Radikal-çevrimiçi / Kitap / Şehirler ve hikâyeleri
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  3 Eylül 2010 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Gerçek duyguları gizlemek, duygulu görünmeye çalışmaktan daha zordur.
La Rocheoucauld
Tarihte Bugün
Takvimler 03 eylül tarihini gösterdiği zaman...

1939 yılında,
İngiltere ve Fransa, Almanya'ya savaş açtı.
1943 yılında,
II.Dünya Savaşı sırasında mütefiklerin istilası üzerine İtalya, koşulsuz teslim oldu.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Şehirler ve hikâyeleri

Şehirler ve hikâyeleri
Ruşen Arslan'ın 'Muş Hikâyeleri'nin birçoğu, sinemacılara malzeme olacak türden, tüm Doğu'yu yansıtan öyküler içeriyor

20/01/2006 (666 defa okundu)

ŞEYHMUS DİKEN (E-mektup | Arşivi)

Her şehir kendine özgü hikâyeleriyle vardır. O hikâyeler çoğu kez üzerinden zaman akıp geçtikçe olgunlaşır, hatta yeni eklentilerle, hayal gücü zenginlikleriyle farklılaşır. Ama genellikle hikâyenin ruhundan bir şeyler kaybolmaz. Özü, kalır. İşte o hikâyenin özüdür bizi kendisine bağlayan.
Ruşen Arslan'ın Muş Hikâyeleri'ni okuyorum. Küçük ve de steril mekânlarda yaşanan her gündelik olay, içinde daha sonra hikâyeye dönüşecek motifleri taşır. Çünkü hayat ancak o hikâyelerde yaşanabildiği ölçüde yaşanabilir de ondan. Muş Hikâyeleri bu kabil hikâyeler. Şivan Perwer'in o unutulmaz sesinde dillenen 'Kîne Em' adını verdiği hikâyede Nevzat'ın öyküsü beni Kürtçe şarkı okuma erdemi ve kararlılığı adına yaban ellerde ölen Ahmet Kaya'nın 'Adı Bahtiyar' şarkısına götürdü. Muş'ta o güne kadar duymadığı ve yeni öğrendiği Şivan'ın 'Kîne Em' parçasını okudu diye cümbüş çalan parmakları kırılan -tıpkı Şilili ozan Victor Jara gibi- Nevzat'ın hikâyesi bugünün de gerçekleri değil mi?

Doğu'nun tüm illeri
'Memurê Kulîya' (Çekirgelerin Memuru) hikâyesini okuduğumda anılarım beni 12 Eylül'lü günlerde sürüldüğüm Muş'ta, Vali ile görüşmek üzere özel kalem müdürlüğünde beklediğim 'an'a götürdü. Mülki İdare Amirliği'nden siyasal nedenlerle tart edilmiş tenzil-i rütbe ile Muş İl Planlama Müdürlüğüne iskân edilmiştim. Valiyle görüşme sıramı beklerken yaşlı bir Kürt kadını ikide bir "Müdürê Bereqe" deyip duruyordu. Kürtçe bilmeme rağmen bir anlam veremediğim bu ifadeyi sorduğumda, özel kalem müdürü "Beyim bizim buralarda Afet İşleri Müdürü'ne 'Müdürê Bereqe' derler" deyivermişti.
Arslan'ın yirmi üç hikâyeden oluşan Muş Hikâyeleri'nin birçoğu aslında sinemacılara da malzeme olacak ve film senaryosu olarak da değerlendirilebilecek türden. Kitabın adı her ne kadar Muş Hikâyeleri olsada, kitapta başka kentlere dair hikâyeleri de bulmak mümkün. Mesela 'Meslek Hastalığı Öyküsü'. Diyarbakır'a tayini çıkan Konya, Cihanbeyli Kürtlerinden bir öğretmenin Diyarbakırlı kunduracı ustası 'köşker Lütfi Usta' ile muhabbeti. Ve Diyarbakır'a dışarıdan yüklenen mânâ: "Diyarbekirin yurtseverliği Diyarbekir Kalesi gibi sağlamdı. İşkence, ölüm, acı Diyarbakır'ı yıldırama(z)dı. Kürt halkı, kendine yapılan zulmün cevabını meydanlarda, seçim sandıklarında verdi." Ve orta Anadolu Kürtlerinin uzun yılların iskân edilmişliğine, sürgünlüğüne rağmen Kürtçeye olan bağlılıkları. Anlatmıştı bir Cihanbeylili Kürt Aydını: "Biz halen evde mutlaka Kürtçe konuşuruz. Çocuktum, bir gün okul dönüşü evde nenemin sorduklarına, Türkçe cevap verince, Nenem 'Kurêmin here devê xve bişo (Çocuğum git ağzını yıka) demişti."
Muş Hikâyeleri'nde olanca yoksulluğun bir fotoğraf karesine yansıyan çarpıcı görüntüsü de var. Aslında belki de beni en çok etkileyen ve bu yazıyı yazmaya iten de o öykü. 'Kesik Fotoğraf'. Hikâyede bir fotoğraf var. Ama karedekilerin tümünün ayakları sonradan fotoğraf karesinin altı kesilerek kare dışında bırakılmış. Soranlara yanıt ironik: "Babam, baktım ki hepimizin çocukken ayağında kara lastik. (Fotoğrafa bakanlar) Bunlar fakirmiş demesinler diye kestim."
Öyküler genellikle 2004 yılında ve Hamburg'da yazılmış. Bu da aradan epeyce uzun yıllar geçmiş olmasına karşın Ruşen Arslan'daki zengin bellek, biriktirme ve kurgudaki ustalığın kanıtı. Aslında siyasetten gelen erbab-ı siyaset mensupları ne hikmetse edebiyatla buluştuklarında tatları taamları bir başka oluyor zahir. İşte Ruşen Arslan da bu türdekilerden.
Kitapta yirmi üç hikâye olduğunu daha önce belirttim. Bunlardan Sezai Sarıoğlu'nun tabiriyle 'Yıldızlı Pekiyi' verdiğim hikâyeler de var. 'Vesikalık Fotoğraf', 'Emeklilik İkramiyesi', 'Kîne Em', 'Kahvedeki Edebiyat Dersi', 'İlan-ı Aşk', 'Yoğurt', 'Pîr', 'Meslek Hastalığı', 'Kesik Fotoğraf' ve şimdilerin dehşet bir azınlık hikâyesi olabilecek 'Bidê Bulağı'. Bir tek olumsuz eleştirim var. O da kitabın alt başlığı da olan 'Gölgeler' hikâyesine. Bu hikâye kitabın teması ile uyuşmamış.

  • MUŞ HİKÂYELERİ
    Gölgeler
    Ruşen Arslan, Doz Yayınları, 2005, 160 sayfa, 9 YTL.
  • Bu haber için okuyucularımızın yorumları
    Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • Sırayla hepsini öğrenelim  (Yazan: Volkan ÇİLİNGİROĞLU)
  • Yolculuk ve iç hesaplaşmalar  (Yazan: Volkan ÇİLİNGİROĞLU)
  • slm  (Yazan: mel meridem)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 2 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    10

     'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
    » Öykücünün romanı - SEMİH GÜMÜŞ
    » Biraz derbeder bir hususi polis - SENNUR SEZER
    » Değişim dille başlar - ERKAN CANAN
    » Doğu'nun gölgesi... - İNCİ ARAL
    » 'Kahramanım beni seçti' - EFNAN ATMACA
    » Marcos polisiyesi... - KIVANÇ KOÇAK
    » Annem, halkım, ülkem - ESİN COŞKUN
    » Aşk denilen ateşe... - SELEN VARGÜN
    » Kadın aldatırsa - ZÜBEYDE ABAT
    » 1914 ya da sonun başlangıcı - HALUK HEPKON
    » Deprem sonrasıdır - A. ŞEBNEM BİRKAN
    » Kaç kadın geçer bir hayattan? - NESLİHAN SAVAŞ
    » 'İnsan nerenin yerlisidir?' - ORHAN KAHYAOĞLU
    » En büyük aldatınımız - GÖKSEL AYMAZ
    » (K)uyruk acısı - ABİDİN PARILTI
    » KAPAK - AHMET CEMAL
    » Arapların gözüyle Osmanlı - ERDOĞAN AYDIN
    » Müzakereler için el kitabı - SENEM AYDIN DÜZGİT
    » Bulgaristan'ın ötekileri - MEHMET ALİ GÖKAÇTİ
    » Petrol yerine su savaşları - MUSTAFA EROĞLU
    » Chavez ve 21. yüzyıl sosyalizmi - HAYRİ KOZANOĞLU
    » Eskiden hiperaktivite mi vardı? - YANKI YAZGAN
    » İroninin fazileti - AHMET ÖNEL
    » Bilinçaltında yirmi bin fersah - ENDER ÖZKAHRAMAN
    » Yanında kütüphaneyle dolaşmak - CEM AKAŞ
    » Kara mizahın renkli desenleri - MEHMET BASUTÇU
    » Kayıp panter, Caretta Caretta ve diğerleri - ECE ARAR EMENER
    » En tatlı kara sevda - BERİL YALÇIN
    » Halil İbrahim sofrasına buyrun - TİJEN İNALTOG
    » YENİ ÇIKANLAR
    » DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY
    » Tartışmalı karakter: Frank Sinatra - Z. HEYZEN ATEŞ

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #370
    "Çok güzel şeyler söylüyorsun, konuştuğun vakit."
    Ahmet Çakar, Diyarbakırsporlu Şenol'a... Başka hangi vakit olabilirdi?

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.