Toplum ve çocukları
Türkiye'de çocukların en az yüzde 20'si yoksul, doğuda kronik beslenme yetersizliği yüzde 23'e kadar çıkıyor
24/04/2005 (760 defa okundu)
Artık, güvenliğin giderek azaldığı bir toplumda yaşıyoruz. Giderek daha az güvenlik, giderek daha az dayanışma, daha az toplumsal bağ. Sosyal devletin bir kurum olarak sorgulanır oluşu, ailenin sosyal refah odağı rolünü hızla yitirmesi, toplumsallığımızı zedeliyor. Çünkü bir toplumu toplum yapan şeylerin başında, yaşlısına, düşkününe, çocuğuna bakabilmesi gelir.
Biz artık yaşlımıza, düşkünümüze, çocuğumuza bakamıyoruz. Üstelik bu yetersizliğimizi meşrulaştıracak bir dil de elimizin altında: Sosyal refah devleti dönemi bitti! Arka arkaya gelen ekonomik krizler, yalnızca "piyasa"yı vurmadı, bize artık başka kuralların geçerli olduğunu da hatırlattı. Sosyal refah devletinin kendini feshetmesi, ekonomik krizler, kronik işsizlik ve hiçbir sosyal güvencesi olmayan çok geniş kesimler.
Yoksulluk hep vardı. Ama yoksulluk hiç böyle olmamıştı. Şimdi yoksulluk, günün ekonomik koşullarına bağlı, gelir yetersizliği ile açıklanabilecek geçici bir toplumsal sorun değil artık. Yeni yoksulluk, sosyal güvenceden yoksun insanların, ekonomik, sosyal ve kültürel kaynaklara ulaşamaması ve toplum ile bağlarını gitgide yitirmesi biçiminde yaşanıyor. Yani, çok boyutlu bir dışlanma süreci olarak.
Sosyal güvensizlik ve kemikleşen yoksulluk, bireysel etkilerinden daha da derinde, insanların kendilerini içinde güvende hissettikleri, dayanışmayı buldukları en önemli kurumu, aileyi çökertiyor. En fazla kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve özürlüler bu süreçten etkileniyorlar ve dışlanma tehditiyle karşı karşıyalar. Bu hanelerde büyüyen çocuklar, sağlık ve eğitim gibi toplumsal kaynaklara ulaşmakta güçlük çekiyor, küçücükten dışlanmayı öğreniyorlar.
Çocuk yoksulluğu
Yoksulluğun çocuklar üzerindeki en belirgin etkisi, beslenme yetersizliği ve açlık. Evet, açlıktan söz ediyoruz. Yoksul hanelere yeterli besin girmez, ev içi sürekli bir stres ortamıdır, anne kronik olarak yorgunluk çeker, sütü erken kesilir, bebekler düşük ağırlıklı doğar, yeterli sağlık hizmeti alamaz, yeterince beslenemez...
Yoksul hanelere doğan bebeklerin ölme riski çok yüksektir. BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF)'nun "Çocukluk Tehdit Altında" başlıklı Dünya Çocuklarının Durumu 2005 raporuna göre, dünyada bir milyar çocuk -her iki çocuktan biri yoksulluk içinde yaşıyor, gelişmekte olan ülkelerde 640 milyon çocuk -her üç çocuktan biri uygun barınaktan yoksun, 400 milyon çocuk -her beş çocuktan biri temiz içme suyundan yoksun, 270 milyon çocuk -her yedi çocuktan biri sağlık hizmetlerine hiç ulaşamıyor. Ve her yıl, beş yaşın altında 10 milyon çocuk ölüyor.
Türkiye'de (DİE'nin Nisan 2004 tarihinde açıklanan yoksulluk araştırmasına göre) çocukların en az yüzde 20'si yoksul. Beş yaşın altındaki çocukların yüzde 12'sinde kronik beslenme yetersizliği var. Bu oran Doğu bölgelerinde yüzde 23'e kadar çıkıyor. Bebeklerin yüzde 15'i düşük ağırlıkta doğuyor. 2003 verilerine göre, bebek ölüm hızı binde 29, beş yaş altı çocuk ölüm hızı ise binde 37. Yoksulluktan en fazla etkilenen Doğu bölgelerinde bebek ve çocuklar daha fazla ölüyor oralarda bebek ölüm hızı binde 41.
Yoksulluğun iyi bilinen etkilerinden biri, zihinsel gelişmeyi olumsuz etkilemesinin yanı sıra, çeşitli psikososyal sorunlara yol açması. Öncelikle kronik açlığın beyin dokusunun gelişimini etkilediği biliniyor. Sonra, zihinsel gelişimi kışkırtacak, mümkün kılacak ortamlar çok önemli. Yoksul çocukların evlerine gazete, dergi girmez, babalar çocuklarla ilgilenemez, anneler genellikle tükenmiştir. Bütün bunlar, çocukların entelektüel gelişimi için gerekli "bilişsel uyaran" yoksunluğuna yol açar. Bu nedenle yoksul çocukların algılama fonksiyonlarında ve öğrenme kapasitelerinde azalma olur, okul başarıları düşer. Yoksul çocuklar arasında depresyon ve intihar girişimi daha fazladır ve bu nedenle ruh sağlığı kliniklerine daha sık başvururlar.
Çocuk yoksulluğuna yaklaşım
Sokak çocukları, çocuk işçiliği, çocuk fuhuşu, kurum bakımı altındaki çocuklar, özürlü çocuklar, yoksulluğun çocuk hayatı üzerindeki en şiddetli sonuçlarını gözlerimizin önüne seriyor. Çocuğu koruma politikaları, yoksulluğun sonuçları en ağır şekilde yaşanmaya başlandıktan sonra söz konusu oluyor.
Çocuk yoksulluğuna yaklaşımımız da genel yoksulluk yaklaşımımızın içinde değerlendirilmeli. Yoksulluk ile mücadeleyi hayırseverlik meselesi olarak gören Türkiye, çocuk yoksulluğunu da sokak çocuğu, işçi çocuk, öksüz ve yetim çocuk kategorileri içinde, şefkate ve korunmaya muhtaç çocuklar sorunu olarak algılıyor. Çocukların korunması, onların yetim ve özel korumaya muhtaç hale geldiklerinde kendilerine sunulan hizmetlerle sınırlı olduğunda, yapılan, bir hayırseverlik faaliyetinden ibaret kalacaktır.
Çocuk yoksulluğu ile mücadele, evrensel hak temelli bir Sosyal Devlet yaklaşımı gerektiriyor. Çocuğun ağır iş koşulları, sokak, fuhuş ile tanışıp kendi çocukluğu ve içinde yaşadığı toplum ile bağlarını koparmasına izin vermeden, çocuk odaklı sosyal içerme politikalarının geliştirilmesine ihtiyaç var. Sosyal Devlet'in sosyal içerme politikaları, ulaşılabilir evrensel sosyal hizmetleri, çocukların ve ailelerinin sosyal güvence ve sosyal yardım haklarını, eğitim ve sağlık haklarını güvence altına almalı. Bu süreç, somut olarak kapsamlı aile ve çocuk yardımlarını, çocuklara ailelerinin gelirine bakılmaksızın sağlık güvencesi sağlanması, yoksulların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde ücretsiz kreş ve anaokulları açılması, eğitim sistemi içinde okullarda çocuklara sağlanacak bedava kitap, kırtasiye, öğle yemeği, okul süt projeleri gibi önlemleri içerebilir.
Çocuk Yoksulluğu Çalışma Grubu, Türkiye'de çocuk yoksulluğunun boyutlarını ve beraberinde getirdiği sosyal dışlanma sorunlarını çocukların ve ailelerin gözünden bakarak anlamak, çocuk refahını gözeten sosyal hak temelli sosyal politikaların geliştirilmesi ve uygulanması yönünde çalışmalar yapmak ve kamuoyu oluşturmak üzere, BÜ Sosyal Politika Forumu bünyesinde kuruldu.
Prof. Dr. Ayşe Buğra, BÜ Öğretim Üyesi, Sosyal Politika Forumu YK Bşk.
Aksu Bora, AÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi
Başak Ekim, BÜ Sosyal Politika Forumu
Prof. Dr. Şükrü Hatun, Kocaeli Üni. Öğretim Üyesi
Abdullah Karatay, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İstanbul Şb. Bşk.
Sera Müderrisoğlu, BÜ, Öğretim Üyesi
Yeşim Oruç, BM Kalkınma Programı, Ankara