Radikal-çevrimiçi / Radikal2 / Aurelio bahane, ırkçılık şahane (!)
Radikal-çevrimiçi
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  22 Ekim 2014 
 Kodunuz: Şifreniz: (Üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Yazarlar
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

En aktif üyeler

Günün Sözü
Gerçek, onu öğrenen için, onu söyleyenden daha yararlıdır.
Blaise Pascal
Tarihte Bugün
Takvimler 22 ekim tarihini gösterdiği zaman...

1853 yılında,
Ermeni Maarif Komisyonu kuruldu.
1975 yılında,
Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Daniş Tunalıgil, büyükelçiliği basan 3 terörist tarafından şehit edildi.

Radikal gazetesinin ekleri bayi satış tarihinden iki gün sonra internete aktarılmaktadır.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla Radikal2 


Aurelio bahane, ırkçılık şahane (!)

Aurelio'nun 'ne derece' Türk olması bekleniyor?
Aurelio, sonradan T.C. vatandaşı olup Türk kökenli olmayan ilk milli oyuncu. Yani sadece Anayasa'da yazdığı şekliyle kan bağıyla değil vatandaşlık bağıyla kurulmuş bir sosyal sözleşmenin ilk milli çocuğu. Peki neden birileri bu durumdan rahatsız oluyor?

20/08/2006 (1364 defa okundu)

BAĞIŞ ERTEN (Arşivi)

Son Dünya Kupası'nın belki de en güzel maçlarından biri olan Almanya-Arjantin maçının başında iki takım tek bir pankart taşıyarak çıktı maça. Üzerinde "Say No To Racism" (Irkçılığa Hayır!) yazıyordu ve herkes alkışlıyordu. Oysa önemli bir sorunun da altını çiziyordu bu pankart. Futbolda ırkçılık problemi giderek artıyordu ve buna karşın etkin mücadele vermek gerekiyordu.
Geçtiğimiz yıl futbolun önemli gündem maddelerinden biriydi ırkçılık konusu. Barcelonalı futbolcu Eto'o'yu maçı bırakacak kadar kızdıran saldırılar, İspanyol milli takım antrenörünün gaf kapsamında sayılan ırkçı sözleri ve sahaya giderek daha fazla atılmaya başlayan muzlar... Sezonun en görkemli finalinde bile yine bu konuyu tartıştık hepimiz. Dünya Kupası'nın nasıl kazanıldığından çok Materazzi'nin Zidane'a ırkçı küfür edip etmediğini merak ettik.
İlginçtir, Avrupa bu konuyla hemhal olur, tribünlerde ırkçılığı önleme programları tasarlarken, biz, yani Misak-ı Milli sınırı dahilindeki futbolseverler bu tartışmaları hariçten gazel tadında, gıyaben izler konumdaydık. Çünkü Avrupa fokur fokur kaynarken Türkiye'de futbolun ırkçı yüzü neredeyse hiç zuhur etmemişti ve hatta tersine siyah oyuncular genelde futbolun en güzel renkleri olarak kabul edilegelmişti. Fenerbahçe'de en uzun süre oynayan yabancılardan biri olan Uche ilanı aşklarla tribünlerin sevgilisiydi, Amokachi ve Nouma'dan daha Beşiktaşlı kimse yoktu, Okocha Nijeryalı olduğu kadar Türk'tü de... Arada "yamyam" hakaretleri de duyulmadı değil, ama ırkçılık hakikaten münferitti.
Dışlamanın, kültürel ırkçılığın, şovenizmin envai çeşidine kucak açan tribünleri, ırkçılık illetinden uzak tutan şey tam olarak nedir? Bu başka bir yazı konusu. Ama son zamanlarda Aurelio'nun yeni nüfus kağıdı üzerinden başlayan tartışmalar bizi hiç de alışık olmadığımız sulara götürmeye başladı, işbu yazı bu kaygının eseridir.

Türk olmayan TC'li
Aurelio gerçekten de bir ilk. Ama hangi açıdan? Bir Brezilyalıyı milli takıma kazandırma hamlesinin fikir babası biz değiliz. Togo milli takımında altı Brezilyalı var, Tunus'ta Dos Santos, Japonya'da Alex oynuyor. Katar eğer FIFA izin verseydi Brezilyalılar karmasıyla çıkacaktı maçlara. Başka bir ülkenin pasaportunu taşıyan ilk milli futbolcumuz da değil. Çünkü 'Almancı'ların neredeyse hepsi bu durumda. Hamit de, Nuri de önce Alman pasaportuna sahipler. Herkesin sandığının aksine milli formayı giyen ilk siyah oyuncu da değil. Altaylı Vahap Özaltay bundan 79 sene önce bu onura erişmiş. Farklı etnik kökenli ilk oyuncu hiç değil. Lefter gibi bir efsane varken bunu tartışmak bile yersiz. Onun ilkliği şu aslında: Aurelio sonradan T.C. vatandaşı olup, Türk kökenli olmayan ilk milli oyuncu. Yani sadece Anayasa'da yazdığı şekliyle kan bağıyla değil vatandaşlık bağıyla kurulmuş bir sosyal sözleşmenin ilk milli çocuğu.
Peki neden birileri bu durumdan rahatsız oluyor? Bunun ırkçılık dışında sebepleri de olabilir mi? Açıkçası pek emin değilim. Tamam Aurelio Türkiye'deki futbol kültürünün bir değeri değil. Milli takımın da yabancı oyuncusu gibi duruyor. Ama bir zamanlar aynı formayı ıslatan Mustafa İzzet'ten daha az buralı da değil. Mehmet Demirkol yazdı geçen hafta. Trabzon'un yerini Mustafa İzzet bilmez, ama Aurelio iyi bilir. Rize'yi de, Diyarbakır'ı da, Manisa'yı da... Hatta Aurelio belki kimi Almanya'daki Türk'ten de daha fazla süredir bu ülkede yaşıyor ve emeğini ortaya koyuyor.

Türk gibi
Ondan İstiklal Marşı'nı okumasını, çok iyi bir Türkçe konuşmasını, deyim yerindeyse "Türk gibi" olmasını bekleyenler şunu da iyi bilmek zorunda. Ne Anayasa'da ne de herhangi bir kanunda Aurelio'yu bu söylenenleri yapmaya zorlayan bir hüküm yok. Kendini idare edecek kadar Türkçe bilmesi yetiyor. Hatta ismini Mehmet diye değiştirmesi bile gerekmiyordu. O hâlâ Marco Aurelio. Birileri bunu istese de istemese de...
Gelelim onun oynadığı takımı tutmam, milli marşı öğrenmeden inanmam, diyenlere. Dikkatli olsunlar. Bu memlekette her türlü ırk ayrımcılığı yasal ve anayasal olarak cezalandırılıyor. Ve eğer TCK'nın fikir özgürlüğü kapanı gibi kullanılan 301. maddesi asıl uygulanması gereken yerlerde kullanılır ve memleketin bir savcısı da buna cüret ederse işiniz hakikaten zorlaşır. Türklüğün hakikaten aşağılandığı zamanlar ona ırkçı anlamlar ithaf edildiği anlardır.

Milli Formayı Giyen İlk Siyah
Türkiye tarihinin ilk siyah milli oyuncusu Vahap Özaltay 1908 İstanbul doğumludur. Altay kulübünün iddiasına göre 14 yaşında babasının tayininin ardından İzmir'e gelir. Futbolu da İzmir'de öğrenir. Fakat Aydın'a göçtüğü, Yunan işgali nedeniyle de Kastamonu'ya geçtiği, futbola orada başladığı da iddia edilir. Altay'ın kuruluş yıllarının en önemli isimlerindendir. Soyadı Kanunu çıktıktan sonra Özaltay soyadını da takım aşkı nedeniyle alır. Sadece bir kez, o da 1927 yılında 3-1 kazanılan Bulgaristan maçında milli formayı giyer. Futbolunun en iyi döneminde bir daha milli takıma çağrılmamış olması manidardır. Türkiye'de ırkçı-Turancı akımların en gözde olduğu dönemler olan bu yıllarda bir siyah oyuncunun milli takımda yer almamış olması, ırkçılık şüphelerini doğuruyor. Ama Vahap'ın kalitesini kimse tartışmıyor. Aynı zamanda bir atlet olan Altay'ın efsane futbolcusu, Atletizm Balkan Şampiyonası'nda da milli takım forması giymiştir. Üstün formu sayesinde 1933 yılında Fransa'nın Racing takımına transfer olur ve Türk futbol tarihinde ihraç edilen ilk profesyonel futbolcu olma unvanını kazanır. Onun yurtdışına transferi ülke içinde de yankı bulur. Dönemin futbol yetkilileri eldeki değerleri bilmemekle suçlanır. Daha sonra yurda döner Vahap. Futbolu bıraktıktan sonra teknik direktörlüğe başlar. 1954'te Dünya Şampiyonu olan takımın
antrenörlüğünü yapar. Türkiye'de WM taktiğini ilk uygulatan teknik adam olarak ünlenir. 'Futbol Nasıl Oynanır?' isimli bir de kitap yazar. Ama Altay sevgisi her şeyin önündedir. 1965'te Altay Kongresi'nde konuşma yaparken kalp krizi geçirerek hayatını kaybeder. Halen İzmir Alsancak'ta ismini taşıyan bir meydan ve o meydanda yer alan bir büstü vardır.

Bu haber için okuyucularımızın yorumları
Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
  • türkiyede politikalar   (Yazan: emre aksoy)
  • yeni adıylaa....  (Yazan: hakan dede)

  • Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 5 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
    puan
    9

     'Radikal2' ekimizdeki diğer haberler
    » Lübnan'a asker göndermemek - HASAN BÜLENT KAHRAMAN
    » Neoliberalizm, savaş ve terör - ZEYNEP GAMBETTİ
    » Devrimci İslam'ın uyanışı - ERTUĞRUL GÜNAY
    » SEÇMELER
    » Ortadoğu ve dış politika vizyonu - E. FUAT KEYMAN
    » Avrupalı Müslümanlar - AYŞEGÜL DİKENLİ WILLIAMS/Londra
    » Ortadoğu'nun kamburu - AYDIN CINGI
    » İnsan onurunun kamusallığı - MUSTAFA KUTLU
    » Hayata doğru küçük bir adım yetecek! - ERTUĞRUL MAVİOĞLU
    » Fındık mevsiminde Kürt olmak - AYŞE HÜR
    » Polis devletinin sıradan işleri - AHMET İNSEL
    » Herkes biraz gözaltında - NAİM DİLMENER
    » Anayurda dönüş şarkıları - HİLMİ TEZGÖR
    » Rufus'un seçimi
    » Tuhaf 1 intikam - ERMAN ATA UNCU
    » Yoksullukla değil, yoksullarla savaş - KORHAN GÜMÜŞ
    » Kalıcı duyma bozukluğu - YILDIRIM TÜRKER
    » Birçok hata! - İSMAİL TUFAN
    » Röflenin sahte zaferi - TUĞBA BENLİ ÖZENÇ

    Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

    ÖZLÜ SÖZ #576
    "Ona güzel ve zengin bir hayat yaşatacaktım. Size ne?"
    Bodrum'da 16 yaşındaki 'bakire' kız kardeşi B.T.'yi 5 milyar lira karşılığında sivil jandarma ekibine pazarlamaya çalışan Sevda Oduncuoğlu, jandarmaya bağırıyor. E, aile işlerine karışmamak lazım tabii.

    Haber Arama
    Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

    Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular | Kampanya Sözleşmesi | XML özetleri

    © Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.