Radikal-çevrimiçi / Kitap / Divan edebiyatında aşk
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  21 Ekim 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir.
Seneca
Tarihte Bugün
Takvimler 21 ekim tarihini gösterdiği zaman...

1999 yılında,
Çeçenistan'ın başkenti Grozni'de kalabalık bir alışveriş merkezine yapılan roket saldırısında 110 kişi öldü, 400 kişi yaralandı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Divan edebiyatında aşk

Divan edebiyatını, kültürel ve toplumsal temelleriyle birlikte inceleyen iki önemli araştırmacının kaleminden çıkan bir kitap ABD'de yayımlandı: 'Sevgililer Çağı'

02/09/2005 (3065 defa okundu)

HASAN BÜLENT KAHRAMAN (Arşivi)

  • THE AGE OF BELOVEDS
    Walter G. Andrews/ Mehmet Kalpaklı
    Duke University Press, 2005, 425 sayfa, 24.95 dolar.


    Bazı makalelerde farklı yönleri üstünde durulsa ve yeni bir yöntemle kapsamı ve içeriği ele alınsa da Divan edebiyatı hatta daha geniş bir tanımlamayla Osmanlı edebiyatı bugün de büyük bir meçhul olmayı sürdürüyor. Meçhul derken Divan edebiyatının birçok farklı yönden ele alınabileceğini vurgulamak istiyorum. Oysa bu konuda bugüne dek üstünde yoğunlaşılmış üç büyük yaklaşım öbeğinden söz edilebilir.
    Divan edebiyatı bugün de üniversitelerde yenilenmemiş, yenilenmemesinde direnilen eski yöntemlerle irdeleniyor. Oysa Divan edebiyatı kuramsal, mukayeseli, kültürel ağırlıklı bir modelle ele alınmalıdır. Bu edebiyatı meydana getiren toplumsal ve tarihsel arka planın somutlaştırılması, edebiyatçıların birer toplumsal özne olarak konumlarının ve koşullarının saptanması, içerdiği kültürel parametrelerin mukayeseli bir anlayışla çözümlenmesi, söylemin sahip olduğu fakat gizleyip ele vermediği kültürel kodların bir üst kuramın ve eleştirel bağlamın verileriyle irdelenmesi böyle bir anlayış için başlangıç noktalarını teşkil edebilir.
    İkinci tartışma odağı, bu edebiyatın dünyanın başka hiçbir kültüründe görülmedik biçimde, bir ilericilik-gericilik zıtlaşması içinden ele alınmasıdır. Bu yolu açan, sanıldığı gibi Cumhuriyet değildir. Namık Kemal, artık okul kitaplarında da yer alan bir makalesinde Divan edebiyatını 'gulyabaniler'in anlatıldığı, gerçek dışı bir edebiyat olarak nitelendiriyordu. Bu yaklaşım daha sonra devam ettirildi ve sonunda Cumhuriyet döneminde edebiyat çevrelerinde bugün bile hatırlanan Gölpınarlı-Ataç tartışmasının temelini oluşturdu. Ama o tarihe kadar da, 1923 sonrasında da Divan edebiyatının yeni dünyayı kavramaya yetmeyeceği vurgulanmıştı. Divan edebiyatı da 'eski'nin bir aracıydı ve yaşama hakkı olmamalıydı.
    Olmamalıydı, çünkü tartışmanın üçüncü ayağını da bu oluşturuyordu. Divan edebiyatı gerçek dışı, içine dönük, üç beş mazmunun etrafında dönen, dünyanın somutluğunu anlamaktan aciz, mistik, hayali bir edebiyattı. Bu, sağlam olduğuna o kadar inanılan bir iddiaydı ki bu edebiyatın doğrudan bir uzantısı ve onu dönüştüren en önemli isimlerden birisi sayılması gereken Yahya Kemal bile benzeri bir şey söylüyor, bütün bir Divan edebiyatı birikiminin üç beş beyite sığdırılabileceğini savunuyordu. Ona göre de bu edebiyat dille ve anlatımla ilişkisi olmayan bir edebiyattı; dolayısıyla da onda bir gerçeklik aramak olanaksızdı. Onun takipçisi Tanpınar ise daha duyarlı bir yaklaşımın sahibi olsa bile, her konuda olduğu üzere, bu konuda da ustasını tekrar ediyor, çok benzer iddialarda bulunuyordu.
    Bu üç parametre tartışmaların bugüne kadar büyüyerek gelen hacmini oluştururken son zamanlarda Türkiye dışında yapılan bazı çalışmalar işe yeni bir boyut eklemenin her anlamda mümkün olduğunu ortaya koymuştur. Victoria Holbrook, Türkçeye Aşkın Okunmaz Kıyıları diye çevrilen yapıtında Şeyh Galip şiiri etrafında mesnevi kavramını ele alıyordu. Çok zengin incelemesinde yukarıda değindiğim tartışma odaklarının hemen tamamını gözden geçirip çok özgün yaklaşımlarla tartışıyordu. Bununla birlikte Divan edebiyatına bu şekilde yapılan katkıların çok uzun süredir öncülüğünü elde tutan isim Walter Andrews'tır. Yaklaşık son otuz beş yıldır üzerinde çalıştığı bu alanda çok sayıda akademik makalenin ve iki çok önemli kitabın, Osmanlı Şiirine Giriş ile Şiirin Sesi Toplumun Şarkısı kitaplarının yazarıdır. Andrews son makalelerinde (bunların bir bölümü Varlık ve Yasak Meyve dergilerinde yayınlandı) Divan edebiyatını Deleuze-Guattari kuramlarıyla açıklamaya çalışmaktadır.
    Bu alanda son önemli isim Bilkent Üniversitesi'nden Mehmet Kalpaklı'dır. Kalpaklı, yıllardır Andrews'la birlikte çalışmaktadır. Bu beraberliğin ilk verimi Osmanlı Lirik Şiiri başlıklı Texas Üniversitesi Yayınları'ndan çıkmış olan görkemli yapıttır. Bir arada yazdıkları makalelerin ötesinde şimdi elimizde tuttuğumuz ve kendi alanında anıtsal diye nitelendirmemiz gereken kitap The Age of Beloveds (Sevgililer Çağı) Andrews-Kalpaklı işbirliğinin son ürünüdür. Ben de yazının bundan sonraki bölümünde herhalde kısa bir süre sonra Türkçeye çevrilecek olan bu yapıtı ele almak istiyorum.

    Sevgililerin divanı
    Kitaba yazılan Giriş yazısından öğrendiğimize göre Mahbuplar Çağı, bir çok tarihçinin 'uzun 16. yüzyıl' dediği dönemde ortaya çıkan toplumsal/tarihsel bağlam ve koşullarda kendisini gösteren Divan şiirini ele alıyor. Ne var ki, burada çok ilginç bir girişimde bulunarak Andrews-Kalpaklı bu tarihi bugüne kadar üstünde az çok durulmuş değişkenler yönünden irdeliyor. Andrews'ın daha önce Şiirin Sesi Toplumun Şarkısı isimli yapıtında geliştirdiği yorum bu çalışmanın arka planıdır. Buna göre gazel Osmanlı toplumunun aşk, din, siyaset ve psikoloji alanlarındaki bir yansımasıdır. Bu anlayıştan hareket ederek, yazarlar Osmanlı şiirini özellikle 16. asırdaki hâlini cinsellik yönünden inceliyor. Bunun da heteroseksüel ve homoseksüel açılımları üstünde duruyorlar. Ne var ki, kitabın asıl ağırlık noktasını 'sevgili' kavramı oluşturmuştur. Sevgili ise karşı cinsten olduğu kadar ama belki ondan çok hemcinstendir.
    Bu konu, başlangıçta da değinmiş olduğumuz üzere, vulger ve popüler Divan edebiyatı tartışmalarının nerdeyse vazgeçilmez bir ögesidir. Ayrıca Divan edebiyatının bir 'cinsel sapıklık' edebiyatı olarak nitelendirilmesine yol açmıştır. Yazarlar, bu anlayışın bilincinde olarak bu kitapta meseleyi böylesi basit bir yaklaşımın dışına çıkarmak çabasına girişmiştir. Bu bağlamda sorunu çok daha kapsamlı bir biçimde ele almakta, bu durumun toplumsal, tarihsel ve kültürel nedenleri üstünde durmaktadırlar. Belirlemelerine göre söz konusu hâl sadece Divan edebiyatı için değil, kadının toplumsal plandan soyutlandığı, yetişme koşullarının olumsuz kılındığı bütün kültürlerin edebiyatları için geçerlidir. Ne var ki, bu genel yaklaşımla yetinmeyerek kitap özellikle İslam kültürü içinde bu gerçekliğin tezahür etmesine yol açan özgül nedenleri de ele almaktadır.
    Buradan hareket ederek fakat yer sınırlamasını da dikkate alarak kitabın çok önemli birkaç özelliğine değinmek gerekiyor. Bunların ilki, kendi tarihinde ilk kez bu ayrıntıda ve bu bilimsel yaklaşımla Divan edebiyatının içerdiği cinsellik, 'onu da aşacak biçimde' irdelenmektedir. Bununla kastettiğim şudur: Kitap okunup bitirildiğinde bu yapıtın aynı zamanda bir kültürel tarih metni olarak yazıldığını kavrıyor insan. Nitekim yazarlar kitabın çeşitli yerlerinde tarihyazımı olgusunu ayrıca tartışmaktadır. Bu anlamda da sevgili ve cinsellik kavramları toplumsal dönüşümün, mesela Foucault'da veya Elias'ta görüldüğü üzere, bir değişkeni olarak ortaya çıkmaktadır.
    Bu yaklaşımın önemli sonucu şudur: Daha dikkatli ve ayrıntılı bir okumayla, bu kitabın sergilediği birikim Osmanlı-İslam zihniyet dünyasının olduğu kadar bilinçaltının anlaşılması için de önemli bir olanaktır. Bu, bugüne değin haddinden fazla ihmal edilmiş bir alandır. Bir yanıyla Asyatik, bir yanıyla Mezopotamya ve Pers, bir yanıyla Doğu Roma kültürüne dayanan Osmanlı zihniyet ve davranış dünyasının sahip olduğu ve bugüne taşıdığı derin anlamın başka bir şekilde yeterince anlaşılmasına olanak yoktur. O nedenle kitabı meydana getiren 'Sevgili: Kızlar ve Oğlanlar', 'Kadın ve Aşk Sanatı', 'Baştan Çıkarma', 'Uğruna Ölmek... Sevgililer Çağında Aşk ve Şiddet', 'Aşk, Hukuk ve Din' gibi bölümler bizim bundan sonra yazılacak bilinç ve bilinçaltı tarihimizin vazgeçilmez metinleri arasında yer alacaktır.
    Bu söylediklerim kitabın kapsamını, gücünü ifade etmek için yeterli değildir. Çünkü kitap burada dile getirdiğim hususları çok ayrıntılı ve dikkatli bir tarihsel çözümleme temeline oturtuyor. Bu itibarla kitabı okumanın verimi sadece Divan edebiyatını anlamakla sınırlı değil, Osmanlı İmparatorluğu'nun özellikle 16. yüzyılda yani geç Rönesans çağında yaşadığı toplumsal hakikat de anlatılıyor. Hem de çok kuvvetli bir kuramsal ve mukayeseli arka planla desteklenerek. Ayrıca, Sevgililer Çağı, büyük bir zevkle okunabiliyor ki, bunu ayrı bir erdem olarak kaydetmek gerekir. Son olarak bu kitabın sadece Osmanlı şiirindeki aşk-sevgili ilişkisini değil, alt başlıkta da belirtildiği gibi erken modern Osmanlı ve Avrupa toplumlarında aşk ve sevgili ilişkisini ele aldığını söylemeliyim. Dolayısıyla okur hem bir tarihsel/kültür tarihi anlayışı içinde eş zamanda (hatta öncesi ve sonrasıyla) iki farklı dünyada teker teker nelerin yaşandığını öğreniyor hem de mukayesenin getirdiği büyük zenginliğe muhatap oluyor. Bu itibarla maksadını bile aşan bir boyutu olduğunu kitabın söylemek abartılı bir gözlemde bulunmak anlamına gelmez.
    Bu eşsiz kitabın bir an önce Türkçeye çevrilmesini diliyoruz.

  • Bu haber için okuyucularımızın yorumları
    Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • Üçüncü Selim  (Yazan: Sevil İrengü)
  • Divan edebiyatı özümüz  (Yazan: aydın beyhan)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 1 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    6

     'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
    » YERYÜZÜ KİTAPLIĞI - CELÂL ÜSTER
    » Márquez'in kendi karnavalı - CEM ERCİYES
    » Grisham, 'Tuzak'a düştü - HEYZEN ATEŞ
    » Yaşam paletinin renkleri - YELDA DÖNMEZ
    » Öykünün büyüsü - KADİR AYDEMİR
    » İki farklı mistik dünya - ORHAN KAHYAOĞLU
    » Rüya mı kâbus mu? - ÖZGÜR ÇAKIR
    » KAPAK - A. ÖMER TÜRKEŞ
    » Bilmeseniz de olur... Ama bilin! - DENİZ RENDA
    » 'Türk evi'ne adanmış bir ömür - ERKAN AKTUĞ
    » Yaşsız hatta ölümsüz sohbetler - EFNAN ATMACA
    » Sakin bir Osmanlı tarihi
    » Handke yürüyor - Ümran Kartal
    » Sizler de bir çocuktunuz - ZEYNEP BERİK
    » YENİ ÇIKANLAR
    » DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #474
    "Mehmet Ali ile bir süre ayrı kaldık. Bunun nedenini siz de biliyorsunuz. Çarkıfelek'teki hostes kız Tuğba Karaca ile objektiflere yakalanması üzerine ayrıldık. Mehmet Ali daha sonra özür diledi. Bir de pırlanta yüzük hediye etti, barıştık. Barışmamın nedeni elbette pırlanta yüzük değil. Samimiyetine inandığım için barıştım.
    (Tuğba Coşkun)"
    Oldu. Gözlerimiz doldu...

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.