Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir. Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...1921 yılında, Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu. 1995 yılında, Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.
|
 |
 |
 |
| Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır. |
1001 gemici masalları
Alain Jaubert'le bu ilk karşılaşmamız. Üstelik 'Cennet Vadi', hikâyesi, olayları, mekân ve insanlarıyla çok farklı bir kültüre aitmiş gibi görünüyor. Ancak hiç yabancılık çekmiyoruz
29/09/2006 (429 defa okundu)
A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi) Alain Jaubert, altmış beş yaşında kaleme aldığı Cennet Vadi romanıyla, ülkesinin en saygın edebiyat ödüllerinden Goncourt İlk Roman Ödülü'nü kazanmış. Gençliğinde gemilerde çalışan, sonrasında denizciliklikle ilgili belgeseller hazırlayan Jaubert, bu ilk romanında genç bir gemicinin uzak bir limanda geçirdiği bir günün hikâyesini, o gencin ağzından anlatıyor. Aslında pek de anlatmak denemez buna. Anlatıcı, üzerinden yıllar geçen o günü ve bir daha hiç gitmediği Valparaiso kasabasını hatırlamaya, düşüncelerini, kafasındaki karışık görüntüleri, sisli hikâyeleri, bulanık düşleri düzene koymaya çalışıyor.
O sislerin biraz olsun aralandığı bir andan başlayalım; on sekiz yaşındaki genç subay adayı Antonio'nun, Şili'nin Valparaiso limanına ayak bastığı sıcak bir yaz akşamından... Bir Marsilya şubatının sisinde demir alıp, taşıdıkları türlü malları bir limandan bir limana bırakarak, zikzak çizen rotalarla dünyanın dört bir yanını dolaşan Leopald gemisinde geçen on ayın deneyimiyle çıkacaktır karaya Antonio. Gençliğin verdiği coşku, heyecan, merak ve macera duygularıyla, denizcilere özgü ütopyayı bir de Valparaiso limanında arayacaktır.
Antonio ve arkadaşı Roger, sanki dünyayı fethetmek için, her yeri dolaşmak, her şeyi görmek, her şeyi yalayıp yutmak için çıkmışlardır yola: "Yani her şeyi kabul etmek. Hangi dil olursa olsun, hepsini rahatlıkla konuşmak, kendini her yerde evinde gibi hissetmek, bütün halkları kucaklamak, neresi, hangi rıhtım olursa olsun, çekinmeden karaya çıkmak, her limana, her şehre, her içine kapalı semte, her kabareye, her geneleve aşina olmak."
Karaya varır varmaz, rıhtımları, sokakları, yolları katetmeye, sürekli hareket etmeye ihtiyaçları var. Haftalar boyunca aynı sınırlı ve sallantılı hareketlere zorlanmış kas, kemik, eklem ve kirişleri yeniden çalıştırarak ve otobüslerden, tramvaylardan, taksilerden, tüm ulaşım araçlarından uzak durarak, önce yürümenin keyfini çıkarıyorlar. Aradıkları sadece yürümenin keyfi değil elbette. İşçilerin, dok emekçilerinin, vinççilerin devam ettiği ufacık bir barda attıkları ilk kadehle başlıyor gençlerin Valparaiso'da, yani 'Cennet Vadi'deki ilk saatleri. Gerisini tahmin edebilirsiniz. "Sonra kapalı, karanlık denizci kahveleri; moda barlar; sihirbazları, akrobatları, zaman zaman striptizleri ve yalancı ışıltılarıyla liman kabareleri; dans salonları; gizli batakhaneler; ve nihayet, saydığım diğer müesseselerin her birinden, gizliliği, barı, ışıkları ve karanlığı, dans pistini, bazen striptizi, sohbeti, soyluyu ve rezili ödünç alan kerhaneler."
İşte böyle bir güzergâhta geçirilen bir geceyi hatırlıyor Antonio. 'Cennet Vadi'nin karanlık yüzündeki maceraları, barları, balık pazarını, marihuanalı sigaraları, eşcincelleri, kentin her yanında özgürce dolaşan köpekleri, birbiri ardına gezdikleri genelevlerde karşılarına çıkan genç ya da yaşlı kadınları, çoğunluğu gemicilerden oluşan müşterileri, limandaki bitmek bilmez kusma seansını, şehirde yaptığı yürüyüşü, tepelerde yaşadığı çılgınlıkları, düşlerle dolu ukusunu, deniz banyosunu, balıkçıları, pelikanları ve denizi...
Bir de kulağına çalınan hikâyeler var. O hikâyeler ki, geçen yılların biriktirdiği anlatılmış ya da hayal edilmiş başka hikâyelere, anı ve rüyalara, paylaşılmış sırlara, sahici ve sahte düşlere, söylentilere, anektodlara karışarak canlanmışlardır Antonio'nun zihninde.
Romanın sonuna gelindiğinde, anlatıcı her şeyin değiştiğini bildiği halde, eskiden görmüş, hayal etmiş, içmiş, hissetmiş olduğu gibi kaldığını da bilmekte, zamanın kendisinin imtihan ettiğini düşünmektedir. Sanki zaman, hatıraları tekrar yaşatmaya zorlamak için, dekor ve karakterleri özenle silerek Antonio'nun hafızasına karşı saldırıya geçmiştir. Antonio ise inadına hatırlayarak direnecektir zamana...
Edebiyatı edebiyat yapan
Okyanuslar, denizler, uzaktaki egzotik ülkeler, gemiler ve gemiciler pek çok yazara ilham vermiştir. Bu yazarların pek çoğunun gemicilik deneyimini bizzat yaşadıklarını ve yazdıkları romanlara kendi deneyimlerini taşıdıklarını biliyoruz. Alain Jaubert, işte bu geleneğin mirasçısı. Gemilere ve denizcilere dair verdiği ayrıntılı bilgiler, aktardığı deneyimler, kullandığı terimler, olayların, olay örgüsünün ve karakterlerin gerçekliğinin kolayca kabullenilmesini sağlarken okuyucunun kurgusal dünyaya geçişini de kolaylaştırıyorlar. Ancak ne Moby Dick'i yazarken Melville'in, ne Lord Jim'i yazarken Conrad'ın ne de Gemici'yi yazarken Genet'nin okuyucuda salt bir gerçeklik, doğruluk duygusu yaratmak gibisinden niyetleri vardı. Jaubert'in de yok. Bütün bu yazarların aradıkları gerçeklik ya da doğruluk, insanlık durumunun derin kavranışıyla ilişkilidir.
Alain Jaubert, anlatıcının belleğinden çıkılan yolculuğu gemicilik bilgi ve deneyiminden gelen tasvirlerle zenginleştirirken sadece süslü ve etkili bir üslup arayışında değil. Tasvirler sadece denizi, gemiyi, kenti, kısacası doğanın aktarımını kapsamıyor. Yazar, dış dünyanın birbirleriyle ilişkili nesnelerden, süreçlerden, olaylardan, kişilerden, zamansal ve mekânsal parçalardan, oluşan yapısının anlatıcının zihninde nasıl bütünleştiğini göstermek için kullanmış tasvir gücünü. Tasvirler Antonio'nun anlatılan andan anlatım zamanına kadar geçen zaman dilimindeki duygu ve düşünce süreçlerini ele verecek bir derinlik sergiliyorlar.
Cennet Vadi, gemicileri, batakhaneleri, fahişeleri, erotizmi ve diliyle Jean Genet'nin Gemici'sini andırıyor. Jaubert, Genet gibi, dili mümkün olabilecek bütün zenginliği içinde kullanmış, kelimelerin dünyasına görsellik kazandırmak istemiş. Yukarıda sözünü ettiğim bütün mekânları, olayları ve olayların insan zihnindeki yansımalarını canlandırırmak için kimi zaman imgelere, benzetmelere başvuruyor, kimi zaman anlatım düzenini kesintiye uğratıyor, zaman zaman da sahneleri tekrarlama yoluna gidiyor. Kısacası roman sanatının ana malzemesinin hayal gücü olmadığını, iyi bir roman yazmak için o hayal gücünü yoğuracak zengin bir kelime haznesine, sağ sola savrulup gitmeyen bir olay örgüsüne, sağlam bir yapıya, doğru seçilmiş olay ve kişilere duyulan ihtiyacı bir kez daha anlıyoruz.
Alain Jaubert'le bu ilk karşılaşmamız. Üstelik Cennet Vadi, hikâyesi, olayları, mekân ve insanlarıyla çok farklı bir kültüre aitmiş gibi görünüyor. Ancak hiç yabancılık çekmiyoruz. Tersine, Freud'un sözünü ettiği türden, yadırganacak bir yakınlıktayız. Romanın sayfalarını çevirdikçe; "parçalardan hareket ederek ve herhangi bir plan izlemeksizin ilerledikçe, yaşamın dişleri arasında, çıplak vücutların, çehreler gibi suskun vücutların başlangıçlarına doğru yol aldıkça ya da başka yerde ve daha sonra", aslında aynı dili konuştuğumuzu göreceksiniz. Yaklaşık elli yıl öncesinde, dünyanın bir ucunda, sonsuz bir okyanusun öteki kıyısında geçen bu hikâyede, karşılaştığımız her şey, her olay, her mekân, her insan, her duygu ve düşünce öylesine evrensel ve yoğun bir dille anlatılmış ki, yabancılık yerini yerliliğe bırakıyor. Cennet Vadi edebiyatı seven okuyucular için yılın süprizlerinden bir tanesi, belki de birincisi.
CENNET VADİ
Alain Jaubert, Çeviren: Hakan Tansel, Kanat Kitap, 2006, 432 sayfa, 19.5 YTL.
|
| Bu haber için okuyucularımızın yorumları |
| Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
Denizci ütopyası (Yazan: Volkan ÇİLİNGİROĞLU) |
Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 1 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
|
puan 8 |
'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #48
"Hiç yoktan bayram günü başıma iş açtılar. Küçük bir kızım var, o beni özleyecek, ben onu. Kader bu." Hakkında reşit olmayan mağdureyi alıkoymak ve rızaen ırza geçmek suçlarından dava açılan Mustafa Topaloğlu gözaltına alınmadan önce tepkisini dile getiriyor.
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|