Günün Sözü
Kötümserlik, delilik haline gelmiş bir gururun en tatsız biçimidir. Franc Nohain
Tarihte Bugün
Takvimler 09 şubat tarihini gösterdiği zaman...1921 yılında, Gaziantep, bir anlaşma imzalanarak Fransızlara teslim oldu. 1995 yılında, Zorunlu trafik sigortası için ödenecek yıllık prim yüzde 20 ile yüzde 189 oranında artırıldı.
|
 |
 |
 |
Rejim yapmanıza gerek kalmadı
17/04/2006 (6979 defa okundu)
M. Serdar Kuzuloğlu
Gazetecilik serüvenimin bir bölümünde 'bulmaca dizdim'. Rahmetli Ercan Altazlı'dan gelecek olan faksı beklemek, soruları bilgisayarda yazmak, sonra başka bir bilgisayarda oturup şu okuduğunuz gazete sayfalarını yaratan programda onları yerleştirmek gibi ömür törpüsü, her dakikası bir yıl gibi geçen bir iş. Sabahlara kadar sürerdi... Çengeller yanlış olur, kare bulmacanın siyah karesi yanlış yere gider, dizgide hata olur, anahtar kelime eksik kalır... Bulmacanın ne çok hastası olduğunu o zaman anlamıştım. Bu yüzden dokuz-10 yıldır elime bulmaca almadım. Baktıkça o günlerim aklıma geliyordu çünkü.
Geçtiğimiz hafta sonu bizim gazeteden çıkan bulmaca ekini açtım. Amacım 30 yıllık bir geçmişi olmasına rağmen bizde (nedense) son birkaç yıldır furya haline gelmiş sudoku meselesine giriş yapmaktı. Giriş yapmaktan kastım mantığını kavramak, bir muhabbet esnasında 'evet, hmm, tabii' nidalarıyla aval aval dinleyip geçiştirmemek. Bayağı zevkli bir şeymiş ama saatler sonunda bendeki sonucu kurşunkalem ve silgi israfı oldu. Bulmaca sayfasının başında şöyle yazıyordu: "Gazeteci Ayşe Arman da sudokunun tüm dünyada hızla yayıldığını duyurdu". Bu cümle üstüne bile bir yazı yazabilirim aslında. Nasıl bir referans, nasıl bir algılama? Ayşe Arman DA... Tamam o zaman, haydi sudoku başına!
Kare bulmacaya geçeyim dedim daha ilk soru şu oldu: Önertilerinin biri ya da her ikisi kanıtıyla birlikte öne sürülen tasım. 8 harf... Kaldırdım fırlattım bir kenara. Çözemediğim şeyle neden zaman harcayayım, değil mi? Taktım DVD'yi, 'Family Guy'ın ilk sezonundan başladım izlemeye. Çok daha faydalı ve eğlenceli oldu (familyguy.com).
Zamanenin meşgalesi bu işte. En kolay ne yapabilirim, en dertsiz neyi apartabilirim... Eski yazılarıma bakıyorum. İnternete dair sevinçle paylaştığım her şey tembelliği cilalamak için araç olmuş meğer. Markette alışveriş yapmayalım, bankaya kadar yorulmayalım, arkadaş bulacağız diye sokakta, barda, bağda gezmeyelim, mümkünse kıpırdamayalım... Nereye kadar?
Bilgi bizi şişirecek
Hem hiç hareket etmememiz, hem de tığ gibi vücut, fidan gibi boy, çelik gibi kaslar bekleniyor. Sizce bilgi toplumu bu diretmeye daha ne kadar dayanabilecek? Asansörlü ev ve işyerlerimiz, servis araçları ya da otomobilimizle gittiğimiz iş ve okullarımız, aynı mekân içinde yaptığımız yeme-içme ve alışveriş serüvenlerimiz, büyüyen porsiyonlarımız, sandalyelerin şeklini alan tepsi popolarımız bu 'Ari ırk' projesinin cenderesinde daha ne kadar kalacak?
Bilgi toplumu belki daha yüksek verimli, daha fazla seçenekli, daha çok eğlenen bir kitle olacak ama kesin olan bir şey var: ŞİŞMAN olacak. Bilgisayarlar göbek ve kalçalarımızı şişirecek, kamburlaştıracak, gözlerimizi bozacak, fıtık olmuş, kireçlenmiş bir boyun ve hareketsizlikten binbir türlü eziyet çeken ve bize de sıkça hatırlatan eklemlerle bizi baş başa bırakacak. Ama ölmeyeceğiz. Vitaminlerimiz, organik gıdalarımız bizi daha uzun yaşatacak. Ama sanıyorum en fazla 20 yıl daha bu perhiz derdini çekeceğiz. Ardından ya eski güzel çağlarda olduğu gibi refahın doğal yan etkisi olan yağlarla barışıp şişmanlığı yeniden yücelteceğiz ya da Dharma Initiative bize kalorisiz ama leziz yemekler yaratacak.
Posta kutuma sürekli zayıflamayla ilgili şeyler geliyor. Ortak slogan: 'dertsiz zayıflama'. İşin mantığına aykırı değil mi bu? Size de garip gelmiyor mu? Televizyon reklamlarında hayatını spor salonlarında koşarak, bisiklet pedallayarak, ağırlık kaldırarak, ter dökerek harcamış, karnına yağ kıvrımı değil baklava gibi kasları dizmiş yiğitleri yalan dolan ürünlerle uğraşırken izliyoruz. Karnına bir şey yapıştırıyor, iki üç hopluyor; yağlar gidiyor, kaslar geliyor.
Diyetisyene verdiği para arttıkça daha iyi zayıflayacağını sanan bilgi toplumu... Yüz kere okuduğu bildik diyeti basan gazete/dergiyi 'acaba bir mucize var mı?' diye hatmedenler... Hayır yok, bu da o ezbere bildiğiniz işte! Zayıflığı da aynen şişmanlık gibi satın almak istiyoruz. Ama olmuyor. Kaçış yok. Bilgisayarlar, cep telefonları ve internet bizi daha yuvarlak hatlı ama kabullendiğimiz ölçüde daha mutlu yapacak. Buna şimdiden alışsak iyi olur. Bilgi çağı vergisi de böyle ödenecek işte.
Kendi göbeğime bahaneler mi uyduruyorum yoksa? Sizi bilmem ama ben 42 kiloyu geride bırakmış biri olarak bu satırları yazıyorum. Üstelik yazının öznesi şişmanlık değil bilgi toplumuydu; dikkatinizi çekerim. (Bin tane mektup gelir, bilirim. Sırrımı peşinen vereyim: acıkınca yiyip, doyunca durmayı öğrendim. Dertliyseniz büyük ihtimalle acıkmadan yiyip, doysanız bile devam ediyorsunuzdur. Bir öneri: Zayıflama Diyetleri Çöpe / Ozan Tunçer / İnkılap Kitabevi)
|
10 dakikalik teknoloji konsantresi |
Sanal Alem Facebook neslinin hizmetinde... |
Şu ana kadar değerlendirmeye katılan 13 üyemizin puan ortalamasını yanda görebilirsiniz. Puan verme işleminden yalnızca üyelerimiz faydalanabilir.
|
puan 8 |
'Sanal Alem' ekimizdeki diğer haberler
|
 |
 |
 |
ÖZLÜ SÖZ #473
"Kendi albümlerimle yarışıyorum. Kariyerimde her zaman başarıyı örnek alırım, insanları değil." Başarı kavramının örnek alınacak bir varlık olduğunu zannettiğini zannettiğimiz Hande Yener
Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.
|