Radikal-çevrimiçi / Kitap / Ayla Kutlu romanı
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  26 Temmuz 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Geçinmenin en iyi yolu, ne bir düşmanı bağışlamak, ne de bir dostu unutmaktır.
Walter Winchell
Tarihte Bugün
Takvimler 26 temmuz tarihini gösterdiği zaman...

1930 yılında,
Başyazarlığını Selim Ragıp (Emeç) Bey'in yaptığı Son Posta gazetesi İstanbul’da yayınlanmaya başladı.
1951 yılında,
Narin Tekstil A.Ş. kuruldu. Halit Narin'in sahibi olduğu şirket, Çorlu'da kumaş üretimi ve ihracatı yapıyor.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Ayla Kutlu romanı

Ayla Kutlu
Ayla Kutlu, kariyerine 77 yılında başlamasına rağmen, 80'li yılların yazarıdır. 1990'lı yıllarda Türk edebiyatına damgasını vuracak 'kadın' edebiyatının habercisidir

12/01/2007 (3369 defa okundu)

A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)

Edebiyat hayatına 1976-1977 yıllarında Aygen Berel müstearını kullandığı hikâyeleriyle başlayan Ayla Kutlu, 1979'da yayımlanan ilk romanı Kaçış'ı da 1977'de tamamlamıştı. Kısacası otuz yılık bir edebiyat kariyeri var Kutlu'nun. Belki de yazmaya geç başlamanın verdiği hızla, 80'li yıllarda romanlarını art arda yayımlamıştı; Islak Güneş (1980), Cadı Ağacı (1983), Tutsaklar (1983), Bir Göçmen Kuştu O (1985) ve Hoşça Kal Umut (1987). Araya bir de hikâye kitabı sıkıştırmıştı; Hüsnüyusuf Güzellemesi (1984). 90'lı yıllarda çocuk kitaplarına ağırlık verdi. Kadın Destanı (1994) ve Emir Beyin Kızları (1999) adlı romanlarıyla Sen de Gitme Triyandafilis (1990) ve Mekruh Kadınlar Mezarlığı (1995) adlı hikâyelerine karşılık tam on çocuk kitabı yayımladı. 1999'dan bu yana ürün vermeyen yazarı, eski kitaplarının yeni edisyonlarıyla hatırlıyoruz.
Kariyerine 77 yılında başlamasına rağmen, 80'li yılların yazarıdır. Tutsaklar ve Hoşça Kal Umut romanlarındaki politik bakışı da 80'lerin kültürel iklimini yansıtır. Dahası, 1990'lı yıllarda Türk edebiyatına damgasını vuracak 'kadın' edebiyatının habercisi sayabiliriz Kutlu'yu. Ancak hikâye ve romanlarını politikayla ya da 'kadın' anlatıcılığıyla sınırlamak istemem. Bazı romanlarında kadın karakterler öne çıkmakla birlikte, hemen her romanında ele aldığı bireylerin kaderlerini tarihsel toplumsal gelişmelerle iç içe işleyen bir yazar olan Kutlu, erkek karakterlerini de ihmal etmemiştir.

Toplumsal hayatın her ânı
Kısa bir yazıda genel bir değerlendirme yapmak için romanlarını üç ana başlıkta toplayacağım. Islak Güneş, Cadı Ağacı ve Kadın Destanı, kadın sorunlarının en açık biçimde ele alındığı romanlar. Hak ettiği yeri bulamadığını düşündüğüm Islak Güneş, bir taşra anlatısı özelliği de taşır. Kutlu, İskenderun'un mütevazı bir mahallesinde yaşayan insanlar arasındaki ilişkileri abartısızca ele alırken gelir farklılıklarını, yoksullar arasındaki çekişmeleri de ihmal etmeden işlemiştir. Mahallenin yoksulken en sessiz ve sıcakkanlı kadını Zehra Hanım'ın para kazandıkça gözlenen değişimi, kendine güveninin artması ve komşuları ile arasının giderek bozulması kadının gelirindeki artışla paralellikler içerisinde sergilenir. Mezarlıklardan ev gezmelerine kadar toplumsal hayatın her anında yaşanan bu maddi belirlenmenin yarattığı kıskançlık ve dedikodular da ihmal edilmemiştir. Taşra ruhunu yakalamıştır Kotlu. Mesela, erkek egemen bir toplumda kadının kadınlar tarafından kuşatılmışlığının en çıplak halini, yani cinsellik eksenli dedikodular, hikâyede özel bir yer tutar. Dedikodu insanların, kaderlerini etkileyecek, zevki, bedeni, hayatı, anlamı tanımlayan, devletin altında ve ötesinde, beden, cinsellik, aile, akrabalık, bilgi ve teknoloji olarak işleyen bir iktidar mekanizmasıdır. Öyle ki, dedikodu "taşranın beslenme kaynağı, vazgeçilmez iletişim aracı ve aynı zamanda en korkutucu batağıdır." Ayla Kutlu'nun dikkat çektiği diğer bir önemli nokta, yoksul bir insanın yoksulluktan sıyrılmasına duyulan tepki ve kıskançlığın, mahallenin zenginlerine duyulandan daha fazla oluşudur. Bütün bunları bir kin ve haset hikâyesine çevirmeden, bir çocuğun penceresinden aktaran Kutlu'nun çok gerçekçi ve sıcak bir anlatım yakaladığını söylemek gerekir.
Cinsellik, maddi eşitsizlik ve toplum baskılarından bunalmış bir kadın Cadı Ağacı'nda da anlatının merkezine yerleşmiştir. Fakir bir aileden gelip önce kocası sonra doktorluk mesleği sayesinde ekonomik güç elde eden Nilifür'in kendisini arayış hikâyesi, bir çöküşe doğru ilerler. Aslında tıpkı diğer Ayla Kutlu roman kahramanları gibi, Nilüfer de ne istediğini ya da aradığının ne olduğunu bilmez, bilse bile eyleyemez. Yarıda kalan aşklar, ani evlilikler, sorgulanan ilişkiler, özgürlüğün yerine geçen cinsellik anlayışı ve kesif bir mutsuzluk... Kutlu, bütün bunları kadınlık durumunun değişmez yazgısı olarak sunmuyor elbette; bunlar küçük burjuva aydın kadının yanlış hayat algı ve yorumlarından kaynaklanan düşülmüş bir durum. Cadı Ağacı dikkate değer bir roman.
Malzemeyi düz yazıyla ifade etmenin sınırlayıcılığının üstesinden gelmek için klasik destan yapısı ve koşuk biçiminde kaleme alınan Kadın Destanı ise Gılgameş Destanı'na bir göndermeydi. Gılgamış'ın bu kadın versiyonunda kadının mitolojik çağlardaki hikâyesini kadının bugünkü hikâyesine bağlamış Kutlu. Şiirsel anlatımı seven erkek okuyuculara da hitap etmekle birlikte, kadını kadın bakış açısından anlatan Kadın Destanı, daha çok kadın okuyucuları memnun edecek nitelikteydi.

Devrimci hareketler ön planda
Kadın karakterler üzerinden benzer sorunları tartışmakla birlikte, üç farklı dönemi anlatan Kaçış, Tutsaklar ve Hoşça Kal Umut'ta devrimci gençlik hareketleri öne çıkar. Kaçış'ta Demokrat Parti dönemi, Tutsaklar'da 12 Mart darbesinin etkileri, Hoşça Kal Umut'ta 80 öncesinin ilişkileri yer alır. Ne var ki özellikle -açıkça kötü diyeceğim- Hoşça Kal Umut'ta çizilen tarihsel geri plan o dönemin tanıkları için hiç inandırıcı değildi. Bireye ve cinselliğe yapılan vurgu ise 12 Eylül sonrasının atmosferini hatırlatıyordu. 27 Mayıs öncesi gençliğinin karakteristiğinden ziyade 12 Mart öncesini hatırlatan Kaçış için de benzer bir yargıda bulunacağım.
12 Mart'ın yıkıcı etkilerini mahkeme süreci ve öncesindeki gelişmeler etrafında sergileyen Tutsaklar üzerinde durmak istiyorum. Roman, tam da 12 Eylül mahkemeleri sürerken yayımlanmıştı. O dönemin edebiyat kamusunu oluşturan sol kesim, içinde devrimci gençliğe yönelik eleştirilerin de yer aldığı bir romanı
-yaralarının taze olduğu bir dönemde- sempati ile karşılanmadı. Ayla Kutlu'nun siyasi perspektifine, devrimci hareketle ilgili değerlendirmelerine bugün de katılmıyorum, ama roman sadece bu değerlendirmelerden ibaret değildi. Sol kesimin edebi yargılarını politik yan tutuşları etkilemişti. Politik olandan süratle uzaklaşan kesimlerse bu tarz anlatıları çoktan terk etmişlerdi. Kısacası roman yeterince değerlendirilmedi, aradan geçen zamanla büsbütün unutuldu. Oysa, Tutsaklar romanında tutuklu gençler kadar onların yakınlarının trajedisini, bireysel tarihlerle toplumsal olayların çatışmasının birlikteliğini, kuşak farklılıklarını işlerken siyasi meseleler üzerinde durmaz Kutlu. İnsan psikolojisini baba-kız, ana-oğul, abla-kardeş ilişkileri gibi evrensel temalar çerçevesinde başarıyla deşerken 12 Mart'ın ekonomik ve toplumsal nedenleri üzerinde ısrarcı değildir. Yazar, yaşananları toplumun ortak suçu olarak tesbit ederken hümanist bir bakış açısı sergiler. Tutsaklar -Kutlu'nun ifadesiyle- "kendilerini başta aile bağları olmak üzere bütün bağlarından koparıp inandıkları devrime adamış olan yenilmiş gençlere, sevgi ve kan bağıyla bağlı olanların bu duygusal tutsaklıklarını anlatır." Ancak, okuyucu, romanın ismini bile savaş tutsaklığı anlamıyla kabullenmişti. Kutlu, romanın adını yeni baskısında bu nedenle değiştirdi; Ateş Üstünde Yürümek.

Geniş bir zaman ve coğrafya
Birbirini tamamlar nitelikteki iki romanı, Bir Göçmen Kuştu O ve Emir Bey'in Kızları'nda tarihsel toplumsal olaylarla insan hayatları arasındaki ilişki diğer bütün romanlarından daha güçlü ve organiktir. Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Kafkasya'dan Anadolu'ya doğru yaşanan göçle başlayıp 1990'lara kadar uzanan geniş bir zaman diliminde, geniş bir coğrafyada dolaşır okuyucu. Anlatılan küçük yaşta toprağından koparılan ve göçmen kuş olmaktan kurtulamayan Adil Emir Bey'in ve ailesinin hikâyesidir.
Tarihsel toplumsal meselelere ilgi duyan bir yazarın romanlarını incelerken nasıl anlattığından çok ne anlattığı üzerinde duruyoruz. Ama ona yazarlık niteliği kazandıran siyasi meselelerden kadın sorununa, göç travmalarından kimlik arayışlarına kadar genişleyen bir yelpazede pek çok yakıcı konuyu dillendirmesi değil. O bu konuları edebi bir formda ifade edebildiği için iyi bir yazar. Belki başyapıt diyebileceğimiz bir romanı yok, ama her romanında sağlam bir kurgusu, iyi işlenmiş zengin bir malzemesi var. Hikâyeleriyle uyumlu bir anlatım tekniği var. Farklı bakış açılarını kullanması, öznel algıları kimi yerde bilinç akışına yaklaşan iç konuşmalarla yansıtması, diyalogların seçimi, mekân tasvirleri, geriye dönüşlerle genişleyen zaman, vurguyu şiddetlendiren tekrarlar... Hepsinden önemlisi de, karakterleri canlandırmakta gösterdiği titizlik. Özellikle de kadın karakterleri; Kaçış'ta Ayhan, Islak Güneş'te Zehra Hanım, Tutsaklar'da Ziynet, Cadı Ağacı'nda Nilüfer, Hoşça Kal Umut'ta Algüz, Bir Göçmen Kuştu O'da Gülhayat ve Nevnihal, zihinsel ve psikolojik derinlikleriyle gerçeklik kazanıyorlar. Ayla Kutlu'nun suskunluğu nicelik açısından çorak geçen bu yıllarda Türk roman için eksiklik yaratıyor.

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 3 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
8

 'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
» YERYÜZÜ KİTAPLIĞI - CELÂL ÜSTER
» İktidar ve sanat - SEMİH GÜMÜŞ
» 'Lâleli, 28.3.1976' - SELİM İLERİ
» Edebiyat ateşi futbolu yakar - SENEM KALE
» İnsan hayale dönüşürken - GÖKTUĞ HALİS
» Çapkınlık sanatında skor ve kalite çatışması - CEM ŞANCI
» Ölümü şiirle denemek - MAHMUT TEMİZYÜREK
» Banliyöde suç ve ceza - MURAT ÖZER
» İslamcılığın gelişim süreci - BARIŞ MÜSTECAPLIOĞLU
» KAPAK - HANDE ÖĞÜT
» Yüzleşmek için... - YÜKSEL IŞIK
» Berlin bu kitapta yaşıyor - DEMİR ÖZLÜ
» Toplum, kültür, politika... - E. FUAT KEYMAN
» 'Panik atak'ın izinde...
» Yazarlara yeni avans: 0 $! - CEM AKAŞ
» Çevik, uyumlu, kaprissiz - ÖZLEM KÜÇÜK
» Zaman kapısı, merak kapısı... - ASLI TOHUMCU
» YENİ ÇIKANLAR
» DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY
» Sayın Murat Gülsoy - ENGİN MERCANCI

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

ÖZLÜ SÖZ #374
"Eğer Shakespeare yaşıyor olsaydı, Porsche kullanıyor, Bel-Air'de yaşıyor ve Paramount'la anlaşma yapıyor olacaktı."
Oscar vesilesiyle Marc Newman (Shakespeare in Love'ın senaryo yazarı)

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.