Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  9 Şubat 2010 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir.
Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...

1921 yılında,
Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu.
1995 yılında,
Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Radikal2 


Türkiye'nin iyi yönetimi ve CHP

Türkiye'nin iyi yönetim sorununu ve gerekliliğini, anti-AKP ittifaka indirgeyen eski siyasiler ortaya çıkıyor

09/07/2006 (2624 defa okundu)

E. FUAT KEYMAN (Arşivi)

Türkiye, kendisi için çok önemli ve ciddi sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyan bir süreçten geçiyor. Ve bu süreçte siyaset, 1990'lardan hiç ders almamış bir görüntü içinde, bir rejim tartışmasına indirgeniyor. Bu tartışmanın kodu "cumhuriyeti korumak" hareket tarzı "anti-AKP ittifak kurma çabası", aktörleri "sağ-sol ekseni içinde nerede yeri aldığı önemli olmadan sadece siyasi söylemi anti-AKP olan her aktör". Türkiye'nin içinden geçtiği sürece bakıyoruz, gördüğümüz şunlar: 1.Türkiye-AB ilişkilerinde, hem demokratikleşme reformlarının uygulamaya geçme sürecindeki yavaşlama, hatta durma ve hatta demokratikleşmeden otoriterleşmeye dönüş eğilimleri nedeniyle, hem de Kıbrıs sorunu ekseninde yaşanma olasılığı yüksek "kriz beklentisi". 2. Türkiye-ABD ilişkilerinde giderek artan güven sorunu. 3. Türkiye-IMF ilişkilerinde sözü verilen sona gelme yerine, giderek daha da bağımlı hale gelme. 4. Ekonomik yaşam alanında sürdürülebilir ekonomik kalkınma sürecini başlatma umudunun giderek azalması ve yoksulluktan işsizliğe sosyal adalet sorunlarının giderek derinleşmesi. 5. Hukuksal yaşam alanında Terörle Mücadele Yasası'ndan günlük yaşamı giderek niteleyen şiddet ortamının simgelediği "antidemokratik ve hukukun üstünlüğü ilkesinin sürekli çiğnendiği" bir ortamın giderek egemen olması. 6. Kürt sorununda milliyetçi söylemin giderek aktörlerin hareket tarzını belirlemesi ve Türk-Kürt karşıtlığı riskinin her gün biraz daha artması. 7. Kültürel yaşam alanında dinsel, cinsel, etnik, kültürel vb. farklı kültürel kimliklere sahip olanlara karşı şiddete dayalı ötekileştirme süreci ve eylemlerinin yaygınlaşması.

İyi yönetim ve aktör sorunu
Bu sorunlar ve oluşumlar artırılabilir, ama altını çizmemiz gereken nokta şu: Siyasi krizden ekonomik krize, kimlik temelli çatışmalardan günlük yaşam şiddetine, kültürel parçalanmadan farklı olanın ötekileştirilmesine, yoksulluktan yoksunluğa kadar geniş bir yelpaze içinde ortaya çıkan, seslendirilen toplumsal sorunların, taleplerin ve çözüm için haykırışların arttığı ve yaygınlaştığı süreçten geçen bir Türkiye var. İktidarıyla ve muhalefetiyle bugün karşımızda iyi yönetilemeyen bir Türkiye var. Türkiye'nin içinden geçtiği dönem, Türkiye'nin sorunları, Türkiye'nin değişen dünya içindeki konumu ve olması gereken dış politikası, iyi yönetilen bir Türkiye'yi tarihsel, sosyolojik, siyasal-ekonomik olarak gerekli kılıyor. Ama bu gerekliliğe yanıt verecek aktör bugün karşımızda yok. Ne iktidar partisi AKP ne de anamuhalefet partisi CHP, vizyonları ve söylemleri içinde Türkiye'yi iyi yöneten aktör olma kapasitesi ve istencine sahip. Parlamento dışındaki partilerin "Türkiye'nin iyi yönetilmesi gerekliliğine" nereye kadar yanıt verdikleri belli değil. Böyle bir ortamda, Türkiye'nin iyi yönetim sorunu ve gerekliliğini anti-AKP ittifaka indirgeyen eski siyasiler ortaya çıkıyor. Siyasi ilkesizliğin hüküm sürdüğü bu ittifak çabalarının hiçbir sonuç vermeyeceği bilindiği halde, Türkiye'nin bugün yaşadığı sorunların temel kaynaklarından olan eski siyasi aktörler, ittifak arayışları adı altında bir kere daha siyasi arenada boy gösteriyorlar. CHP dışında oluşan sosyal demokrat oluşumların da, iyi niyetlerine rağmen, nereye kadar anti-CHP bir zeminde hareket ettikleri, nereye kadar sosyal demokrat, özgürlükçü sol ve liberal demokrat siyasi ilkeler temelinde toplumsal sorunlara çözüm olmayı amaçladıkları belli değil.
Böyle bir durumda karşımızda, isimleri ve kendilerini tanımlamadıkları için de farklı olduklarını söyleyen, ama temel bir noktada ortaklaşan siyasi aktörlerin hareket ettiği bir siyasi arena var: Parlamento içi ve dışı ya da bugün varolan ya da oluşuyor olan bu aktörlerin hiçbiri, hem yeni ve farklı bir Türkiye vizyonu, hem yeni bir siyaset tasarımı hem de toplum içinde inandırıcı olma temellerinde "Türkiye'yi iyi yönetirim iddiasını" yaşama geçirme kapasitesine sahip aktörler değiller.
Bu anlamda da, Türkiye'de bugün yaşanan sorun ve durumun temel kaynaklarının birisinin de, "iyi toplum yönetimi kapasitesi ve potansiyeline sahip siyasi aktör eksikliği" olduğunu önermek istiyorum. Hızla değişen dünya içinde hızla dönüşen Türkiye'nin iyi yönetim gerekliliğine yanıt verecek aktör eksikliği sorunudur ki, bugün siyasi oluşumları, ittifak çabalarını olasılı kılıyor. İktidar partisinden hoşnut olmayan, muhalefet partisinden hiç hoşnut olmayan Türkiye içinde, siyasi arayışlar, yeni siyasi oluşumlar ortaya çıkıyor. İktidar ve muhalefet partileri dışındaki siyasi partilere ve oluşumlara toplumsal ve siyasi desteğin bugüne kadar güçlü olmadığını da hesaba kattığımız zaman, Türkiye'de "iyi yönetim iddiasında olan bir siyasi aktör eksikliği" sorununun yaşandığını söyleyebiliriz.

İki farklı siyaset ve CHP
İyi yönetim gerekliliği ama bu yönetimi yaşama geçirecek siyasi aktör eksikliği sorununun giderek derinleştiği Türkiye'de bu soruna iki türlü yanıt verilebilir. Ya Türkiye'de modernleşme ve demokrasi tarihi içinde egemen olan rejimi korumaya dönük "yüksek siyaset"le toplumsal sorunlara çözüm bulmaya dönük "düşük siyaset" farklılaşması korunarak, siyaset yapma amacıyla rejim korumayı özdeşleştiren bir "devlet-merkezci siyaset anlayışı" tercih edilir ya da "siyaset yapmanın temel amacı toplumsal sorunlara ve taleplere çözüm bularak toplumu iyi ve adaletli yönetmektir" anlayışıyla, Türkiye'nin bugün geçtiği süreci belirleyen gerçek sorunlara uzun dönemli, yapısal ve gerçekçi çözüm bulma çabasına girilir. Bugün bu tercihle, Türkiye'nin yönetimine soyunmuş AKP gibi, ana muhalefet partisi olan CHP yönetimi de karşı karşıyadır. AKP'nin Türkiye'yi iyi yönetemediği, kendi iç sorun ve ikilemleriyle yüzleştiği bugün, CHP'nin seçimi cumhuriyeti korumak adı altında ilk tercih oldu. Bu tercih CHP başkanı Sn. Deniz Baykal'ın son günlerde yaptığı iki farklı mülakatta da açık bir biçimde ortaya kondu.
12.06.2006'da Cumhuriyet gazetesinde Mustafa Balbay'a verdiği mülakatta Deniz Baykal, "Cumhuriyet rejiminin korunması= AKP iktidarının değiştirilmesi" ekseninde hareket eden siyaset anlayışını şu cümlelerle temellendiriyor: "Bunu sadece oyumuz şu kadar artsın duygusuyla istemiyoruz. Artan tehlike karşısında en etkili beraberliği nasıl kurabiliriz, onu arıyorum. Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, klasik bir sağ-sol dengesiyle anlatılacak bir durum değildir. Onun ötesinde bir yaklaşıma gereksinim var. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda yer alan CHP, kuruluş ilkeleriyle barışık olan hiç kimseyi karşısına almaz, alamaz. Eğer Cumhuriyet'in temelleri tartışma konusu yapılıyorsa, işte orada CHP'nin tüm toplumu kucaklayıp 'Bunu yapamazsın' demesi gerekir". Benzer olarak 20.06.2006'da Sabah gazetesinde Yavuz Donat'a verdiği mülakatta da, Deniz Baykal, siyasette olup bitenlerin arka planında "Genelkurmay Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı seçimi krizleri var..." olduğunu önerirken, bu bağlamda da yapılması gerekenin de cumhuriyeti korumak olduğunu sözleriyle vurguluyor: "Cumhuriyet Milli Mücadele ile kazanıldı, sandıkta kaybedilmeyecek... Demokrasinin görevi şimdi Cumhuriyeti'i yaşatmaktır" ve bunun başarılı olması için de "Bu söylediklerime inanan güçler derlenip, toparlan(ması)... Eski ideolojik kamplaşmaların üzerinde birliktelik oluş(ması)" gerekiyor.
Fakat cumhuriyeti koruma vurgusunun, nereye kadar toplumsal sorunların çözümüne el verdiği, toplumsal taleplerin demokratikleşme zemininde yanıtlandığı ve farklılıklar arası toplumsal birlikteliği sağladığını, Deniz Baykal bize söylüyor. Modern zamanlar ampirik ve tarihsel olarak bize demokratikleşmenin, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın ve haklar ve özgürlüklere dayalı vatandaşlık anlayışının, siyasi istikrarın sağlanması ve siyasi rejimin korunmasının önkoşulu olduğunu ama salt rejim koruma istencinin iyi ve adaletli toplum yönetimine yol açtığını gösteriyor. Aksine, toplumsal sorunlara çözüm aramadan, toplumsal sorunlara yanıt bulmadan ortaya konan bir rejim koruma istenci ve talebi, daha çok toplumların otoriter ve totaliter yönetimlerine yol açıyor.

İkinci tercih ve demokratikleşme
Bu nedenle, Türkiye'nin iyi ve adaletli yönetimi gerekliliğine yanıt veren bir siyasi aktör olarak CHP'nin ya da CHP dışı bir sol, sosyal demokrat oluşumun tercihini ikinci siyaset anlayışından yana yapması gerektiğini düşünüyorum. Cumhuriyet-sandık, cumhuriyet-demokrasi, cumhuriyet-toplum karşıtlığı ya da ikilemi yaratmadan, siyaseti farklı, adaletli ve demokrat bir Türkiye yaratmaya el vermek için yapmak. Böyle bir Türkiye yönetimine talip ve iddiasında olan bir siyasi aktör gibi hareket etmek. 18.06.2006'da Radikal İki'de yayımlanan önemli ve uyarıcı yazısında, bu durumu Adalet Ağaoğlu şöyle özetliyordu. "Tarihimizin en önemli, yani gerekli anlarından biri, dedim. Bugünler artık memleketin içine düştüğü güvensizlik gerilimiyle başa çıkabilme, korkuyu sağduyuya, akılları başa devşirme anı. Türkiye yurttaşları arasında hızla yaygınlaşan bölünme, parçalanma, birbirinden kopup uzaklaşmanın yarattığı gerilimin altından artık ancak sivil sivile dayanışarak yapılacak seferberlikle kalkılabileceği teşhisi".
E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.

Bu haber için okuyucularımızın yorumları
Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • PEK YAKINDA  (Yazan: feraye özden)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 1 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    9

     'Radikal2' ekimizdeki diğer haberler
    » Birleşerek ayrışmak - HASAN BÜLENT KAHRAMAN
    » Seçmeler
    » Kararmadan kalmak - YILDIRIM TÜRKER
    » Yaşam alanlarımızda toplumsal cinsiyet - DENİZ UZUNKALE
    » 'Şırnak Davası' ve siyasal temsil hakkı - ORHAN MİROĞLU
    » Öğretilmiş çaresizlik - ERDAL YAVUZ
    » Yaşasın, ne söylesem oluyor! - NERMİN KETENCİ
    » Türban'ın ört(e)mediği çıplaklık - GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN
    » El burro Catala - ÇİĞDEM ÖZTÜRK
    » Pasif değil aktif vatandaşlık - LEVENT KIRVAL
    » Seni sevmeyen ölsün... - CEMİL KOÇAK
    » Ortadoğulu musun? - YEŞİM KAPTAN
    » Futbolsever babalar ve kızları - GÜZİN SAME
    » Sahne arkasında dans - ERMAN ATA UNCU
    » Silahlar, güller ve Blackie - DOĞU YÜCEL
    » Oynamaya geldik, oynamaya! - MERT EMCAN
    » Paul Weller'la gecikmiş buluşma - N. BUKET CENGİZ
    » Böyle yerdi Zerdüşt - WOODY ALLEN
    » Bedenlerin yer kaplamadığı alanlar - ASLI TUNÇ
    » Yelkenler fora - NAİM DİLMENER
    » Nuh'un Gemisi'nin 'freak' bacıları - NAZAN ÖZCAN

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #283
    "Bu David'in bir parçası, bana şans getireceğine inanıyorum. (Vatan)"
    İllüzyonist David Blaine'in cam kafesinden çıkışı esnasında kalabalığa fırlattığı battaniyesini kapan Aylin Orman... Nasıl bir şans getireceğini bilememekle birlikte haberde Orman'ın isminin önüne "Türk hayranı" sıfatının yapıştırıldığını da belirtmek istiyoruz.

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.