Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir. Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...1921 yılında, Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu. 1995 yılında, Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.
|
 |
 |
 |
| Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır. |
Neşet İlhan'ın vatan müktesebatı
İbrahim Yıldırım'ın yeni üçlemesinin ilk romanı 'Vatan Dersleri' edebiyatın dışına hiç çıkmayan, edebi söylemini asla siyasallaştırmayan bir roman
17/11/2006 (549 defa okundu)
A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi) İbrahim Yıldırım'ın Eylül Üçlemesi'nin son romanı Bıçkın ve Orta Halli'nin yayımlanmasının üzerinden tam üç yıl geçti. Türkiye'de bir yazarın her yıl, hatta yılda iki, üç, hatta dört yeni roman yayımlamasına öylesine alışmışız ki İbrahim Yıldırım için neredeyse kaygılanmaya başlamıştık. Vatan Dersleri bu kaygılarımızı gidermekle kalmadı Türkçe ile yazılmış iyi edebiyata duyduğumuz hasreti de dindirdi. İbrahim Yıldırım'ın 20. yüzyıl Türkiyesi'ni anlamaya ve anlatmaya çalışacağı yeni üçlemesinin ilki olan Vatan Dersleri, Yıldırım romanlarıyla tanışmış okuyucuların beklentilerini boşa çıkarmayan bir roman. Ve hakkında kısa bir tanıtım yazısı kaleme almanın zor olduğu bir metin.
'Kanlı pazarlar'
Hikâyeyi ayrıntılara girmeden, tarihsel sıçramalardan uzak durarak, kısaca özetleyeceğim: 1970 yılındayız. "Odun külü rengine dönmüş bir gökyüzü" var İstanbul'un üzerinde. Yeryüzü ise öylesine pis ki, o gün pislikten kaç kişinin öldüğünü okunan salaları sayarak tahmin etmeye çalışıyor İstanbullular. Kenti fısıltılardan, mırıltılardan oluşan kesintisiz bir ses pelerini sarmış. Kuşkulu, ürkek seslerden oluşan bu kara örtü savrulduğundaysa feryatlar, cankurtaran çığlıkları, silah sesleri duyulmaya başlıyor. Elektriklerin kesildiği, suların akmadığı, evlerin tuzruhu kokularına boğulduğu, üniversitelerin kaynadığı, orada burada fabrikalarda, sokaklarda, okul bahçelerinde işçilerin öğrencilerin kıstırılıp yok edildiği, 'Kanlı Pazar'ların yaşandığı bu karanlık atmosferde, müzmin talebe Neşet İlhan'la tanışıyoruz. Yirmi altı yaşında. Evli, küçük bir çocuğu var. Karısı Merve'nin çalıştığı yayınevine, yayinevi sahibi Afıf Sadun'un isteğiyle, karısından gizli, Jean Mar eel Royer takma adıyla 'Yosma Merdiveni', 'Kadınlar Çiftliği', 'Şehvet Adası', 'Lulu'nun Aşk Geceler'i tarzında 'rezil romanlar' yazması, ufak tefek düzeltiler yapması dışında bir işi yok.
1970 yılı Ağustos'unda bir fırsat geçiyor Neşet İlhan'ın eline; Afif Sadun'un yayınevi için, yirmi bir Köy Enstitüsü'nü anlatan, yirmi bir anıdan oluşan bir kitap hazırlaması isteniyor. Hem para kazandıracağını hem adını duyuracağını düşündüğü bu teklifi sevinçle kabul eden Neşet, kendisine özgü bir telaşla, yeteneğine güvenerek, çok az şey okuyup ve hemen hemen hiçbir şey öğrenmeden kulaktan dolma bilgilerle işe girişecek, ama işin zorluklarıyla çok çabuk yüzleşecektir. Araştırma yapması, yayınevine gelen dosyaları okuyup incelemesi, not alıp öğrenmesi, anılarını yazan Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerle görüşmesi, özel arşivleri taraması gerekmektedir. Üstelik sadece altı öğretmen vardır ikna edilebilen, hepsi de bir zamanların başarılı öğrencileridir. Aynı anılar, aynı dünya görüşü, aynı öğrencilik yıllarıyla birbirinin çeşitlemesi ya da kopyası gibi duran bu öğrenciler mezuniyetlerinden sonra eğitim ordusuna katılmış idealist, aydınlanmacı öğretmenler olmuşlardır. Anlatılmayı bekleyen bilinenlerden farklı fazlaca bir şey yoktur. Kısacası sıkılmıştır Neşet İlhan, ta ki yedinci dosya, Türkçe Kompozisyon öğretmeni Galip İşık'ın anılarını barındıran son defter eline geçene kadar...
"Defter, Köy Enstitüleri konusuna içten ve öznel bir tavırla yaklaşmıştı: koronun tekdüze rabarbasından çok farklı bir sesi vardı; özel ve karanlık bir coşkuya sahipti. Anılar çok çarpıcıydı, Pamukpınar Köy Enstitüsü'ndeki öğrenci ölümleri tabii ki ilgimi çekmişti. Özellikle Kadriye adlı öğrencinin okulun bahçesinde öldürülmesi ve bu cinayetin ardından gelişen olaylar çok ürkütücü, bir o kadar çekiciydi. Gelinkız hastalığına yakalanan delikanlı ve kamyon kasasından düşüp kuşkulu bir şekilde ölen öğrenci için sayfa kenarına alınan notlar da kışkırtıcıydı; bunlar "Yirmi Bir Meşale"yi canlandırabilirdi."
Neşet İlhan, tutku ve kıskançlıkla sarılır Galip Işık'ın anılarına. Defter önce, -sayfalarından birine yapıştırılan- yirmi üç öğretmenden ve otuz yedi öğrenciden oluşan çarpıcı mezuniyet fotoğrafıyla sonra her şeyiyle genç adamı içine çekecek, onu sayfaları arasında kaybedecektir. Bir türlü çıkamaz içinden; düzeni bozulmuş, karısı tarafından terk edilip patronu tarafından kovulmuştur. Üstelik 12 Mart darbesinin ayak sesleri de duyulmaktadır...
Zor olan anlatmaktır
Tarih kitaplarından, biyografi ve otobiyografilerden ya da hikâye ve romanlardan olumlu olumsuz sayısız Köy Enstitüsü anlatısı okumuşsunuzdur. Vatan Dersleri ise bu anlatılardan yararlanan ama onları farklı bir kurguyla yepyeni bir okumaya açan bir roman. İbrahim Yıldırım, söz konusu farklılığı Eylül Üçlemesi'ni oluşturan romanlarında kullandığı anlatım tekniğiyle yakalamış. İç içe metinler, iç içe tarihler ve iç içe hayatlardan oluşan Yıldırım'ın romanları bir yazarın yazma ve yaratma sancılarını da sergiliyorlar.
Bir gölge yazar olmayı sevdiğini, kendisini Kuşevi'nin Efendisi romanının duvar işçisi olarak takdim ettiğinde anlamıştık. Yaralı Kalmak'ın girişinde, bir arkadaşına ait, "ruhu kanayan birinin aşk, şiddet ve yazı üzerine notları" adlı el yazmalarını düzenleyerek oluşturduğunu söylemişti metnini. Bıçkın ve Orta Halli'de hikâyeyi -bir arkadaşına ait anılarını yazmaya çalışan- roman kahramanının defterlerini çözmeye çalışan bir yazardan dinlemiştik. Vatan Defterleri'nin yazarı İbrahim Yıldırım'sa romanı Neşet İlhan'ın mektuplarından yola çıkarak yazdığını söylüyor kitabın girişinde. Ancak bu mektuplar yukarıdaki özette verdiğim 1970 tarihine ait değil; yaklaşık otuz yıl sonra, Neşet İlhan 12 Mart'ta yarım bıraktığı işi tamamlarken yazılmışlar. Galip Işık'ın 50'lerde kaleme aldığı defterlerden 70'te genç Neşet İlhan tarafından hazırlanan notlar 90'ların sonunda artık bambaşka bir adam haline gelen Neşet İlhan'la yeniden ele alınmış, ama notların romanlaştırılması İbrahim Yıldırım'a düşmüş...
İlk bakışta çok karışık gibi görünen bu kurgu öylesine ustalıkla işlenmiş ki, İbrahim Yıldırım'ın çok geniş bir zaman diliminde gezinmesine imkân tanımış. Hikâye sadece enstitüleri anlatmakla kalmıyor, bu kurumları Cumhuriyet'in farklı tarihsel dönemlerindeki zihniyet biçimleriyle birlikte yansıtıyor. Öyle ki enistitülerle birlikte 50'ler, 70'ler ve 90'ların Türkiye'sinin siyasi ve toplumsal meseleleri de çıkıyor karşımıza. Ancak bütün bu siyasi ve toplumsal geri planına, dayandığı tarihsel verilere, gerçeklikle kurduğu sağlam bağlara rağmen Vatan Dersleri edebiyatın dışına hiç çıkmayan, edebi söylemini asla siyasallaştırmayan bir roman. İbrahim Yıldırım'ın gölgeye çekilmesi basit bir oyun değil; bu sayede kendi sözüyle roman kahramanının sözü arasına mesafe koyabiliyor. Aydınlara, edebiyata, yayıncılık dünyasına, köy enstitülerine dair bir çok gözlem ve tespit barındırmakla birlikte, okuyucuyu seçiminde özgür bırakıyor. Özellikle Köy enstitüleri çocukluklarını burada yaşadıklarından yola çıkıp köy romanlarına uzanan yorumlar dikkate değer. Söz konusu yorumları yapan, kendisi de çocukluğunu yitirmişliğin hüznünü duyan Neşet İlhan'dır.
Yitirilen çocukluk ya da masumiyet, Yıldırım romanlarında önemli bir yer tutuyor. Dört romanında da siyasi ve toplumsal olayların şiddetine maruz kalarak yaşam enerjilerini tüketmiş travmalı kişilerin yaşam öykülerini bulacaksınız. Kuşevi'nin Efendisi'nin devrimci aydını Asaf Cemil, hapishaneden sünepe bir kişiliğe bürünerek çıkmıştı 80'lerde... Yaralı Kalmak'ın kahramanı Müşfik Naci Adatepe, hatırlamak istemediği karanlık bir dönem geçirmiş, 1981'de üç yıllığına uzun beyaz bir koridorda 'kaybolmuş', 1984'de bulunmuş ama yaralarını saramamıştı bir türlü... Bıçkın ve Orta Halli'nin 1980'lerde otuz iki yaşını süren "göz alıcı renklere bürünmüş" boyalı kuşu Edip Sönmez'in kanatları kırılmıştı aynı süreçte... Vatan Dersleri'nin çocuk adamı Neşet İlhan'sa 71'de genişleyerek eskiyecek, sonraki otuz yılda geçmişi -kokularıyla, renkleriyle, tatlarıyla ve tabii ki korkularıyla- yeniden yaşayacak ve her yaşadığında öldüğünü hissedecektir.
Yeniden Eylül Üçlemesi'ne döneceğim; üçlemeyi, ya da içlerinden herhagi birini okuyanlar, Yıldırım'ın zarf fiiller kullanmayı sevdiğini, metnine onlarla hareket kazandırdığını fark etmişlerdir. Roman kişilerinin ruh ve düşünce yapısını da sergileyen bu türden cümleler Vatan Dersleri'nde etkileyici ve işlevsel bir rol oynuyorlar. Diliyle, kullandığı kelime ve cümle yapılarıyla, kavramlara yaptığı vurgularıyla, İbrahim Yıldırım, roman kahramanlarının duygusal iniş çıkışlarına, isyanlarına, öfkelerine, tutku ve sevinçlerine eşlik ettiriyor okuyucusunu. Onların patalojik ruh halleri üzerinden zengin bir metafor ve imgelem dünyasına giriyoruz. Doğrusal bir zaman akışı izlemeyen hikâyelerindeki dönemler arasındaki geçişler, anımsamalar yoluyla geçmişle kurulan bağlar, ileride karşılaşılacak kimi olaylara ilişkin serpiştirilen ipuçları, okuyucuyu farklı dünyalara taşıyan yan hikâyeler, hikâyeleri tatlandıran malumatfuruşluklar, kişilerin duygusal ve düşünsel değişimlerinin tasviri, kısacası kurgunun tamamı hiç aksamıyor. Başta da söylemiştim; Vatan Dersleri güzel bir roman.
VATAN DERSLERİ
İbrahim Yıldırım, Merkez Kitaplar, 2006, 404 sayfa, 19 YTL.
|
| Okuyucu yorumları |
| Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
|
(Bu haber için henüz hiçbir üyemiz puan vermemiştir)
'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #503
"Mafya, bir suç örgütünün bilimsel tarifidir." Kadir İnanır'dan da böyle kallavi bir tanım beklenirdi zaten...
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|