Radikal-çevrimiçi / Kitap / YERYÜZÜ KİTAPLIĞI
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  30 Ağustos 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Dinlerseniz, size her zaman doğru yolu gösteren bir sesin var olduğunu unutmazsınız.
Thomas Hughes
Tarihte Bugün
Takvimler 30 ağustos tarihini gösterdiği zaman...

1958 yılında,
Mersin Limanı Ticaret Rıhtımı hizmete girdi.
1922 yılında,
Büyük Taarruz zaferle sonuçlandı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


YERYÜZÜ KİTAPLIĞI

Tarihi bilinmeyen Farsça aşk öyküsü 'Varka ile Gülşah'ın en eski resimli elyazması. 13. yüzyıl ortaları. Konya.

06/02/2004 (1264 defa okundu)

CELÂL ÜSTER (E-mektup | Arşivi)

Kâğıda işlenen uygarlık
Bazıları, kulaklarıyla duyduklarını, bir kâğıda yazmazlarsa kolay kolay anımsayamazlar; bırakın anımsamayı, ancak kâğıdın üzerinde yazı olarak gördükleri zaman anlayabilirler sözü. Galiba ben de biraz onlardanım. Buna karşılık, okuma-yazma bilmeyen çok kişinin belleğinin akıllara durgunluk verecek kadar güçlü olduğu söylenir. İnsanoğlunun bu tür alışkanlıkları ya da algılama özellikleri üzerine ciltler dolusu kitap yazılmıştır. Sözgelimi, her metni değil, ama bir şiiri ya da romanı kâğıda basılı kitapta okumaktan aldığım keyfi elektronik ortamda okumaktan asla almadığımı söylemeliyim. Bu, yüzyıllardır kuşaktan kuşağa ayırdına varılmadan geçen, nerdeyse 'genetik' bir alışkanlık olsa gerek.
Yazının bulunması, kuşkusuz, insanlık tarihinin en büyük devrimlerinden biri. Önceleri taşlara kazımışlar yazıyı; bir süre sonra kil tabletlere ve ağaç levhalara. İÖ 3000'lere varıldığında, Mısırlılar, Nil Irmağı boylarında yetişen papirüs bitkisinin gövdesindeki lifli katmanları çıkarıp yan yana dizmişler, böylelikle oluşan yaprağı ıslatıp tokmaklayarak
sıkıştırmışlar. Aynı dönemlerde, yazı yazmak için, İbraniler tirşeden, yani hayvan derisinden, Pergamonlular parşömenden, Persler bambu örgüsünden, Çinliler ipek yapraklardan yararlanmışlar.
Ama, selüloz elyafının elek üzerinde keçeleştirilmesi yoluyla elde edilen o ince yaprağın, yani kâğıdın, yazılı iletişimi, bilginin saklanması, taşınması ve yaygınlaştırılmasını inanılmaz ölçülerde kolaylaştırdığı gün gibi açık.
Boston College'dan Jonathan M. Bloom, bir süre önce Kitap Yayınevi'nden çıkan Kâğıda İşlenen Uygarlık'ta, kâğıdın tarihinin izini doğal olarak yazının tarihinden kopmadan sürüyor ve kâğıdın İslâm ülkelerinde kullanılışının ortaçağda hayatın hemen hemen her alanını, yazı, kitap, matematik, müzik, sanat, mimarlık, hattâ mutfağın gelişimini nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor. Batı Asya'daki Müslümanların Çin'den kâğıt ve kâğıt yapımıyla ilgili bilgileri edindikleri 8. yüzyıl başlarından, bu bilgileri İspanya ve Sicilya'daki Hıristiyanlara aktardıkları 13. yüzyıla uzanan beş yüzyılda odaklanan Kâğıda İşlenen Uygarlık, kâğıdın bilgi aktarımı ve kültürler arasında köprüler kurma işlevlerini aydınlığa çıkarıyor. Bloom, hiç kuşkusuz, kâğıt yapımının kökenlerini, kâğıdın Çin'den Batı Asya, Kuzey Afrika ve Avrupa'ya yayılımını anlatmayı göz ardı etmiyor, ama kitabın ana vurgusu kâğıdın ortaçağ İslâm dünyasındaki etkilerinde yoğunlaşıyor.
Bloom, Boston College'da İslâm sanatı ve mimarlığı tarihi dersleri veriyor; ayrıca, ortaçağ İspanya'sında sanat ve Kudüs kenti tarihi üzerine seminerler düzenliyor. Erken Dönem İslâm Sanatı ve Mimarlığı ve Minare:
İslâm'ın Simgesi adlı kitaplarının yanı sıra, eşi Sheila S. Blair'le birlikte imza attığı İslâm: İnanç ve Gücün Bin Yılı, İslâm Sanatları,
İslâm Sanatı ve Mimarlığı: 1250-1800 ve İslâm Sanatında Cennet İmgesi adlı kitapları var. Görüldüğü gibi, İslâm sanatları alanında uzmanlaşmış, hiç de yabana atılmaması gereken bir bilim insanı.
Bloom, Avrupa'nın kâğıdı İslâm ülkelerinden almakta neden o kadar çabuk davrandığını ve İslâm ülkelerinin matbaayı Avrupa'dan almakta neden o kadar ağır davrandıklarını tartışırken, bana kalırsa, Batı ile Doğu'nun farklı çağlarda yaşadıkları farklı gelişmeleri, hayata ve dünyaya bakışları ve yaklaşımlarındaki farklılıkları da gündeme getiriyor. Denilebilir ki, Kâğıda İşlenen Uygarlık, bilim ve sanatın yaygınlık kazanmasının en canalıcı araçlarından biri sayılması gereken kâğıdın matbaadan önceki serüvenini keyifli bir dille öyküleştirmekle kalmıyor;
İslâm uygarlığının, çağımıza yaklaşıldıkça büyüyen sorunlarının günümüzdeki tartışmalarına zemin sağlayabilecek bir bilgi dağarı da sunuyor okuyucuya.
Burada, kuşkusuz, Batı açısından sorulması gereken kimi sorular da akla gelmiyor değil. İlk basım işlemini İS 2. yüzyılda Çinliler'in, birkaç yüzyıldan beri kâğıt yapımcılığını, 25 yüzyıldan beri mürekkebin temel formülünü, çok eski çağlardan beri oymacılık sanatını bilen Çinliler'in geliştirdiğini biliyoruz. Avrupa'nın, Çin'den, neden kâğıt ve matbaadan önce barutu aldığı sorusu, kanımca Batı uygarlığının hangi yollardan geçerek geliştiğine ışık tutabilecek bir soru. Bloom'un kitabından edindiğimiz bilgilere bakılırsa, Gutenberg'in tipo baskı tekniğini geliştirdiği 15. yüzyıl ortalarında bile, kâğıt Avrupa'da yazı için niteliksiz bir yüzey olarak görülüyordu. Avrupalı'nın gözünde, 'kitap', hâlâ parşömen üzerine elyazmalarıydı. Sözgelimi, Venedik, Hollanda ve Alman matbaaları dünyanın en güzel kitaplarını basarken bile, Mediciler kütüphanelerine basılı kitap sokmuyorlardı.
Bloom'un yapıtı, tam adıyla Kâğıda İşlenen Uygarlık: Kâğıdın Tarihi ve İslâm Dünyasına Etkisi, kâğıdın öyküsünü anlatırken gerçek bir kültür ve uygarlık tarihi kurabilen; kâğıdın İslâm'daki öyküsünde yoğunlaşırken
İslâm dünyasının gelişme ve gelişememe sorunlarını gündeme taşıyan bir kitap. Ama Bloom'un, bilimsel temellerden uzaklaşmaksızın kaleme aldığında kitabında kullandığı dilin de ilgimi çektiğini söylemeliyim: Anlaşılır, yalın ve sıkıcı olmayan bir dil. Kâğıda İşlenen Uygarlık, görsel açıdan da zengin bir kitap. Sayfalar boyunca anlatıma eşlik eden haritalar, gravürler, resimli elyazmalarından sayfalar, hem kâğıt ve matbaanın oluşum serüvenini, hem de modernite öncesi dönemde İslâm tarihi ve İslâmî görsel kültürünü, tadını çıkararak öğrenmemizi kolaylaştırıyor.



Mürekkebi Kurumadan
'Ne çok sert, ne çok yumuşak'
Jonathan M. Bloom'un, Zülâl Kılıç tarafından dilimize çevrilen Kâğıda İşlenen Uygarlık adlı kitabının ikinci bölümü, 'Kâğıt Yapımının İslâm Ülkelerinde Yaygınlaşması'na ayrılmış. Bakalım, İranlı kâğıt yapımcıları 15. yüzyılda nasıl bir teknik kullanıyorlardı:
"İranlı kâğıt yapımcıları
15. yüzyılda sanatlarının doruğuna erişmişlerdi. Hemen hemen her boyut, güç ve dokuda kâğıt yapabiliyorlardı. Hattat ve ressamlar da bu farklı kâğıtların niteliklerinden yararlanarak, İslâm dünyasında o zamana kadar yapılmış en zarif ve görkemli elyazmalarını ürettiler. Timur'un ardıllarının Orta Asya ve İran'ı yönettikleri yıllar, İran kitap sanatlarının klasik dönemi oldu ve kâğıt, hat, yaldız ve cildin uyumlu bütünlüğüne son derece ince güzellikte resimler katıldı. Teknik incelemeler kâğıt yapımcılarının, kâğıtta gözle görünür çok az lif kalana kadar hamuru dövebildiklerini göstermektedir. İşlemlemedeki gelişme giderek onların herhangi bir dayanıklılık kaybı olmadan daha ince ve nazik tabakalar yapmalarını sağladı. Tek tek sayfalar arasında tutarlılığa değer veriliyordu, ama hattatlar hâlâ aynı ciltte farklı kalınlıklarda kâğıt kullanmaya razıydılar.
Cemâl-i Yezdi yüzyıllar önce, 1184-85 tarihinde, Farukname-i Cemâli adlı ansiklopedisinde, hat ve resim için en iyi kâğıdın ince, kuvvetli ve pirinç nişastasıyla aharlanmış kâğıt olduğunu söylüyordu. 13. ve 14. yüzyıllarda malzemelerin kalitesindeki iyileşmeler sayesinde hattatlar sanatlarını yeni doruklara çıkardılar ve nefes kesici güzellikte yazı biçimleri geliştirdiler. Saz kalemlerinin üzerinde kusursuz bir mürekkep çizgisi yaratacağı düz düzeyler oluşturmak için, hattatlar kâğıdın önceden aharlanmış yüzeyini sert ve düzgün bir taşla perdahlıyorlardı. Ünlü hattat Sultan Ali Meşhedi (ö. 1520) hat sanatı üzerine yapıtında birkaç beyti, kâğıdın elle aharlanması ve perdahlanmasına ayırmıştı:

Ahar macununa dair
Aharı nişastadan hazırlayın,
Eski sözcükleri yineleyen yaşlı bir adamın sözcüklerine kulak verin,
Önce macunu yapın, sonra içine su katın,
Sonra da bunu bir dakika kızgın ateşte kaynatın;
Sonra nişastaya zamk ekleyin.
Süzün ki, ne çok ince olsun, ne çok kalın,
Kâğıda yayıp bir bakın ki
Kâğıt yerinden oynamasın,
Aharı kâğıdınıza sürerken
Dikkatle, hafifçe suyla ıslatın kâğıdı.

Kâğıdın perdahlanmasına dair
Kâğıt içinde kırışıklık kalmayıncaya kadar
Perdahlanmalı.
Perdah tahtası temizlenmeli kuvvetlice,
Ama ne çok sert, ne çok yumuşak bir elle.



Tanrı'nın yazmanları
Hani, kendi mesleğimi övmek gibi olmasın ama, çeviri aslında ne kadar önemli bir uğraş. Yalnızca edebiyat çevirisi değil, tecimsel ve siyasal çeviri de. Geçen gün TV haberlerinde, ABD Başkanı George W. Bush ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşmesini izlerken,
hemen arkalarında oturan ve söylenenleri anında çeviren çevirmen gözüme çarptı. Bush ve Erdoğan'ın, aynı dilden konuşurcasına sohbet etmelerini sağlayan, aslında o görünür görünmez çevirmendi. Siyasal ya da tecimsel çeviride düşülebilecek yanlışların ne denli ciddi sonuçlar doğurabileceğini düşündüm. Sonra, aklıma, kutsal kitapların çevirileri geldi. Her çevirinin ister istemez bir yorum olduğu göz önüne alınırsa,
'Tanrı Sözü'nü bir dilden bir dile aktarmak, kimbilir ne denli sorumluluk isteyen bir iş olsa gerek diye aklımdan geçirdim. Çok farklı yorumlara yol açmış, yer yer çözümsüz görünen gizler içeren "Tanrı Sözü"nü başka bir dile çevirmek... Yeni Ahit'i ve Eski Ahit'in bir bölümünü İngilizceye çeviren Reformcu bilgin William Tyndale'in 1536'da kilise yetkililerince boğdurulup yakıldığını düşündükçe, çevirmenin sorumluluğunu iliğimde kemiğimde duyarım!
Kutsal kitapları, birer edebiyat yapıtı gibi okumak da olası. Sözgelimi, Eski Ahit'in 'Neşideler Neşidesi' ya da 'Ezgiler Ezgisi' bölümü, âşıkaneliği, kösnüllüğüyle afallatıverir adamı. Doğal olarak, 'Ezgiler Ezgisi'nde tensel değil, göksel bir aşktan söz edildiğini savunanların sayısı hiç de az değildir; ilk ağızda, Origenes, Aziz Gregorius, Calvin, Paul Claudel sayılabilir. Ama, başta Voltaire, birçok yazar ve düşünür de, 'Ezgiler'deki şiirlerin düpedüz kadın-erkek aşkından söz açtığını savunmuştur. Bu şaşırtıcı metin Corneille, Goethe, Victor Hugo, Lawrence Durrell gibi ozanları derinden sarsmıştır.
Ben, Türkçede en son, Samih Rifat'ın Ezgiler Ezgisi çevirisini (Okuyan Us Yayın, Erotik Us dizisi) okudum. Samih Rifat da, "Ezgiler"e, tenselliği ve şiirselliği yüzünden vurulanlardan: "Kutsal Kitap'ın dinsel konulardan uzaklaşan tek bölümü değildir Ezgiler. Ama dilinde, biçeminde, başka bölümlerle karşılaştırılamayacak bir imge zenginliği, tartışılmaz bir şiirsel güç vardır... Üstelik sözü edilen şeyler de, kutsal bir kitaba yakışmayacak kadar tenseldir çoğu kez: Sevgilinin 'mür' damlayan dudaklarından, kulelere benzeyen boynundan, ceylânın ikiz yavruları gibi oynaşan memelerinden, içi şerbet dolu bir kupaya benzeyen dişiliğinden dem vurulur..."
Diyeceğim, her çeviri bir 'okuma'ysa eğer, Samih Rifat'ın çevirisinde, biraz da onun gözünden okumuş oluyoruz 'Tanrı Sözü'nü: "... Öpücükler versin bana ağzıyla / şaraptan yeğdir çünkü okşayıp sevmen // Güzel kokuyor süründüğün yağlar / ve bir ıtır gibi yayılıyor havaya adın / besbelli bundan tutulması sana kızların..."
Samih Rifat'ın yaptığı, kuşkusuz, bir Kutsal Kitap çevirisine kalkışmak olmadığı gibi, kendi alçakgönüllü deyişiyle 'Ezgiler Ezgisi'ni çevirmeye kalkışmak da değil. Bir 'yeniden söyleme' denemesi; o kutsal dizelerdeki sevda sözlerinin Türkçede tadını çıkarma uğraşı; belki, tensel bir dil yaşantısı.
Geçen yıl, Adam Nicolson'ın, HarperCollins'den yayımlanan God's Secretaries (Tanrı'nın Yazmanları) adlı kitabı ise, başlangıçta İbranice, Arapça ve Yunanca yazılmış olduğu söylenen Kitabı Mukaddes'in, İngiliz dilindeki en yetkin çevirisi sayılan 'Kral James Baskısı'nın oluşum öyküsünü anlatıyor. Kral I. James tarafından atanan 54 uzmanın hazırladığı ve 1611'de yayımlanan 'Onaylı Baskı'nın serüvenini.
İngilizler, Kitabı Mukaddes'in Kral James Baskısı metnini, yakın çağdaşı sayılabilecek Shakespeare'in yapıtlarıyla birlikte, edebiyatlarının en temel kaynakları arasında sayarlar. Eşanlamlı değişik sözcüklerin kullanımına ağırlık verilerek yapılan bu çeviride, sözcük sözcük dar ve katı bir aktarmadan kaçınıldığı söylenir. Adam Nicolson, zenginlikle güvensizliğin, okur-yazarlıkla boş inançların, kentsellikle kırsallığın, birleşmişlikle bölünmüşlüğün henüz iç içe yaşandığı bir ülkede, örgütlü bir kutsal kitap çevirisinin öyküsünü dile getirirken, aynı yıllarda Othello'nun, Kral Lear'in, Fırtına'nın ilk sahnelenişlerine de uzanıyor ve tüm çelişkileriyle parlak bir Britanya portresi çiziyor.
Böyle kitaplara bayılıyorum. Bir çeviriden, bir nesneden, bir olaydan yola çıkarak bir dini, bir toplumu, bir çağı anlatan...

Sözün Özü
Bilim her konuda ilk sözü söyler, ama hiçbir konuda son sözü söylemez.
Victor Hugo

İnsanoğlu meraklıdır; bilim denen şeyin özü budur.
Ralph Waldo Emerson

Bilim, birçok derde deva olmuş olabilir; ama en kötüsüne, insanların umursamazlığına hâlâ bir çare bulamadı.
Helen Keller

Bilim adamları atom çekirdeklerine benzer; bölünmeleri birleşmelerinden daha kolaydır.
Charles Osgood

Bilimin büyük trajedisi, çok güzel bir varsayımı çok çirkin bir olguyla yok edebilmesidir.
T. H. Huxley

İnsanoğlu yürüyecek bir aygıt yapmak istediğinde, bacağa hiç benzemeyen tekerleği icat etti.
Guillaume Apollinaire

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 7 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
8

 'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
» Hayatın yarısı yok - A. ÖMER TÜRKEŞ
» Vicdan aklımızın efendisidir! - SEMA ULUDAĞ
» Acıyı duyan kim? - ŞEBNEM BİNGÜL
» Modernliğin temel metinleri - LEVENT ÇALIKOĞLU
» Tutmamış hamur kıvamı - NECMİ SÖNMEZ
» KAPAK - ÜMRAN KARTAL
» Kumdan Adam'ın gerçek rüyaları - EFSUN ERKILIÇ
» İran sokaklarına inmek... - MEHMET YOKSUL
» GEÇMİŞ ZAMAN TESELLİLERİ - MURAT BATMANKAYA
» Yeni nesil nerede buluşuyor? - ECE ARAR EMENER
» YENİ ÇIKANLAR
» DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

ÖZLÜ SÖZ #218
"(Cemil Çiçek'in) hazırlattığı yeni Türk Ceza Kanunu tasarısında evlilikte tecavüz 'aile mahremiyetine karışılmaz' gerekçesiyle suç tanımına girmiyor. Tecavüz ettiğiyle evlenene ceza yok. Kadınlar tecavüzcüleriyle mesut bir hayat sürebilir."
Yıldırım Türker...

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.