Radikal-çevrimiçi / Kitap / Cahit Külebi: Eksik kalmışın sesi
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  24 Kasım 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Dünyanın her yanında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve saygıdeğer kişileridir.
ATATÜRK
Tarihte Bugün
Takvimler 24 kasım tarihini gösterdiği zaman...

1927 yılında,
Ankara Zafer Anıtı açıldı.
1934 yılında,
Mustafa Kemal Paşa'ya 'ATATÜRK' soyadı verilmesi hakkındaki kanun kabul edildi.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Kitap 


Cahit Külebi: Eksik kalmışın sesi

Külebi'nin şiiri, kırla ilişkisi kalmamış ama oradaki yoksulluğu unutamamıştır. Geride bıraktığı yer ile hesaplaşan bir öznenin şiiridir

16/02/2007 (3640 defa okundu)

YÜCEL KAYIRAN (Arşivi)

Cahit Külebi, yaşadığımız varlık sıkıntısını dile getiren şiirin ilk yalın temsilcisidir. Türk şiirine 'kamyon' ve 'kavun' kelimeleri onunla girmiştir. Külebi, yaygın olarak Hikâye şiirine indirgenerek okunmuştur; son yıllarda ise İstanbul şiirinin öne çıktığı görülmektedir; hakkında karar vermek söz konusu olduğunda vazgeçilmeyen şiiri 'Tokat'a Doğru' olmuş olsa da.
Cahit Külebi'yle ilgili yazılar, yaygın olarak şairin ilk kitaplarına odaklanır. Adamın Biri (1946), Rüzgâr (1949) ve Yeşeren Otlar (1954). Bunun önemli nedenlerinden biri, Külebi'nin İkinci Yeni şiiri döneminde, İkinci Yeni'nin şair ve eleştirmenleri tarafından önemsenip konu edinilmiş olmasıdır. Bugün bile, Külebi'ye ilişkin başlıca ileri sürüm ile ortaya konan bilgiler Turgut Uyar, Cemal Süreya ve Muzaffer İlhan Erdost'a aittir. Bu bakımdan da şanslı bir şairdir aslında Külebi. Üzerimizde anılması gereken önemli bir test yükü vardır. Bununla birlikte, şairin, özellikle bu dönemden sonra yayımlanan Süt (1965), Türk Mavisi (1975), Yangın (1980) ve Güz Türküleri (1991) gibi son dönem yapıtları eleştiri için konu nesnesi edilmiş değildir. Buna rağmen Külebi, Ahmet Oktay'ın söylediği gibi, 1940 Edebiyat Hareketi içinde etkin bir rol oynamamasına, hiçbir gruba ve eğilime katılmamasına rağmen şiirini kabul ettirmiş bir şairdir.

Âşıklık ile şairlik
Turgut Uyar, Cahit Külebi'nin şiirini bir 'vakıa' olarak değerlendirir ve bunun da açıklanamaz olduğunu dile getirir. Dönemim şiir anlayışına göre, Külebi'nin şiiri tanımlanabilir değildir. Külebi'nin şiiri, bize göre, halk edebiyatının bir sürprizidir. Halk edebiyatı içinde de türkünün modern şiirdeki bir olanağıdır. Bunu söylemeye Cemal Süreya'nın dili varmamıştır. Sadece, "türkülerden hareket etmediği halde çağdaş bir Karacaoğlan kimliğindedir" demekle yetinmiştir. Modern şiir için, Halk edebiyatının değil, ancak Divan edebiyatının kaynak olabileceğini dile getiren tartışmalar ile Halk edebiyatının modern şiire düşman olduğu yolundaki anlayış hesaba katıldığında, Külebi'nin neden açıklanamaz ve dolayısıyla bize göre bir sürpriz olduğu sanırım daha net olarak görülür. Külebi'nin, herhangi bir poetik eğilime katılmadan, hiçbir tartışmaya girmeden Türk şiiri içinde kendine özgü bir yer edinmesinin asıl nedeni de burada gizlidir.
Cahit Külebi'yle ilgili olarak dile getirilen yaygın kanılardan biri,
onun büyük kente göç etmiş köylünün şairi olduğu yönündedir. Denilegelmiştir ki: Külebi, kırın, köyün, köylünün, Anadolu halkının, kasabanın, iç göçün şairidir. Külebi, ne iç göçün şairidir aslında ne de köylünün veya kırın şairi. Külebi'nin bu yönde değerlendirilmesinin nedeni, belli bir yaklaşım tarzından kaynaklanmaktadır. Sosyolojik olanı değerlendirme verisi kabul eden bir bakış tarzıdır bu. Türk edebiyatı ortamında oldukça yaygın olan bu bakış tarzını, (şiire) sosyolojik bakış diye adlandırmak olanaklı. Daha çok sosyoloji öğrenimi görmemiş kişilerde ortaya çıkan bu bakış tarzı, konu edinilen şairin şiiri ile toplumun geçirdiği dönemler arasında bir neden-sonuç bağıntısı kurma eğilimindedir. Bazı şairleri, gelenekle modern veya köyle kent arasında sıkışmış olduğunu dile getiren yargı, bu bakış tarzının günümüzdeki en yaygın örneğidir. Birçok şair gibi, Cahit Külebi de, bu bakış tarzından hayli payını almıştır.
Külebi'nin, Türk şiiri içinde bir benzerinden söz edilemez ama Türk Edebiyatında bir akrabasının olduğu ileri sürülebilir. Bu isim, kuşkusuz Sabahattin Ali'dir. Külebi'nin şiirindeki tinsel evren, Sabahattin Ali'nin hikâye ve romanlarındaki tinsel evrenle bakışımlılık oluşturur. Örneğin, Külebi'nin şiirindeki kamyon imgesiyle Sabahattin Ali'nin şiirindeki kamyon imgesi aynı türden yaşantıya işaret eder.
Cahit Külebi şiirinin temel problemi, kent karşısında kır veya köyün yaşantısını dile getirmez. Kıra ilişkin imgesel öğeler olduğu gibi kente ilişkin öğeler de mevcuttur onun şiirinde. Ama, ne kent ne de köydeki yaşantı, Külebi'nin varlık problemini oluşturur. Kaldı ki, Adamın Biri'ni oluşturan şiirlerin yazıldığı yılların (19361946) Türkiye'sinde, ne bir köy-kent karşıtlığından, ne de bir kentsel gelişimden de söz edilebilir. Ankara, Türk şiirine Külebi'yle girer. Külebi, bir Ankara şairidir. Külebi'nin şiiri, kırla ilişkisi kalmamış ama aradaki yoksulluğu unutamamış, geldiği yerdeki gelişmeye rağmen geride bıraktığı yerin geri kalmış olması karşısında içerleyen, yer yer iç hesaplaşmaya sürüklenen bir öznenin şiiridir. Dolayısıyla, Külebi'nin şiirindeki temel problem, bir dönüşüm dönemini dile getirir. 'Guillaume Apollinaire'e' adlı şiirinin henüz ikinci dizesinde şöyle söyler: "Geçmiş günler hep gelecekle savaşır mı?" Külebi'nin öznesi aradadır ama bu ara, köyle kent arası değildir, sürekli dolaşma ve bir yerde duramama halindedir. Biten bir dünya ile gelmekte olan bir dünya arasındadır, Külebi. 'Tokat'a Doğru' adlı şiirinin finalinde şöyle söyler: "Orada, derenin içinde/ İki üç çırılçıplak/ alçacık damı düşündükçe/ Gözlerim yaşarıyor, dön geri bak." Mehmet Kaplan'nın söylediği gibi; Külebi'nin şiirlerinin çoğunda durmadan dolaşan tedirgin bir insan hali vardır. Anadolu halk şairlerinde görülen bir durumdur bu. Bu bir âşıklık durumudur. Âşık, sürekli arama halinde olduğu için, dolaşma durumundadır. Külebi'de âşıklık ile şairlik aynı türdendir.
Külebi'nin şiirlerinde, temel hasleti aşk olan bir kişi konuşur. Bununla birlikte, Külebi'nin şiirinin aşk yaşantısını dile getiren bir şiir olduğunu ileri sürmek oldukça zordur. Onun şiiri, aslında aşksızlık tecrübesinin şiiridir. Sürekli tekrar eden bir tecrübedir bu. "İstanbul'dan bir yar sevdim/ Adamı günaha sokar" dese de. Çok ilginçtir, bu dizeler, bir aşk şiirinde değil, çok ilgisiz bir yerde, Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı yapıtında yer alır. Külebi'nin şiirlerinde, sürekli aşkı arayan ama aşkı bulamamış, bu arada başkalarının aşkına da yer yer gıpta eden bir benliği dile getiren bir adam konuşur. İçli bir tını söz konusunda bu şiirde.. Kaybetmiş ve kaybetmekte olanın, telafi edilemez olanın, nedenli hüznün şiiridir bu. 'Hikâye'si olan bir şiirdir, kuşkusuz. Kaybedilen, kuşkusuz olanaklardır. Aşkı yaşama olanağının yitirilmesi telafi edilemez türdendir, bu şiirin öznesine göre. Külebi, isteyen, arzulayan ama bunu gerçekleştiremeyen, ama arzu edilenin elde edildiğini de görmüş olanın şairidir.

Karacaoğlan benzetmesi
Bu hal, yaygın olarak türküde gördüğümüz bir haldir. Türkünün öznesi, ne genç özne ne de arzulayan öznedir. Türküde dile gelen özne gönüldür. Sözlü edebiyatın temel terimlerinden biri olan gönül, bugün henüz kavramlaştırılmış bir sözcük değil. Bununla birlikte, Cahit Külebi'nin şiirini gözden kaçırmadan gönül sözcüğünün anlam alanını, belirlemek olanaklı. Gönül sözcüğü, kadınlardan çok erkeklere özgü bir durumu dile getirmek için kullanılmaktadır. Gönül, güzele bağlanma, güzelden vazgeçememe, âşık olma, arzulama, isteme anlamına gelmektedir. Gönül, gençlik, yetişkinlik gibi dönemsel bir durumu dile getiren bir sözcük değil. Buna göre, gönül, tek güzelle yetinememe, daima yeni ve farklı güze durumunu da içermektedir. Bu nedenle, ona sık sık Karacaoğlan benzetmesi yapılmıştır. Âşık edebiyatında gönlün şairi Karacaoğlan ise, modern Türk şiirindeki şairi de Cahit Külebi'dir. Külebi'nin sesi, genç öznenin şiiri değil, gönlün şiiridir. Cahit Külebi, gönlü kocamamış bir şairdi.

  • BÜTÜN ŞİİRLERİ
    Cahit Külebi, Bilgi Yayınevi, 2006, 340 sayfa, 15 YTL.
  • Okuyucu yorumları
    Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

    (Bu haber için henüz hiçbir üyemiz puan vermemiştir)

     'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
    » Zaman zaman içinde - A. ÖMER TÜRKEŞ
    » Taşrada mutsuz hayatlar - SELİM İLERİ
    » Bülbülü öldürmek günahtır... - BAŞAK ÜMİT
    » İki evin hikâyesi - AYŞEBENGİ
    » Sayın Roni Margulies - GÜRKAN GENCER
    » Edebiyat teröristi - SEMA ASLAN
    » Medeniyet hastalıklarının göksel reçetesi - BURAK FİDAN
    » Maziden bir dost: Komiser Berlach - S. ONAT BAHADIR
    » Merhamet ekseninde... - ABİDİN PARILTI
    » Somer usulü sabun köpüğü - ZEHRA ÇELİKİZ
    » Kaybetmenin erdemi - ERKAN CANAN
    » Benim adım Su - TÜLİN ER
    » Savaşla gerçek arasında - ROZERİN BOLLUK
    » Girdaba kapılmış sözcükler - ÖZLEM NARİN YILMAZ
    » Çin yazınını Batı'ya taşıyan yolculuk - Z. HEYZEN ATEŞ
    » KAPAK - ORHAN PAMUK
    » Orhan Pamuk'un iç sesi... - SEMİH GÜMÜŞ
    » Bu ülkenin Yahudileri - BARIŞ MÜSTECAPLIOĞLU
    » Kafamda bir kurşun var - TUBA DİYAR
    » Zamanı Arjantin'de yontmak - FATİH BALKIŞ
    » Her şey değişir ama... - AYSEL SAĞIR
    » 'Uğur'suz yılların albümü - İRFAN AKTAN
    » Modernitenin ürettiği sorunlar - BARAN ALP UNCU
    » Mübadaleye bakarken... - MEHMET ALİ GÖKAÇTI
    » Sandalyeden binaya... - NEDİM GÜNEBAKAN
    » Sultanın topları - PROF. DR. İDRİS BOSTAN
    » Göçmenler ve sığınmacılar - ÜNSAL ÇIĞ
    » 250 yıllık arşiv - CEM AKAŞ
    » Nehirde bir kurbağa - ASLI TOHUMCU
    » Kadın beyninin şifresi çözüldü - FERİDE ÇETİN
    » Allah beterinden saklasın! - ASLI TOHUMCU
    » DİL MESELELERİ - NECMİYE ALPAY
    » YENİ ÇIKANLAR
    » Kokusunu arayan adam - MURAT ÖZER
    » 'Gerçek sevgi' açlığı

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #255
    "Sabahları iki dilim ekmek, 30 gr peynir ve domatesle birlikte şekersiz çay. İki saat sonra meyve. Öğlen tavuk, köfte veya İskender kebabı....""
    Çağla Şikel'in yağ yakan diyeti... İskender yanlışlıkla araya karıştı herhalde, ya da Şikel'in anlatırken gözü döndü filan...

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.