15 milyon kişi AB çöpçüsü olur

Avrupa'nın en büyük çiftliği Koç-Ata-Sancak'ın ortaklarından Ethem Sancak: Tarım ve hayvancılık gelişmezse 15 milyon kişi AB'nin çöpçüsü olur.
Haber: RUHİ SANYER / Arşivi

Ethem Sancak, Türkiye'nin en büyük ecza deposu Hedef Ecza Deposu'nun sahibiydi. Hisselerinin yarısını bu alanda Avrupa'nın önde gelen şirketlerinden Alliance Unichem'e sattı. Cebine koyduğu parayla da yeni yatırım peşine düştü. Sonunda karar verdi. Yeni yatırım alanı tarım ve hayvancılık olacaktı. Koç-Ata'nın Urfa'daki çiftliğine ortak oldu. Sektörün çiçeği burnunda yatırımcısı Sancak ile Türkiye'nin bu alandaki geleceğini konuştuk.
Tarım ve hayvancılık Türkiye açısından neden çok önemli?
Gelecek bilimcileri diyorlar ki önümüzdeki 20 yılda kullanılabilir tarım alanları yüzde 40 oranında daralacak. Bu, işin bir yanı. Diğer taraftan da yeryüzündeki nüfusun önümüzdeki 20 yıl içinde katlanacağı gerçeği var. Önümüzdeki 20 yıl içinde dünya nüfusu 10 milyara çıkacak. Hatta bazıları bunun 12 milyar olacağını söylüyor. Bu durumda kanaatimize göre et, süt ve buğday 20-25 yıl içinde stratejik ürünler olacak. Bu nedenle de Türkiye AB'ye katılım sürecinde et ve süt problemini mutlaka halletmeli. Bizim yılda 11 milyon ton süt üretimimiz var. Bunun, Avrupa'nın süt tarifine göre süt olabilecek kısmı 1 milyon tonu geçmiyor. Avrupalı diyor ki içilecek sütün litresinde 60 bin mikroorganizmadan fazlası olamaz. Bizde ise bu rakam 1 milyon. Neden, çünkü çiftlik sütü değil sokak sütü. Hijyen ortamda saklanmıyor, depolanmıyor, taşınmıyor. Biz bunun yerine ikame süt koyamazsak Avrupa diyecek ki sana eksik sütünü benden ithal edeceksin. Farz edelim ki biz çiftlik sütünün miktarını artıramadık. Çiftlik sütün ne kadar, 1 milyon ton. İhtiyacın, 15 milyon ton. O zaman AB'den 14 milyon ton süt ithal edeceksin. Ülkenin önündeki tehlike bu. Eğer Avrupa ile entegrasyon sürecinde ette ve sütte yeterli bir üretim seviyesine çıkamamışsak eksiğimizi mecburen oradan alacağız. Çünkü üye olduktan sonra sonra merkezi tarım politikasını uygulayacaksın. Ondan sonra da keyfi şekilde 'Süt üretimimi artıracağım' diyemezsin. Sana kota verecek o kadar üreteceksin. Veya eksikse üretimin, öbür ülkelerin fazlalığını alacaksın. Şunu yaparsak başka. Getirsek çiftlik sütü üretimini belli seviyeye, fazlalık olsa o zaman Avrupaya diyeceğiz ki fazlalığımı sen alacaksın.
Veya üretimi azaltacağız.
Yok satın alıyor ve döküyor. Parasını veriyor alıyor avantaj orada. Giritli diyor ki zeytin fazlam var. AB de diyor ki onu toplama, parasını al. Dalda kalsın. Piyasanın bozulmasını istemiyor. AB ile birleşme sürecinde etimizi ve sütümüzü geliştiremezsek o zaman facia Türkiye
için. Etini ve sütünü geliştirdiğinde çevresinde köylülükten dönüşen insanı da çalıştıracaksın. Diyelim ki 20 milyon köylün var bunların 15 milyonunu şehirli yapmak zorundasın, ya bunları nerede istihdam edeceksin?
Geliştirdiğin alanlarda. Ama hükümetin tarımı ve hayvancılığı da geliştirmek için Türkiye'de toprakta miras nedeniyle bölünmüş arazileri bir an önce birleştirecek mevzuatı hayata geçirmesi lazım. Bu iş zorla ya da yasa çıkararak olmaz. Teşvik mekanizmasını doğru sonuçlara yol açacak şekilde kullanacaksın. Her köy evine verdiğin bir ineğin altı ay sonra kavurma olması şeklindeki teşvik yerine, tarımsal işletmelerin gelişmesini, toprakların birleşmesini sağlayacak bir teşvik mekanizması oluşturmak şart. Dünyadaki uygulamalari incelesinler. Mesela tarım arazilerinin imara açılması uygulamasının derhal durdurulması lazım. Parsel büyüklüğünün 400 dönüme çıkarılması şart. Hemen yapılabilecek şeyler bunlar. Toprağın vergilendirilmesi sisteminin buna göre dizayn edilmesi lazım. Büyük ölçekten daha az vergi alınması şart. Tabii bu kolay değil. Hükümetler yıllarca köylünün oyunu alabilmek için popülizm yapmış, köylüyü köylü ve küçük kalmaya teşvik etmişler. Şimdi bu değişiklik bir zihniyet devrimiyle olacak. Bu, hükümetler açısından da kolay değil. Ama Türkiye bunu yapamazsa ne olur, Avrupa'ya katılırız ama bu süreçte köylülükten çözülecek 15 milyon insanımız gider orada hela temizler, çöpçü olur. Onun için tarım, hayvancılık konusu çok önemli ve hükümet de bu konuda niyet olarak çok iyi. Acemilikleri var, bürokrası bunu çelmeliyor. Türkiye'nin var olan düzeninden sebeplenenler bu değişimi istemiyor, engelleme yapıyorlar. Popülizm hastalığı var. Ama bütün bunlara rağmen özellikle Başbakan, genelde de hükümet yaklaşım, bakış olarak iyi. O da bizim şansımız tabii. Bu, tarım ve hayvancılık işini çok iyi inceledik, önemini kavradık, hizmet edip çok para kazanacağı dedik ve girdik. Buna ilişkin 20 yıllık da bir planımız var.
Nedir bu 20 yıllık plan? 20 yıl sonra nerede olacaksınız tarım ve hayvancılıkta?
20 yıl sonra sahip olduğumuz Sancak Yatırımlar A.Ş. ortaklarımız Koç ve Ata ile birlikte küçükbaş ve büyükbaş hayvanlardan oluşan 1 milyon hayvanlık bir sürünün sahibi olacak. Bir de tam 100 bin köylüyle ortak olacağız. Sembolize etttiğimiz hedefimiz bu.
Ortak mı olacak bu köylüler?
Bu ilişkinin bin bir çeşit biçimi var. Hayvanlar vereceğiz. Mesela şimdi biz Urfa'da 3 bin aileye sözleşmeli çiftçilik yaptırıyoruz. Bizim
orada toprağımız çok büyük değil.
Ne yapıyor orada 3 bin aile?
Mısır yapıyorlar, arpa yapıyorlar, yonca yapıyorlar. Ürünlerini alma garantisi veriyoruz. Tohum, bilimsel destek veriyoruz. Onlar daha önce de bu işi yapıyorlardı ama çok verimsiz yapıyorlardı. Dönümde 200 kilo mısır alırken, şimdi 800 kilo alıyor. Mısır koçanının boyu eskiden 1.5 metreyken şimdi 4.5 metreyi geçiyor. Yılda 8-9 kere yonca ekiminden mahsul alıyor. Damla sulamayla toprağın verimi 2'ye, 3'e katlanıyor. Bu tür işbirliği yaptığımız 3 bin aile var Urfa'da. Kendimize ait toprağımız 600 dönümü geçmiyor çiftlik olarak. Ama 7-8 bin dönüm arazi işliyoruz. Ancak Acıpayam'da Tarım Bakanlığı'nın açtığı ihaleye girip işletim hakkını aldığımız çiftlikte 22 bin dönüm arazimiz var. Orada tarla tarımı da yapacağız. Urfa'nın çok ilerisinde bir tarım işletmesini kuracağız. O günden bugüne teknoloji de çok gelişti. Acıpayam'ı en son teknoloji ile kuracağımız için çok daha modern olacak.
Türkiye ne kadarlık bir yatırımla bu alandaki sorunlarını çözebilir?
10 ile 12 yıl arasındaki bir süreçte hayvan ırkının ıslahı, meraların geliştirilmesi, toprağın ıslahına, dağıtım sistemlerinin kurulmasına 15 milyar dolarlık yatırımla milli gelire 200 milyar dolarlık bir katkı yapılabilir. Yani kişi başı milli gelir 5 bin dolardan 10 bin dolara çıkar. Bu da zaten Avrupa'ya entegrasyonumuz için gerekli önşartlardan birisi. Türkiye'nin milli geliri 10 bin doların üzerine çıkmazsa ne yaparsak yapalım AB'nin bir parçası olamayız Kopenhag Kriterleri filan hep işin aksesuvarı.
Bu alana niye yatırım yaptınız?
Sahip olduğumuz Hedef Ecza Deposu pazarın yüzde 40'ını ele geçirip belli büyüklüğe gelince şöyle bir tehlikeyle karşılaştık. İç pazarı biraz daha zorladığımızda tekel olmaya gidiyorduk. Ara piyasalarda tekel hem üreticiyi, hem de perakendeciyi korkutan olay. Bu korkuyu yaratma moduna girmiştik. Bir de Türkiye ilaç piyasası hızla geliştiği için uluslararası dağıtım devlerinin ilgisini çekebilirdi. Bu da bizi zorlayabilirdi. Becerilerimizi bize benzer pazarlarda da göstermek istiyorduk. Fakat Mısır'da, Kazakistan'da, Rusya'da Türk şirketi olmanın yetmediğini gördük. Kimse yüzümüze bakmadı. Uluslararası ortak gerektiğini anladık.
Arayışa geçtik. Japonya'yı, Avrupa araştırdık. Sonunda Alliance Unichem'e yüzde 50 hisseyi sattık.
Ailenin eline yüklü miktarda bir para geçti. Bu parayı iki nedenden dolayı paradan para kazanma işinde kullanmak istemedik. Bir, biz muhafazakâr bir aileyiz. Faizciliği sevmiyoruz. İkincisi istihdam yaratmayan bir işin hoş olmadığına inanırım. O zaman bu parayı bir yere yatırmalıyız diye düşündük aile olarak. Üç kriterimiz vardı. Birincisi yatırım yapacağımız alan milli bir soruna çözüm üretmeliydi. İkincisi sosyal bir boyutu olmalıydı. Üç, kârlı olmalıydı. Tersinden de başlayabilirsin. Yani öncelikle kârlı olmalı her iktisadi girişim gibi. Bunun yanında sosyal bir amaca da hizmet etmeli ve bunun yanında da milletin bir sorununu çözmeliydi. İncelemelerimizde tarımın bu üç kritere de çok uyduğunu gördük.
Birincisi Türkiye'nin önüne koyduğu AB'nin bir parçası olma hedefiyle Türkiye'nin şu anki köylü yapısı çelişiyor. Nüfusunun yüzde 40'ı köylü olan bir toplumun, bir kent toplumu olan Avrupa ile entegrasyonu mümkün değil. Dolayısıyla köylülüğü tasfiye etmek ve kentlileştirmek Türkiye'nin bir milli meselesi. Bunun için de tarımı ıslah etmek şart. Tarımı ıslah edersen köylüyü dönüştürürsün kentliye. Bu, bir realite ve Türkiye'nin böyle bir milli meselesi var. Türkiye bunu çözemezse, Avrupalı olma hayalini gerçekleştiremez. Bu açıdan tarıma yatırım Türkiye'ye milli bir fayda sağlıyor. İkincisi biz Güneydoğulu bir aileyiz. Şu anda Güneydoğu'da iktisadi yaşam bitkisel hayat yaşıyor. Orada istihdamı da çözecek bir iktisadi faaliyet gerçekleştirilemezse Güneydoğu hep Türkiye'nin bir problemi olarak kalır, her zaman ülkenin bölünmesi tehlikesini canlı tutar ve tabii o bölgenin insanı da hiçbir zaman hak etmediği bir ortaçağ yaşamı sürmüş olur.
Bunun yanı sıra et, süt ve buğdayın önümüzdeki 20-25 yılda dünyada daha önce belirttiğim nedenlerle stratejik ürünler haline geleceğine inanıyoruz. Bu alanda yatırım yapanlar da çok büyük paralar kazanacak.
'Rahmi bey bizi uyardı'
Sancak ailesi tarım ve hayvancılık alanında yatırım yapmaya karar verdikten sonra arayışa girmiş. "Bu işe girerken de tabii bir yerden başlamak lazımdı" diyen Ethem Sancak, o günleri şöyle anlatıyor:
"Tecrübe satın almak lazım. Bu işi öğrenmenin de bir bedeli vardı. Düşündük Avrupa'nın en büyük çiftçiliği nerede diye? Urfa'da olduğunu gördük. Koç-Ata çiftliğinde 11 bin sığır var, günde 40 ton süt üretiyor ve ayda 1000 hayvan kesiyor. Avrupa'da bu kadar büyük bir çiftlik yok. Baktık orada devasa bir yatırım var ve ortakları da iki güzide kuruluş. Bunlardan biri Koç. Kimsenin Koç'u anlatmasına gerek yok. Türkiye'nin Cumhuriyet dönemindeki servet birikiminin yüzde 10'u onların. Türkiye'nin bir numaralı şirketi. Öte yanda Ata Grubu var ki kendilerini Atatürk Barajı ile tanıyoruz. Bunlar bir şirket kurup çok önemli bir işe girmişler. Biz bu işi bunlardan öğreniriz dedik."
'Bu işte ilk 5 yıl kâr beklenmez'
Gidip Koç Grubu'nun kapısını çalmışlar "Biz bu işi öğrenmek istiyoruz, bizi de aranıza alın" diyerek. İki ortağın kendilerine çiftliğin sahibi olan şirketin üçte birini satmayı kabul ettiklerini söyleyen Sancak şunları kaydediyor:
"Çünkü Koç Grubu'nu tanıyorduk. Bizi Ata Grubu ile de onlar tanıştırdı. İyiki de tanıştırdılar. Ama o gün onlara şunu da söyledik: Biz bir pastanın üçte birini almak için gelmiyoruz. Stratejik olarak bu alana yatırım yapıyoruz ve bu işi sizden öğreneceğiz. Tecrübenizi satın alıyoruz. Rahmi bey bize ilk başta büyük bir açıklıkla bu işin çok kârlı olmadığını söyledi. Bizi uyardı. Ama bunu biliyoruz dedik. Çünkü biz bugün tecrübe satın alıyoruz, gelecekte de bu işi büyükçe yapacağız diye düşünüyorduk. Zaten bu tür yatırımlarda da ilk beş yıl kâr beklenmez. Klasik bir ticaretten, klasik bir sanayi yatırımından da farklıdır tarımsal işletmecilik. Bazen 10 yıl beklersin sonra çok büyük kazanırsın. O gerçeklerle ve bunu bilerek girdik bu işe. Bizim için de çok iyi bir tecrübe oldu"
Tarımı toprağın mirasla bölünmesi vuruyor
Ethem Sancak'a göre Türkiye'de tarımdaki verim düşüklüğünün en önemli nedeni toprağın miras yoıluyla 'el kadar parçalara' bölünmüş olması. "Cumhuriyet bu ülke insanının ürettiği en büyük proje" diyen sancak şunları kaydediyor:
"Doğru bir çözüm Cumhuriyet. Birçok şeyi doğru yaptı. Ama insan eseri her organizasyon gibi bazı zaafları da var. Bunlardan birisi toprakta mirası kabul etmesiydi. Toprakta miras bu ülkenin tarımına en büyük zararı verdi. Toprağı miras yoluyla bölmek kötüydü. Dünyada hiçbir ülke toprağı miras yoluyla bölmüyor. Bir fabrika sahibi öldüğü zaman, fabrikayı çocukları arasında üçe bölüyor musunuz? Bölerseniz fabrika olmaktan çıkar. Toprak da bir fabrikadır. Bunu bölmemek lazım. Osmanlı'da da bölünmüyordu. Toprakların hepsi padişahındı. Çeşitli biçimlerde kullanıcıya veriyorlardı ama bir süre sonra kullanıcı onu işlemeyince elinden alıyordu. Cumhuriyet'te ise maalesef bir yanlışlıkla toprakta mirası getirmiş ortaya da el kadar topraklar çıkmış. Buradan da verim alman mümkün değil. Ama Cumhuriyet her şeye rağmen yine bu konudaki hatasını pratikte telafi etmenin yolunu bulmuş."
Ethem Sancak, devletin bunu Türkiye'deki kullanılabilir 21 milyon hektar işlenebilir arazinin üçte ikisini elinde tutarak gidermeye çalıştığını belirterek şunları söylüyor:
"Devlet çiftlikleri kurulmuş. Tarım ve hayvancılık yapmaya çalışılmış. Fakat Cumhuriyet'in kurduğu her iktisadi işletme gibi özellikle 1950'lerden sonra particilik, kayırmacılık başka şeyler girmiş ve bu işletmeler işlemez hale gelmiş. Şimdi hükümet bu çiftlikleri tarım ve hayvancılık yapılması koşuluyla 20-25 yıllığına kiraya veriyor. Önümüzdeki yıllarda bu çiftliklerin ne kadar büyük üretim rakamlarına ulaştacağını göreceğiz. Dünyanın en büyük çiftliği Ceylanpınar. 1.5 milyon hektar, dünyada daha büyüğü yok. Belçika kadar bir çiftlik.
O çiftlikte iktisadi faaliyet şu anda sıfıra yakın. Doğru dürüst hiçbir şey üretilmiyor. Halbuki o çiftlik ciddi bir şekilde işletilirse tüm Ortadoğu'yu kolaylıkla besleriz.