Radikal-çevrimiçi / Radikal2 / Cumhuriyet ve Kürtler
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  1 Ekim 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Savaşın iyisi, barışın kötüsü yoktur.
Benjamin Franklin
Tarihte Bugün
Takvimler 01 ekim tarihini gösterdiği zaman...

1847 yılında,
İngiliz sosyal reformcu, feminist eylemci, teozof, Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesi liderlerinden Annie Besant doğdu.
1918 yılında,
Beyrut bağımsızlığını ilan etti.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Radikal2 


Cumhuriyet ve Kürtler

Son günlerde tartışmalara konu olana Lozan'ı İsmet İnönü imzalarken.
Mensuplarının, kültürel aidiyetlerini, paylaşılan bir siyasi-hukuki ideal içinde yeniden üretebildiği ve bu itibarla da alternatif bir siyasi topluluğun zeminini oluşturacak biçimde kendi kültürel aidiyetlerine kapanmalarının önüne geçildiği bir Cumhuriyet mümkün

05/12/2004 (1117 defa okundu)

MESUT YEĞEN (E-mektup | Arşivi)

Kürt meselesi Türkiye siyasetini daha epey zorlayacak görünüyor. Zorlama işinde Kürt meselesi yalnız değil; gayrimüslimlerin ve Alevilerin durumuna dair düzenlemeler de var. Ancak kamuoyunun sinirlerini germek konusunda rakipsizliğinin de işaret ettiği üzere, Kürt meselesi bir hususiyet arz ediyor.
Kürt meselesini mahsus kılan taraf şu: Diğer ikisi gibi esas olarak Türkiye demokrasisinin derinleştirilmesiyle alakalı olmakla birlikte, Kürt meselesi Cumhuriyet'e dair de bir mesele olma ihtimalini taşıyor. Bu hususi halin ardında tarihsel ve maddi sebepler var. Şimdi, hepimiz hissediyoruz ki, birkaç bin kişilik cemaatleriyle gayrimüslim yurttaşlara farklılıklarını pekiştirebilecek hangi hak verilirse verilsin, Cumhuriyet'in herhangi bir riskle karşılaşma ihtimali sıfırdır. Kaldı ki, Cumhuriyetimizin mevcut örgütlenme biçimi, en azından teorik olarak, bu hakların tanınmasına dayanır. Telaffuz etmeyi sevmiyoruz ancak gerçek şu: Lozan'dan beridir yurttaşların bir kısmının ulusal cemaat içinde ulus-altı kültürel bir cemaate ait olduğunu ve bu durumu devam ettirme hakları bulunduğunu, diğer bir deyişle, bir kısım yurttaşın kolektif hakları olduğunu kabul ediyoruz. Alevilerin durumunda ise durum daha sarih. Risk oluşturmak bir yana, Aleviliğin Türkiye'nin modern tarihindeki toplam etkisinin Cumhuriyet fikrini ve Cumhuriyet'in mevcut örgütlenme biçimini güçlü kılmak olduğu ortada. Hem de zaman zaman Cumhuriyet'in gadrine uğramış olmasına rağmen.

Benzemezlikler
Kürt meselesine dair tarihsel ve maddi durumumuz ise epey farklı, hepimiz biliyoruz; ikrar da etmek zorundayız. Meseleyi farklı kılan şunlar: İlkin, Kürtler ülke nüfusunun kaydadeğer bir kısmını oluşturmakla kalmayıp büyük kısmıyla ülkenin belli bir bölgesinde meskun. İkincisi, bu kaydadeğer nüfus Anadolu'nun diğer Müslüman kavimlerinden farklı olarak Türklüğe asimile edilemedi. Ülkenin kurucu ideolojisi Türk milliyetçiliği açısından bir başına yeterince tahammül edilemez bu hal bizi Kürt meselesinin üçüncü ve epey mühim farklılığıyla karşı karşıya bırakır: Cumhuriyet, Türklükten gayrı, toprak ve dil birliğine sahip kavmi bir mevcudiyetle yüzyüzedir. Son fark da az önemsiz değildir: Bu mevcudiyetin Cumhuriyet sınırları dışında kalan bir uzantısı, Irak coğrafyasında kendi cumhuriyetini kurmak şansını yakalamış görünüyor.
Kürt meselesinin Türkiye demokrasisinin karşılaştığı başka sorunlara benzemezliğinin tarihsel ve maddi sebepleri bunlar. Sonuçta, bütün bu hali, Kürt meselesini demokrasiye olduğu kadar Cumhuriyet'e dair de bir mesele kılıyor. Türklüğe asimile edilememiş, toprak ve dil birliğine sahip bu mevcudiyetin, ülke nüfusunun kaydadeğer bir kesimini de oluşturması şuna yol açıyor: Başka unsurlar için geçerli olduğu durumda nihai etkisi demokrasinin genişletilmesi olabilecek kolektif hakların tanınması, Kürtlerin durumunda Türkiye Cumhuriyeti'ni başedilmesi zor bir ihtimalle, iki uluslu bir siyasi cemaat ihtimaliyle karşı karşıya bırakıyor. Kürtlerin kolektif haklarının tanınması, özerklik ya da federasyon gibi bir tür paralel ulusal yönetim enstrümanının önünü açabilecek bir toplumsal kompozisyonu hazırlamanın şartlarını oluşturuyor. Bu ihtimalin karşı tarafındaysa bir apaçık gerçek yer alıyor: Yarım saatlik Kürtçe yayın Kürt meselesinin üzerini örtmeye yetmediği gibi Kürtlerle Cumhuriyet arasındaki mevcut siyasi ve kültürel mesafeyi daha da artırıyor. Bütün bu halin gösterdiği üzere epey nazik bir durumla karşı karşıyayız. Buna mukabil, karşı karşıya olduğumuz durumla başetmek üzere önümüze konan çözüm önerilerinin meselenin nezaketini gözettiğini söylemek zor.
Şimdilik resmi gündemde yer almasa da milliyetçi algının canlı tutmaya devam ettiği başetme önerisi tanıdıktır: Riski sıfıra indirmek, yani tedip ve tenkil. Kürtlerin fiziki mevcudiyetini ve temel bazı haklarının oldukça dar sınırlar içerisinde tecrübe edilmesini bir müddettir kabul etmiş olan devletin gündemindeki başetme biçiminiyse yakında işittik: Tanınacak haklar bireysel düzeyde kalacak ve kültürel haklarla sınırlı olacak. Cumhuriyet Lozan'dan beridir bir kısım yurttaşının kolektif haklarını tanımış olduğundan, bu pozisyonun hep söylenegeldiği üzere Cumhuriyet'in kuruluşunu ilgilendiren genel bir prensibe dayanmadığı ortada. Kaldı ki, tanım gereği kolektif bir kategori olan kültürün devam ettirilmesine dair hakların nasıl bireysel haklar olarak kalacağı da açıklanmaya muhtaç. Sonuçta, bürokrasinin merkezinden yapılan bu çözüm önerisinin en azından şu an için yarım saatlik resmi TV yayınının ötesine geçmeyeceği anlaşılıyor.

Dünün radikalleri günümüzün mutedilleri
Kürt siyasetinde meselenin halline dair kimin ne önerdiğine bakıldığındaysa tuhaf bir durum gözleniyor. Birkaç yıl öncesinin PKK muhalifi mutedil Kürtleri, taleplerini pek yenilememiş olmalarına rağmen, günümüzün radikallerine, buna mukabil, dünün radikalleri günümüzün mutedillerine evrilmiş görünüyor. Aslında seslendirilen taleplere bakıldığında herkesin eski pozisyonunu koruduğu düşünülebilir. Öyle ya, geçmişin mutedilleri Kürtlerin ulusal ve uluslararası hukuk tarafından azınlık olarak tanınmasında ısrar ederken, geçmişin radikalleriyse Kürtlerin (ikinci) kurucu unsur olarak tanınmasını talep ediyor. İlk bakışta kurucu unsur olarak tanınma daha zorlu bir talep gibi görünse de bu taleplerin bugünkü vasatta ne anlama geldiğine bakıldığında, bahsi geçen yer değiştirmenin nasıl gerçekleşmiş olduğu da anlaşılıyor. Kürtlerin azınlık olarak tanınmasını 'kafi' bulmak ilk bakışta daha mutedil görünse de, Kürtlerin ülkenin belirli bir bölümünde meskun olması ve büyük bir nüfus oluşturmaları sebebiyle edinilebilecek azınlık statüsünün neredeyse otomatik olarak özyönetim haklarını içeren bir statüye dönüşmesi mukadderdir. Buradan federasyona kapı açmanın imkan dahilinde olması Kürtlerin azınlık olarak tanınma önerisini epey radikal kılıyor, hele de Cumhuriyet'in mevcut örgütlenme biçimi gözönüne alınırsa. Kürtlerin Cumhuriyet'in kurucu unsurlarından sayılması talebi ise 'elhak öylesiniz zaten' türünden bir belirsizliğe yaptığı davetiyeyle içi hızla boşaltılmaya aday görünüyor.
Aslında esas mesele radikallik ya da mutedillik ayırımı değil; mesele her iki çözüm önerisinin de tıpkı resmi çözüm önerisi gibi durumun nezaketine gerekli hassasiyeti göstermiyor oluşudur. Meselenin yukarıda zikredilen tarihsel duruma bağlı olarak gösterdiği nezaket, önerilecek çözüm reçetelerinin demokrasi ve cumhuriyet mefhumlarını eşzamanlı ve eşit ağırlıkla hesaba katmasını gerektiriyor. Kürtlüğün devam ettirilmesinin önünü açmamakta ısrar etmenin demokrasiyi imkansızlaştırdığı muhakkak; ancak cumhuriyetin, siyasi topluluğun birliğine ve ortak kaderine kayıtsız kalmanın da vebali büyük. İçinde bulunduğumuz durum, cumhuriyet ve demokrasinin eşzamanlı ve eşit ağırlıkla hesaba katılmasını gerektiriyor; hem de sadece Kürt meselesinin mevcut durumundan ötürü mecbur kalınan bir keyfiyet olarak değil, bizzat aşkın bir siyaset etiği olarak.

Etno-kültürel yurttaşlıktan anayasal yurttaşlığa
Kürt meselesine dair gerek resmi cenahtan gerekse de Kürt siyasetinden gelen çözüm önerilerinin meselenin nezaketiyle uyumlu 'reçeteler' üretemiyor oluşunun genel bir sebebi var: Ulusalcı ya da ulusal soruncu paradigmanın içerisinde kalmak. Her üç cenah da Kürt meselesini 20. yüzyılın başında sabitlenen ulusalcı paradigma içerisinden değerlendirmekte ısrar ediyor. Bu paradigma içerisine yerleştirildiğinde, Kürt meselesi neviinden sorunları, homojen ulus-devlette ısrar, özerklik ya da federasyon gibi ulusal mevcudiyetlerle (bir tür) ulusal siyasi-idari otoriteyi denkleştiren biçimlerin dışında ele almanın imkânı kalmıyor.
Siyasi cemaatlerin modern tarihinin mevcut paradigmayı birebir karşılayabilecek bir alternatif üretmediği kesinse, Kürt meselesini içerisine yerleştirebileceğimiz başka bir paradigma da yoktur diye düşünülebilir. Allahtan, mevcut durum bu kadar vahim değil. Kişisel kanaatim o ki, Kürt meselesini demokrasi ve cumhuriyet çiftinin her ikisinin akibetine de eşit özeni gösterecek biçimde değerlendirmeye ve 'çözmeye' imkân verebilecek siyasi enstrümanlardan mahrum değiliz. Modern siyasi tarihin mevcut evresi, Türkiye siyasetini, Kürt meselesini de demokrasinin derinleştirilmesi paradigması içerisinde çözebilmenin araçlarıyla donatmış görünüyor. Ulusalcı paradigmanın homojen cumhuriyet, azınlık, federasyon, kurucu unsur vb. enstrümanlarının yerine, anayasal yurttaşlık ve Avrupa Federasyonu, Kürt meselesini demokrasiyi derinleştirerek ve Cumhuriyet'i sakınarak çözebilmenin iki enstrümanı olarak önümüzde duruyor.
Fuat Keyman'ın geçenlerde isabetle kaydettiği gibi (Radikal İki, 21 Kasım 2004), Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığının anayasal bir yurttaşlık fikri uyarınca yeniden düzenlenmesi meselenin halline önemli katkı sağlayabilir. Anayasal bir yurttaşlık, halen tecrübe ettiğimiz ve mühim bir kısmıyla etno-kültürel bir kategori olan Türk yurttaşlığını esas olarak siyasi-hukuki bir kategoriye dönüştüreceğinden, kategorik kültürel asimilasyonu siyasi topluluğa bağlanmanın olmazsa olmazı olmaktan çıkaracak. Mevcut yurttaşlık tecrübemizin asimilasyonu yurttaş olabilmenin ya da yurttaşlık haklarını kamilen kullanabilmenin önkoşulu olarak dayattığını düşünürsek, anayasal yurttaşlığın radikal mahiyeti daha iyi anlaşılabilir. Yurttaşlık esas olarak siyasi cemaatle birey arasındaki siyasi ve hukuki bir bağa çekildiğinde, herkesin resmi dili de bilmesi dışında, kültürel homojenleştirmeye ihtiyaç kalmaz. Bu, ülkenin Kürt yurttaşlarının Kürtlüklerini yaşayarak ve yeniden üreterek içinde bulundukları siyasi cemaate bağlanmalarının mümkün olduğu bir durumun inşasına olanak verebilir. Yine Keyman'ın haklı olarak belirttiği gibi, anayasal yurttaşlık Türkiyelilik gibi yeni bir kültürel kategoriyi zorlamayı da gereksizleştirir.
İkinci enstrümana gelince... Gerçekleşebilmesi için daha epey irade konması gerekse de, Avrupa Federasyonu fikrinin kısa zaman içinde bu kadar olgunlaşabilmiş olması, Kürt meselesini alternatif bir paradigma içinde düşünebilmek için yeterince umut vaat ediyor. Avrupa halklarının ulusal siyasi toplulukları aşan bir siyasi topluluk olarak da örgütlenmeye doğru ilerliyor oluşu, ufukta Avrupa siyasi cemaatinin görünmesi, Kürt meselesi benzeri sorunlarla, demokrasiyle cumhuriyet arasında ulus devlet ölçeğinde bir tansiyon yaratmadan baş edebilmenin önünü açacak görünüyor.
Her iki enstrümanın son tahlilde ortak bir mantığı paylaştığı aşikâr: Siyasi cemaatin mensupları arasında dayanışmayı ya da kader birliğini kültürel aynılaşma üzerinden sağlamak fikrinden vazgeçmek. Her iki enstrüman da, esas olarak, siyasi topluluğun kültürel cemaate indirgenmesine ya da kültürel cemaatin siyasi topluluğu monopolize etmesine izin vermeyen bir cumhuriyet fikrine yaslanıyor. Mensuplarının, kültürel aidiyetlerini paylaşılan bir siyasi-hukuki ideal içerisinde yeniden üretebildiği ve bu itibarla da alternatif bir siyasi topluluğun zeminini oluşturacak biçimde kendi kültürel aidiyetlerine kapanmalarının önüne geçildiği bir Cumhuriyet mümkün. Modern siyasi tarih, ulusalcı ya da ulusal soruncu paradigmayı geride bırakmaya hazır olanları böylesi bir Cumhuriyet'i inşa edebilecek araçlarla donatmış görünüyor. Bu durum, Cumhuriyet'e dairmiş gibi görünen ya da bu ihtimali taşıyan meseleleri demokrasinin derinleştirilmesi paradigması içine çekebilmenin önünü açıyor.

Bu haber için okuyucularımızın yorumları
Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • ANAYASAL VATANDAŞLIK  (Yazan: Muhittin BİLGE)
  • Gerçekçi  (Yazan: abdulaziz ENGİN)
  • GERCEKCI OLABILMEK  (Yazan: Metin ASLAN)
  • Ortak akıl  (Yazan: gülsen uslu)
  • YAZIK DÜNYA ELDEN GİDİYOR  (Yazan: ali metin hasırcıoğlu)
  • Tebrikler  (Yazan: melahat küçükarslan)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 13 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    8

     'Radikal2' ekimizdeki diğer haberler
    » İskender ve kozmopolitan düşünce - AYŞE KADIOĞLU
    » SEÇMELER
    » CHP'nin Genç Parti'leşmesi - E. FUAT KEYMAN
    » Aleviler İslam müfredatında... - İNAN KESER
    » İktisadın temel işlevi - AHMET ÇAKMAK
    » 'Damdan düşmüş', Başbakan Erdoğan - DENİZ ZEYREK
    » Türkiye tarzı laiklik - OSMAN CAN
    » İnsan haklarında neredeyiz? - NAZAN ÖZCAN
    » Antisemitizm-siyonizm - MURAT PAKER
    » Demokratik sendikal hareket gelişmeli - MUSTAFA PAÇAL
    » Cinselliğimizi araştıralım! - ZEYNEP AKSOY
    » Emir vermeyinizzz! - TUBA ERDOĞAN
    » Kaybeden gruplar mezarlığı - ALİ HAYDAR FIRAT
    » Dövüş sanatlarının son güzel kadını
    » Yüzbaşı Corelli'nin sazı - YEŞİM ERDEM HOLLAND
    » Kızılırmak'ın Tuncay'ı: Y(anarak) - YILMAZ ODABAŞI
    » Islah olmaz bu deli ruh - NAİM DİLMENER
    » Bill Evans'ı anarken - HAKAN TÜFEKÇİ
    » Meleğin sesi yine kulaklarımızda - DONAT BAYER

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #157
    "Bir dostumun deyişiyle Iraklılar çok yavşak çıktı. Askerler Yeşilçam'a girseydi, orası bile daha çok dayanırdı. Biz her yeri dinamitlerle doldurur, askerleri içeri girince de patlatırdık."
    Nur Sürer, cephede...

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.