2001 krizinin mirası borç

Uluslararası piyasalarda 'dramatik çöküş' olarak nitelenen Şubat 2001 kriziyle dibe vuran Türkiye ekonomisi, krizi izleyen dördüncü yıla işsizlik ve cari işlemler açığı dışındaki makro-ekonomik büyüklüklerini düzlüğe çıkararak giriyor.

ANKARA - Uluslararası piyasalarda 'dramatik çöküş' olarak nitelenen Şubat 2001 kriziyle dibe vuran Türkiye ekonomisi, krizi izleyen dördüncü yıla işsizlik ve cari işlemler açığı dışındaki makro-ekonomik büyüklüklerini düzlüğe çıkararak giriyor. Toplam milli gelir, kişi başına gelir gibi rakamlarını kriz sonrası bir kat artıran Türkiye'nin, iyileştirmeyi başaramadığı en belirgin gösterge ise batık banka yükü nedeniyle önemli ölçüde büyüyen borç stoku oldu.


Büyütmek için tıklayınız

Krizde 2 bin 105 dolara inen kişi başına gelir 4 bin doları aşarken, 144 milyar dolara kadar küçülen GSMH 300 milyar dolara yaklaştı. 2001'de yüzde 9.5 küçülen Türkiye ekonomisi, 2001'i izleyen üç yılda yıllık ortalama yüzde 8'lik bir büyüme hızına ulaştı.
TL'nin dramatik çöküşü
2001 yılı krizi uluslararası piyasalarda 'Türk parasının dramatik çöküşü' olarak değerlendirilmişti. Krizde reel olarak yüzde 34.8 değer kaybeden TL, daha sonra yüzde 48.1 oranında reel değer kazandı. TL'de son iki yılda sağlanan istikrarın arkasından YTL'ye geçilmesiyle yabancı bankalar, uluslararası piyasalardan YTL cinsinden borçlanmaya başladı. Hazine'nin iç borçlanma faizinde ise 60 puanı aşan düşüşler kaydedildi.
Krizin izleri henüz silinmeyen göstergesi ise iç ve dış borçlar oldu. Batık banka yükü nedeniyle önemli ölçüde artan iç ve dış borç stoku kırılganlık unsuru olmayı sürdürüyor. Krizin ortaya çıkardığı yüksek iç borç stoku faturasını ise Türkiye, daha uzun yıllar ödemeye devam edecek. Hortumlanan bankaların tüm yükümlülüklerinin TMSF, dolayısıyla Hazine tarafından üstlenilmesi ve kamu bankalarına olan görev zararlarının ödenmesi, 2000 yılında 36.4 katrilyon lira olan iç borç stokunun 2001 yılında yüzde 235.4 oranında artarak 122.2 katrilyona çıkardı. Sıkı maliye politikalarına rağmen hem bankacılık krizinin yükünün devam etmesi, hem de yüksek reel faizler nedeniyle stoktaki büyüme, izleyen yıllarda da devam etti. 2004 sonu itibarıyla 224.5 katrilyon lira olan iç borç stoku, açığı kriz öncesinin 6.5 katı kadar bir büyüklük oluşturuyor.
Dış borçlardaki büyümede kısa vadeli dış borçlardaki büyüme ve IMF'den kullanılan yüklü krediler belirleyici oldu. 2001 yılında 16.4 milyar dolara kadar düşen kısa vadeli borçlar, geçen yıl sonunda 32.1 milyar doları buldu.
Yoksullaşma dönemi
Krizin önemli sonucu 2001 yılındaki hızlı ekonomik küçülme ve onu izleyen yoksullaşma dönemi oldu. 2000 yılını yüzde 6.3'lük bir büyümeyle tamamlayan Türkiye, 2001 yılında yüzde 9.5'lik rekor bir küçülme yaşadı. Büyüme süreci krizden sonra yeniden başladı ve yüzde 7.9 olan 2002 yılındaki büyüme oranı, 2003 yılında yüzde 5.9 olarak gerçekleşti. 2004 yılında ise Türkiye'de yüzde 9.5-10 arasında bir büyüme kaydedildiği tahmin ediliyor. Türkiye, son üç yılda yıllık ortalama yüzde 8'lik bir büyüme hızını yakaladı.
Çalışanda 65 binlik artış
2000 yılında yüzde 6.5 düzeyinde bulunan işsizlik oranı 2001 yılında yüzde 8.4'e, 2002 yılında yüzde 10.3'e, 2004 yılında ise yüzde 10.5'e tırmandı. Ekonomideki büyüme ve üretimdeki artışa rağmen geçen yılın ilk dokuz aylık döneminin ortalamalarına göre ise işsizlik oranı yüzde 10.3'le yüksek düzeyini korudu. 2000 yılında 21 milyon 580 bin olan çalışanların sayısı, geçen yıl ancak 21 milyon 645 bine kadar yükseldi.
Kriz sonrası düzlüğe çıkamayan tek kesim ise ücretli çalışanlar oldu. 2001'de yüzde 11.5 oranında azalan reel işçi ücretleri, 2002 yılında yüzde 9.2 geriledi. 2003 yılında yüzde 1.2'lik bir toparlanma yaşanan reel işçi ücretlerinde, geçen yıl yüzde 4.5'lik bir reel azalma daha kaydedildi. Memur maaşlarında 2001 yılında yüzde 3.8'lik reel azalma, 2002 yılında yüzde 5.7'lik reel artış kaydedildi. 2003 yılında yeniden yüzde 0.9'luk bir reel azalmayla karşı karşıya kalan memur maaşlarında, 2004 yılında ise yüzde 2.5'lik reel artış olduğu hesaplandı.