Radikal-çevrimiçi / Kitap / 'Açık Yapıt' üçüncü kez Türkçede
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  21 Ekim 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir.
Seneca
Tarihte Bugün
Takvimler 21 ekim tarihini gösterdiği zaman...

1999 yılında,
Çeçenistan'ın başkenti Grozni'de kalabalık bir alışveriş merkezine yapılan roket saldırısında 110 kişi öldü, 400 kişi yaralandı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


'Açık Yapıt' üçüncü kez Türkçede

Umberto Eco'ya göre modern sanatın ürünü açık yapıt belirsizdir, çeşitli yorumlamalara imkan verir.
Umberto Eco'nun müzikten görsel sanatlara uzanan, geleneksel ile modern sanat arasındaki farkı sorgulayan 'Açık Yapıt' bu kez tam ve doğru çevirisiyle okurun karşısında

27/07/2001 (1147 defa okundu)

BEKİR TARIK (Arşivi)

AÇIK YAPIT
Umberto Eco, çeviren: Pınar Savaş,
Can Yayınları, 2001, 245 sayfa,
5 milyon 100 bin lira.

***
'Gülün Adı' ve 'Foucault Sarkacı' romanlarıyla -bizde de- epey ünlenen Umberto Eco, aslında önemli bir göstergebilimsel dilbilimcidir. Eco'nun ilk çalışmalarından biri olan 'Açık Yapıt', yayımlandığı 1962'den itibaren önemli tartışmalar yaratmış, takip eden yıllarda göstergebilim ve -kısmen- yapı - çözüm kuramlarının geliştirilmesinde referans metinlerden biri sayılmıştır. Adından da anlaşılacağı gibi bir sanat kuramı kitabıdır ilk bakışta 'Açık Yapıt'; fakat sanatın, özellikle de modern dönemdeki sanatın, sadece kendinde anlamlarla değerlendirilemeyeceği görüşüyle, enformasyon kuramlarından, parçacık fiziğine, Zen öğretisinden yabancılaşma kavramına geniş bir alandan söz etmektedir; tabii ki tüm bunları modern sanat ürünlerinin
açıklığıyla ilintilendirerek (Özellikle,
'Toplumsal Taahhüt Olarak Form' başlıklı son bölüm Hegel ve Marx'tan itibaren yabancılaşma
tartışmalarına yaklaşımındaki özgünlük ve
'[İnsan] ürettiği nesneleri kabul ettikçe,
onlara bağlandıkça bu yabancılıktan kurtulabilir ancak' saptamasıyla, bir sanat kuramı kitabının çerçevesini epey aşmaktadır).

Geleneksel sanattan kopuş
'Açık Yapıt', modern sanatın geleneksel sanattan gerçek bir kopuş anlamına geldiğini anlatır. Geleneksel sanat ürünleri 'kapalı', modern sanat ürünleri ise 'açık'tır. Geleneksel sanatçı anlattığı nesneye odaklanmış bir bakış ve estetik ile yapıtına özdeş, modern sanatçı ise anlattığı nesneye -istese de- bütünüyle hâkim olamayacağı için yabancıdır. Üreticisi olan sanatçı, üretildiği ortam ve yansıttığı hayat anlamında belirgindir geleneksel sanat; kendini tanımlayamayan üreticisi, neresi olduğu bilinmeyen üretim ortamı ve yansımak bir yana yapıta engellenemez biçimlerde ve kaotik bir karmaşayla sızması anlamında temsil edemediği hayat kadar belirsizdir modern sanat. Gelenek ile yeni arasındaki çatışmanın her alanda olduğu gibi sanat yapıtlarında da geçerli olduğunun tespitidir bir bakıma 'Açık Yapıt'ın anlattığı. Geleneksel sanat kuramlarının vurguladığı ölümsüzlük ve evrensellik ölçülerinin aslında geleneksel sanat ürünlerinin çoktan birer ölü haline geldikleri anlamında anlaşılmasıdır.
Bir yanıyla modern sanat ürünlerinin nasıl okunması, izlenmesi, yorumlanması gerektiğidir 'Açık Yapıt'ın derdi: "Her bir yorum yapıtı açıklar, ama onu tüketmez; her bir yorum yapıtı hakiki kılar, ama yapıtın mümkün olan tüm öbür yorumlarının tamamlayıcısıdır yalnızca. Kısacası, diyebiliriz ki, her bir yorum izleyiciye yapıtın tamam ve tatmin edici bir uyarlamasını sunar, ama aynı zamanda da, izleyici açısından bakınca, yapıtı tamamlanmamış kılar, çünkü yapıtın ortaya koyabileceği tüm sanatsal çözümlemeleri eş zamanlı olarak veremez." Diğer yanıyla da bu sanat ürünlerinin içinde varoldukları dünya ile benzerliklerini anlatır: "Açık yapıt bize, süreksizliğin bir imgesini sunma görevini üstlenmiştir. Bu, süreksizliği anlatmaz, onun ta kendisidir."
Eco için geleneksel yani 'klasik' sanat öz olarak 'belirli'dir. Okuru, izleyiciyi, dinleyiciyi tikel bir yöne yöneltir; metni, resmi, ezgiyi ya da oyunu yorumlamanın tek bir yolu vardır. Oysa açık yapıt belirsizdir, çeşitli yorumlamalara imkan verir ve bunların hiçbiri bir ötekine baskın değildir. Yapıt bir 'olanaklar alanı' sunar ve kendisine nasıl yaklaşacağını izleyicisine ya da okuyucusuna bırakır. Eco için 'belirsizlik', yerleşik uzlaşımsal ifade formlarının tartışmalı bir hale gelmesidir. Açık bir yapıtta uzlaşımların tartışılması son derece radikal olup yapıta üst düzeyde bir belirsizlik kazandırır, böylece alışıldık ifade yasaları geçerliliğini yitirir ve yapıtı yorumlama imkanları son derece artar.
Son yıllarda yaşanan postmodernizm tartışmalarında sıkça gündeme gelen konular gibi gözükebilir bunlar -ki bir yanıyla öyledir de; bu tartışmaların arka planında 'Açık Yapıt'ın izleri her zaman hissedilir- fakat, sadece bu başlık altına toplanmayacak kadar geniş bir kavram çerçevesi söz konusudur 'Açık Yapıt'ta. Birer açık yapıt olarak postmodern sanat ürünleri de farklı okumalara, yeniden yorumlamalara; yansıtmak yerine imlemeye; ideolojik anlamda belirlenemezliğe ve çokanlamlılığa sahiptirler, fakat sadece bir kültürel dönemin ürünleridirler bunlar ve açık yapıt anlamında modern sanat ürünlerinin tüm karakteristiğini sunmamaktadırlar. Eco'nun her şeye rağmen -kurtarıcı ya da kurucu değerlerden öte- sanata ve -dolayısıyla da- hayata olumcul yaklaşımı bir yanıyla da bu farkın vurgusu olarak yorumlanabilir: "Durum ne olursa olsun düzensizliğe, şekilsizliğe, çözülmeye bir form vermeye çalışan sanatsal süreç, şeylere söylemsel açıklık kazandırmaya çalışan aklın çabalarından başka bir şey değildir. Eğer bu sanatsal sürecin söylemi açık değilse, bunun nedeni şeylerin ve bizim onlarla ilişkilerimizin hâlâ karanlık olmasıdır -gerçekten öyle karanlık ki, onları temiz retorik sıralarında oturtup da tanımlar gibi yapmak gülünç olacaktır. Bu gerçeklikten kaçmanın ve onu olduğu gibi bırakmanın başka bir yolu olacaktır yalnızca. Peki bu yabancılaşmanın en son ve en başarılı figürü değil midir?"

Çeviri sorunları
Aradan otuz yıl geçmesine rağmen 'Açık Yapıt'ın tam ve doğru bir çevirisi Türkçede henüz yeni yayımlanabildi. Daha önce bir çevirisi neredeyse kitabın yanlış anlaşılmasına sebep olacak denli ciddi kavramsal yanlışlarla ve orijinal metine göre eksiklerle (Kabalcı Yayınları); bir başka çevirisi de yine çeşitli kavramsal yanlışlar ve metni anlaşılmaz kılan Türkçe hatalarıyla (Can Yayınları) yayımlanmış ve bunlardan ikincisi yayınevi tarafından piyasadan toplatılmıştı. Neyse ki, bu kez tam ve kitabın hakkını veren yeni bir çevirisi yayımlandı (Can Yayınları, Pınar Savaş çevirisi.) Eco'nun, müzikten görsel sanatlara, entropi sorunlarından Ulysses'in dil yapısına kadar uzanan geniş anlam alanın içinde boğulmayan ve Türkçenin imkânlarını okuyucu lehine sonuna kadar zorlayan bu çeviri ile 'Açık Yapıt' aslında ilk kez Türkçe anlamına kavuşmuş oldu.

Sorumlu bir yayıncılık
'Açık Yapıt'ın Türkçe çevirilerindeki sorunlar ve son olarak Can Yayınları'nın
'Yeni Çeviri' ibaresiyle kitabı tekrar yayımlaması yayınevi çevrelerinde eskiden beri varolan önemli bazı sorunları tekrar tartışmaya açtığı için çeviri ve redaksiyon sorunlarına değinmekte yarar var. Daha önce Yapı Kredi Yayınevi Frederic Jameson'un
'Postmodernizm' isimli önemli kitabını yayımının hemen ardından çevirisindeki çeşitli maddi dil hataları sebebiyle geri toplamış ve yeniden çevirterek yayımlamıştı. Benzer sorun Ayrıntı Yayınları'ndan çıkan Paulo Freire'nin 'Ezilenlerin Pedagojisi'nde de yaşanmış ve bu yayınevi de gazetelere ilan vererek hatalı çeviriyi iade etmeleri yolunda okuyucuları uyarmıştı. Başka örnekler de var ama bunlar en önemlileri; YKY ve Ayrıntı gibi Can Yayınları da üzerine düşeni yaparak, böylesi önemli metinlerin çeviri hataları sebebiyle okuyucuya yanlış şekilde ulaşmasını engellediği için sorumlu bir yayıncılık örneği sundu. (Aynı tutumun halen piyasada bulunan kimi hatalı çeviri kitapların yayınevlerince de uygulanması dileğiyle....)
Mayıs ayında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde düzenlenen 'Çeviri Sorunları' başlıklı sempozyumda bu sorunla ilgili yayıncılar, çevirmenler ve akademisyenler önemli saptamalarda bulunmuşlardı; çevirmenliğin kazancının azlığı ve diğer mesleklere göre fazla meşakkatli oluşu yüzünden yeterince iyi çevirmenin bulunmaması ortak gözlemiydi sempozyuma katılanların. Altı çizilen bir diğer önemli sorun da yayın dünyasında redaksiyon müessesesinin yeterince işletilememesiydi ki, aslında işin en önemli yanlarından biri de burada yatıyor. Ne denli yetkin olursa olsun, bir çevirmenin hata yapması her zaman imkân dahilindedir. Artık çoğu yayınevinin titizlikle uyguladığı Türkçe son okuma işlemi gibi çeviri metinlerin de mutlaka konuya hâkim biri tarafından redakte edilmesi gerekmektedir. Buna rağmen, çeviri metinlerin -özellikle de örnek verdiğimiz türden önemli metinlerin- yayımında sorunlar olabilir (iki dil arasındaki anlam ve yapı farkları; kimi metinlerin farklı kişilerce farklı yorumlanması gibi) fakat eminim ki, öylesi sorunların tartışılması hatalı bir çevirinin tartışılmasından çok daha keyifli olacaktır.

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 9 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
7

 'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
» YERYÜZÜ KİTAPLIĞI - CELÂL ÜSTER
» Bir edebiyat şöleni - PETER BROOKS *
» Günah kelime: Zina - TÜLİN ER
» Kendi yolundan yürümek - ÜMRAN KARTAL
» Yaşamın tüm kötülüklerine rağmen - TUFAN ERBARIŞTIRAN
» Avrupa yolunda zikzaklar var - TÜRDA ÖZMEN
» Rüyalar ülkesinde kâbus - SALİH ERTURAN
» Edebiyat: İlahi mahkeme - ASLI ATASOY
» İşyerinde stresli misiniz yoksa? - YUSUF ALPER
» Yayın çizgisinin cinsiyeti - SEMANUR ÖZEL
» YENİ ÇIKANLAR
» Doğu'dan esen yeni bir rüzgâr - ADNAN ÖZER
» Birbirine karıştırılanlar-devam - NECMİYE ALPAY
» Yeldeğirmenlerine karşı - CARLOS FUENTES
» GEÇMİŞ ZAMAN TESELLİLERİ - MURAT BATMANKAYA
» KAPAK - FATİH ERDOĞAN

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

ÖZLÜ SÖZ #267
"Suç alemi çok büyük bir değerini kaybetti."
Her türlü resmi ve özel belgenin sahtesini yapabildiği için 'Profesör' lakabıyla tanınan Ahmet Tarık Çakıcı, yakalandığı sırada...

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.