Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  9 Şubat 2010 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir.
Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...

1921 yılında,
Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu.
1995 yılında,
Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Ankara kışında cinayet

Ankara kışında cinayet
'Her Temas İz Bırakır', gerek hikâyesi gerek o hikâyeyi anlatım tarzıyla, yani atmosferiyle, temposuyla, kişileri ve diyaloglarıyla, başarılı bir polisiye

20/10/2006 (1795 defa okundu)

A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)

Bir ilk roman, bir ilk polisiye. Altbaşlığında 'Bir Ankara Polisiyesi' yazan Her Temas İz Bırakır, Emrah Serbes'in ilk romanı. 'İlk'liğini hiç belli etmeyen bir üslubu, polisiye severleri memnun edecek karmaşıklıkta bir entrikası, bu entrika çevresinde dolaşan sağlam bir kurgusu var. Daha da önemlisi, yazar yerli polisiyelerdeki önemli bir eksikliğin üstesinden gelebilmiş. Alışılageldik hayali özel detektiflerin yerine çok gerçekçi gözlemlerle canlandırdığı cinayet masası ekiplerini başarıyla- yerleştiriyor. Resmi devlet görevlisi detektiflere, yani emniyet mensuplarına rol veren romanlarla elbette karşılaşmıştık. Ancak o romanlardaki cinayet ya da narkotik masası şefleri kılık kıyafetleri, ilgi alanları, dış görünümleri, otomobilleri, teçhizatları ve becerileriyle daha çok TV dizilerinden aşina olduğumuz ABD'li meslektaşlarını andırıyorlardı. Son sözü baştan söylemekte sakınca yok; Her Temas İz Bırakır polis işlemlerine ağırlık veren polisiyeler arasında hiç kuşkusuz en yerlisi, en iyisi.
1 Ocak günü Ankara'nın göbeğinde, Kızılay'dayız. Telsizle çağrıldığı olay yerine giden Ankara Cinayet Bürosu Şefi Behzat Ç., arkadaşlarıyla doğum gününü kutladıktan sonra intihar ettiği sanılan genç kızın ölümünü araştırıyor. İlk gelen ekipler, her zamanki gibi kolaycılığa kaçmışlar, kızın üzerinden çıkan 'intihar mektubunu' yeterli görüp araştırmayı derinleştirmemişlerdir. Oysa Behzat Ç.'nin içi rahat değildir. Olay mahallinde yaptığı inceleme, Teras Bar'daki partideki gelişmeler, tanık ifadelerindeki boşluklar aklına cinayet ihtimalini getirir. Üstelik TEM'de (Terörle Mücadele Amirliği) görevli bir meslektaşının meraklı halleri olayın farklı boyutları olabileceğini de işaret etmektedir.
Soruşturma ilerledikçe ölen kızın Urfalı zengin bir aileye mensup olduğu anlaşılır. Toprak zengini, eskinin ağası yeninin iş adamı Hayrettin Bey, DTCF'ye (Dil Tarih Coğrafya Fakültesi) yolladığı kızının komünistlerce beyninin yıkandığından, başına gelenlerin siyasete bulaşmasından, örgüt tarafından infaz edildiğinden şikayetçidir. Behzat Ç.'nin artık bir cinayet olduğuna inandığı bu işin etrafında emniyetten hatırlı kişiler, TEM'ciler, tekinsiz kişiler dolaşmaktadır.
Behzat Ç. ve ekibi, Harun, Selim, Hayalet ve Eda, olaya bakan genç savcıdan aldıkları destekle işe koyulur, 'at izinin it izine karıştığı' bu vakayı çözümleyebilmek için üniversite koridorlarından öğrenci alemlerine, gecekondu bölgelerine özel polikliniklere kadar uzanırlar. İp uçları her seferinde dönüp dolaşıp emniyetin karanlık labirentlerinde düğümlenecek, savcı ve Cinayet Bürosu ekibi bile bu labirentlerde yollarını bulmakta güçlük çekeceklerdir...
Önce basit bir intihar, ardından faili belli bir cinayet vakası gibi görünen olayın Ankara Emniyeti'nde yarattığı çatışmalar, hikâyeyi polis aleminin içine taşımış. Yazarın DTCF koridorlarındaki öğrenci olayları kadar polis alemine de aşina olduğu anlaşılıyor. Belli ki bu olaylara karıştığı, emniyette 'misafir' edildiği, meseleyi bizzat tetkik ettiği zamanlar olmuş Serbes'in. Ancak tetkiklerini hikâyesine bir taraf olmanın hıncıyla yansıtmıyor. Tersine, olup bitenleri polisin bakış açısından aktarmış. Soğukkanlı bir tavırla dolaşıyor emniyet odalarında. Ekipler arasındaki rekabeti, komploları, yargısız infazların şaibeli silahlarını, işkenceleri, kısacası emniyetin 'olağan' işleyişini bir polis şefinin, ama vazifesine bağlı dürüst bir şefin izlenimleri gibi anlatıyor. Bu 'olağan' durumları sorgulamadan, kendisini aradan çıkararak çok gerçekçi ayrıntılar, tasvirler ve diyaloglarla sergileyen Serbes, okuyucuyu bir yargıda bulunmaya davet ediyor.
Her Temas İz Bırakır'ın gerek hikâyesi gerek o hikâyeyi anlatım tarzıyla, yani atmosferiyle, temposuyla, kişileri ve diyaloglarıyla, başarılı bir polisiye olduğunu belirtmiştim. Ama polisiyeyi aşan, roman kahramanının iç dünyasında gezinirken psikolojik bir derinlik kazanan yanı da önemli. Aslında polisiye kurgu işin bahanesi; Emrah Serbes, bir cinayet vakasını çözümlemeye çalışırken kendi hayatındaki sorunlar karşısında çözümsüz kalan bir insanın, kire pisliğe batmış bir dünyada yolunu arayan bir adamın, Behzat Ç.'nin dramını anlatıyor.

Behzat Ç. ve ekibi
Babası Rahmet Albay'ın isteğiyle gittiği askeri okuldan komutanını yumruklayarak atılıp polis akademisine yazılan Bahzat Ç., sıradan bir polis. Cinayet Büro Amirliği'nde, 'yeni müktesebata' uyum sağlayamamış, lambur lumbur, 'dişli' bir başkomiser. Hayata karşı işlenen suçlar uzmanı. Müzik dinlemez, polis telsizi dinler. Kitap okumaz, gazeteye spor sayfasından başlar. Herhangi bir siyasi görüşü yok. 'İçimizden birinin' üçüncü sayfa haberlerine yansımış hali gibi, adı bile tam değil. 1. Amatör'de duran toplara iyi vuran bir stoperken, topçuluğu bırakıp başkalarını tekmelemeye başlamış. Mesela beş lira için kalbinden adam bıçaklayanları, on üç yaşında kızlara tecavüz eden, namus için en yakın akrabalarını vuranları... Emekliliğine az kalmış, o bu işe başladığında doğan çocuklar Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşa gelmiş, kendi kızı dahil. O da bu arada boşanmış, insan sarrafı olamasa da ceset sarrafı, bu yüzden de biraz melankolik tabiatlı olmuş.
Polisiye okuyucularına tanıdık gelecektir; O, Simenon'un Maigret'sinden sonra yaygınlaşan komiser tiplerinden. Maj Sjöwall-Per Wahlöö ikilisinin Martin Beck'ini, Dürrenmatt'ın Barlach'ını, Andrea Camilleri'nin Montalbano'sunu, Dona Leon'un Brunelli'sini, Petro Markaris'in Haritos'unu, Henning Mankell'in Kurt Wallander'ini, Hakan Nesser'in Van Veeteren'ini, Aleksandra Marinina'nın Anastasia Kamenskaya'sını, Karin Fossum'un Konrad Sejer'ini, Charles Willeford'un Hoke Mosley'ini canlandırın gözünüzde. İşte Emrah Serbes'in Behzat Ç.'si onlara benziyor. Elbette dar gelirli bir Türk komiserinin onlardan, onlarında birbirlerinden farklı olduğu pek çok yan var. Ama sonuçta hepsi de sıradan, hepsi de yorgun, hepsi de öfkeli, hepsi de inancını ve umudunu yitirmekte olan polis tiplemeleri. Behzat Ç. De onlar gibi, görev duygusuyla gerçeği ortaya çıkarmaya çalışırken adaleti sağlayamayacağının, bir kahraman olmadığının, gücünün sınırlarının farkında. Yoksul insanları suça iten nedenleri, suçun toplumsal boyutlarını görebilecek kadar vicdan sahibi. İşte bütün bunlar, hayat karşısında bir yenilmişlik duygusu yaratıyor kahramanımızda. Sadece duyguyla sınırlı kalmayan, net bir skorla yenilmişlik hali var. Karısından yıllar önce boşanmış, kadınlara karşı güvensiz, kızıyla bir türlü iletişim kuramayan, zengin abisinin önerdiği köşeyi dönme formüllerinden bunalmış yalnız bir adam o.
Behzat Ç.' bir yandan kendi sorunlarıyla boğuşup öte yandan cinayeti inatla aydınlatmaya çalışırken Emrah Serbes'e de pek çok meseleye değinmek imkanı yaratıyor. Mesela babalar ve kızlarına, cinayetleri meşrulaştıran törelere, üç kuruş için adam boğazlayan insanlara, solculara, sağcılara, savcılara, üniversite hocalarına, çetelere... Yazar, komiser ve ekibinin çözmeye çalıştığı vakalar çerçevesinde, yozlaşmışlığı kış mevsiminin soğuk ve karanlığına karışan bir Ankara tablosu çiziyor. Gecekondu yoksullarıyla, işçileriyle, seyyar satıcıları, taksicileri, bar işletmecileri, serbest meslek erbapları, iş adamları, iş kadınları ve öğrenci gençleriyle Kızılay'da, Sakarya Caddesi'nde, SSK İşhanı'nda, Kuğulu Park'ta, Atakule'de, kısacası Ankara'nın hemen her mahallesinde dolaştırıyor okuyucuyu. Milenyum çağının toplumsal panoramasını Cumhuriyetin taşralaşmış başkentinden izliyoruz.
Her Temas İz Bırakır izleme fırsatı veren ama kararı okuyucuya bırakan bir roman. Kahramanlar çağının çoktan sona erdiği bilinciyle, her ne kadar cinayeti çözümlemiş olsa bile, Behzat Ç. kurtarıcı olarak sunulmuyor. Tersine, onun kişisel gayreti ve inadıyla sağlanan adalet içinizi hiç de rahatlatmayacak. Romanın sonu, kahramanla özdeşleşmeye eğilimli ortalama okuyucunun beklentilerini boşa çıkaran tarzıyla sanki Dürrenmat romanlarına bir gönderme: Kurbanı için adalet peşinde koşarken en yakınlarının sessiz çığlıklarına sağırlaşan Behzat Ç., yazarın acımasız mahkemesinde ağır bir cezaya çarptırılıyor. Hikâyenin tamamını gölgede bırakacak kadar etkileyici bir final sahnesi.

  • HER TEMAS İZ BIRAKIR
    Emrah Serbes, İletişim Yayınları, 2006, 299 sayfa, 16 YTL.
  • Bu haber için okuyucularımızın yorumları
    Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • Başarmak Adına  (Yazan: suden derin)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 2 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    10

     'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
    » YERYÜZÜ KİTAPLIĞI - CELÂL ÜSTER
    » Orhan Pamuk neyi açığa çıkardı? - SEMİH GÜMÜŞ
    » Pamuk okuma zamanı - ENGİN KILIÇ
    » Zamanımızın Nobel ödüllüsü
    » 'Roman sanatı, kendi hikâyemizi başkalarının hikâyesiymiş gibi anlatabilme hüneridir'
    » Başkalarının diliyle Orhan Pamuk
    » Nesneler ve imgeler - HASAN BÜLENT KAHRAMAN
    » Nobel siyasi görüşlerine değil - MAUREEN FREELY
    » Nobel'i kim, nasıl veriyor? - CEM AKAŞ
    » Bir lanet böler barışı - SERPİL DURAK TUNÇER
    » Eski dostlar, Peter Pan ve Pıtırcık'la yeniden... - ASLI TOHUMCU
    » Soğukkanlılıkla bakabilmek... - RAGIP ZARAKOLU
    » Evet ama bir tablo bunu yapabilir mi? - GÜLTEKİN EMRE
    » Mahcup ve küskün dizeler - KADİR AYDEMİR
    » Mekânlaşmanın tarihi - NEDİM GÜNEBAKAN
    » Savaş çoktan başladı - ELİF ARDA ERTAN
    » Uzun yüzyılın kısa tarihi - ALTAY ÖKTEM
    » Bush hep savaşta - KILIÇ BUĞRA KANAT
    » İki usta 'Haramzade'yi unutmadı - NEDİM ŞENER
    » Küçük kedinin maceraları - Z. HEYZEN ATEŞ
    » YENİ ÇIKANLAR
    » DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #287
    "Leonardo bana Gisele'den vazgeçmeyeceğini kesin bir dille söyledi. (Günaydın)"
    İmzasız yayımlanan bu haberden çıkarabildiğimize göre, Leonardo'nun Günaydın'da çalışan bir dostu var.

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.