Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  9 Şubat 2010 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir.
Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...

1921 yılında,
Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu.
1995 yılında,
Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Komiser Berlach'ın 'adalet'i adil mi?

Komiser Berlach'ın 'adalet'i adil mi?
Friedrich Dürrenmatt'ın 'Yargıç ve Celladı' 1952 yılında yayımladı. Eser, üzerinden yarım asır geçmesine rağmen 'yargıya siyaset karıştığı' şikâyetlerinin ve derin devlet tartışmalarının sürüp gittiği Türkiye için hâlâ çok güncel. Birçok Avrupa ülkesi için de...

14/07/2006 (583 defa okundu)

A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)

Roman, hikâye ve oyun yazarı Friedrich Dürrenmatt (1921-1990) Türkiye'de yazar olarak saygınlığını daha çok oyunlarıyla kazanmıştı. Duruşma Gecesi, Yunanlı Bir Kız Aranıyor, Fizikçiler, Babil'e Bir Melek İniyor aklıma ilk gelenler. Brecht estetiğinden etkiler taşıyan bu oyunlarında adalet, suç ve ceza, yargı ve adalet, iktidar ve sorumluluk gibi ilke ve değerleri sorgularken, aslında polisiye bir kurguyu hiç ihmal etmemişti Dürrenmatt. Belki de polisiyelerle ilgili önyargılar nedeniyle romanları bizde fazla ilgi görmedi. Oysa sadece heyecanlı bir hikâyeye asla indirgenemeyecek romanları da tıpkı oyunları gibi yabancılaştırma estetiği anlayışıyla kaleme alınmıştı.

Anlaşılabilir bir olay
1952 yılında yayımlanan Yargıç ve Celladı'nın İkinci Dünya Savaşı'nın yaralarını sarmaya başlayan Avrupa'da büyük ilgi uyandırdığını biliyoruz. Ancak kitabın kuşkusuz üzerinde durduğu meselelerden kaynaklanan ilgiye değerliği yazıldığı dönemle sınırlı değil. Hele ki 'yargıya siyaset karıştığı' şikâyetlerinin, ceza yasalarının, derin devlet tartışmalarının sürüp gittiği bu ülkede Yargıç ve Celladı hâlâ çok güncel.
Kısa bir özetle girelim Dürrenmatt'ın dünyasına: Üst orta sınıftan, genç, geleceği parlak bir polis müfettişi otomobilinde ölü bulunur. Olayı araştırmaya Bern emniyetinin deneyimli komiseri Berlach ve hırslı genç Tschanz memur edilirler. Yazar, şu cümlelerle tanıştırır yaşlı komiserini: "Berlach, uzun süre dış ülkelerde yaşamış, İstanbul'da, sonraları Almanya'da ünlü bir kriminolog olarak adını duyurmuştu. En son Frankfurt emniyetinde görev almış, ancak 1933'te yurduna geri dönmüştü. Dönüşünün nedeni sık sık 'Altın Mezarı' olarak tanımladığı Bern'e olan sevgisinden çok, o dönemdeki yeni Alman hükümetinin yüksek mevkide bulunan bir memurunu tokatlamış olmasıydı. O dönemler Frankfurt'ta bu kaba güç gösterisinin çok sözü edilmişti. Bern'de ise bu olay politik duruma göre ilkin ilgi uyandırıcı, sonra yargılanması gereken, ama gene de anlaşılır bir olay, en sonunda ancak 1945'te ise tam bir İsviçreliye yaraşır bir davranış olarak değerlendirilmişti."
Soruşturmanın daha ilk adımında ipuçları onları Gastmann adlı zengin bir adamın kent dışındaki muhteşem şatosuna götürür. Ne var ki İsviçre'nin pek çok ünlü ve güçlü simasını ağırladığı davetleriyle tanınan Gastmann'a dokunmalarına izin verilmez. Daha da önemlisi Berlach ile Gastmann'ın kökleri komiserin İstanbul'da geçirdiği günlere uzanan kapanmamış bir hesapları vardır. "Boğazdaki o külüstür Yahudi meyhanelerinden birinde birbirimizle ilk kez karşılaştığımızdan beri aradan kırk yıl geçti" diyecektir Gastmann alaycı bir sesle; "Sen Berlach, Türklerin hizmetinde çalışmak üzere reform amacıyla İsviçre'den çağırılmış gencecik bir polis memuruydun. Bense, bu biricik yaşamın, bu gizem dolu yıldızın anlamını çözme tutkusuyla yanıp tutuşan, serüvenler peşinde bir serseriydim, tıpkı şimdiki gibi(...) Ah, ikimizin de yaşamının akışını çizen bu saati düşünmeye bayılıyorum."

Adaletin imkânsızlığı
Kırk yıl önceki karşılaşmalarında Gastmann'ın Galata köprüsünde işlediği cinayeti kanıtlayamayan Berlach, o günden bu yana kriminal alanda ne denli başarılı olduysa Gastmann da suç dünyasında o denli ustalaşmıştır. Çok az bir ömrü kaldığını bilen komiser, eline geçen son şansı değerlendirmek niyetindedir. Gastmann ise gerek siyasetçiler, işadamları ve sanatçılarla yakınlığının gerekse de kullanmaktan çekinmediği tetikçilerinin verdiği güvenle Berlach'la açıkça alay etmektedir. İşte genç Tschanz bütün muhterisliğiyle azgın bir boğa gibi bu sırada girer devreye. Komiserin oyunu tutar, ama asıl soru, adaletin yerini bulup bulmadığı sorusu yanıtsız kalacaktır. Hikâyesini böyle bir muğlaklık, bu toplumda adaletin imkânsızlığı üzerine kurgulayan Dürrenmatt'ın istediği tam da budur işte...
Dürrenmatt, Yargıç ve Celladı'nda bundan sonraki romanlarında tekrarlayacağı bir insan tipi çıkarıyor karşımıza. Berlach'ın temsil ettiği bu insan kendisini adaletin gerçekleşmesinden sorumlu gören insandır. Burjuva toplumunun ikiyüzlülüğünün ve kokuşmuşluğunun farkına varmış, eşitsiz ve adaletsiz bir dünyanın acısını yüreğinde duymuş, iğrendiği toplumsal düzene isyan etmiştir. Bireyselliği, tekil vakalardan olaylardan öteye gitmediği için isyandan çok öfke diyelim buna... Gücünün sınırlarını, sağlayacağı adaletin sınırlılığını bilir ama yine de en iyi ifadesini varoluçulukta bulan bir sorumluluk duygusuyla eyleminden vaz geçmez. Kahramanı çaresizce adaleti ararken Dürrenmatt'sa bilinçli bir biçimde başka alanlara açılacaktır; öncelikle ahlakın alanına. Hikâye boyunca her ne kadar kulağımıza varoluşçu tınılar çalınsa bile, beynimizde gümbürdeyen sesler ahlaki bir tartışmadan kaynaklanır. Artık sorular başlamıştır; Berlach'ın bireysel olarak ulaştığı adalet, adaleti tesis etmeye yeterli midir? Bir devlet görevlisi, bir komiser, işlediği suçlardan mahkum ettiremediği birini işlemediği bir suçtan yalandan deliller yaratarak- mahkûm ettirdiğinde adalet sağlanacak mıdır? Peki, polis, savcı, yargıç ve cellat rolünü oynayan Berlach, olumlu bir kahraman mıdır?

Anarşizan tavır
Dürrenmatt'tan yanıt beklemeyin. Onun yanıtı yoktur, çözüm yolu göstermez. Alışkanlıklarıyla roman kahramanına olumlu misyonlar yükleyen okuyucu bu kez yanılacaktır. Çünkü polisin adaleti sağladığı bir toplumsal düzenden, polis devletinden, totaliter rejimlerden yana değildir Dürrenmatt; Komiser Berlach'a arka çıkmaz, ona sempati duymamızı sağlayacak bir anlatımdan bilerek uzaklaşır. Kurgusal bir metinden ortalama bir okuyucunun beklentilerini boşa çıkaran bir tarzı benimsemiş, üzerinde herkesin uzlaşacağı 'son'lardan kaçınmış hatta bu sonlar kahramanla özdeşleşen okuyucu tipi için hayal kırıklığı yaratmıştır. Genel hatlarını çizdiğim bu kurgusal yapı Dürrenmatt'ın dünya görüşünün, sanat ve edebiyat anlayışının özetidir...
Sözünü ettiğim anlayışı birkaç cümle ile özetlemek istiyorum. Dürrenmatt'a göre "sanat kendi başına güçsüzdür, ne bir avuntu ne bir dindir, genel ümitsizlik içinde hep yeniden birilerinin umut beslemesine yarayan bir göstergedir yalnızca. Yazar ahlaki görevini ancak anarşistçe yerine getirir. Saldırmalıdır ama bir yere bağlı olmamalıdır." İşte buradan hareketle sistemin yozlaşmış yapı ve kurumlarına hiç durmadan saldıracaktır. Bu saldırıdan sistem içinde yer alan ve gerek ideolojik gerek ahlaki gerekse de akıl yürütme biçimleriyle sistemden kopamayan bireyler de nasiplenirler.

Dürrenmatt'ın endişeleri
Yargıç ve Cellat'taki gibi 'Şüphe'de, 'Adalet'te ve 'Yemin'de hep aynı labirentin içinde kaybolacaktır adaleti kendi başına tesis etmek isteyen Dürrenmatt kahramanları. Çünkü yazar kahramanların öldüğü bir çağda yaşadığının farkındadır yazar. Öyleyse kendisi de boş bir böbürlenme içine düşmemeli, okuyucuya adalet, suç, ceza, ahlak, erdem gibi kavramlar üzerinde ahkam kesmemeli, kendisini hakikatlerin bilirkişisi yerine koymamalıdır. Onun amacı çelişki ve çarpıklıkları, eşitsizlikleri, yanlışlıkları belki biraz vurgulayarak- göstermektir. Ancak bu anlayış yerleşik okuma alışkanlıklarını kırarak nasıl gerçekleştirilir? Dürrenmatt, sorunu yabancılaştırma estetiğine bağlı kalarak aşmak ister; seyirci/ okuyucu oyunda/ romanda bir gerçekliği izleyecektir, ama olayların ve durumların groteske varan abartılışı seyircinin/ okuyucunun bunlarla özdeşleşmesine izin vermez. Gösterdiği gelişimden kimin sorumlu olduğunun bilinmediği bir dünya vardır ortada ve olayların gücü tek tek kişileri ve onların sorumluluklarını çoktan aşmıştır. Bunu yansıtmanın en iyi yolu olarak groteski önerir Dürrenmatt. Groteskteki gülme olgusu, alışık olduğumuzun tersi bir durumla karşılaştığımızda aldığımız hazdan kaynaklanır. Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de. Groteskin sunduğu gerçeklerle ve mantıkla bağdaşmayan çarpıtılmış dünyanın karşısında tedirginlik yaşanır.
Sinema uyarlaması 2001 yılında Sean Penn tarafından 'The Pledge' adıyla gerçekleştirilen, oyuncu kadrosunda Jack Nicholson, Vanesse Redgrave, Mickey Rourke, Sam Sheppard gibi yıldızların yer aldığı 'Yemin', yazarın yukarıda özetlenen anlayışını en iyi ortaya koyan romanıydı. Ama diğer romanlarında, hikâye ve oyunlarında da bulacaksınız Dürrenmatt'ın bu dünya karşısında duyduğu endişeleri. Onun bütün eserlerini yayımlamayı öne koyan yeni edisyon gerek estetik anlayışı gerek siyasi ve felsefi sorgulamalarıyla her daim güncel bir yazarı tanımak için iyi bir fırsat.

  • YARGIÇ VE CELLADI
    Friedrich Dürrenmatt, Çeviren: Zehra İpşiroğlu, İş Kültür Yayınları, 2006, 91 sayfa, 8 YTL.
  • Bu haber için okuyucularımızın yorumları
    Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • Klasik gibi  (Yazan: Volkan ÇİLİNGİROĞLU)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 1 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    8

     'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
    » YERYÜZÜ KİTAPLIĞI - CELÂL ÜSTER
    » Kara bir roman - KEMAL VAROL
    » 'Saliha Hanım' Halid Ziya'nın mı? - ATİLLA BİRKİYE
    » 'Kül'e yazgılı bir kent: Kâbil - BURCU AKTAŞ
    » Yaşıyor olmakla yetinmek - ERKAN CANAN
    » Bir sohbet güncesi - BERİL YALÇIN
    » KAPAK - HASAN BÜLENT KAHRAMAN
    » Gazeteciler sanık kürsüsünde - CEM ERCİYES
    » Tarihin attığı taklalar - HAKAN GÜLSEVEN
    » Kolay okunanlar... - CEM AKAŞ
    » Padişahın ekonomisi - FATMAGÜL DEMİREL
    » O, Burhan Karaçam; fark orada... - FUNDA ÖZKAN
    » Bir 'Garip' Kaftancıoğlu - KADİR AYDEMİR
    » Masala ayrılık sökmez - ROZERİN BOLLUK
    » Bu nasıl bir dümen? - EBRU AKKAŞ
    » YENİ ÇIKANLAR
    » DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY
    » Öykünün yolu açık - SEMİH GÜMÜŞ

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #495
    "Film için ut dersleri almaya başladım. Öyle heyecanlıyım ki, dudağımda uçuk çıktı."
    Nurgül Yeşilçay, korkmuş!

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.