Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir. Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...1921 yılında, Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu. 1995 yılında, Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.
|
 |
 |
 |
| Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır. |
Avustralya değerlerini arıyor
02/04/2006 (1275 defa okundu)
SELEN AYIRTMAN ERCAN (Arşivi) Çokkültürlüğü resmen kabul etmiş ülkeler, ulus-devlet modelinin ötesindeki kapsayıcı vatandaşlık anlayışlarıyla, göçmenlerine daha demokratik ve daha özgürlükçü bir toplum vaat ediyorlar. Ancak, bu toplumlarda öne sürülen "anayasal vatandaşlık" anlayışı da, vatanseverlik yerine milliyetçilikle sonuçlanabiliyor. Avustralya'da son zamanlarda Müslümanlara karşı yapılan dışlamalar böyle bir gidişata örnek teşkil ediyor.
Uzun yıllar "şanslı ülke" olarak da bilinen Avustralya'da bugün 200 ayrı dilden, 150 farklı milletten insan birarada yaşıyor. Ancak, bu ülkedeki çokkültürlülüğün aslında sanıldığı kadar uzun bir geçmişi yok. Bu coğrafyada 1973'e kadar sadece belirli ülkelerden göçmen kabul eden "Beyaz Avustralya" politikası hakimken, bugünkü çokkültürlülük politikasının temelleri resmi olarak ilk kez 1978 yılında atılıyor. Bir ülkenin "resmen" çokkültürlü olması kolay bir adım değil ve ülkedeki kültür farklılıklarının farkına varmaktan fazlasını gerektirir. Çünkü, aslına bakacak olursanız, çokkültürlülüğün karşıtı olan asimilasyon politikaları da kültürlerin farklılığından yola çıkar, ancak bu farklılıkların eritilmesini ve ülkede sadece tek bir kültürün benimsenmesini hedefler. Çokkültürlü toplumlarda ise devlet, farklı kültürlerin varlığını fark etmekle kalmaz, bu farkları kabul ederek, bireylerin veya grupların kendi kültürlerini, dinlerini ve dillerini koruyup yaşatmalarına izin verir. Tabii ki bu, tüm 'farklılıkların' siyasal alanda ifade edilebileceği anlamına gelmez. Sözünü etmeye değer görebileceğimiz 'radikal farklılıklar', bugün, çokkültürlü toplumlar dahil olmak üzere, bütün liberal toplumlarda demokrasiye ve hukuk devletine tehdit olarak algılanıyor. Medya araçlarını kullanarak, radikal farklılığı önce tanımlayan, sonra da bu farklılığı demokrasiye bir tehdit olarak inşa eden muhafazakâr söylem, bir yandan liberal demokrasilerin çelişkilerini gözler önüne sererken, diğer yandan da homojen ulus-devlet modelinin birçok ülkede hâlâ aşılamadığını gösteriyor.
Avustralya vatandaşı olmak
Çokkültürlülüğü resmen kabul etmiş toplumların yanıtlaması gereken en önemli soru, kültür, din, dil gibi insanları birbirine bağlayan öğeler gözardı edildiğinde, toplumu bir arada tutan ortak paydanın ne olduğu sorusudur. Avustralya örneğinde bu sorunun yanıtı, Avustralya vatandaşı olmaktır. Burada vatandaşlık, tek bir etnik kimliktense, içine farklı etnik kimliklerin sığabileceği bir değerler bütünü, bir çerçeve olarak algılanıyor. Etnik bir kimlik ifade etmeyen vatandaşlığı, sabit bir resimdense, içi boş bir resim çerçevesine benzetebiliriz. Çerçevenin boyutları aynı kaldığı sürece, bireylerin bu çerçevenin içine farklı resimler asabilme hakkı vardır. Yani Avustralyalı olmak, aynı zamanda Türk veya Vietnamlı olmaya, bu etnisitelerin dilini konuşmaya, okuluna gitmeye, bayramını kutlamaya, radyosunu dinlemeye engel teşkil etmez. Bu anlayışın özünde ise "kültür" ve "değer" kavramları arasındaki fark yatar. Kültür, belirli bir etnik kimliğin yaşam tarzıyla, diniyle, diliyle, mutfağıyla ilgili bir kavram olarak algılanırken değer, daha genel, tüm kültürleri kapsayan ve hatta bir arada tutan toplumsal kurallar bütününü ifade eder. Avustaralya vatandaşlarından beklenen, belirli bir kültürü değil, kültürler üstü olduğu kabul edilen değerlerleri benimseyip bu değerlere sahip çıkmalarıdır. Peki nedir bu değerler? Göçmenlerin, vatandaşlık törenleri sırasında üzerine ant içmeleri istenen bu değerler, liberal demokrasilerin anayasalarındaki hak ve özgürlüklerdir. İşte bu yüzden "anayasal vatandaşlık/yurtseverlik" olarak da bilinen bu vatandaşlık modelinin amacı, farklı kültürlerin aynı (liberal) değerler ekseninde birarada yaşamalarını sağlamaktır.
Anayasal vatandaşlık/yurtseverlik
Kapsayıcı özelliğinden dolayı çokkültürlü toplumlar için biçilmiş kaftan olduğu düşünülen, anayasal vatandaşlık/yurtseverlik kavramının mimarı, Alman sosyal bilimci Jürgen Habermas'tır. Habermas'a göre, farklılıkların kaçınılmaz olduğu modern toplumlarda, vatandaşlık, bireyle milleti arasındaki milliyetçiliğe varabilecek duygusal bir bağdansa, bireyle devlet arasındaki rasyonel ilişkiyi ifade etmelidir. Ancak bu sayede farklı etnisitelerden olan insanların birarada yaşaması mümkün olur. Amacı düşünüldüğünde, kapsayıcı özelliği ile etnik milliyetçiliğin dışlayıcı yapısına alternatif gibi görünen anayasal vatandaşlık olgusu, pratikte milliyetçilikle aynı sonuçlara varabiliyor. Tek bir kültürü referans almak yerine, sözde tarafsız olduğu savunulan liberal değerler aracılığı ile yapılan dışlamalar, istenenin tersine, vatanseverliği değil, milliyetçiliği teşvik eder. Son günlerde, Avustralya'da yaşayan, bu ülkedeki Müslümanlara karşı yapılan dışlamacılık, bir yandan böyle tehlikeli bir gidişata örnek teşkil ederken, diğer yandan da çokkültürlü toplumların az gelişmiş değerlerini ve çifte standartlarını bir kez daha gün ışığına çıkarttı.
Dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi, Avustralya'da da 11 Eylül sonrası Müslümanlara karşı önyargılar arttı. Burada yeni olan, söz konusu önyargıların kamuoyunda yargılara, hukukta yasalara dönüştürülüyor olması. Avustralya'nın bugün, Müslümanları açıktan açığa hedef alan antiterör yasaları, Ortadoğulu görünüşlü gençlerin Avustralyalı "vatanseverler" tarafından dövülmesinin ırkçılıkla hiçbir bağlantısı olmadığını savunan bir Başbakan'ı var. Uzaktan şanslı ülke olarak algılanan Avustralya'da da insanı endişelendiren bir ırkçılık yeşeriyor. Farklı kültürleri birarada tutması beklenen soyut ve kapsayıcı değerler, somut ve dışlayıcı değerlere bırakıyor yerini. Örneğin, geçenlerde Başbakan Howard'ın selefi olacağına kesin gözüyle bakılan Hazine Bakanı Costello, çifte vatandaşlığa sahip "radikal Müslümanlar"ın, Avustralya değerlerini kabul etmedikleri takdirde Avustralya vatandaşlığından çıkartılıp kendi ülkelerine geri yollanmalarını istediğini söyledi. Hal böyleyken, çifte vatandaşlık da özgürleştirici bir uygulama olmaktan çıkıp tedirgin edici bir statü haline geliyor. Costello'nun tetiklediği ve bu ülkede gittikçe daha sık tartışılan asıl soru ise, "Avustralya değerleri"nin ne olduğu sorusu. İnsanı endişelendiren, bu sorunun bu kadar sık tartışılıyor olmasından çok, her gündeme gelişinde, eli boş dönmeyip gündemdeki muhafazakâr söylemden nasibini alıyor olması. Yani, biraz abartacak olursak, Avustralya değerlerinin içinin yavaş yavaş 'tek' bir kültürle, 'tek' etnisiteyle ve 'tek' bir dinle dolduruluyor olması. Bu meselenin iki yüzlülük boyutu ise, böyle bir kimlik oluşturma sürecinin "kültürler üstü değerler" maskesi ardından yapılması. Costello, söz konusu konuşmasında Avustralyalı olmayı bir dine mensup olmaya benzetiyor ve "Nasıl bir camiye girerken ayakkabılarınızı çıkartmanız beklenirse, Avustralya vatandaşı olmadan önce de birtakım değerleri kabul etmeniz gerekiyor" diyor. Böyle bir karşılaştırma, Avustralya'nın bir cemaat, vatandaşlığın da bu cemaate üyelik olarak algılanması gerekliliğini ifade etmez mi? Dahası, cemaatler doğaları gereği farklılıkların yaşatılmasını değil, eritilip yok edilmesini öngörmezler mi? Bu bağlamda algılaması istenen bir vatandaşlık da kapsayıcı anayasal vatandaşlık anlayışına yaklaşmak yerine gün geçtikçe bu modelden uzaklaşır.
SELEN AYIRTMAN ERCAN: Avustralya Ulusal Üni.
|
Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 2 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
|
puan 10 |
'Radikal2' ekimizdeki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #319
"Tamaaam, tamaam, hadi aküm bitiyor, kapatıyorum." Bir cafe'de cep telefonuyla konuşan kadın...
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|