Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  9 Şubat 2010 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir.
Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...

1921 yılında,
Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu.
1995 yılında,
Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Sonbahar polisiyeleri

Sonbahar polisiyeleri
Polisiyelerin yazıldığı coğrafya iyice yayılıp genişliyor. Sadece ABD, İngiltere ya da Türkiye gibi gündelik hayatın kriminalleştiği ülkelerle sınırlı kalmıyor

24/11/2006 (833 defa okundu)

A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)

Romanın türleri arasında son yıllarda yıldızı en parlayanı kuşkusuz ki polisiyeler oluyor. Polisiyeler ana başlığı altındaysa pek çok alt-türe rastlıyoruz. Klasik polisiyeler, özel dedektif maceraları, bilimsel yöntemler kullanan özel birimlerin 'iğne deliğinden Hindistan'ı gören' hikâyeleri, sapık katillerin bolca kullanıldığı 'best seller'lar, siyasi polisiyeler ve casusluk romanları. Aslında onlar da kendi içlerinde dallanıyor ve çok geniş bir polisiye edebiyat külliyatı çıkıyor ortaya.
Polisiyelerin yazıldığı coğrafya da iyice yayılıp genişledi. Sadece ABD, İngiltere ya da Türkiye gibi gündelik hayatın kriminalleştiği ülkelerle sınırlı kalmıyor, insan hayatının neredeyse kutsandığı, suç oranınınsa hiç de yüksek olmadığı İskandinav ülkelerinde polisiye edebiyat büyük bir gelişme kaydediyor. Kitap yayımcılığındaki artış sayesinde bu romanların büyük bir kısmını okuma fırsatı buluyoruz. İşte sonbahar polisiyelerinden seçtiklerim.

Polisiye lezzeti için
Polisiyeye Kuzey'in soğuk atmosferini taşıyan en tanınmış yazar Henning Mankell; Türkiye'de başkomiser Kurt Wallander'in maceralarını anlatan çok sayıda polisiyesi yayımlanmıştı. İsveç polisiye edebiyatının atası Martin Beck geleneğinden gelen Kurt Wallander, etrafındaki kötülüklerle savaşmaktan yorgun, melankolik bir dedektifti. Son Mankell romanı Dans Öğretmeninin Dönüşü'nde ise başka bir dedektif çıkıyor sahneye. Aslında büyük bir farklılık yok; Stefan Lindman özelinde sanki Wallander'in gençlik halini izliyoruz. Otuz yedi yaşındaki Lindman bir yandan dilinde çıkan tümörle savaşıyor öte yandan İsveç'in Kuzeyindeki ormanlık bir bölgede yalnız başına yaşayan emekli polis memuru Herbert Molin'in cinayetini araştırıyor. Lindman'ın hastalığı nedeniyle içinde bulunduğu ruh hali Mankell'in kötümser tarzına, ağır tempolu anlatımına, kurduğu karanlık ve soğuk atmosfer çok iyi oturmuş. Kuzey'in ücra bir köyünde adım adım çözülen düğümler detektifimizi öldürülen polisin sırlarına, geçmişten kalan bir Nazi örgütlenmesine götürürken, her Mankell romanındaki gibi yine insani kötülüklerle yüzleşiyoruz.
Norveçli kadın yazar Karin Fossum ve kahramanı Müfettiş Konrad Sejer ile bu yıl içerisinde Şeytanın Işığı ve Sana Sesleniyorum romanları sayesinde tanışmıştık. Kurttan Korkan Adam yine 'Bir Dedektif Sejer Macerası'. Ve Sejer yine Norveç kırsalında dolaşıyor; sessiz sakin Norveç kırsalının soğuk havası işlenen bir cinayet ve bir banka soygunuyla bir kez daha ısınıyor. Kurban yalnız yaşayan bir kadın. Şüpheli akıl hastahanesinden firari bir şizofren. Tanık güvenirliği şaibeli bir çocuk. Dedektif Sejer ise her zamanki gibi soğukanlı, sabırlı ve endişeli. Pastoral kır tablosunun ardına gizlenen kaotik ilişkileri görecek deneyime, insanları suça teşvik eden ihtirasları çözümleyecek bilgiye sahip. Okuyucuyu hemen içine çeken heyecanlı bir sorgulama ve kovalamaca başlıyor...
Sonbahar mevsiminde yayımlanan üç kitabıyla ilk kez okuma fırsatı bulduğumuz Ian Rankin ise İngiliz. Bugün dek çok sayıda romanı yayımlanan Rankin, en çok İskoç dedektif John Rebus'un soruşturmalarına yer verdiği dizisiyle tanınmış. Öldürmek Ülküsü, Düğümler ve Haçlar, Siyah ve Mavi romanlarında Edingburg kentinin suç dünyasında dolaşan Rankin, hem bu kentin hem de İngiliz toplumunun güncel ve yakıcı meselelerine müfettiş Rebus'un merceğinden bakıyor. Müfettiş Rebus tıpkı İskandinav meslektaşları gibi- suç ve suçlularla mücade etmesinin yanı sıra çeki düzen vermeye çalıştığı özel hayatıyla da ön planda. Boşanmş, yalnız yaşıyor. İlişki kurmakta zorlandığı ergenlik çağında bir kızı var. Rankin, hikâyeleri kurgularken Rebus'un geçmişindeki boşlukları doldurarak ilerlerken kriminal olaylar dönüp dolaşıp Rebus ve çevresindekileri tehdit ediyor. Sapık katiller, terör gurupları, mafya, polis örgütü, medya mensupları, kısacası Edinbug'ta yaşayan hemen herkesi bir araya getiren suç atmosferi, Edinburg coğrafyası üzerine çöreklenirken eleştirel bir tavrı var Rankin'in.
İsveçli, Norveçli ya da İskoç; mekanlar farklı da olsa klasiklerin modern yorumlarında dedektif tiplemelerini ve hikâyeleri birleştiren ortak noktalar yakalıyoruz. Bir cinayet, cinayet saatinde nerede olduklarını kanıtlayamayan şüpheliler, aydınlanmayı bekleyen karanlık sırlar, suça yatkın bir toplum ve işini yapmaya çalışan bir insan-detektif... Bilmecemsi cinayetler çözmeyi sanatlaştırmış keskin zekalı saygın insanların, gözünü budaktan sakınmayan bıçkın hafiyelerin, kendini adalete adamış yüce gönüllü polislerin yerini toplumun o toplum kadar arızalı fertleri alıyor.
Mutsuzluk, sevgisizlik, cinsel açlık, yalnızlık gibi kişisel &quot;arızalar&quot;la işlenen suçların toplumsal arızanın sonucu olduğu kabulüyle, bu insan-detektifler katili bulmak için modern Batılı toplumun tedirgin edici tekinsiz kabuğunu kırmak zorunda kalıyorlar.
Yer darlığı nedeniyle bir başka polisiye yazısında ele alacağım Minette Walters'ın Dalga, Jeremiah Healy'in Kuğu Dalışı ve Jan Costin Wagner'in Gece Yolculuğu romanları da okuma lezzeti veren dikkate değer polisiyeler...
Bütün hikâye ve romanlarında baskıcı rejimlere getirdiği eleştirileriyle tanınan Andonis Samaraks, Yanlış'ta da aynı tema etrafında dolaşıyor. Yanlış, oturduğu kafede tutuklanan ve sürekli masum olduğunu iddia eden bir tanığın iki gizli ajan tarafından sorgulanmak üzere başkentteki istihbarat merkezine götürülüşünün hikâyesi. Tutuklu ve nezaretçilerinin izleyecekleri yoldan yaptıkları diyaloglara, sertliklerinden kuracakları samimiyet düzeyine kadar her şey tutuklunun çözülüp itirafa zorlanması için önceden planlanmış. Ne var ki istenilen itiraf bir türlü gelmeyince sorgucular planın kusursuzluğundan kaygı duymaya başlıyorlarlar. Dostluk maskesi arkasında gizlenen psikolojik savaş halini anlatırken politikayla polisiyeyi satirik bir uslupla harmanlayan Samarakis, Kafkaesk bir toplum tablosu yaratmış. Ülke ismi ve tarih verilmese bile cunta dönemi Yunanistan'ında olduğumuzdan şüphe duymuyoruz. Ancak zaman ve mekân hikâyenin asli unsurları değil, tersine tüm zamanlara ve bütün mekânlara, baskı rejimlerinin evrensel tarihine gönderiyor okuyucusunu Samarakis. Yer yer güleceksiniz, ama sonunda buruk bir tad kalacak ağzınızda. Yanlış, polisiye anlatımın siyasi meseleler açılmak konusunda ne denli geniş imkânlar sunduğunu kanıtlayan bir roman.
Söz konusu imkânlardan Chris Mullin de sonuna kadar yararlanmış. Türkiye'de daha önce de siyasi polisiyeleri yayımlanan Mullin, Pek İngilizvari Bir Darbe ile -1988'de çekilen televizyon dizisinin de etkisiyle- İngiltere'de hem tanınmış hem de politik tartışmalar yaratmıştı. 1982 yılında yazılan roman, 'İngiliz İşçi Partisi 1989 yılı seçimlerinin kazanırsa ne olur?' sorusu etrafında gelişiyor. Aslında Mullin, İşçi Partisi'nin 1980'deki kongresinde yapılan 'nasıl bir gelecek bekliyoruz' tartışmasından etkilenmiş. Pek İngilizvari Bir Darbe orada ortaya atılan fikirlerden esinlenerek yazılmış bir roman. Bu nedenle hikâyeyi okurken biz de yazılış tarihine yerleşelim ve yazara gelecek tahayyülüne eşlik etmeye çalışalım. Evet, diyelim ki 1989'da, henüz reel sosyalizm çöküşe geçmemişken, sosyalistler kapitalist dünyanın merkezindeki bir ülkede iktidara gelsinler ve sosyalist programlarını yürürlüğe koysunlar. Bu demektir ki, kapitalist dünyadan ve kadim dostlardan yavaş yavaş uzaklaşılacak, askeri harcamaları kısıtlanacak, başta finans sektörü olmak üzere bütün iş dünyası denetim altına alınacak ve emekçiler için daha adil bir düzen kurulacak... Böyle bir senaryo işlediği takdirde sadece İngiltere'nin değil, muhtemelen dünyanın kaderi değişecektir. Ne var ki devletin en derinliklerinde bu işler için beslenmiş vatan evlatları vardır. Elbet bir tedbir alınır. Tezgâhlar işlemeye, bir darbe dokunmaya başlanacaktır; muz cumhuriyetlerindeki askeri darbeler kadar kaba olmayan, İngiliz siyasetine ve nezaketine yakışır modern bir darbe!.. Saraydan lordlar kamarasına, CIA'da DI6'ya kadar pek çok güzide kurum ve kuruluş demokrasi lafını ağızdan düşürmeden bu büyük kumpasın aktörlüğüne soyunmuştur... İngiliz Parlamentosu'nu yakından tanıyan Mullin, işte böyle bir kurguyu çok canlı, yer yer mizah dolu, baştan sona polisiyelere has entrika ve gerilimle işlemiş.
Arnoldo Correa'nın Havana'nın Sıcak Yazı da uluslararası siyaseti mükemmel bir entrika ile harmanlayan nefes kesen türde bir casusluk romanı. En hoş yanıysa casusluk edebiyatının gözde mekânı Küba'da Kübalı bir yazar tarafından kaleme alınmasında; Batı'nın casusluk romanlarındaki temayı tersine çevirerek, dünyanın dört bucağında sosyalist idealer uğruna mücadele etmiş bir casus tipi sunuyor Correa. İşte bu casus, Carlos Manuel ya da diğer adıyla Roberto, ABD ve işbirlikçilerine karşı türlü operasyon yürüttükten sonra çok ihmal ettiği ailesine ve geleceğine umutla baktığı ülkesine dönmüştür. Ne yazık ki hiç bir şey bıraktığı gibi değildir; karısı ölmüş, çocukları babalarına ve babalarıyla özdeşleştirdikleri devlete küsmüş, sosyalist devlet ise ekonomik sorunlar ve bürokratik aygıtla yozlaşmıştır. Gelişen olaylar Manuel'i yeniden, ama bu kez sadece kendisi ve ailesi için, CIA ile bir savaşa sürükleyecektir... Birbirini çok yi tanıyan düşmanların satranç hamlelerine benzeyen operasyonlarıyla nefes kesen Havana'nın Sıcak Yazı, bir yandan ABD emperyalizmini teşhir ederken Küba'nın bugünkü siyasi, ekonomik ve toplumsal ilişkilerini de sol bir perspektifle eleştiriyor.
Meraklısı için bir not düşelim; diğer Güney Amerika ülkeleri gibi Küba'da da güçlü bir polisiye edebiyat damarı var. Küba polisiyeleri kısa fakat hızla değişen bir tarihe sahip, türün son eğilim ve yeniliklerini içeren, izlenmeye ve okunmaya değer bir ulusal tarz niteliği gösteriyor, kimi sınırlamalara rağmen şaşırtıcı biçimde gelişiyorlar.

Daha hafif okumalar için
Antalya Bağlantısı ve Berlin'de Yakuza, daha önce Boğaz'ın Altınları'yla tanıdığımız Alman yazar Jürgen Ebortowski'den. Boğaz'ın Altınları'nda İstanbul ve Türkiye hakkında yaşanmışlıkla karışık detaylı bilgi sahibi olduğunu kanıtlayan Ebortowski, Antalya Bağlantısı'nda Güney'e iniyor. Her üç kitabında da uluslarası tekeller arasındaki rant kavgasını ve güç ilişkilerini Japon mafyasıyla birlikte ele alan yazar, zaman zaman Batı merkezli bir zihniyet sergilese bile, suçun gerçek zeminini sevimli hikâyelerle yakalamakta oldukça başarılı.
Amerikan tarzı polisiye edebiyatını sona bırakmıştım. Ancak buraya kadar yazdıklarımla bana ayrılan sayfa sınırını çoktan aştım. Bu nedenle sadece birkaç isim sıralamakla yetinmek zorundayım. Küçümsediğimden değil. Tersine, sinema ve Tv dizileri sayesinde aşina olduğumuz anlatım kalıpları sıklıkla tekrarlansa bile, bu kalıpların nasıl böylesine kusursuzca işlediğini incelemek gerekiyor. aksiyonun mizahla, aşkın gerilimle, şiddet anlarının duygusal bölümlerle dengelendiği sağlam teknikleriyle 'best seller' olmuş polisiyeler okuyucuların beklentilerini doyuruyorlar. Geçmişten gelen intikam arzuları, karanlık aile tarihleri, seri cinayet işleyen psikopat katiller, maddi çıkarlar için işlenen kanlı cinayetler, adam kaçırmalar, rehineler, zamana karşı yarışan detektifler, iyiler, kötüler, güzel kadınlar, yakışıklı erkekler, onarılmayı bekleyen kırık gönüller, rüşvet, şantaj, tecavüz... Geçen aylarda bu temaları çeşitleyen, entrikadan çok gerilimin ağır bastığı çok sayıda roman yayımlandı. İşte onlardan birkaçı; Krin Slaughter'in Silinmeyen, Tami Hoag'ın Psikopat, Robert Crais'in Rehine, Jameson Patterson'un Menekşeler Mavidir ve 4 Temmuz, John Sandford'un Av Kuralları, Max Allan Collins'in CSI: Günah Şehri...
Bu türde az sayıda yerli ürün bulabiliyoruz. Barış Müstecaplıoğlu'nun Kardeş Kanı ve Osman Teoman Özdemir-Ali Süha Uyar ikilisinin yeni El Turco macerası Tabernaculum romanlarını bir sonraki yazıya bırakıyorum.

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

(Bu haber için henüz hiçbir üyemiz puan vermemiştir)

 'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
» Gotik kraliçeden barok roman - HANDE ÖĞÜT
» Gerçek bir yazar yapabilirdi bunu... - ESİN COŞKUN
» 'Şoför' Bu Vatanın Çocuğudur - SELİM İLERİ
» Türkiye'nin düş haritası - ERTAN KESKİNSOY
» Göçebe ruha ayna tutanlar - SEMA ULUDAĞ
» Nehir üzerinde bir matruşka - RENGİN ARSLAN
» Günümüzün okumuş insanı - NEDİM GÜNEBAKAN
» Makul dozda alınız - HAKAN GÜLSEVEN
» 'Öldürdüm, öldürdüm...' - AYDAN AYDIN
» Bir olay ve 'bir evlilik'... - ZEYNEP ELİF
» Chattam okuru yerine çiviliyor - EFNAN ATMACA
» James Bond'un doğuşu - TUĞBA DİYAR
» Agatha'nın polisiye formülü - Şebnem Atılgan
» Bu polisiyede kovalamaca yok! - HEYZEN ATEŞ
» Katil bir hayalet mi? - TuĞba Benlİ Özenç
» Hayatımıza giren 'ilk'ler
» Arap yayıncılığı modernleşiyor - METE ÇUBUKÇU
» Tatil değil sanki birer serüven - CEM ERCİYES
» Osmanlı felsefe çalışmaları - SAVAŞ AKTUR
» İran sansürün pençesinde - CEM AKAŞ
» YENİ ÇIKANLAR
» DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY
» 'Parasız Yatılı'nın uzun ömrü - SEMİH GÜMÜŞ

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

ÖZLÜ SÖZ #191
"İlkokulda mandolin çaldım. Üniversitede piyano çaldım. Çok iyi tenis oynarım. Yağlı boya tablo da yaparım. Ayrıca bütün şiir müsabakalarında hep birinci oldum. Üniversiteler arasında da birinci oldum. İlkokula beş yaşında başladım. Hemen ikinci sınıfa geç"
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın karısı Ahsen Unakıtan... Yani... Ne desek... Kelimeler boğazda düğümlendi...

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.