'2010'da IMF de olmadığına göre iş yine bize düşecek, dikkatli olmalıyız'

'2010'da IMF de olmadığına göre iş yine bize düşecek, dikkatli olmalıyız'
'2010'da IMF de olmadığına göre iş yine bize düşecek, dikkatli olmalıyız'

Yalçındağ, reel sektörün yeniden kredi kullanmaya başlamasıyla Türkiye?nin 2011?den itibaren yine yüksek büyüme sürecine hazır hale gelebileceğini belirtti. FOTOĞRAF: HÜSEYİN ÖZDEMİR

TÜSİAD Başkanı, 'Hâlâ önümüzde aşılması gereken tepeler var. 2010'da Meclis'ten geçmiş bir mali kuralımız yasal olarak henüz hazır olmayacak. İş, IMF de olmadığına göre, bize düşecek' dedi

İSTANBUL - Fortis Bank Türkiye ve Ekonomist dergisinin Anadolu’nun ‘en başarılı’ ve ‘en dinamik’ 250 şirketini belirlemek amacıyla bu yıl altıncısını gerçekleştirdiği, ‘Anadolu 250’ araştırması sonucunda toplam dört kategoride dereceye giren 20 firma ödül aldı. TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, ödül töreninde, krizin yansımalarının gündemin en önemli maddesi olmayı sürdürdüğünü, hâlâ aşılması gereken ‘tepeler’ olmasına rağmen, ‘aşılamaz gibi görülen dağlar’ın geride bırakıldığını söyledi.
Krizi atlatmaktaki en büyük enstrümanın devlet destekleri olduğuna işaret eden Yalçındağ, “Bu hızlı ve atak politikalar sonucunda, bugün dünyanın bir felaketin eşiğinden döndüğünü söyleyebiliyoruz. Ama geldiğimiz noktada, yangın kontrol altına alınmış ve artık sıra hasar tespiti yapmaya ve hasar kaldırma çalışmalarına gelmiştir” dedi. 

Kamu harcamaları
Yalçındağ, kamu bütçelerinde açıkla sonuçlanan destek paketlerinin, ekonominin yeniden büyüme sürecine girmesine katkı sağlarken, gelecekte enflasyon ve iç borçların çevrilmesi risklerini beraberinde getirdiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
“Bu risklerin önlenebilmesi için küresel ekonominin resesyondan çıkmaya başlamasıyla artırılan kamu harcamalarının yeniden olağan seviyelere çekilmesi gerekecek. Yani büyümenin sürdürülebilirliğinin sağlanması için özel sektör talebinin yeniden kamu sektör talebinin yerini alması gerekecek. Öte yandan, uygulanmakta olan politikaların zamanından önce geri çekilmesi durumunda da yeni yeni canlanmaya başlayan ekonomilerin bir kez daha durgunluğa sürüklenmesi riski var. Bugün tüm ülkelerde ekonomi politikasının temel sorunu, krize karşı uygulanan mali ve parasal önlemlerin hangi vadede ve nasıl bir tempo içinde azaltılacağıdır.”
Yalçındağ, Türkiye için de genişlemeci politikalara devam etmenin riskleri kadar, bu politikaları erken terk etmenin de büyüme hızı ve işsizlik üzerinde yaratacağı olumsuz sonuçların endişe verdiğini ifade ederek, bu konuda hem Türkiye’de hem dünyada ikilem yaşandığını söyledi. Yalçındağ, finans sektöründe kredi arzıyla talebi arasında bir eşleştirme sorunu olduğunu düşündüğünü kaydederek, “Çünkü iş dünyası, özellikle KOBİ’ler krediye erişimde sorun yaşadıklarını söylerken, bankacılık sektörü de kredi talebinin düşüklüğünden şikayet etmekte” diye konuştu.  

Türkiye’nin iki avantajı var
Yalçındağ, küresel kriz sonrası dünyasına uyum açısından Türkiye’nin avantajlı olduğu iki konuyu, ‘Türkiye’nin son zamanlarda izlediği aktif dış politika’ ve ‘küresel ekonomik zayıflık nedeniyle düşecek dış talep yerine ikame edilebilecek iç talep’ şeklinde sıraladı. Yalçındağ, şöyle dedi: “Büyüme rakamları böyleyken, Türkiye’nin işsizlik sorununu sabit tutabilmesi için bile en az yüzde 5 büyüme oranlarına ihtiyacı var. İşsizlik oranının, hali hazırda tarım dışında yüzde 16.3 gibi zaten çok ürkütücü bir noktaya ulaştığını düşünürsek, önümüzde ne denli zor bir ekonomik görünüm olduğu daha iyi ortaya çıkacaktır. Bu zorlu ekonomik koşullar, politika tasarımında ve uygulamasında muazzam ihtiyatlı olunmasını gerektiriyor. Bu yüksek işsizlik, hiç şüphesiz tüketim harcamalarını frenleyecektir. Öte yandan, kapasite kullanım oranlarındaki düşüklük de yeni yatırım ihtiyacını kısıtlayacaktır. Bu şartlar altında gelecek için yüksek büyüme hızları öngörmek pek mümkün görünmüyor.”

Mali disiplinin önemi
Yalçındağ, üç yıla yayılan bir sürecin sonunda sağlanacak olsa da orta vadeli programda bütçe disiplininin vurgulanmasının ve mali disiplini sağlamak üzere mali kural uygulaması öngörülmesinin olumlu olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Uzun yıllardır söylediğimiz; ‘IMF ile beraber bir mali kural uygulayalım, zamanı geldiğinde IMF programını artık yapmayız, çünkü biz mali kuralı uygulamayı alışkanlık haline getirmiş oluruz’ dediğimiz konu, ilk kez bu defa orta vadeli programda yerini bulmuştur. Bence bu Türkiye açısından sevindirici bir durumdur. Getirilmek istenen mali kural, bütçe disiplininin orta vadede sağlanmasını hedefliyor. Yasal altyapısının henüz tamamlanmamış ve 2011 mali bütçe yılından önce uygulamaya geçilemeyecek olması, mali kuralın getireceği disiplin için de 2011 yılına kadar beklenmesi gerektiğini işaret ediyor. Bu koşullar altında özellikle 2010 yılında bütçe ve maliye politikası uygulamasındaki kararlılık ve disiplin önem kazanıyor.
Çünkü 2010 yılında Meclis’ten geçmiş bir mali kuralımız yasal olarak henüz masamızın üstünde hazır olmayacak. İş gene, IMF de olmadığına göre bize düşecek. Onun için çok daha dikkatli ve zaman zaman katı davranmak zorunda kalacağız.” Yalçındağ, finansal piyasalardaki sıkıntıların giderilmesi ve reel sektörün yeniden kredi kullanmaya başlamasıyla Türkiye ekonomisinin 2011 yılından itibaren yeniden yüksek büyüme sürecine hazır hale gelebileceğini belirtti. 

‘Düşük faiz tek başına yetmez’
Arzuhan Doğan Yalçındağ, Merkez Bankası’nın yaptığı faiz indirimlerine de değinerek, “Bizler için, iş dünyası için düşük faiz oranlarından daha cazip bir şey yoktur. Buna karşılık, size sorsam; ’Acaba bu düşük faiz oranlarından yararlanarak hanginiz, hangi yatırımı öngörüyor?’ diye. Faiz oranlarındaki düşüş, tek başına yatırım yapabilmemiz için yeterli olmuyor. Düşük faizlerin bir de uygun yatırım ortamı ve daha da önemlisi belki, kredi arzıyla destekleniyor olması gerekiyor” dedi. ABD ve Avrupa’da bankaların kredi verme koşullarında gevşeme başladığını gözlemlediklerini ifade eden Yalçındağ, Türkiye’de ise yılın ilk yarısına göre gevşeme olsa da kredi verme koşullarının hâlâ sıkılığını koruduğunu ve KOBİ’lerin büyük firmalara oranla daha ağır koşullarla karşı karşıya geldiğini belirtti.

Anadolu’nun devleri
Fortis Bank Türkiye İcra Kurulu Başkanı Yvan De Cock ise dünya ekonomisinde ihtiyatlı bir iyimserlik dönemine girildiğinin söylenebileceğini dile getirerek, Türkiye’nin bu süreçte, krizin etkilerinden hızlı biçimde kurtulacak ve büyümesini sürdürecek ülkeler arasında görüldüğünü söyledi. Bu durumun, Türkiye ekonomisinin krize direncinin ve potansiyelinin göstergesi olduğunu belirten De Cock, Anadolu şirketlerinin başarılı performansının, ekonominin sahip olduğu gücün temel direği ve büyümeyi tetikleyen faktörler arasında bulunduğunu vurguladı. Firmalar araştırmaya, ciro, net satışlar, vergi öncesi kâr, ihracat tutarı ve öz sermayeye dair beş soruya verdikleri yanıtlarla katıldı. Ödül alan firmalar şöyle:
* Anadolu’nun en büyük 5 şirketi: Kocaeli’den Kroman Çelik Sanayi, Hatay’dan Nursan Çelik Sanayi, Denizli’den Er-Bakır Elektrolitik Bakır, Karabük’ten Kardemir Karabük Demir Çelik ve Kocaeli’den Yıldız Entegre Ağaç.
* Anadolu’nun karını en çok artıran 5 şirketi: Konya’dan Selva Gıda Sanayi, Adana’dan Güney Çelik, Bursa’dan Sunteks Dokuma, Gaziantep’ten Sanko Pazarlama ve Denizli’den Kardemir Haddecilik.
* Anadolu’nun ihracatını en çok artıran 5 şirketi: Gaziantep’ten Çimko Çimento, Kayseri’den Form Sünger ve Yatak, Sakarya’dan Şenpiliç Gıda Sanayi, Antalya’dan Yörükoğlu Süt ve Bursa’dan Gemlik Gübre Sanayi
* Anadolu’nun istihdamını en çok artıran 5 şirketi: Karaman’dan Şimşek Bisküvi, Ordu’dan Doğuş Çay, Balıkesir’den Turyağ Gıda Sanayi, Manisa’dan Özlem Tarım Ürünleri ve Mersin’den Arbel Bakliyat.
(Radikal)