Radikal-çevrimiçi / Radikal2 / Çıplak ve deli maymun: İnsan
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  20 Ağustos 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
İyilik ve kötülük, büyüklüğü ile değil, duyarlılık derecesiyle bizi etkiler.
La Rochefoucauld
Tarihte Bugün
Takvimler 20 ağustos tarihini gösterdiği zaman...

1935 yılında,
Keçiborlu-Kükürt Fabrikası açıldı.
1946 yılında,
Erzurum'da meydana gelen depremde 330 kişi öldü.
1959 yılında,
Türkiye-ABD kredi antlaşması imzalandı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Radikal2 


Çıplak ve deli maymun: İnsan

Bugün dünyada yaşayan 183 maymun türünden 182'sinin vücudu kılla kaplıdır. Tek istisna, kendisine 'Homo sapiens' (İnsan) adını vermiş olan 'çıplak maymun'dur. Çıplak maymun hayvandan başka bir şey değildir.
Çıplak maymun, hayvandan başka bir şey değildir. Bu nedenle evrimi boyunca biriktirmiş olduğu genetik mirası, çeşitli tinsel ve ideolojik amaçlar nedeniyle atabilmesi mümkün değildir

04/09/2005 (6243 defa okundu)

FERHAT KAYA (E-mektup | Arşivi)

Ernest Becker, insanların kendilerini yadsıyarak, umutsuzca doğanın dışında kalma talihsizliklerinden ya da deliliklerinden kurtulmanın yolunu, "Delilikten ancak başka bir deliliğe geçilerek kaçılabilir" biçiminde önermişti. Ben de, Erasmus'tan ve Becker'den esinlenerek, bana inanılmaz bir yaşam umudu veren ve topluma aykırı gibi görünen bu durumuma, yani benim için yeni sayılabilecek 'deliliğime' övgü yapmaya karar verdim. Gerçi bizler, henüz edindiğimiz deliliklerin onlarca yıl önce edindiklerimizi, onlarca yıl önce edindiklerimizin yüzlerce-binlerce yıl öncekileri ve hatta binlerce yıl önce edindiklerimizin de milyonlarca yıl öncekileri unutturacağını sanıyoruz. Tarihöncesi yaşam biçimlerimizden kalma ve evrimsel varoluşumuz sırasında edindiğimiz biyokültürel davranışları hatırlatan, insanı rahatlatan, ama onları aşan bir "delilik" ya da "bilgelik" bu. Ancak ben, son zamanlarda alt üst olmuş ve tamamen antroposentrik (insan merkezci) bir gösteriye dönüşen yaşam tarzlarımızdan kurtulmanın, antropolojinin alternatif "deli" bakışını temele alarak mümkün olabileceğini düşüyorum.
Ne derlerse desinler, antropoloji, tarihöncesi-şimdisi-sonrası ve doğadaki yeri ile insanı, antroposentrik bir tuzağa düşmeden değerlendirebilecek bir bilgeliktir. Bu nedenle antropolojinin türümüzün geleceğini yönlendireceği yadsınamaz. Çünkü antropoloji, insanın evrimsel biyokültürel-varoluşu ile gelen iç doğasını ve içinde yaşadığı dış doğasını ihmal etmeden, aksine temele alarak, doğa ve onun tüm canlıları ile eşit, tarafsız bir yere koyabilecek potansiyele sahiptir. Ayrıca diğer birçok bilim, insanın doğadaki yerini ekolojik bir kaygı ile değerlendirme nezaketini henüz göstermedi ve çoğu da bu konuda zorluk çekiyor. Bu noktada antropoloji, insanın kendini doğada yeniden "var" edebilmesi, tanımlayabilmesi için, tüm bunların ötesine geçerek yeni bir özgürleşme hareketi ve bilincinin zemini olmaya doğru gidiyor. Tek başına antropoloji bunu becerebilir mi? Elbete hayır!
Bir çırpıda mümkün değil bu biliyorum, ama inançlarımızdan ve ideolojilerimizden şüphe ederek başlayabiliriz işe. Desmond Morris insanlar için, "Zamanlarının büyük bir kısmını kendi davranışlarının asıl nedenlerini incelemekle ve en az o kadar bir zamanını da gerçek nedenlerini görmezden gelerek geçirir" der. Ayrıca "insanlar", inançlarını ve ideolojilerini genellikle kendi çıkarlarına çarşaf germek için üretirler ya da zamanla dönüştürürler. Tanrı'lar, denizdeki balıkları, gökteki kuşları, sürüngenleri ve yerdeki hayvanları insana hizmet etsin diye yaratmış. Tanrı bir tek insanları kutsamış ve "verimli olun, çoğalın" demiş onlara. Sonra "Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun" demiş. İnsanoğlu da ilahi yaratılmışlığın ayrıcalığı(!) ile kendisini özelleştirmiş ve yüceltmiş. Böylece, evrimin ileri sürdüğü ve bütün canlıların paylaştığı ortak varoluşun-geçmişin kardeşliğini sadece kendine ait olan ilahi yaratılmışlık senaryosu ile bir kenara itmiş ve kendi çıkarlarını seçmiş. "Hakikatin peşindeki insanlar iç huzurundan feragat edip yaşamlarını sorgulamaya adamak zorundadırlar" der Nietzsche. Tanrı'yı öldürüp ve O'nun tapınağına sığınmaktan vazgeçip, küçük ve basit rahatlamaları bir kenara atıp yaşamı "sorgulamaya" adamayı önerir. İşte, bir "delilik" daha...

Yanlış tanımlamalar
Sadece özel yaratılmışlık senaryosu ile değil, insan-doğa arasındaki ilişki (ve ekoloji) uzunca bir süre sonu izm ile biten düşüncelerin birçoğu tarafından da ihmal edilmiş. Marksist felsefenin ekonomik bir indirgemecilikle ayrı bir politik iktidar oluşturma çabası içerisinde dar bir biçimde ele alınması, aynı zamanda Marksist antropologların antropolojiyi ve "insan"ı eksik tanımlamalarına yol açtı. İnsanın tarihöncesi ilişkileri sadece ekonomiye indirgendi ve insan merkezci bir yanılgıya düşüldü. Buna göre insan, "ekonomik kategorilerin kişileşmiş hali, özel sınıf çıkarlarının taşıyıcısı" olarak tanımlandı. İnsanın "insan" olmaya başladığı ilk toplumlardan itibaren gerek toplumun biyolojik ilişkileri, gerekse de ekonomik ilişkilerinin sıralaması çoğunlukla hatalı ya da taraflı belirlendi. İlk toplumlar arasındaki iktidar ilişkileri ekonomik bir belirlemecilikle açıklandı ve bu formül kapitalist ilişkilerin açıklanmasına temel teşkil etti. Tahakküme kapıları açık olan bu yaklaşımın antroposentrik politik iktidarın bir uygulama alanı olarak "devlet" ve "hiyerarşinin" insan-insan ve insan-doğa arasındaki bağı kurmada yetersiz ve yeteneksiz kal(dığı)acağı da aşikâr.
Le Boétie, 'Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev'de iki soru üzerinde durur: İnsanın doğası niçin bozuldu, toplum niçin bölündü? İnsanın doğası bozuldu, çünkü yaşayan insanların çoğu tutsaktır, düşkünlük içindedir, yabancılaşmıştır, boyun eğmiştir, stres altındadır ve özgürlüğünü kaybetmiştir. İnsanın doğasının bozulması, kendi türü içinde meydana gelen toplumsal bir bölünme ve parçalanma ile gerçekleşti. İnsanın, kültürel değişimi sırasında yarattığı politik iktidarlara itaati ise büyük bir talihsizlik oldu. Toplumun bir kısmı iktidarın uygulayıcısı ve diğer kısmının da yönetilen olması başlı başına bir bölünme ve parçalanmadır. Burada yöneten ve yönetilenleri ile bir egemen yapı vardır. İşte tam bu eşitsizliklerin, parçalanmaların, politik olanın, iktidarın içinde düşünmek aynı zamanda "egemen yapı" içinde düşünmeye ve "var" olmaya itti. Böylece bu yapı sürekli yeni maduniyetler, aidiyetler, tabiyetler, ve nihai olarak köleler doğurmaya devam etti ve ediyor. Clastres'e göre gerçek talihsizlik, "Tarihin doğuşunu, iyi ve kötü toplum arasındaki ayrımı belirler: Doğası gereği bölünmeden uzak olduğu için özgürlüğün hüküm sürdüğü toplum iyi, bölünmüş varlığı ile tiranın zaferine zemin hazırlayan toplum kötüdür." "İlkel" toplumlarda da, politik totaliter iktidarın yani egemen yapının olmadığı toplumlar bölünmemiştir ve özgürdürler. Bu toplumlar, birinin diğerinden değerli olmadığı, "eşitsizliği bilmedikleri için eşitlikçi" olan toplumlardır.
Tüm politik totaliter iktidarları yıkarak, toplumsal parçalanmaları önleyerek, varoluş ve köken gerçeği ile kendini yeniden "var" etmek için sorgulanması gereken "insan nasıl insan oldu ve doğası nasıl bozuldu?" sorusudur. Bu sorunun cevabı da insan merkezli, madun edici-köleleştirici, tahakküm-iktidar kurucu ve tüketim endeksli yaşam biçiminin aksine, doğayı insanlaştıran değil, insanı doğallaştıran canlı merkezci, eşitlikçi-özgürlükçü evrimsel perspektif ile verilebilir. Doğa, tinsel inançların önerdiği şekilde insanın tükettiği bir "nesne", insan da kapitalizmin önerdiği şekilde bir "tüketim nesnesi" olma talihsizliğinden kurtulmalıdır. Büyüsü bozulan doğanın ve doğası bozulan insanın parçalanmamış bir yaşamı, toplumu ve özgürlüğü tekrar elde etmesi gerekir. Desmond Morris'in de dediği gibi, "Bugün dünyada yaşayan 183 maymun türü vardır ki bunlardan 182'sinin vücudu kılla kaplıdır. Tek istisna, kendisine 'Homo sapiens' (İnsan) adını vermiş olan 'çıplak maymun'dur. Çıplak maymun, hayvandan başka bir şey değildir. Bu nedenle evrimi boyunca biriktirmiş olduğu genetik mirası, çeşitli tinsel ve ideolojik amaçlar nedeniyle atabilmesi mümkün değildir. Bu gerçekleri kafasına iyice yerleştirebildiği anda çıplak maymun belki daha da rahatlayacak, daha eksiksiz bir hayvan olacaktır..." ve bu şekilde başka bir dünya belki daha da mümkündür...

FERHAT KAYA: Araş. gör.

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiçbir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak ister miydiniz? Yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!

Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 8 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
puan
10

 'Radikal2' ekimizdeki diğer haberler
» 20 yılda özel tekel yarattık, hayırlı olsun! - MUSTAFA AKGÜL
» SEÇMELER
» İstanbul'un keşfi - YILDIRIM TÜRKER
» Sıradan değil sıradışı faşizm - FIRAT AYDINKAYA
» Türkiye'de "medyacı" yetiştirmek - ASLI TUNÇ
» Bombalı "yurtsever kişi" - AHMET İNSEL
» Kürt siyasetinin açmazları - BÜLENT ARAS
» Uzun mu ağırdır, Pamuk mu hafif... - MUHSİN KIZILKAYA
» Tekrar merhaba! - MURAT ÇELİKKAN
» Hep barış, herkese barış
» Yıpratma savaşı - ETGAR KERET
» Liverpool tribününde Türk bayrağı - AHU ÖZYURT
» Thames'in siyah kuğuları - AYŞEGÜL DİKENLİ WILLIAMS
» Fransa, Türkiye, AB... - İNAN RÜMA
» Gece, yıldızlar ve Goldfrapp - N. BUKET CENGİZ
» Sessiz çığlık - MERT EMCAN
» Takıntılı çıplak - NAZAN ÖZCAN
» Genetik çağın çocukları - ERMAN ATA UNCU
» Yeni sezon karışık - ZEYNEP AKSOY

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

ÖZLÜ SÖZ #500
"Rap müzik hayranlığından dolayı adını değiştirmek istediğini söylerse..."
Günaydın, 'uzak durulması gereken erkek tipi'ni açıklıyor.

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

© Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.