Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir. Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...1921 yılında, Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu. 1995 yılında, Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.
|
 |
 |
 |
| Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır. |
DİL MESELELERİ
15/12/2006 (608 defa okundu)
NECMİYE ALPAY (E-mektup | Arşivi) Orhan Pamuk'un konuşması nasıldı?
"Duygusaldı" diyenler oldu. Böyle denmesinin nedeni, yazarın baba odaklı bir kurguya başvurması ve konuşurken, istemediği kadar heyecanlı olmasaydı sanıyorum.
Gerçekte Orhan Pamuk'un her halinde, her konuşmasında (ve her metninde) heyecan yok mudur? Vardır ama, belirli türden bir heyecandır bu; enerji fazlalığıdır daha çok. Orhan Pamuk'ta enerji, sözcüklerin üstünden uçup gitmemek için durmadan frene basmasını, bazen fren yeterli gelmediğinden sözü ileri kaçmış olduğu için cümleyi baştan almasını gerektirecek kadar fazla gelmektedir. Halk dilinde "canı tez" denen insanlardan.
Enerji fazlalığı yazı biçemine de yansır: Sık sık cümlenin sonuna atlayıverir Orhan Pamuk, başta yer alacak öğeler sona kalır, son anda yükleme tutunarak yer bulur ancak. Böylece ortaya hızlı, daha doğrusu hız içeren metinler çıkar. Romanları, içerik açısından da gitgide hızlanmıştır. Kara Kitap'ta ve Yeni Hayat'ta fıldır fıldır dolaşılıp fırtına hızına ulaşıldıktan sonra, "Benim Adım Kırmızı"da sıkı bir fren çalışması buram buram okunur. Oradaki bölümlemeyi bile hız tümsekleri olarak görmek olanaklıdır.
İstanbul kitabına gelindiğinde, fırtınalı duygular, iyi yönlendirilmiş bir enerji kaynağı gibidir artık. İstanbul sokaklarında esen rüzgâr ne kadar hızlansa dizginlerini koparmaz, hep denetim altındadır. Orhan Pamuk'un Nobel konuşmasında "yavaş yavaş", "yıllarını vererek", "sabırla" yazmış olmayı özellikle önemsemesi de hız sendromunun anlatımlarındandı; "sabır" sözcüğünü üç kez kullandı.
Canlı yayından izlediğim kadarıyla bu konuşmasında da her zamanki gibi ruhun cidarlarına basınç yapan o enerji hissediliyordu ama, bu kez ses kısan türden bir heyecana dönüşmüştü. Heyecanını bir iki kez yendiyse de, bütünüyle yendiği bir an olmadı. Yukarıda dediğim gibi konuşmanın "duygusal" bulunmasının başlıca iki nedeninden biri bu olmalı.
İçeriğe geçmeden önce Türkçe hatası yaptı mı Orhan Pamuk diye soralım. Evet yaptı. Söyleyiş değil, kullanım hataları:
1) Aslı "bir aşağı bir yukarı yürümek" ya da "volta atmak" olan deyimi, "aşağı yukarı yürümek" biçiminde kullandı. Deyimlerle oynamak yasak değil ama, nasıl bir sonuç elde edildiğine bakılmalı. "Aşağı yukarı yürümek", iyi bir farklılaştırma sayılmaz;
2) "Hissettiren" anlamında "duydurtan" dedi (çifte ettirgen);
3) "Aşırı" sıfatının bazı kullanımları da sorunluydu.
Hızını kesemediği için havalanıp ancak yüklemin önüne inebilen öğe örnekleri vardı:
"[Defterlerin] Bazılarına bir şeyler yazarken babamı görmüştüm."
"Babamı" sözcüğü, baştaki yerine konamayıp uçmuş, "görmüştüm" yükleminin önüne inmiş. Cümle düzeyinde bir anlam farklılaşması da doğmuş bu yüzden. Yalnızca cümleye bakarsak, bir şeyler yazan kişi Orhan Pamuk'tur; metnin bağlamına baktığımızda ise, babası.
Nobel konuşmasının içerik açısından en çok dikkat çeken cümlelerinden birinde de var benzer bir "tehir":
"Onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
Bir de hesap hatası vardı konuşmasında: 23 yaş artı 22 yaş, 48 değil, 45 eder.
Bütün bunlar, bir Mozart senfonisi güzelliğinde olmasını engellemiyor konuşmanın.
İçerik babında: Orhan Pamuk'un dönüp dolaşıp odaklandığı baba ve bavul, gerçekliğin yanı sıra, eğretileme olarak da okunabilir: Bavuldaki edebiyat, geleneğin eğretilemesi olmak üzere. Konuşmayı bir de bu gözle okumak anlamlı oluyor. Aileyi bırakıp Batı'ya gidip gelen, cumhuriyet kültürü. Sartre ve Montaigne, solcu cumhuriyet aydınlarının yazarları, vb.
Filiz Aygündüz de yakalamış, 8.12.2006 tarihli Milliyet'te yazdı: İstanbul kitabında, babasının Paris'te yazdığı şiirler ve çevirilerle dolu bavulunu bir Amerika yolculuğunda hırsızlara kaptırdığını anımsar Orhan Pamuk (s. 293). Aygündüz, bavul için, "baba Gündüz Pamuk daha sonra bulmuş olmalı" diyor: "Çünkü 35 yıl sonra dün, oğlu Pamuk, yaptığı Nobel ödülü kabul konuşmasında bu bavulu açtı."
Önemli olan, Orhan Pamuk'un bavuldakiler için söyledikleri ve kurgusundaki güzellik.
Yukarıdaki yorumumda belki de Elif Şafak'ta rastladığım bavul benzetmesinin etkisinde kalmışımdır. İhsan Yılmaz'ın "Baba ve Piç"le ilgili sorularını yanıtlarken şöyle diyordu Elif Şafak: "Geçmişi bir an evvel elimizden çıkarılacak bir bavul gibi görmüşüz."
Orhan Pamuk'un "politik değil" denilen Nobel konuşması, yukarıda sözünü ettiğim eğretileme açısından okununca politik boyutunu açığa vuruyor. Şu belirtik ve çok haklı saptamayla birlikte: "[K]itap yakmalar, yazarları aşağılamalar milletler için karanlık ve akılsız zamanların habercisi"dir.
|
Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 2 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
|
puan 10 |
'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #405
"Sonuca değil, neticeye etki eden bir hata yaptı." Ahmet Güvener, hakem Ali Aydın'ın yıllar önce Diyarbakır'da bir maçta yaptığı hatanın neye etki ettiğini vurgulamak isterken.
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|