Radikal-çevrimiçi / Kitap / Osmanlı ve tarihsel figürleri
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  22 Aralık 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Erdem sadece bir söz onlar için Ve kutsal orman sadece bir odun.
Horatius
Tarihte Bugün
Takvimler 22 aralık tarihini gösterdiği zaman...

1971 yılında,
İkinci Nihat Erim Hükümeti, TBMM'de 45 red, 3 çekimser oya karşılık 301 oyla güvenoyu aldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Osmanlı ve tarihsel figürleri

Finkel: 'Avrupalı tarihçiler, Osmanlı'ya baktıklarında tarihyazımı prensiplerini ihmal ettikleri için karşımıza egzotik bir Osmanlı çıkıyor'

02/02/2007 (980 defa okundu)

STEFO BENLİSOY (Arşivi)

Tarihçi Caroline Finkel'ın 2005 yılında İngiltere'de yayımlanan kitabı Osman's Dream üzerinden çok geçmeden Türkçeye de çevirildi. Finkel, Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı'da kronolojik bir şekilde Osmanlı İmparatorluğu'nun (1300-1923) tarihini anlatıyor. Finkel, baştan sona kadar bir Osmanlı tarihi anlatırken yabancı yazarlar tarafından yazılan popüler kitaplarda okurun karşısına çıkan 'teatral komediye' dahil olmamaya çalışmış. Sultan ve elitlere ağırlıklı olarak eğildiği kitabında 'tüm zamanını haremde geçirirdi' ya da 'sefere çıkmayı sevmezdi' gibi tanımlamalardan özellikle kaçınmış. Uzun yıllar İstanbul'da yaşayan Finkel'ı buralarda olduğu bir dönemde yakaladık ve Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı adlı kitabı ile ilgili konuştuk.
Kitabınızda yaptığınız vurgulardan birisi Osmanlı tarihinin 'normalleştirilmesi'. 'Normalleşmeden' neyi kastediyorsunuz?
Osmanlı tarihinin 'normalleştirilmesinden' bunun egzotik, yabancı ve değişmez olarak ele alınmasına karşı, diğer tarihlerin ele alındığı tarihyazımı ilkelerine göre incelenmesi gerektiğini kastediyorum. Burada tarihin her yerde olduğu gibi değiştiğini, bazı temel kişilerin episodik enstantanelerinden oluşmadığını, fakat bu akışın kendi terimleriyle bir anlama sahip olduğunu göstermeye çalıştım. Garip olan, Avrupalı tarihçilerin kendi tarihleri hakkında mantıklı yazarken Osmanlı'ya baktıklarında uygulamaları gereken tarihyazımı prensiplerini ihmal etmeleri ve bunun sonucunda karşımıza egzotik ve biricik bir Osmanlı çıkması. Bu kısmen, kitabımın da bir ölçüde giderilmesine dönük bir zemin oluşturmasını amaçladığım bilgi eksikliğinden kaynaklanmakta. Öte yandansa başka şekilde açıklanması mümkün olmayan önyargıların eseri olmalı. Yabancılar tarafından kaleme alınmış Türk tarihiyle ilgili başka, daha popüler kitaplara göz attığınızda orada da karşınıza çıkan adeta teatral bir komedidir. Bu tür kitaplardan tarihle ilgili pek bir şey anlaşılabileceğini düşünmüyorum. Yine de kitabım ağırlıklı olarak yönetici elit kesime ve sultanlara eğilmekte. Onların karakterleri yerine, bu figürlere belli bir bağlamın içerisinde eğilmeye gayret ettim. Yani 'tüm zamanını haremde geçirirdi' ya da 'sefere çıkmayı sevmezdi' gibi tanımlamalar kullanmadım. Onlara teatral değil tarihsel figürler olarak odaklanmaya çalıştım.
Osmanlı'nın son dönemiyle Türkiye'nin bugünü arasında paralellikler kurma takıntısı Türkiye toplumunun Osmanlı tarihiyle kurduğu ilişkiyle mi ilintili?
Siyasetten bahsedersek, elbette bir mesele var kafalarında ama Avrupa bunu anlamıyor. Oysa anlaması gerekiyor. Türkiye'de temelsiz bir takıntı olabilir ve Türklerin bunu aşması gerekiyor, ama Avrupalıların bunu anlaması lazım. Türkiye'nin kültürü farklı ama İspanyol yahut Polonya kültürü de diğerlerinden farklı. Hem de Türkiye'nin kültürü ve ideolojisi farklı. Avrupalılarda işte bunu anlamaya çalışmalılar yoksa bu sürekli olarak bir çatışma noktası olacak. Örneğin azınlık meselesi var. Avrupalılar hep Kürtler azınlık diyorlar, elbette Kürtler azınlık, Avrupa mantığına göre azınlık. Ama, Türkiye'nin ideolojisine göre değil. Çünkü biliyoruz işte azınlıklar; Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler.
Farklı etnik-dilsel toplulukları bir arada barındırması anlamında Osmanlı bugünün etnik/dinsel çatışmalarıyla çalkalanan bölgemizin modern ulus-devletlerine tarihsel bir alternatif olarak değerlendiriliyor. Bu da bir idealleştirme değil mi?
Elbette idealleştirici ve nostaljik olmaktan kaçınmak gerek. Yine de Osmanlı İmparatorluğu bunu biraz becerebildi. Şu anda İsrail-Filistin çatışması, ya da Balkanlarda Bosna örneği var karşımızda. Genel olarak literatürde sürekli karşılaştığımız bir şey bu çatışmaların hep var olduğu şeklinde. İşte şimdi de Irak'ta Sünni-Şii çatışması üzerine aynı söylemle karşılaşıyoruz. Elbette geçmişte de vardı çatışmalar ama sürekli değildi. Birkaç asır boyunca nasıl olduysa Osmanlılar bunu idare edebildiler. Tabii bir Kızılbaş meselesi vardı, hep Şiilerle bir karşıtlık vardı ve bunlar bazı dönemlerde hem de çok şiddetli bir şekilde bastırılmaya çalışıldı ama yine de hem o mesele hem de Müslümanlık içerisindeki farklı gruplar hem de Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Yahudiler beraber yaşıyorlardı. 19'uncu yüzyıldan sonra her şey altüst oldu. Avrupalılar bir şeyi daha anlamıyorlar, Osmanlı daha çok kendi dindaşlarına karşı sert davranmıştır. Bir İran'a, Şiilere ya da devletin anladığı anlamda Sünni olmayanlara oranla Hıristiyan ve Yahudilere karşı o kadar sert davranmadılar. Bakın işte Osmanlı-Batı çatışması, sadece basitçe bir Hıristiyan-Müslüman çatışması değildir çoğu zaman. Osmanlı-Batı çatışması örneklerinde neredeyse her zaman stratejik ve territoryal nedenler bulunmakta.
Osmanlı 19 .yüzyılda milliyetçiliğe karşı neden bu kadar savunmasızdı?
Çünkü devletin bütün örgütlenme ilkesi başka bir temele dayanmaktaydı. Ulusal gruplardan ziyade dinsel topluluklar üzerinden işlemekteydi ve bu iki farklı prensip çatışma içerisine girdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri güç olarak gerilemesi, kendisini değişen devletlerarası gruplaşmalara karşı koruyamaması, mali zayıflığı söz konusuydu. Fakat ideolojik olarak milliyetçiliğe karşı savunmasızlardı.
Osmanlı tarihi anlatısına 'yükselme-çöküş' paradigması egemendir. Sizin bu paradigmanın dışına çıkma amacınız nedir?
'Yükseliş ve çöküş' ve 'gerileme' kelimelerini kitabımda hiç kullanmadım. Okurlar farkında olmayacaklar, ama kullanmadım. Bu kelimeleri kullanınca yükselişten sonra sanki hiç tarih yok algısı oluşuyor. Elbette bir tarih var ve bu tarihi yazmak istedim. Yoksa yazamazsınız, çünkü 'gerileme' çok teleolojik olduğu için sanki başka şekilde olamazdı. Osmanlı elbette sona erdi ama bu kaçınılmaz değildi ve yükseliş kelimesi, en görkemli noktadan sonra düşüşü varsayıyor. Halbuki o dönemle sonraki devrin olayların tarihi aynı derecede önemli olduğunu düşünüyorum. Onun için bu şekilde kesinlikle yazmam. Osmanlı tarihi yazanlar artık 'yükseliş ve çöküş' şeklinde yazmıyorlar. Ama Osmanlı tarihçisi olmayanlar hâlâ o şekilde yazıyor. Açık bir biçimde yazmadım ve önsözde de biraz da farklı şekilde bunu belirttim. Yine de kitap üzerine İngiltere'de çıkan yazıların birçoğunda yine aynı şekilde 'Osmanlı yükselişi ve çöküşü' şeklinde yazıyorlar.
Kitabınızda, daha çok yönetici elit kesime, savaşlara ve devletlerarası siyasete yoğunlaşıyorsunuz...
Başlangıçtan sona kadar bir tarih yazmak istedim; çünkü birincisi kitap İngiliz okuyucusuna yönelikti ve İngiltere'de imparatorluk ve devletlerin kronolojik tarihleri çok popüler, etkili bir türdür. Dolayısıyla bunu Osmanlılar için yapmak iyi bir fikir gibi göründü. Osmanlı tarihine ilişkin bilgilerimizdeki boşluklarla imparatorluğun başlangıçtan sona bir sosyo-ekonomik tarihini yazmak çok zor. Başka bir noktaysa okunurluluğu olan kapsamlı bir kronolojik tarih mevcut değil. Kanımca tarih hem güzel hem de akademik ve doğru bir şekilde yazılabilir. Örneğin kitabım kısa bir tarih fakat özellikle genel okuyucuyu hedeflediğinden, akademik niteliğinin ötesinde okuması keyifli olmalıdır. Kitabın kronolojik bir tarih olması gerekiyordu. Metni yazarken özellikle on yedinci ve on sekizinci yüzyıllar için Osmanlı kroniklerine dönmem gerekiyordu çünkü ikincil materyal çerçevesinden bir kronoloji inşa etmemin zemini yoktu. Yani Osmanlı tarihinde kronolojide dahi geniş boşluklar bulunmakta ve kronolojik bir anlatı kaleme almak bana son derece mantıklı gözüktü. Böylelikle, siyasi tarihi tamamıyla reddetmiyorsanız, bir iskelete sahip oluyorsunuz. Bazı insanlar siyasi tarihe tümüyle karşı çıkıyorlar, olabilir. Ama böylesi bir iskelete sahip olunca sosyo-ekonomik tarih araştırması sonucunda oluşan büyüklü küçüklü tüm sonuçları üzerine asabileceğiniz bir yapıya kavuşuyorsunuz.
Osman Bey'in rüyasıyla Mustafa Kemal'in Nutuk'u arasında bir paralellik kuruyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Eğer popüler bir kitap yazıyorsanız insanların dikkatini cezbedecek bir espriye sahip olmanız çok önemlidir. Bu anlamda bu paralellik amacına çok iyi hizmet etti. Her devletin kendine ait bir amaca sahip olduğu varsayılır. Her devlet kurucu bir mite sahiptir ve Osman'ın rüyası Osmanlı devletinin en esnek kurucu mitlerinden birisidir. Öte yandan, insanlar muhtemelen kastettiğimden üzülecek veya yanlış anlayacaklar ama Nutuk'ta bir şekliyle aslında cumhuriyet devletinin kurucu mitidir. Nutuk bir şekilde Osmanlı İmparatorluğu'na nihai bir nokta koymak anlamına geldi. Elbette Osmanlı daha önce yıkılmıştı ama Atatürk'ün bu nutkunu sembolik olarak Osman'ın rüyası gibi geçmişte olanlara bir nokta koyarak geleceğe bakmanın yolu olarak anlıyorum. Elbette Osman'ın rüyası, onun bu rüyayı görmüş olması beklenenden oldukça uzun zaman sonra yazıldı, ama yine de önemli olan ikisinin de resmi tarih olarak işlev görmüş olması.

  • RÜYADAN İMPARATORLUĞA OSMANLI
    Osmanlı İmparatorlu'ğunun Öyküsü 1300-1923
    Caroline Finkel, Çeviren: Zülal Kılıç, Timaş Yayınları, 2007, 612 sayfa, 29 YTL.
  • Okuyucu yorumları
    Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

    Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 2 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    10

     'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
    » Okunmadan seçilmeyecek bir roman - SEMİH GÜMÜŞ
    » Sayın Nursel Duruel - MERAL AKÇAĞIL
    » Romancılar neyi tartışıyor? - SELİM İLERİ
    » Kadınsı değil, 'kadıncı' bir roman - HANDE ÖĞÜT
    » İspanya'nın dünyaya üflediği soluk - ABİDİN PARILTI
    » Yorgun edebiyatçıdan iyelik eki - CEM ŞANCI
    » İsmail Cem ve 'Türkiye'nin dış politika vizyonu' - E. FUAT KEYMAN
    » Ölüme yakın deneyim - GÖKTUĞ HALİS
    » KAPAK - CEM ERCİYES
    » 'Bu yapı aşağıdan nasıl gözükür'
    » Milliyetçilik; bir aile fotoğrafı - A. ÖMER TÜRKEŞ
    » Tarz-ı siyasetimiz nasıl değişti - MEHMET ALİ GÖKAÇTI
    » Makul özgürlüğe dair - ERKAN CANAN
    » Üç yaşında başlar, hayat boyu sürer - AYDAN ÇELİK
    » Mimari önemlidir... - MÜNEVVER SOYLU
    » Mizahın gölgesinde... - TOPRAK IŞIK
    » 'Doktor Jivago'nun arkasında CIA parmağı! - CEM AKAŞ
    » Hayvanların dünyasına dair - RAİFE POLAT
    » Canciğer dost olanların maceraları - ASLI TOHUMCU
    » YENİ ÇIKANLAR
    » DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY
    » Evlilik ölümden beter - HALUK DAĞ

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #223
    "Şimdi millet sanat, müzik diyecek. Değil... Buna esprili bir dille cevap verecek olursak, çok güzel bir anlaşma geliyor ve bu parayı kimse reddedemiyor. Bir anda birleşiyoruz. Bunu açık açık söylemek gerek."
    Mazhar Alanson, "Grubu yıllardır bir arada tutan şey nedir?" sorusunu yanıtlıyor. Hay Allah!

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.