - ALTAY ÖKTEM
» Bizlere dair küçük mutluluklar...
» OSMANLI GERÇEĞİ
» Oyuncu adaylarına enfes bir kaynak
» Homer tadında savaş romanı - GÖKÇEN EZBER
» 'Aykırı', kendini anlatıyor
» DİL MESELELERİ
» Çevre eleştiricinin kavrayamadığı bir "dil meselesi" - OSMAN AKINHAY
» Cahiers elli yaşında
» Actes Sud'de Türk edebiyatı
» DENEME
» Peçeli dünya: Harem
» "Bu son, bir başlangıçtır"
» Tarihte bu hafta
» EN ÇOK SATANLAR
» Perdeye düşen hayaller
» Hayal şatoları
» Camekân
» YENİ ÇIKANLAR
» Diyar diyar dolaşmanın serüveni
» Anı kitabında kişilerden çok olaylara bakmalı - YURDAKUL FİNCANCIOĞLU
» Kültürel terörizmle bireysel mücadele
» VAN GÖLÜ SAVUNMASI
» Bazen sureti de aslı gibidir - TUĞRUL CENKER
» Beşiktaşlılar sırada bekliyor... - NUR İÇÖZÜ
» Çocuklar, bilimkurguyu sever - FATİH ERDOĞAN
» Yeni ve modern olma yolunda... - MÜGE İPLİKÇİ
» İçimizdeki hayalciyi kışkırtan kitaplar
» Kayıp bir ruhun peşinden - OLKAN ÖZYURT
» Fotoğrafın büyüsü - MEHMET ALİ GÖKAÇTI

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

ÖZLÜ SÖZ #570
"Belediye Başkanı'yım, duruma el koyuyorum. Herkes sakin olsun, kurtulacağız. Panik yaparsak birbirimize zarar veririz."
Bingöl eski Belediye Başkanı Sabahattin Tara, Büyü'nün galasında çıkan yangın sırasında, 'Açılın, ben doktorum!' havasına giriyor...

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.