Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir. Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...1921 yılında, Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu. 1995 yılında, Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.
|
 |
 |
 |
| Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır. |
Bize sesleniyor...
Karin Fossum, 'Sana Sesleniyorum'da kendi toplumunun sıradan insanlarını bir gün ansızın şiddete, suça iten dinamiklerin peşine düşüyor
28/07/2006 (369 defa okundu)
A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi) Norveçli kadın yazar Karin Fossum ve kahramanı Müfettiş Konrad Sejer ile bu yıl içerisinde yayımlanan Şeytanın Işığı romanı sayesinde tanışmıştık. Polisiyeleri dışında Black Seconds adlı bir de romanı bulunan Fossum, on altı dile çevrilen Müfettiş Sejer serisi ile tanınıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse Müfettiş Sejer de yerine oturmuş, okuyucunun kolaylıkla ısınabileceği iyi bir detektif tiplemesi.
Hikâyedeki gerilimi pekiştirmek için Kuzeyin soğuk, karanlık, biraz da kasvetli atmosferini başarıyla kullanan Fossum, polisiyelerin klasik anlatımına sadık kalıyor. Bir cinayet, cinayet saatinde nerede olduklarını kanıtlayamayan şüpheliler, aydınlanmayı bekleyen karanlık sırlar ve son olarak bütün hepsini bir araya getirerek adaleti tesis etmeye çalışan bir dedektif... Fossum, 2002 yılında başladığı Müfettiş Sejer serisinin dördüncü ve son kitabı Sana Sesleniyorum'un işte bu klasik izleği sürmüş: Norveç'in küçük bir köyündeyiz. İyi bir iş, güzel bir ev sahibi olan ellili yaşlardaki Gunder Jomann, kendi halinde yalnız başına yaşayan bir adam. Aniden, umulmadık bir şekilde evlenmek için Hindistan'a gitmeye karar verir. Karşı cinsle ilişki kurmakta zorlanan Jomann, karşısına ilk çıkan kadınla evlenerek dönecektir geriye. Ne var ki karısı Poona'nın gelmesi biraz gecikmiştir. Üstelik Jomann, kız kardeşinin geçirdiği trafik kazası nedeniyle karısını karşılamak için havaalanına da gidemeyecektir. Yerine gönderdiği arkadaşıysa Poona'yı bulamaz. Kısa bir süre sonra yabancı bir kadının yakındaki kırda sopayla dövülerek öldürüldüğü haberi duyulur. Şimdi sahne almak sırası Sejer ve ekibindedir.
Sejer, yardımcısı genç Skarre ile birlikte kasaba halkını sorgularken zihni yetmiş kiloluk yaşlı köpeği Kollberg'in ölümcül hastalığıyla meşgul. Herkesin herkesi tanıdığı, bildiği, koruduğu, zaman zaman zıtlaşmalar olsa bile düşmanlıkların yaşanmadığı bu sakin ve sessiz köyde birkaç kaçamak ilişki dışında deşilecek büyük bir sır da yok zaten. Ancak hayatın tekdüzeliğinin bireylerde yarattığı basıncı kestirmek, rastlantıların tetiklediği bir cinayet davasını çözmek pek kolay olmayacaktır...
Bildik bir yabancılık
Sana Sesleniyorum, Agatha Christie'nin İngiliz kırsalında geçen muamma dolu meşum cinayet hikâyelerini andırmakla birlikte, bireysel ve toplumsal hayatlara gösterdiği ilgiyle onlardan hemen ayrılıyor. Fossum, kendi toplumunun sade, sıradan insanlarını bir gün ansızın şiddete, suça iten iç ve dış dinamiklerin peşinde. Bir bakıma Norveç kültürünü sorguluyor. Görünürde basit bir polisiye hikâyesi var. Ancak bu hikâyenin derinliklerinde pek çok trajedi gizli. Mesela ülkesindeki iletişimsizlikten boğulmuş, kadınlarından ürkmüş Gunder Jomann'ın sevgiyi daha önce hiç gitmediği uzak diyarlarda hiç tanımadığı bir kadında araması yıkıcı bir sevgisizliğin hüznünü barındırıyor. Yoksul Hintli kadının Jomann'a kurtarıcı olarak sarılması, yerini yurdunu terk edip hiç bilmediği diyarlara yerleşmeyi kabul etmesi de elbette bir başka trajedi. Fossum'un bu iki trajediyi ölümle noktalanan tek bir trajediyle birleştirmesini Batı ve Doğu ilişkilerine alegorik bir yaklaşım olarak ele almak da mümkün. Kendi sorunlarını çözememiş toplumların üçüncü dünyanın hem efendisi hem kurtarıcısı rolüne soyunduğu günümüz dünyası Norveç'in küçük bir köyüne taşınıvermiş.
Sana Sesleniyorum'da iyilik ve kötülük kategorik nitelikler değil. Aslında müfettişlerimiz dışında iyi veya kötü diyebileceğimiz insanlardan söz etmek bile zor. Kaldı ki Sejer bile sorgulama sırasında izlediği tutumla, adaleti yerine getirmekten çok görevini iyi yapmanın ve dosyayı bir an evvel kapatmanın peşinde. Belki de bu nedenle dosyanın kapanması okuyucunun kafasındaki şüpheleri bertaraf etmiyor. Fossum, bilerek boşlukta bırakıyor bizi. Poona'nın küçücük, basit bir umuda tutunarak geldiği Norveç'te daha bir tam bir gün bile geçiremeden şiddet dolu bir cinayete kurban gitmesi, katilin cezalandırılmasıyla kapanacak bir dosya değil. Roman kişilerinin iç dünyalarında esen fırtınaları dış dünyanın dinginliğiyle zıtlık içinde izlerken, kişisel 'arızalar'ın toplumsal arızanın parçası olduğu izlenimini ediyoruz. Fossum bu konuda tek bir laf bile etmiyor, ama göstermek istediği tam da bu arızalılık halleri. Tıpkı İsveçli Müfettiş Martin Beck gibi Norveçli Müfettiş Sejer de katili bulmak için modern Batılı toplumun tedirgin edici tekinsiz kabuğunu kırmak zorunda. Polisiye işlemlere ağırlık vermesine rağmen yeni nesil ABD polisiyelerindeki bilimsel sihirbazlıklara kaçmayan Sana Sesleniyorum hikâyesi, kurgusu ve barındırdığı meseleleriyle doyurucu bir roman.
"Norveç neresi Türkiye neresi?" demeyin. Norveç taşrasının alacakaranlığında çaresizce mutluluk kovalayan insanlar, yan yana yaşayıp da birbirine değmeyen insanlar, görünememekten mustarip kadınlar, barlarda geçirilen geceler, et ihtiyacına indirgenmiş cinsellik, yoğun bir sevgi açlığı... "Yadırganacak olan şu ki, bunlar bize yabancı değil, bildik. Bildik yabancılık."
SANA SESLENİYORUM
Karin Fossum, Çeviren: Elif Subaş, Dharma Yayınevi, 2006, 335 sayfa, 16.95 YTL.
Kapitalizmin tek bir hikâyesi var
Bu yıl tanıştığımız bir başka yazar, Aleksandra Marinina da aynı bildik yabancılıklardan söz ediyor. Bu kez Rusya'da, Moskova'dayız... Stilist'in hikâyesi, dünyanın en kalabalık kentlerinden birisinde geçmesi sebebiyle biraz daha karmaşık: Seri cinayetlerle başlıyor roman. Fiziksel görünümleri birbirine çok benzeyen dokuz eşcinsel genç aşırı dozda uyuşturucudan ölü bulunmuştur. Polisin elindeki yegâne ipucu, Moskova dışındaki uydu kentlerin birinin yakınlarında bulunan çalıntı arabadır. Dedektif Nastya, bu ipucunun peşine takıldığında eski sevgilisi Soloyev'le yeniden karşılaşmak -ve hesaplaşmak- zorunda kalır. Esrarengiz bir kaza sonucu tekerlekli sandalyeye bağımlı kalan ünlü çevirmen Soloyev'in evinde işlenen cinayetlerle işler iyice karmaşıklaşır: Bir yandan 'Uzakdoğu 'bestseller'ları ile satış rakamları milyonları bulan Şerhan Yayınevi'ndeki entrikalar, bir yandan da halen kayıp olan ve cesetleri bulunamayan beş genç erkek? Bir süre sonra Soloyev'in evinde iki cinayet işlenir. Medyanın da devreye girmesi, Nastya ve ekibine bütün bu olayları çözmek için çok kısa bir süre tanımaktadır...
Rus Agatha Christie
Gerçek adı Marina Alekseeva yerine Aleksandra Marinina müstearını kullanan yazar ülkesinde Rus Agahta Christie olarak anılıyor. Ancak birbiri ardına yazdığı polisiyeler üzerinden yapılan bu benzetme yanıltıcı. Çünkü Marinina polisiyelerinde her ne kadar katilin kimliğini bulup çıkarmak önemliyse bile, asıl mesele suçun bireysel ve toplumsal kaynakları. Marinina, tıpkı Fossum gibi bir yanda suçun psikolojisi üzerine çalışırken diğer yandan toplumsal yapıyı da incelemiş. Suçun yapısı kapitalizmin içinde bulunduğu evrenin bir karakteristiği olarak beliriyor.
Raymond Chandler, ABD kapitalizminin palazlanma sürecinde polisiyeye düşen görevi şöyle özetlemişti: "Gerçekçi cinayet romanı yazarı gangsterlerin ülkeleri yönlendirdiği ve kentleri yönettiği bir dünyayı anlatır. Bu dünyada otellerin, apartmanların, ünlü restoranların sahipleri paralarını genelevlerden kazanmışlardır. Bir film yıldızı kimlerin öldürülüp, kimlerin soyulacağına karar verir ya da salonda biraz ileride oturan sevimli adam bahis çetesinin patronudur. Böyle bir dünyada kaçak içki mahzeni olan yargıç cebinde bir şişe kaçak içki bulunduğu için genç bir adamı hapse gönderir. Kasabanın belediye başkanı para kazanma aracı olarak cinayete göz yumabilir; aynı kasabada güvenlik içinde hiç kimse gece karanlıkta yürümeyebilir. Düzen ve hukuk, hakkında sık sık konuştuğumuz ama uygulamaktan kaçındığımız şeylerdir."
İşte Stilist romanında Rus kapitalizminin başlangıç evresine tam da böyle yaklaşmış Aleksandra Marinina. Çok sayıda karakteriyle Rusyanın bugünkü yaşam tarzlarını ve düşünce yapısını sergilerken bir nostaljiyi de barındırıyor. Doğrudan dillendirmiyor, reel sosyalizmin muhasebesini yapmıyor ama 90'ların yükselen kapitalizminin yapısal bozuklukları sergilemekte kararlı. Bu nedenle detektifinin suçluların cezalandırılacağına katı bir inancı var. Suçlularsa genellike yeni toplumsal düzenin sonradan olma zenginleri, yuppileri, mafya döküntüleri.
Polisiyeseverler için iyi bir yaz...
STİLİST
Aleksandra Marinina, Çeviren: Ergin Altay, Merkez Kitaplar, 2006, 467 sayfa, 16 YTL.
|
| Bu haber için okuyucularımızın yorumları |
| Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
Dedektif Sejer (Yazan: Volkan ÇİLİNGİROĞLU) |
(Bu haber için henüz hiçbir üyemiz puan vermemiştir)
'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #60
"Arkadaşlar bu sizin artçı değil, kalkın." Arama Kurtarma Araştırma Derneği, Ömerli'de 'Ulusal Arama Kurtarma Tatbikatı' yapıyor. Enkaz çevresinde her ekip için ayrı ayrı verilen 'artçı uyarılar' sırasında ekipler bölgeden uzaklaşarak oturup bir süre bekliyor. Ancak ekipler her uyarıyı dikkate alı
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|