Radikal-çevrimiçi / Kitap / Keyman'ın Radikal İki yazıları
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  1 Ağustos 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Bir ulus sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.
ATATÜRK
Tarihte Bugün
Takvimler 01 ağustos tarihini gösterdiği zaman...

1914 yılında,
1. Dünya Savaşı başladı.
1932 yılında,
Türkiye güzeli Keriman Halis dünya güzeli seçildi.
1942 yılında,
Savaş nedeniyle bir süre önce yasaklanmış olan pasta, çörek ve benzeri yiyeceklerin yapımı ve satışı serbest bırakıldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Keyman'ın Radikal İki yazıları

Fuat Keyman iç, dış politika, küreselleşme ve sosyal demokrasi üzerine yazılarıyla 'kamusal entelektüel'in iyi bir örneği. Keyman şimdi de yazılarını 'Değişen Dünya, Dönüşen Türkiye' adlı kitapta topladı

15/07/2005 (580 defa okundu)

HASAN BÜLENT KAHRAMAN (Arşivi)

  • DEĞİŞEN DÜNYA, DÖNÜŞEN TÜRKİYE
    E. Fuat Keyman, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2005, 296 sayfa, 15 YTL.


    Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Fuat Keyman büyük bir bölümü Radikal 2'de yayınlanan yazılarını Değişen Dünya Dönüşen Türkiye adıyla kitaplaştırdı. Son derecede önemli, üzerinde düşünülmüş yazılardan oluşan bu kitabı asıl ağırlık taşıyan yanıyla, yani siyaset bilimi bağlamında ele almazdan önce bizzat Keyman'ın da Sunuş yazısında değindiği çok farklı bir açıdan, kamusal entelektüellik yönünden değerlendirmek istiyorum. Daha sonra işin kuramsal yanına eğileceğim.

    Kamusal aydın ve sorumluluğu
    Anglosakson dünyada 'kamusal aydın' (public intellectual) denilen bir aydın türü vardır. Bu aydın, temel görevi yazı alanının dışında olan insandır. Üniversitede hoca, bir bürokrat veya başka bir meslek adamı olabilir. Ayırt edici özelliği görevinin gerektirdiği alanlarda, bazen de sorumluluk ve ahlâk duygusu etrafında, güncel oluşumlar hakkında belli bir derinliğe sahip düşünce üretmektir. Ardından bu düşünceleri yazacak, yayınlayacak, kamuyla paylaşacak ve öylelikle de bir kamu oyu duyarlılığı yaratacaktır. Bana kalırsa aydın olmanın en önemli özelliklerinden birisi budur. Kuşkusuz başka formlar içinde de aydını tanımlamak mümkündür. Fakat kamusal aydın diğerlerinden sorumluluk duygusu itibariyle önemli ölçüde ayrılan insandır.
    Öte yandan gene Batı'da akademisyenlerin içinde çalıştıkları üniversitelere karşı bilimsel dergilerde, bilimsel makale yayınlamak yükümlülüğü vardır. Ne var ki, bu bir akademisyenin tek başına aydın olma sorumluluğunu yerine getirmesine yetmez. Bu nedenle akademisyen, hele sosyal bilimlerle uğraşıyorsa, düşünce dergisi (opinion journal) denilen mecrada yazı yazmak, yayımlamakla yükümlüdür. Bunlar, yayının yapıldığı derginin de önemi oranında bir akademisyenin hanesine yazılan en güçlü ürünleri arasındadır. Edward Said, Erich Hobsbawm, Noam Chomsky gibi akademikler bu cümleden olarak akla ilk gelen isimler arasında. Kısacası, belli bir konuda uzman olan kişinin toplumsal düşünce üretme eylemi öyle yabana atılacak bir şey olmanın tersine gerçek mânada aydın olmanın ayrılmaz bir parçasıdır.
    Türkiye ne üniversite çevresinde ne de basın dünyasında bu gerçeğin farkındadır. Üniversitelerde bu tür işler daha ziyade de fen bilimleri ile uğraşanlar tarafından, küçümsenir demeyeyim de, 'tahfif edilir' diyeyim. Bu işlerle uğraşan kişinin kapasitesini boşa harcadığı, gene 'ucuz' dememek için, 'basit' bir iş yaptığı diyeyim düşünülür. Bu zavallı muhakeme aydınlar arasında da yankı bulur. Yakında bir başka dergide girdiğim bir tartışma sırasında ortaya çıktı ki, güzel sanatlarla da uğraşan bir yazarımız 'kamusal aydın' kavramını henüz bilmemektedir. Bilmemenin doğallığı bir yana bu bilmediği varlığı küçümsemek, onunla alay etmek cehaleti içindedir ve bu derece derece bu konuya muhatap herkese yayılmış bir durumdur.
    Bu hâl karşısında Fuat Keyman'ın akademik birikimi ve teorik gücü ortada birisi sıfatıyla iki yıldır her iki haftada bir Radikal 2'de güncel politika ve dış politika konularında yazması, şimdi de onları zamana tanıklık edecek bir belge olsun diye ortaya bir kitap olarak çıkarması önemsenmesi, vurgulanması gereken bir durumdur. Bilgi Üniversitesi Yayınları'nın da akademik bir yayınevi olarak bu olanağı sağlaması, son zamanlarda yayıncılık alanında gösterdiği olağanüstü başarıyla birlikte, onu destekleyen bir husus olarak kutlanması gereken bir girişimdir.

    Kamusal entelektüel
    Keyman, kitabın girişinde yazdığı yazıda neyin kamusal entelektüel duruş olduğunu şöyle tanımlıyor: "hızla değişen dünya içinde demokratikleşen bir Türkiye'nin hem kendi ekonomik ve sosyal adalet sorunlarına çözüm bulabileceğini hem kendisini Avrupa'nın geleceğinde önemli bir oyuncu konumuna yükseltebileceğini, hem de kendi bölgesi içinde 'kilit konumunda bir ülke' olacağını savunan 'kamusal entelektüel' bir duruş". Bu tanım gerçi yukarıda söylendiği üzere 'entelektüel duruş'un nasıl kamusallaştırıldığını açıklamıyor, sadece doğrudan doğruya kendi kamusal entelektüelizminin sınır koşullarını belirliyorsa da elimizdeki kitabın genel çerçevesini çizmesi açısından önemli. Çünkü, böylelikle Fuat Keyman kitabın hangi dürtülerle 'Değişen Dünya Dönüşen Türkiye' bağlamına oturduğunu da belirliyor.

    Değişen dünya dönüşen Türkiye'nin
    Keyman, bunu on yıllık bir süreçte ele alıyor: 1995-2005. Fakat bunu da kendi içinde ikiye ayırıyor: 1995-2000 ve 2000-2005. Bu ayrımı sağlayan unsurları kabaca şu değişkenlere bağladığını söylemek mümkün: 1995-2000 arasında siyasal istikrar, demokrasi eksikliği, ekonomik kriz, kimlik temelli çatışma, bireysel hak ve özgürlük kısıtlaması sorunlarının yaşandığı, yolsuzluk ve rüşvet sorunlarının yapısallaştığı, dış politikasında içe kapanık, iç politikasında milliyetçi ve devlet merkezci bir modele sahip Türkiye söz konusudur (s. 1). Türkiye söz konusu beş yılı bir siyasal çıkmaz içinde yaşamıştır. Bu yapı 2000'le birlikte değişmeye başlamıştır. Küçük ve çözümlenmeye muhtaç bir takdim-tehir sorununu atlayacak olursak, Keyman'a göre yeni durumun en önemli nedeni 3 Kasım seçimleriyle birlikte ortaya çıkan siyasal istikrardır. (Yazılardan anlaşılıyor ki, Keyman, AKP'nin başarısını kitlelerin, diğer nedenler yanında, bu beş yılın sorunlarını aşmak istencine bağlamaktadır.) Türkiye bu dönemde yasal reformları gerçekleştiren, ekonomik istikrar için kurumsal reformlara giden, dış politikasında aktif ve çok boyutlu bir yaklaşım izlemeye çalışan, demokratikleşme ve sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve güvenlik sorunlarını ilişkisel düşünen bir ülke niteliği kazanmıştır (s. 2). Değişen dünya içinde Türkiye böylelikle seküler ve demokratik yapısı, jeopolitik konumu ile 'alternatif modernite'ye sahip bir 'kilit ülke' olarak algılanmaktadır (s. 2).
    Keyman kitabını üç bölüm hâlinde düzenliyor. Bu bölümler Keyman'ın genel sorunsalları açısından da erken bir fikir sahibi olmamıza olanak sağlıyor: dış politika ve demokratikleşme, Türkiye'de demokratikleşme ve kimlik, Türkiye'de iktidar, muhalefet ve sosyal demokrasi.
    Buna bakarak Türkiye'deki dönüşümün iç politika değil dış politika momentumlu olduğunu, demokratikleşme ve kimlik politikalarının bu sürece etki ettiğini ve nihayet sosyal demokrasinin bu değişimin izlenmesiyle üretilecek potansiyelütopik bir varlık ve dış değişken olduğunu söylemek mümkün. Nitekim, Sunuş yazısında bu algılamayı somutlaştıracak bir tasnife giderek yazar dönüşümün beş unsurla bütünleştiğini ifade ediyor: Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye-IMF ilişkileri, 3 Kasım seçimleri, Türkiye-ABD ilişkileri, sivil toplumun gelişmesi. Yazara göre, AB ilişkileri demokratikleşme, IMF ilişkileri kurumsal yeniden yapılanma, 3 Kasım seçimleri siyasal istikrar, ABD ilişkileri güvenlik, sivil toplumun gelişimi demokratik toplum yönetimi üstünde müessirdir (s. 3-7).
    Keyman sadece iç/ulusal politika temelli bir siyasal model/yapılanma değil, onu aşacak biçimde dış politika bağımlı bir model önermektedir. Bu da kitaba yayılmış çok sayıda yazının alt ve arka planını oluşturan küreselleşmenin getirdiği bir sonuç. O anlamda da Keyman bağlam bağımlılığı metodolojisini hareket noktası yapıyor. Gerçekten de kitabın en önemli katkılarından birisi küreselleşmeyi ulus-ulus üstü-ulus altı modellerle olan etkileşimi bağlamında çözümlemesidir. Yazıların hangi konuyu ele alırsa alsın sahip olduğu derinlik boyutunu bu bağlam bağımlı yaklaşımın bir sonucu olarak görmek gerekir.
    Keyman'ın kitabını tanıtan bu yazıda son olarak üzerinde durmak istediğim bir husus var. Yukarıda da değindiğim üzere, bu kitabın sosyal demokrasiyi ele alış biçimi. Kitabın üçüncü bölümü bütünüyle bu konuya ayrılmış durumda. Keyman, sosyal demokrasiyi bugünkü hâliyle yetersiz bir siyaset olarak nitelendiriyor, haklı gerekçeler öne sürerek. Buna göre, Türkiye'deki sosyal demokrasi, içinde yaşanılan, değişen dünyayı ve dönüşen Türkiye'yi algılamakta, anlamakta yetersizdir. Oysa, özellikle sürdürülebilir ekonomik kalkınma, demokratikleşme ve sivil toplum bağlamlarında bu hareketin yapabileceği çok şey 'hâlâ' vardır. O yanıyla da bir sosyal demokrasi inşasına ihtiyaç duyulmaktadır. Keyman'ın bu kısıtlamayı aşmak için getirdiği öneri bir 'sosyal-liberal sentez' kurmaktır. AKP'nin temsil ettiği 'muhafazakâr liberal' senteze karşı 'sosyal-liberal' sentez Keyman'ın temel önermesidir. Bu bağlamda ben iki noktaya değinmek istiyorum: kitaptaki yazılar bir bütün olarak okunduğunda, kişisel olarak, Keyman'ın AKP'ye kendi gerçekliğini aşan bir önem atfettiğini ve o anlamda da sosyal-liberal sentez bağlamında getirilen sosyal demokrasi önerisinin farklı düzeylerde biraz daha işlemesi gerektiğini düşünüyorum. Fakat bu değerlendirme Keyman'ın her iki konuda da yazdıklarının önemini ve derinliğini etkilemez. Kaldı ki, o da bu yöndeki çabalarını sürdürmektedir. Ben kitabın bu bölümünün diğerlerine nazaran hacim olarak daha küçük olduğunu düşünerek bu değerlendirmeyi yapıyorum.
    Keyman'ın kitabı, dilinin yer yer İngilizce düşünmekten kaynaklanan gerek ifade gerek yazım gerekse terim düzeyindeki bazı çapakları ve bana kalırsa yer yer biraz fazla didaktikleşen üslubu dışında çok güçlü teorik altyapısı, sorunları kavradığı çok geniş açı, metodik irdelemeleri, ideolojik önermeleri nedeniyle gerçekten de bize, değişen dünya ve dönüşen Türkiye'yi anlamak, tartışmak için büyük olanaklar getiren son derecede zengin ve güçlü bir kitap.

    "Amerikan Yüzyılı" ve Türkiye
    "Tarihi insanlar yapar, ama kendi seçtikleri koşullar altında değil." Karl Marx'ın yaptığı bu önemli yöntemsel saptama, Marx öğretisinin sadece siyasal ekonomi değil, aynı zamanda sosyoloji, antropoloji, siyaset kuramı ve tarihi gibi önemli bilim alanları içinde de merkezi bir konuma oturtulmasını sağlamıştır. Marx bu saptamasında bize şu ikazda da bulunuyor: tarihsel gelişmeler ve değişimler aktörlerin (devletlerin, siyasal seçkinlerin, liderlerin) kararları temelinde oluşur, ama bu kararlar aktörlerin seçmedikleri ama içinde yaşadıkları sistemden, sistemsel dönüşümlerden bağımsız değillerdir. Daha da önemlisi, sistemi ve sistemsel dönüşümleri doğru hesaba katan kararları alan aktörler tarihsel gelişim içinde başarılı olurken, bunu yapamayanlar başarısız olurlar.
    Türkiye'de devlet-merkezci ve neoliberal görüşler, aralarındaki farklara rağmen, uluslararası sistemi ve sistemsel dönüşümleri doğru okuyamamakta veya salt güvenlik temelli gücü abartılmış bir Türkiye vizyonunu, ya da salt serbest pazar temelli ve zayıflığı abartılmış bir Türkiye vizyonunu savunmaktadırlar. Bu durum Türkiye'yi sürekli korkular, cezalandırmalar, yalnızlaşmalar ve krizler içinde yaşan bir ülke konumuna sokuyor.
    Kitaptan

  • Okuyucu yorumları
    Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

    Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 1 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    5

     'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
    » 'Eğer ölüm varsa...' - SENNUR SEZER
    » YERYÜZÜ KİTAPLIĞI - CELÂL ÜSTER
    » 'Tarihçi'nin derdi başka... - JANET MASLIN
    » Körün aradığı ışık - ERKAN CANAN
    » Yıl 1950, yer Madrid - FATİH BALKIŞ
    » Tutun(a)mayan öyküler - ABİDİN PARILTI
    » Yitik zamanlarda - ÖNDER BİROL BIYIK
    » Basitliğin güzelliği - KIVANÇ KOÇAK
    » 'Klonlanmak istiyorum' - PINAR ÖĞÜNÇ
    » 'Roman yazmak kolay, zor olan anlamlı bir cümle kurmak' - ÇİĞDEM SU
    » Aşırı kültür boğar! - OSMAN ÇAKMAKÇI
    » Deleuze'den bir damla daha - AKIN SARI
    » KAPAK - A. ÖMER TÜRKEŞ
    » Yahudi Türkler, Kürt Yahudiler - HALUK HEPKON
    » Bir komplocunun portresi - OLKAN ÖZYURT
    » Kemalistlerin ırkçılığı meselesi - AYHAN AKTAR
    » Kendini ifade ede(bile)n sinema - MURAT ÖZER
    » Sünnet tartışması - DENİZ RENDA
    » Masallarını çocukları için yazdılar - ECE ARAR EMENER
    » Tarihsel roman hazzı - Ümran Kartal
    » YENİ ÇIKANLAR
    » DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY
    » Tarih öğretiminde büyük bir adım - SEMİH GÜMÜŞ
    » Endişe korku kadar kuşkuyu da anlatır - ARMAĞAN TUNABOYLU

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #59
    "Modelliği daha çok seviyorum. Artık oyunculuk yapacağım. İyi bir senaryo olursa 'Evet,' diyeceğim. Artık podyuma çıkmayacağım. Bundan sonra asıl amacım Avrupa standartlarında iyi bir model olmak."
    Yasemin Kozanoğlu'ndan kararlılık gösterisi...

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.