Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir. Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...1921 yılında, Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu. 1995 yılında, Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.
|
 |
 |
 |
| Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır. |
Tarihi yargılıyoruz...
'Tarihi Yargılıyorum', bir ders kitabı olarak liselerde ve üniversitelerde okutulmalı. Gençlerin zehirlenmesinin önüne ancak bu tür kitaplarla geçilebilir
29/06/2007 (668 defa okundu)
SEMİH GÜMÜŞ (E-mektup | Arşivi) Bizim her türlü meraktan uzak tarihimizin nitelikli bir tarih olarak alınmasının olanaksızlığını anlatırken son yıllarda bağımsız tarih meraklılarının elinde bir eleştirel tarih kitaplığı oluşmaya başladığını da görmezden gelemeyiz. Bir toplum, merak olmadan adam olamaz, ama tarihse söz konusu olan, orada durum daha kötüleşir. Üstelik geçmişi kendi bakış açımız içinde görmenin biricik yolunun tarihte olup bitenlerin bizden önce belirtildiği gibi yaşanmadığı savına tutunmak olduğunu da unutmamalıyız ki, ezberlerin dışına çıkalım. Tarih, üstelik gerçekten de o toplumun bireylerinin tek tek yaptıkları öznel katkılardan su alarak derinleşip güçlenir. Ben niçin çocukluğumda anlatılanlara inanarak yaşayım ki, sorusuyla girilir o suya.
Gündüz Vassaf'ın Tarihi Yargılıyorum kitabı bütün bu kaygıları taşıdığı gibi, sıradan tarih konusunda alışmadığımız bir gözlem ve yorum dizisine de dayanıyor. Hayatımızı yersiz tatlarıyla karıştıran ezberleri bozup tarihin aslında bugüne dek bilinenlerden bambaşka bir yüzü de olduğunu gösteren Tarihi Yargılıyorum, meslekten tarihçi olmayan bir yazarın her şeyden önce yurttaşlık bilinciyle yazdığı bir kitap. Protest tavrı resmi olanı hedef alıyor. Entelektüel duruş biçimini tarihten ayrı düşünmenin olanaksızlığını bundan daha iyi gösteren kitapların azlığı da belirtilebilir.
Tarihi 'yorumlamak'
Tarihle ilişkimiz hiçbir zaman iç açıcı olmadı. Sözgelimi aklı eksik tarih kavrayışının mutlu ettiği çoğunluk için Cumhuriyet'ten önce bu topraklarda bin yıl boyunca yaşayan bir geçmişimizin olup olmaması hiç önemli değilken, resmi tarihin binlerce yıllık Anadolu uygarlıklarını Türkleştirme gayretkeşliğine yakınlık duyulabiliyor. Yaşadığımız yer bize Tanrı'dan armağan olmadığına göre, bizden önce bu toprakların altına girenleri yok saymak ya da onların tümünü kendimize benzetmek nasıl bir tarih tutkusudur? Tarihi Yargılıyorum bu türden yaklaşımları konu ediyor ve baştan sona, bütün ülkeler için resmi tarih yorumlarının yanlışlığını sergiliyor.
Bana kalırsa, Tarihi Yargılıyorum önce bir ahlak dersi olarak okunmalıdır. Üstelik bu öyle bir yargılamadır ki, insanın varolma ahlakına karşı öne sürülmüş bütün ideolojilere karşı gerçek tarihi savunuyor. İster Nazizmin tarihi görülmemiş çarpıtmalara uğrattığı savaş siyaseti olsun, ister Japonların mağdur olmadan önce Doğu Asya'da işlediği suçlar, ister Mao'nun sözde sosyalist rejiminin yetmiş milyon yurttaşını öldürme sorumluluğu ya da Stalin rejiminin milyonlarca iyi yetişmiş yurttaşını ortadan kaldırma utancı... Tarih, tümü için de benzer yargılar verecektir.
Gündüz Vassaf, "Şiddetin tarihte en büyük tetikçisi sadece başkalarına karşı değil, kendi insanlarına da karşı çıkabilen ulus devlet olmuş," diyerek en iyi tanıyanlarından olduğumuz ulus devlet anlayışının çağımızın en bağnaz düşüncelerinden biri olduğunu savunuyor. Tarihi Yargılıyorum'un taşıdığı en önemli tezlerdendir bu. Toplumun parçası olarak yaşadığı sürece kendine dönüp bakma gereksinimi duymayan bütün bireyler kendiliğinden biçimde ulus devlet tabusuna yakınlık duyuyor, duymakla da kalmıyor, o tabunun gövdesinde delik açmaya çalışanlara öfke duyuyor.
Ulusal kimliğin ve ulusalcılığın yüceltilmesi, çatışma kültürünü körüklerken kendini her zaman haklı, ötekini her zaman haksız bulmaya yatkındır. Gündüz Vassaf, "Tarihsel sorumluluğumuz husumetlerimizi yarına devretmemeyi gerektirirken, ulusal kimliklerimiz tarihimizi anlamayı engellediği gibi, günümüzde de yeni kuşakların, bambaşka bir bağlam içinde eski kavgalara taraf olmasına neden oluyor," diyor. "Benim ulusal kurtuluş savaşım neden iyi de, bana karşı yapılan kötü?" Sonra da ders kitaplarında sorulması gereken soruyu soruyor: "Osmanlı'ya karşı bağımsızlıkları için savaşanların, örneğin Bulgarlar ve Yunanlıların, Osmanlı'ya 'hain', 'satılmış' deyip ulus devlet kurma mücadelesi veren Türklerden ne farkı var?"
Gündüz Vassaf 1071'den sonra Anadolu'ya gelip yerleşen Türk kökenlilerin bugün nüfusun ancak yüzde 30'unu oluşturduğunu belirtiyor. Tarihsel bir gerçekten söz ediyor etmesine, ama tarihin üstüne çıkmaya çalışan ideoloji, hem her zaman tarihi çarpıtıp yok etmekten, hem de yalnızca kendi yarattığı yanılsamayı gerçeğe dönüştürme zorunu kullanmaktan yanadır. Anadolu'daki Türk nüfusun bugün yüzde 30'u geçmediği bilgisi bizim için ne denli yasak bilgiyse, bildiğimiz Rusya'yı ilkin Vikinglerin kurduğu da Ruslar için yasaklıdır. Türk milliyetçiliği Slav milliyetçiliğinden daha kötü değildir, çünkü her türlü milliyetçiliğin azı bireyleri bunalıma, çoğu toplumu uçuruma götürür ve elinden tuttuğu bir toplum daha görülmemiştir. "Pozitif milliyetçilik" uydurması bu yüzden toplumsal ahlakın alanından çıkarılmalıdır. Çünkü orada tarihçiler ulus devletin çıkarları için çalışıyor, tarih içinde oluşan kimlikler siyasal çıkarlara uygun değilse değiştiriliyor, "kimliklere uygun tarihler uyduruluyor, eski kimlikler unutturuluyor".
Sonunda kimliksiz de kalıyor muyuz? Bunu kolayca söylemek doğru değil belki, ama kim olduğumuz konusundaki belirsizlik de katı bir gerçek olarak duruyor önümüzde. Çünkü tarihin 700 yılını doldurmuş muazzam bir imparatorluk genç Cumhuriyet'in yanında yokmuş gibi davranılırken, neden sonra okul kitaplarında berbat bir ideolojik tarih paçavrası çocuklara yutturulageldi.
Tarihi Yargılıyorum'un en ilginç notlarından biri, 2006'da ölen yengesi, Sultan Abdülmecit'in kızı Cemile Sultan'ın torunu Behrement Sertel'in sesinin kaybolmasının, Gündüz Vassaf için son duyduğu Osmanlı sesi olarak taşıdığı anlam. Osmanlıcanın nasıl konuşulduğunu gösterecek bir gerçek ses kaydının yok oluşu elbette dramatik. Oysa o günlerde insanların hangi sesle, hangi sözdizimi ve anlambiçimiyle konuştuğunu, sözcükleri nasıl kullandığını duymak, o sesi bir yanımızda hep saklamak istemez miyiz?
Demek tarihin kaydı bizim için yaklaşık yüzyıllık bir sorundur, ama Batı'da da tarih üstüne düşen gölgeyle tarih kendini açıkça dışavurma, paylaşılacak bir bilgi olarak ortaya çıkma şansını yitirmek üzere. Geçmiş, sözde demokrasiler içinde de benmerkezci tarih anlayışlarıyla kurgulanırken tortusu günümüzün ağırlığı altında eskisi kadar akılda tutulmuyor.
Toplumsal hayatın her alanında olduğu gibi, tarih de güçlünün elinde sürekli değişen durumlara göre yeniden yazılıyor. Sonunda iktidar kimdeyse, ortak gururun elinde silah gibi kullandığı tarihi yazan, yüzyıllar içinde bütün kayıtları tutan da odur. Oysa bireylerin yazdığı tarih, işlevsel olmaya gönül indirmediği; öznel, dolayısıyla yansız olduğu; önyargılara göre kurgulanmadığı için gerçek tarihin her zaman daha yakınındadır.
Yeni şirket iktidarları
Günümüz dünyasında iktidardan söz ederken yalnızca siyasal iktidarı anlamak olanaksız. Hem büyük şirketlerle siyasal hareketler tarafından ortaklaşa paylaşılıyor iktidarlar, hem de dünyanın düzeni ortaklaşa düzenlenip kurgulanıyor. Tarihi Yargılıyorum'un en ilgi çekici konularından biri olarak üstünde durduğu, Google'ın dünyanın denetimsiz bilgi depolayıcısı ve üreticisi oluşunun daha şimdiden yarattığı sakıncaların bir de gelecekte alabileceği boyutlar düpedüz ürkütücü. Bir de You Tube'u içine alıp yazılı ve görsel bilginin çok yakın geçmişte bile hayal edilemeyecek kapsamdaki otoritesi konumuna gelen Google'ın, sokaktaki insanın günlük gereksinimlerini karşılarken perde arkasında çevirebileceği dolaplar tarihin artık büsbütün ortadan kaldırılabileceğini, olası tarih yazımının da ancak çoğunluğun terkettiği bireysel adalarda yaşayabileceğini gösteriyor.
Yakın gelecek dünyada bir google dehşeti yaşanacağı konusunda güçlü ipuçları veriyor. "Bilginin tekelleşmesi, manipüle edilmesi, değiştirilmesi, yok edilip unutturulması" yalnızca somut şiddet ve savaşlar yoluyla değil, masabaşında da gerçekleşiyor. Çin'de Google, Yahoo, Sun Micro Systems şirketleri Komünist Parti ile anlaşarak bütün yurttaşların yalnızca rejimin izin verdiği bilgilere ulaşması için gerekli elektronik düzenlemeyi bir çırpıda yapabiliyor. Bundan daha kötüsünü düşünmek gereksiz...
Yirminci yüzyıl kapitalizmin huysuz ve arsız talepleri yüzünden geçmişin üstüne sünger çekip günün tarihin en önemli parçasıymış gibi yaşanmasını önerir. Bu arada güçlü olanlar güçsüzlerin tarihini yazar, küçükler de kendi tarihlerini merak etmek yerine Batı'nın büyük tarihini öğrenmeye koşullanır.
Tarihi Yargılıyorum, bir ders kitabı olarak liselerde ve üniversitelerde okutulmalı. Gençlerin zehirlenmesinin önüne ancak bu tür kitaplarla geçilebilir. Tarihi Gündüz Vassaf gibi almadan, çağdaş bireyler yetiştirmek olanaksız. Bunu görmeden, kendi suretimize hayran kalmaktan başka bir şey gelmez elimizden.
|
Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 12 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
|
puan 10 |
'Kitap' ekimizdeki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #265
"Dicle Gayek gibi bir şey söyleniyor ama bizim onlarla işimiz yok. Ben işimi yaparım, gerisine de karışmam." Dice Kayek için elişi yapan, İstanbul'daki gecekondularda yaşayan ve kim için ürettiklerinden haberdar olmayan kadınlar...
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|