Radikal-çevrimiçi / Kitap / Osmanlı'nın mimari kültürü
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  24 Nisan 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Biz, insanları kendi değerleri için değil, bizde buldukları değerlerden dolayı severiz.
Byron
Tarihte Bugün
Takvimler 24 nisan tarihini gösterdiği zaman...

1920 yılında,
Mustafa Kemal Atatürk TBMM'nin ilk başkanı oldu.Ve görevini 29 Ekim 1923'e kadar sürdürdü
1924 yılında,
Ziraat Bankası'nın üreticilere kredi açmasına ilişkin kanun kabul edildi.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Osmanlı'nın mimari kültürü

Gülru Necipoğlu, Sinan'ın mimarisini Osmanlı kültürü içinde inceliyor; yapıtları tek tek sipariş eden 'hami'ler bağlamında ele alıyor. Böylece yapıların sahip oldukları görsel, biçimsel ve işlevsel kategori, mimarinin içinde yer aldığı 'adap' saptanmış oluyor. Bu, hiç kuşkusuz Sinan çalışmalarında bir ilk

17/03/2006 (2500 defa okundu)

HASAN BÜLENT KAHRAMAN (Arşivi)

Mimarlık tarihi ve genel olarak mimarlık bir toplumsal yapıyı anlamanın en önemli araçlarından birisi. Yapı denilen olgu, ortaya çıktığı günden beri kendisini aşan özelliklere sahip olmuş. En geniş tanımla söylemek gerekirse yapı, kültürün bünyesi içinde yer alıyor ve ancak onunla birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanıyor; veya var olan anlamını kendi dışındaki alanların yorumlanmasına aktarıyor. Baştan beri bir ölçüde bilinen bu gerçek 20. yüzyılın son çeyreğinde başlı başına bir anlayışa ve sistematik bir çalışma alanına dönüşmüş durumda. Kimlik, bellek (hatta beden) politikaları olduğu kadar, özellikle toplumsal kuram mimarlık alanının içinden görülüp yorumlanıyor. Osmanlı'ya gelince; uzun İmparatorluk tarihi içinde diğer sanatlardan tartışmasız daha fazla ağırlık taşıyan bu alanın incelenmesi, önemli 'duyuşları'nı ortaya çıkarabilecektir. Meselenin gelip dayandığı son nokta Mimar Sinan. Egli'nin, Goodwin'in, Abdullah Kuran ve Doğan Kuban'ın kitapları bu geniş konuyu ancak çeşitli yerlerinden kavrıyor, ama temel bir yapıt, çalışma yok.
Bugün, Ankara'daki Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nin bahçesinde yer alan bir Sinan heykeli var. Yanlış hatırlamıyorsam, üstünde de Atatürk'ün 'Sinan'ın heykelini dikiniz' sözü yer alıyor. Türk mimarlığının en önemli tartışma konularından birisi, dolayısıyla da tartışılmayan bir konu Sinan. Modernitenin başladığı dönemden bugüne kadar geçen zamana Sinan ne katmıştır, meçhul. Sinan'ın bir parçası olduğu, anıtsal mimarlık birçok kaynakta belirtildiği gibi zaman aşan 'modern' bir içeriğe sahipse bugünkü mimarlığın içinde o birikimden ne var, o da meçhul. Çünkü, Sinan'ı bağlamlaştıracak kapsamlı bir çalışma ne yazık ki yakın zamana kadar yoktu. Fakat şimdi böyle bir çalışma var.
Daha önce Topkapı Sarayı hakkında yazdığı, Mimari, Seramonyal ve İktidar: 15 ve 16. Asırda Topkapı isimli kitabından ufuk açıcı bilgiler edindiğimiz mimarlık tarihçisi Gülru Necipoğlu'nun önce Reaktion Books tarafından İngiltere'de yayımlanan Sinan'ın Çağı: Osmanlı İmparatorluğunda Mimari Kültürü başlıklı kitabı bu defa Amerika'da Princeton Üniversitesi Yayınları tarafından basıldı. Hiç abartmaksızın söylemek gerekirse Necipoğlu'nun bu yapıtı dev bir çalışma. İlk kez 1993-94'te tasarlanan kitap şimdi on yılı aşkın bir süre sonunda okurun önüne geliyor. 'Dev' nitelendirmesini bu emek birikimi kadar yapıtın 'fizik' boyutları da hak ediyor. Kitap büyük boy 600 sayfadan oluşuyor. Haydi onu da söyleyeyim, yapıtta 550 adet çizim, fotoğraf, ilüstrasyon yer alıyor. Yapıtın mimari çizimleri Arben N. Arabi tarafından yapılmış, Sinan'ın yapıtlarının fotoğraflarının Reha Günay tarafından çekilmiş. Kısacası, neresinden bakılırsa bakılsın özgün bir yapıt var elimizde.

Kimlik ve bellek
Hemen belirteyim: Necipoğlu'nun bu kitabı sadece Sinan'ın yapıtlarına veya Sinan'la ilgili özgül bir noktaya odaklanmıyor. Kitap geniş ölçüde, alt başlığında vurgulandığı gibi Osmanlı toplumundaki mimari kültürü sorguluyor. Daha önce Topkapı Sarayı'yla ilgili çalışmasında da gördüğümüz üzere Necipoğlu konuyu tarihsel bir bağlam içine yerleştiriyor. Böylece, ortaya, sosyal ve entelektüel açılardan da kuşatılmış, kapsamlı ve bize salt bir mimarlık kültürünü anlamakta değil, bir bütün olarak Osmanlı toplumunu kavramakta olağanüstü değerli katkı sağlayan bir çalışma çıkıyor. Necipoğlu kitabın başında Sinan'la ilgili çalışmaların daha ziyade bir form değişimi çerçevesi içinde veya Sinan'ı örneğin Mikelanj'la mukayese ederek kaleme alındığını belirtiyor. Bu yaklaşımların söz konusu mimarlığın 'bağlam' sorunlarını ihmal ettiğini vurgulayarak kendi yapıtının özellikle bu açıdan kurgulandığını anlatıyor. Babinger'in tarihçilerle mimarlık tarihçilerinin birlikte çalışması gerektiği yolundaki saptamasının böyle bir kurgu için zorunlu olduğunu işaret ediyor Necipoğlu. Böylesi bir muhakemeden hareket etmesi nedeniyledir ki, kitap, başlangıçta belirttiğim gibi, mimarlık kültürünü aşacak biçimde Osmanlı yönetim yapısının da toplumsal dinamiklerinin de kültürel zihniyetinin de hem bir bütün olarak kuşatılıp kapsanmasını hem de o olguları farklı bir perspektiften görmemizi sağlayabiliyor. Sinan'ın Çağı (belki buna Sinan Çağı demek daha doğru olabilir) Osmanlı tarihiyle uğraşanların da çok çeşitli meseleleri irdelerken başvurması zorunlu olan bir yapıt, kısacası.
Necipoğlu'nun Sinan'ın ele alınış biçiminin ayrıntılı bir dökümünü yaparak başlıyor. Sinan'ın, daha çok Wittkower'in Rönesans mimarlığını değerlendirirken getirdiği kurgu içinde ele alınması özellikle bu mimarlığın mekânla olan bağını tarih dışı bir noktaya taşımış ve dönemin koşullarını, süslemenin anlamını yok sayarak bu büyük mimarın yapıtını kısıtlı bile denebilecek yapısal bir ussallık bağlamına yerleştirmiştir. Kuban, bu ve diğer Oryantalist yaklaşımları aşmak maksadıyla daha evrenselci ve tarihsel bir çerçeve çatmış fakat bunların tümü bu mimarlık anlayışının kendi içinde ve 'kendi terimleriyle' kavranmasını engellemiştir (s. 15). Burada ilginç olan nokta, Necipoğlu'nun saptamasıyla, söz konusu yaklaşımların 'seküler' boyutunun bu yapıtın arkasında yer alan dinsel, sosyo-politik ve kültürel bağlamı yok saymasıdır (s. 15). Buna mukabil dinsel boyutu içeren modellerde de mesele 'kubbe' ve 'tevhid' kavramına indirgenmiştir (s.16).
Buna mukabil, Necipoğlu, yaklaşımını şöyle somutlaştırmaktadır: "Başlı başına özerk bir alan olmaktan öte, mimarlık, birbiriyle içten içe bağlı çok sayıda temsili pratiklerle kesişir. Sinan, hamileri ve izlerçevresi bu alana gömülüdür". Sinan'ın yapıtları tek müdahale edenin padişah olduğu sanatsal bir deneyimle sınırlı değildir. Yapıtlar oluşturulurken ilk aşamasından son evresine kadar çeşitli müdahalelere açık olmuş ve bu yapıtlar kültürel olarak kimlik ve bellek tanımlarından da etkilenmiştir (s. 20). Fakat burada daha etkili olan bir faktör bu yapıları yaptıran kişinin toplumsal hiyerarşi içindeki konumudur. 'Selatin' (Sultani) camilerle diğerleri arasındaki farkta olduğu üzere yapıtlar onu yaptıran kişinin (toplumsal) konumundan da etkilenecektir. Dolayısıyla Necipoğlu'na göre Bourdieu'nün 'fark' (distinction) kavramı Osmanlı toplumsal yapısında oynadığı rol ölçüsünde Sinan'ın yapıtları üstünde de etkilidir.
Necipoğlu, bu anlayış içinde bu büyük kitabı iki kesimde oluşturmuş. İlk kesimde Sinan'ın yapıtlarının üzerine oturduğu temel çerçeveyi büyük bir dikkat ve yukarıda değindiğimiz yaklaşım içinde irdeliyor. İkinci kesimde ise Sinan'ın yapıtlarını teker teker ele alarak yorumluyor. Fakat bunu yaparken, yukarıda saptadığımız genel anlayışla hareket ederek, bu yapıtları sipariş eden 'hami'ler bağlamında ele alıyor. Böylece yapıtların sahip oldukları görsel, biçimsel ve işlevsel kategorinin içinde yer aldığı 'adap' (decorum) çerçevesi saptanmış oluyor. Bu, hiç kuşkusuz, Sinan çalışmalarında bir ilk. Bununla birlikte, ben özellikle ilk kesimin üstünde durduğu sorunsalları biraz daha ayrıntılı olarak ele almak istiyorum.

Sinan'ın gizli kodları
Kitabın ilk kesiminin birinci bölümü 'Yasal Araç ve Bellek' başlığını taşıyor ve iki temel alt başlıktan oluşuyor. Bunlar 'Cami İnşasının Dinsel, Yasal Bağlamı' ve 'Zafer ve Şan Andaçları olarak Dini Vakıflar'. Bölüm, İslam ve Osmanlı dinsel sistemleri içinde ve namaz bağlamında cemaat olgusuna nasıl yaklaşıldığını, seremonyal ve ritüel yapının kitle, nüfus ve kültürel çevreyle olan ilişkisini ele alarak Sinan'ın selatin camilerde ortaya koyduğu üslubun kökenlerini irdeliyor. Bölümün ikinci alt başlığı ise 'vakıf' veya 'hayrat' gibi amaçlarla ortaya çıkarılmış olan yapıların, yasal-dinsel boyutlarını ve gene bu olguların Sinan'ın mimarlığı üstünde oynadığı açık ve kapalı rolleri ortaya çıkarıyor.
İkinci bölüm 'Mimarlık ve Adab Kültürü' başlığı altında 'Kentsel Gelişme Politikaları', 'İslami Doğuda ve Rönesans İtalya'sında Mimarlık', 'Yeni Cami Estetiği ve Sinan'ın İstanbul'u', 'Adabın Kodları' alt bölümlerinden oluşuyor. Konu başlıklarından anlaşılacağı üzere bu bölüm bir yandan Sinan'ın ve genel olarak Osmanlı mimarlığının yapısal anatomik, bir anlamda da 'dışsal' sınır şartlarını belirlerken bir yandan da bu mimarlığın toplumsal/kültürel planda oynadığı rolün İtalya'daki mimarlıkla mukayesesini yapıyor. Bu, iki nedenden ötürü ayrıca önemli. Bir, Sinan söz konusu olduğundan sürekli gönderme yapılan Aya Sofya olgusunu Necipoğlu irdeliyor; iki, Sinan irdelemelerinde çok ele alınan 'evrensel', zaman ötesi mimarlık kavramını ayakları üstüne oturtuyor. Etkileşimler, benzeşimler kadar ayrışmalar da önemli ki, Necipoğlu'nun bu yönde heyecan verici bir yorum geliştirdiğini geçerken belirtelim. Tabii, cami estetiğindeki dönüşümün anlamlar dünyası ve ortaya çıkan yeni estetiğin kendi dışındaki kültürel bileşenlerle kurduğu diyalektik etkileşimin bu bölümdeki çözümlemesi ufuk açıcı.
'Bir Birey ve Kurum Olarak Baş Mimar' adını taşıyan kısmın ilk bölümü 'Ebedi Ustanın Portesi'ni çiziyor. Bu bölümün çizdiği Mimar Sinan portresi gene iki önemli olguyu iç içe geçirerek veriyor. Bir, tarihi yapan kişi kadar tarihin yaptığı kişi olarak Sinan; iki, Osmanlı toplumsal/kültürel yapısında bir mimarın, çok kendisine özgü koşullarda biçimlenmesi. Kuşkusuz bu tür irdelemelerde çok aranan sübjektif/artistik değerlerle objektif/kültürel-toplumsal değerler arasındaki diyalektik gerilim ve etkileşimi Necipoğlu büyük bir incelikle temellendirmiş bulunuyor. Bütün bunlarla birlikte bakınca kitap, Sinan'ın mimarlığını genel bir morfolojik genetin kendi içindeki dönüşümü olarak irdeliyor. Türk-Osmanlı-İslam sanatsal dil öğeleriyle dönemin farklı coğrafya ve kültürlerinden gelmiş etkilerin bir karmaşası Sinan'ın yapıtı. Aynı zamanda da salt kendisine özgü olan bir gerçeklik taşıyor. Bu özelliği de ait olduğu kültürel/yönetsel yapının bir sonucu. Dolayısıyla bu kitap sadece Osmanlı'nın çokkültürlü bir yapı olarak Sinan'ı ve mimarlığı nasıl belirlediğini değil, Sinan'ın yapıtına gizli anlam kodlarıyla bu olguyu nasıl etkilediğini gösteriyor.
Nihayet Sinan yapılarının irdelendiği son kesimden önce 'Mimari pratiğin Kurumsal Çerçeveleri' başlıklı bölüm geliyor. Osmanlı saray ve yönetim düzeni içinde mimarlığın anlamı ve işlevsel olabilmesinin olanakları bu bölümde, diğer bölümlerde olduğu üzere, müthiş bir araştırmaya dayalı olarak irdeleniyor. Ardından gelen büyük kesim, benim 'adab' diye çevirdiğim 'decorum' kavramına ve bu kitapta oynadığı role koşut olarak Sinan'ın yapıtlarını 'sipariş edenleri'ne göre ele alarak ve teker teker bu yapıtların çok ayrıntılı, çok kapsamlı irdelemelerini gerçekleştirerek tamamladıktan sonra kitap, Necipoğlu'nun Epilog bölümündeki, 'Sinan'ın Mirası'nı tartışmasıyla sona eriyor.
İngilizcede kendi alanını neredeyse geriye dönüşü olmaksızın etkileyen ve ondan sonraki başlangıçları oluşturan temel yapıtlar için kullanılan kavram 'definitive'dir (kesin, son). Necipoğlu'nun kitabının Sinan konusunda böyle bir yapıt olduğunu söylemek malumu ilam kabilinden olacak. Sadece bir tek bölümü bile yayımlanmış olsaydı, Necipoğlu'nun yapıtı büyük katkılar sağlayacaktı... Bu açıdan elimizdeki yapıt, bir daha söyleyelim ne salt bir Sinan kitabıdır ne de salt bir mimarlık tarihi kitabı. Kitap, aynı zamanda bir Osmanlı toplumsal/kurumsal tarihi metnidir ve bu nedenle Osmanlı'nın en önemli bir devrini anlamanın başyapıtları arasındadır. Kısacası bir dönem, bir kurum ve kimlik bağlamı içinde olanca ayrıntısı ve kapsamıyla bir Sinan var karşımızda, teker teker tüm yapıtları irdelenerek ve yorumlanarak, üstelik... O nedenle, bu kitabı Sinan'dan Necipoğlu'na uzanan zincirin son halkası diye nitelendirmek gerek!

  • THE AGE OF SINAN
    Architectural Culture in The Otktoman Empire
    Gülru Necipoğlu, Arben N. Arapi, Reha Günay, Princeton University Press, 480 sayfa, 2005, 99.5 $
  • Bu haber için okuyucularımızın yorumları
    Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • Koca Sinan  (Yazan: Volkan ÇİLİNGİROĞLU)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 1 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    5

     'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
    » 'Entelektüel bir yap-boz' - Z. HEYZEN ATEŞ
    » Bir romanın hatırlattıkları - A. ÖMER TÜRKEŞ
    » Hayal gücü satıcısı - BURCU AKTAŞ
    » Ev kokulu bir roman - EBRU ÇAPA
    » Elmaya safça dokunulmaz - AYSEL SAĞIR
    » Peki ya Suudi gençler... - BEHÇET ÇELİK
    » Ağlayarak iyileşen çocuk - EROL HIZARCI
    » Aşk, savaş ve adalet - CİHAN ERKEN
    » Ruhum kaç ömre sürgündü... - ROZERİN BOLLUK
    » Çanakkale önlerinde Fransızlar - ÜMİT BAYAZOĞLU
    » Noktalanıp oluşturulan poetika - ORHAN KAHYAOĞLU
    » Modalı ipek böceği - NECMİ SÖNMEZ
    » Ya şehr-i Estambol - ÖZLEM KÜÇÜK
    » Modern hayat yolcuları... - ABİDİN PARILTI
    » KAPAK - SERPİL DURAK TUNÇER
    » 'Yazar, suça tanrı gibi bakmalıdır' - DERVİŞ ŞENTEKİN
    » Kalabalıklar ezilirken - UFUK COŞKUN
    » Ortadoğu'nun yoksul eylemcileri - KILIÇ BUĞRA KANAT
    » Osmanlı'nın damak tadı - FÜSUN ERTUĞ
    » Natürmort'a Richon bakışı - MEHMET ÖZNUR
    » İlah erkekler, ya kadınlar? - PINAR AKTAŞ
    » Türk'ün cinsellikle imtihanı - ZEHRA BİLGE
    » Üç sergiden kitaplar - CEM AKAŞ
    » Karşı kıyıya nasıl geçeriz? - EBRU AKKAŞ
    » YENİ ÇIKANLAR
    » DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY
    » Bir çağdaş trajedi anlatıcısı - OLKAN ÖZYURT

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #499
    "Mümkün olmayan insanlarla bile oynadım. Bunlar Türk sinemasının dört kadınıdır. Allah böyle belâları Türk sinemasının başına bir daha nasip etmesin. Beni Allah onlarla çalışmaktan korusun ve alıkoysun. Kifayetsiz muhterisler."
    Fikret Hakan'ın, sinemanın dört 'as'ına giydirmesi ayıplandı, anlam verilemedi filan da biz daha çok 'mümkün olmayan insan'a takıldık. Bu görünmez adam gibi bir şey mi?

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.