Radikal-çevrimiçi / Kitap / Orhan Pamuk ne yaptı?
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  22 Ağustos 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Karakter, bir insanın doğuşunda kazandığı ve ruhunun iskeletini yaptığı özelliklerden biridir.
Le Senne
Tarihte Bugün
Takvimler 22 ağustos tarihini gösterdiği zaman...

1996 yılında,
Akaryakıta yüzde 5 oranında zam yapıldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Orhan Pamuk ne yaptı?

"Bir milyon Ermeni, otuz bin Kürt öldürüldü" derken gerçeği tam da yaşandığı doğrulukta aktarmamış olabilir Orhan Pamuk, ama eleştiri dili kimileri için iyi ki de irkiltici olmuştur

11/11/2005 (2002 defa okundu)

SEMİH GÜMÜŞ (E-mektup | Arşivi)

Orhan Pamuk, edebiyat dünyamızın tartışılması en zor yazarı. Onun romanlarını ve aydın kimliğini birbirinden ayrı değerlendirmek de, bu iki yanını bir sepete koymak da neredeyse olanaksızlaşmış durumda. Bunun bir nedeni romanlarına yapılan yazınsal eleştirilerin bile çevresindeki koruma kalkanıyla savuşturulmaya çalışılmasıysa, öbürü de siyasal sözleri nedeniyle uğradığı saldırılara karşı onun yazar kimliğini koruma zorunu yüzünden eleştirinin duyduğu kaygıdır.
Yazarların ortaya attıkları siyasal sözlerin anlamlarını yüklenmeleri elbette beklenir. Çünkü sözler açığa vurulmuştur. Orhan Pamuk da Ermeniler ile Kürtlerin yaşadığı acıları anlatırken kullandığı dilin, sesi kadar anlamını da tartmıştır. Yazarın, düşünülmüş, araştırılmış, doğruluğu anlaşılmış sözün yörüngesinde, dünyayı kuşkulu sözden daha etkili ve anlamlı sardığını o da bilir.
Ne ki, yazar ille de her anında düşünüp söylediklerini kendine verilmiş çerçevelere uydurup cetvellere vurmaz; bazen de sözünü sakınmadan, ölçüsüzce savurarak gösterir muhalif duruşunu. Sorun çözen değil de, uyarıcı, sorun yaratan bir kişilik olarak da görünür. Orhan Pamuk, üstünde durulmasından sıkıldığımız sözleri bu anlama gelecek biçimde söylemişse bile, epeyce yüklü bir anlam taşımıştır orta yere.
"Bir milyon Ermeni, otuz bin Kürt öldürüldü" derken gerçeği tam da yaşandığı doğrulukta aktarmamış olabilir Orhan Pamuk, ama eleştiri dili kimileri için iyi ki de irkiltici olmuştur. Sonunda tarihin içinden çıkamadığı rakamlar yanlış da, kalan acılar doğruysa...
Bu tavrı entelektüel bir tasarımın sonucu olarak görüyorum. Yazar bireyin kurguladığı 'kendi tasarımı'na denk düşen bir örnek. Çünkü yazar, birilerinin siyasal ahlâkıyla kendi değerlerini ölçmeyi retederken resmi ideolojinin örümcek ağlarını bozmaktadır. Orhan Pamuk'un inanarak konuştuğundan kuşku duyma hakkını kendimde bulmuyorum. Yazarın, hem de yalnızlığına yenik düşmeden söyledikleri belki daha da önemli olmuştur.
Kesin olmayan verileri keskin biçimde dile getirmesi, diyelim ki hoşumuza gitmedi, ama çok geniş bir toplum kesimince paylaşılan resmi ve basmakalıp yargıları bozmak için bu ülkenin entelektüellerine bütün kapılar da art arda kapatılmıyor mu? Koskoca bir ülkenin en gizemli tabularından birine karşı yıkıcı davranmaktan başka yolların tıkalı olduğunu gören yazarın, kapıyı kabaca yumruklamaktan kaçınmayacağı anlar da gelir.
Yazarların yaşadıkları yurdu içselleştiren dünyalarıyla yetinmeyip onları tarihe zincirlemeye hevesli olanlar, aynı ulusun parçaları olmayı gerekçe gösterirler. Tarihe bütün yanlışlarıyla da birlikte ve herkesçe sahip çıkmaları beklenir ki, Orhan Pamuk bunu yapmadığı için aforoz edilmek istendi. Aşırı milliyetçiler, milliyetperverler, ulusalcılar, şimdiki iktidar sahipleri ve günlük çıkarlarını bu çevrelerin suyuna gitmekte gören medyanın önde gelenlerince burnu sürtülmek istenen yazarın gördüğü ölçüsüzlük, aslında onun ortalama değerlerin dışına çıkma cüretine dayanamamıştır. Kolektif yetersizliğin dayattığı gibi, aynı ulusun parçaları olsaydık, ev içinde ikide bir taciz edilir miydik?
Entelektüel olarak yazar, yaşadığımız dünyanın düştüğü çukurdan görülmesi olanaksız yeni gerçeklerin sözcülüğünü yapar. Statüko ya da devlet, entelektüel için dayanılmaz, dolayısıyla umursanmaz olgulardır ki, bu ikisiyle her zaman uzlaşmaz olmayı beceremeyenler ister istemez uyum göstermek zorunda kalırlar.
Bu arada Orhan Pamuk'un neden sonra yaptığı açıklamalarla geri adım attığını söyleyenlerdeki, onu ille zayıf görme vicdankaralığını onaylayabilir misiniz? Onun yalnızca gerçekte ne olup bittiğiyle yetindiği açıklamaları da söylediklerinden dönme biçiminde yorumlandı ki, saçmaydı. Hep onların beklediği gibi davranmak yerine, yazarın önceden söylediklerine yeni açıklamalar getirme isteği, oysa çok doğaldı. Frankfurt'taki ödül törenine devlet temsilcilerinin katılmamasını 'şeref' sayan sözlerini de kendim söylemiş gibi görüyorum.
Orhan Pamuk'a yönelen saldırılara karşı onu entelektüel bir yazar olarak anlamaya çalışırken onunla ilişkimi de gözümün önünden geçiriyorum. Aramızda dostluğa neden olacak ortak yaşantılar içinde bulunmadık; ayaküstü birkaç söz; romanlarına karşı olumsuz eleştirilerimi bildiği için Cihangir'deki çalışma yerinde gergin bir söyleşiyle geçen yoğun birkaç saat; Emin Çölaşan ile Ahmet Taner Kışlalı'nın, Benim Adım Kırmızı yayımlandıktan sonra, nedense birdenbire ona dönük saldırı ve alay kumkumalarıyla romanı yazınsal bir metin olarak değil de 'Atatürkçülük' ölçütüne göre siyasal bir yazı olarak harcama çabalarına karşı çıkan bir yazının Yeni Binyıl'dan sonra Puslu Ada'ya girmesi...
Sonunda ikilemimle yüzleşip duruyorum: Karşılaştığı saldırılar yüzünden Orhan Pamuk'un romanları üstünde yeterince duramadığıma öteden beri hayıflanırım. Duyduğum yakınlık beni Orhan Pamuk'u eleştirmekten alıkoymadığında da, ötekileri sevindirmiş olmaktan kaçınırım. Ötekilere karşı Orhan Pamuk bana elbette yakın, ama görüyorum ki, ben de Orhan Pamuk için bir ötekiyim.
Neyse düşündüğü insanın, onu olduğu gibi ortaya koyması gerektiğinden kuşkum yok. Yaratıcılığın yok edicisi de siyasal kaygılar. Bu tuzağa bile isteye düşüyoruz, ama aradan geçen suların renklerini ayırmış olsalar da, biz aynı yataktan çıkıyoruz. Orhan Pamuk'un peşini bıraktıklarında, ben de onun romanlarını özgürce değerlendirebileceğim günlere çıkmış olacağım.

'Patricio, seni seviyorum. Baban'
Oğulsuz'a mıhlayıcı dört tümceyle başlıyor Walter Veltroni:
"Bir gün herhangi biri gibi Buenos Aires sokaklarında dolaşırken karşıma bir duvar yazısı çıktı. Soluk bir zemin üzerine boyayla yazılmış dört kelime: 'Patricio, seni seviyorum. Baban.' Elli yıllık hayatımda, bir babanın oğluna hitaben yazdığı bir duvar yazısına hiç rastlamamıştım."
Bunu düşündüğü için kıskandım Veltroni'yi. İstanbul sokakları bu sözcükleri duvara yazmak için Buenos Aires'ten çok daha uygundur bana kalırsa, ama hem bu cesareti göstermenin ne denli zor olduğunu biliyorum, hem de o duvar yazısını yazma hayalinden vazgeçmeyeceğimi.
İtalyan yazar Walter Veltroni'nin kısa romanı Oğulsuz, "Patricio, seni seviyorum. Baban" sözcükleri üstüne kurulmuş, etkileyici bir öyküyü anlatıyor. Veltroni'nin sözcükleri öyküye incelikle işleyen dili; eksiği fazlası olmadan kurgulanmış anlatım biçimi; insanlık hallerine dokunan öyküsü gerçekten de önemli bir metinle karşılaştırıyor bizi. Patricio'nun her bölümde kendini anlatmanın yanı sıra, öteki insanları da anlatan hâli, birbirinden farklı durumlar içindeki varoluş biçimlerinin belirsizliği anlatıyı parlatıyor. Ötekinin hep bir aynı Patricio oluşu öykünün mucizeleri arasındadır ki, aradaki ayrımlar, geçişler büyük bir ustalıkla yaratılmıştır. "Kendini ararken olgunlaştı," sözü anlatır bir yerde onu; ama aynı zamanda bir çocuk, yeni yetme, yarı yetişkin ya da başkasıdır...
Oğulsuz'da yakın geçmişte yaşananlara belli etmeden yapılmış göndermeler, somut olanın nasıl soyutlanarak insanın bilincine işleneceğini öylesine etkileyici biçimde anlatıyor ki. Şu iki tümceden ne çıkarılabilir? "Kulelerin yıkıldığı gün durup dururken bir söz söylemişti: 'Şimdi Babil'i yeniden inşa edecekler.'"
Korkunç bir günün neredeyse tarih öncesine uzanan anlamı öyküyü değil, insanoğlunun dilini gösteriyor. Bir başlangıcı yaratanın, aynı zamanda bir son olduğunu anlatır Patricio. Bilgece yazılmış bir kısa roman, dil içinde yalın ve olağünüstü bir metin. Patricio'nun Arjantinlilerin kültürü içinden çıkan beş ayrı olasılık içinde dönüşünün her biri burkucu.
Ruhunu Arjantin'den, biçimini Avrupa'dan alan Oğulsuz, son zamanlarda okuduğum en beklenmedik kitaplardan, Walter Veltroni de öteki işleri arasına sıkıştırdığı bu metinle edebiyatın gerçek kazançlarından. Oğulsuz'un insanı yaralayan sonu da yazarın yaratıcı gizilgücünü gösteriyor.
İçinde bir şeyin eksikliğini derin biçimde hisseden Patricio, ansızın şöyle davranır:
"Merdivenleri nefes nefese indi, meydanı koşarak geçti, dükkân henüz kapanmadan nalbura yetişti. O yaz akşamının günbatımında sokakta kimseler yoktu. Satın alınması gereken şeyi aldı. Karanlığın çökmesini bekledi. Sonra kendisini gururlandıracak olan şeyi yaptı. Kırmızı bir boyayla duvarın üzerine 'Patricio, seni seviyorum. Baban' diye yazdı. Sonra polaroid fotoğraf makinesiyle yazının fotoğrafını çekti ve o fotoğrafı kutudaki eşyaların en altına koyarak sonsuzluğa taşıdı."
Bu olağanüstü bölümün son tümcesi kitabın da son tümcesi ki, oradan en başa dönüp yeniden okumaya başlayabilirsiniz. Bizim kuşağın iyi bildiği öykülerin en güzellerinden biri Patricio'nunki olmuş...

Bu haber için okuyucularımızın yorumları
Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • Örnek alınacak kadar mükemmel  (Yazan: Volkan ÇİLİNGİROĞLU)
  • Orhan Pamuk....?  (Yazan: nesrin buçan)
  • Hiç de değil...  (Yazan: Recai Yahyaoğlu)
  • besle kargayi oysun gozunu  (Yazan: mehmet parlak)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 6 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    6

     'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
    » Sanatçıysa, kafası karışıktır - HANDE ÖĞÜT
    » Hiç kimse masum değil - DENİZ DURUKAN
    » Köklerini arayan kadın - ERKAN CANAN
    » Büyülü güç Eragon'da artık - HEYZEN Z. ATEŞ
    » Özal'ın bilinmeyen dünyası - FUNDA ÖZKAN
    » Zamanın tanığı bir yazar - FERİDUN ANDAÇ
    » Semprun, Federico'yu anlatıyor - HASAN BÜLENT KAHRAMAN
    » Ulus devletin değişen işlevi - MURAT YETKİN
    » KAPAK - MURAT METİNSOY
    » Osmanlı'dan sonra tufan - KILIÇ BUĞRA KANAT
    » Başka bir dünya daha - AHMET MERİÇ ŞENYÜZ
    » 'Seyirci böyle istiyor'muş! - MURAT ÖZER
    » Televizüel kültür... - HAMZA AKTAN
    » Küçük Kara Balık'ı defalarca yüzdürmek lazım okyanusta - ÇAĞAN IRMAK
    » İnanç nereye düşer? - MÜGE İPLİKÇİ
    » YENİ ÇIKANLAR
    » DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #106
    "Sevgilimle ayrıldık ama beni bir sene aldatmayacak."
    Sunucu Ece Erken'i fena kandırmışlar.

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.