AB çalışması 2001'de başladı

UND (Uluslararası Nakliyeciler Derneği) Türkiye'nin en etkin sivil toplum örgütlerinden biri. Son dönemde Karayolu Taşımacılık Yasası, gümrük kapılarının yenilenmesi gibi olaylarla ekonomi gündeminde ön sıralarda yer aldı.
Haber: RUHİ SANYER / Arşivi

UND (Uluslararası Nakliyeciler Derneği) Türkiye'nin en etkin sivil toplum örgütlerinden biri. Son dönemde Karayolu Taşımacılık Yasası, gümrük kapılarının yenilenmesi gibi olaylarla ekonomi gündeminde ön sıralarda yer aldı. UND ayrıca geçen yıl Kal-Der'in (Kalite Derneği) büyük ödülünü alarak bir ilke daha imza attı. UND Başkanı Çetin Nuhoğlu ile son gelişmeleri konuştuk.
UND 3 Ekim'de başlayacak AB müzakere sürecine nasıl hazırlanıyor? Ne yapıyor bu konuda?
Hazırlığa daha 2001 yılında ne yapabiliriz diye başladık. Çünkü AB kriterlerinin bizi çok ciddi bir sistemle karşı karşıya getireceğini ve bu hazırlıkları muhakkak baştan sona planlamamız gerektireceğini düşünüyorduk.
Bu süreçte neyle karşı karşıya kalacağınızı düşünüyorsunuz?
Sektörümüzün bir şansı vardı. O da uluslararası ve yurtiçi karayolu taşımacılığının 2001 yılına kadar bir yasası bulunmamasıydı. Sadece 20-30 yıl önce çıkmış bir yönetmelikle idare ediliyordu. Halbuki ulaştırma politikalari baştan sona kadar devlet tarafından planlanır, ülkenin çok önemli bir itici gücü olarak öngörülür. Hollanda 100 yıl önce buna başladı. Almanya 80 yıl önce hem bu kuralları oluşturdu. Bunların geleceğini planladı.
Ama Türkiye'de 2001 yılında gördük ki ortada hiç bir şey yok. Bir yönetmelik var. 30 yıl önce Bakanlar Kurulu kararıyla çıkmış. Kanun değil, Meclis'ten geçmemiş. Değiştiremiyorsun çünkü koalisyon dönemlerinde yönetmelikle ilgili bir değişiklik gündeme geldiğinde koalisyonun diğer tarafları karşı çıkıyor. En ufak değişikliğin Bakanlar Kurulu'ndan geçmesi gerektiği için zorlanıyorsunuz. Ülkenin gerçekleriyle örtüşmeyen bir düzenleme mevcut. Ama o zaman da 57. hükümetin bu konuda bir çalışma yaptığını biliyorduk. Çalışma Meclis'te komisyonlara kadar gelmişti. Biz bundan bağımsız olarak dedik ki madem yeni bir kanunumuz var, madem bu kanunla ilgili AB süreci başlayacak o zaman bunu birebir burada kurumlaştıralım. Bu çalışmaları yapalım. İşte 2001 yılında öncelikle Batı'daki uygulamaları ele aldık. Çok ciddi bir bir çalışma yaptık. Hollanda, Bulgaristan, Romanya Belçika, Almanya'daki bizim gibi derneklerle ve bütün ülkelerdeki karayolu taşımacılarının uluslararası üst kurulu olan IRU ile (International Road Transport Union) yakın çalışma içinde olduk. Sonra bu görüşleri topladık altyapı oluşturduk. Ancak Türkiye'de her işte olduğu gibi bunda da en büyük zorluk zaman
içinde bakanların ve genel müdürlerin değişmesiydi. Bir de böyle bir durum var. Hazırlık yapıyorsunuz. Bu hazırlığı tam anlatacaksınız konuşacaksınız. Genel müdür gidiyor, bakan değişiyor. 2002 seçiminden sonra ise bunu çok ciddi şekilde takvime bağladık. Üst düzey yöneticileri Brüksel'e götürdük.
Üst düzey yöneticiler derken?
Kara Ulaştırması Genel Müdürlüğü'nü ve bir ekibi sonra Hollanda'ya götürdük. Hollanda'daki bu organizasyon içinde neler yaptıklarını, nasıl bir yöntem geliştireceklerini konuştuk. Hatta direkt bizimle müzakere edecek kişiyle bir araya geldik. Eğer Türkiye AB'ye katılacaksa böyle yapmak daha doğrudur dedik. Tarama süreci için ihtiyaç duyduğumuz çalışmanın ne olduğunu bulduk. Hollanda'dan bir ekibe tarama sürecini başlattık. Geldi adamlar yaptılar çalışmayı. AB'den fon bulduk, ücretlerini de bu fonla karşıladık. 3 Ekim'den sonra sektörde neler olacak hepsini biliyoruz. Şunu değiştireceksiniz, bunu düzenleyeceksiniz dediler. Hepsinin dosyası elimizde. Çerçeve yasamızı konuşurken yasayla ilgili tarama ve boşluk analizi yapıldı. Yasa 2002'nin ağustos ayında çıktı. Hükümetin ve bu yeni bürokrasinin işte beraber yapalım bir şeyler yapalım inancı vardı. Mesela biz komisyona girdik meslek örgütleri olarak. 30 milletvekili, komisyon başkanımız var. Maddeler okunuyor. Bakan soruyor: UND'nin bu konudaki görüşür nedir. Bu belki tarihte hiç olmamış. Hatta AB'deki ekibi de getirdik oraya. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği'nden rica ettik. Politikaları hep birlikte oluşturduk.
Ulaştırmayı gerçekten masaya yatırdık. Aynen bu yasa çıktı. İlerleme raporlarında gümrükler en öndedir. Çok yol alınmıştır orada.
İkinci de kara ulaştırması özellikle uluslararası nakliye boyutu çıkacaktır işin.
O zaman sıkıntınız yok.
Yasa çerçeve olarak tamam ama iş yönetmeliğe gelince zorlanmaya başlıyoruz. Çünkü değişimi kabul etmek istemeyenlerin karşı duruşu, direnişi var. İkincisi de hükümetin özellikle bu konudaki bürokrasinin ben yaptım oldu, bu Avrupa'da böyle burada da böyle olacak gibi bazı düşünceleri var.
Yani burada da böyle derken, Avrupa'dan farklı olabileceği mi söyleniyor?
Hayır ama bu geçiş süreci analiz edilmiyor. Avrupa da bugün yasaya, yönetmeliğe herkes uyuyor. Ama herhalde onlar da bir gece yatıp, ertesi sabah kalkıp bu yasaya uymadılar. Artı çok önemli bir şey daha var. Hiç yasasızlıktan bir çerçeveye girerken bu konuda birden böyle zorlamayla 'Ben bunun kararını aldım, artık bu böyledir, tartışmam' dediğiniz an o değişimi istemeyen ve sistemden beslenen kişilerin ekmeğine yağ sürüyorsunuz.
Yasamız var ama yönetmeliklerimiz eksik, onun için sıkıntıdayız?..
Yönetmeliklermiz eksik, süreçleri iyi tanımlanmamış, reel hayata uygun değil .
Yani yine uygulamada sıkıntı var.
Evet ve sıkıntı yaşanacak da. İyi planlayamazsanız bu sıkıntıları başka sektörlerde yaşayacak. Sektörümüzde bu işin günah keçisi Ulaştırma Yasası olacaktır. Şimdi halkın yüzde 70'ler civarında olan AB taraftarlığı müzakereler ilerledikçe belki yüzde 40'lara kadar düşecek. Alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda kalanlar direnişe başlayacak. Her sektörde bu olacak. Sektörümüzde başladı infial.
Bugün bir anket yapılsa Avrupa Birliği ile ilgili sonuç ne olur?
Sektörümüzde karşı olanların sayısının arttığını görürüz. Eskiden AB üyeliğini destekleyenlerin oranı yüzde 70 ise, bugün 10 puan düşmüştür. Yönetmeliğin bazı maddeleri 25 martta yürürlüğe girdi, bazılarının yürürlük tarihi ertelendi. Ama buna rağmen infial başladı. Beni arıyorlar sen yanlış yapıyorsun diye. Bunu örnek olarak verdim. Yarın balıkçılıkta da, çevrede de, tarımda da bunu yaşayacağız. Vermeye çalıştığım mesaj şu: Meslek örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin, derneklerin bu aşamada sıkı durmaları lazım. Şimdi çıkıp diyorum ki kanun hayata geçtikten üç yıl sonra hepinizin durumu bugünkünden çok daha iyi olmayacaksa bu ülkede, bu sektörde olmayacağım. Size bu kadar net taahhüt veriyorum.
'Küçükler çok güçlenecek'
Nuhoğlu, AB'ye uyum sürecinde yapılan yasal değişiklerin son dönemde üye olan ülkelerde sanılanın aksine küçüklerin çok güçlenmesine olanak sağladığını anlatıyor.Yeni standartların küçüklerin etkinliklerini inanılmaz ölçü artırdığını ifade eden Nuhoğlu, şöyle konuşuyor:
"Küçükler bu süreçte çok başarılı oldu. Çünkü artık bizim sektörde özellikle kamyon konusunda böyle çok sayıda kamyonların yönetilebileceği organizasyonlar başarılı olmuyor artık. Niye? Daha bireysel, daha işini seven insanlar çalışınca ortaya fark çıkıyor. İnsanca yaşamak için için kişisel performansı yüksek insanlar devreye girince sektörde yetkinlik ve onun yansıması olarak da verimlilik ortaya çıkıyor. Örneğin Romanya Avrupa Birliği'ne 2007 yılında girecek. Bu ülkede son üç yıldır standartlar ve kurallar belli olduğu için inanılmaz değişiklikler oluyor, çok büyük yatırımlar yapılıyor."
UND Başkanı Çetin Nuhoğlu Romanya'da kamyon, TIR almak isteyenlere finans kuruluşlarından 60 ay vadeli kredi sağlandığını ifade ediyor. Türkiye'de ise finans kuruluşlarının sektöre baktıkları zaman bir tarif göremediklerini belirten Nuhoğlu, şunları kaydediyor:
"Bankaları, finans kuruluşlarını garantiye alacak bir şey yok ortada. Mevzuat yok, sektörün standardı yok. Bütün bunların zararını bu sektör çekiyor. Doğal olarak da benim kamyoncu arkadaşım, benim nakliyeci arkadaşım çekiyor. Nakliyeci arkadaşımın adına birileri bağırıyor, kanuna ve yönetmeliğe karşı çıkıyor. Diyor ki ben kamyoncuyum. Halbuki hiç kamyonculuk yapmamış. Bu sefer de kamyoncuların üzerinden beslenmiştir."
Sanayide de standart yok
Nuhoğlu Türkiye'de karayolu taşımacılığının tek sorumlusu, tek patronu olmadığını belirtirken sanayinin de aynı durumda olduğunun altını çiziyor. Bu durumu "Deveye sormuşlar boynun neden eğri? Nerem doğru ki demiş" sözleriyle dile getiren Çetin Nuhoğlu şunları anlatıyor:
"Türkiye'de 700-750 bin kamyonun olmasına müsade eden mevzuat Sanayi Bakanlığı'nın 1996 yılında çıkardığı. Bu yönetmelikte çok ciddi problemler var. Araç tipi onaylarında çok ciddi problemler var Sanayi Bakanlığı'yla bizim Türkiye'deki otomotiv ana sanayinin özellikle ticari araç,
özellikle kamyonların standardıyla Batılılar arasında inanılmaz
farklılıklar var. Bu yüzden bugün iç pazar için üretilen hiçbir aracı ihraç edemiyoruz. İhracat için ciddi tadilatlar yapılıyor. Yani biz bu konuda rekabetçi filan değiliz. Bırakın ihracatı bir yana, AB standartlarına sahip olmayan araçlarla senelerce yurtiçi taşımacılığını yönlendirdik.
Türkiye'de asfaltın ömrü 2.7 yılda bitiyor
Nuhoğlu, sanayinin de tek sorumlusu olmaması nedeniyle şirketlerin sorumsuz üretim yaptığını ifade ediyor. Bazı şirketlerin ürettikleri kamyonlara dingil ve lastik ekleyerek istiab hadddini çok önemli oranda artırdıkları kamyonları piyasaya sürdüklerini belirten Nuhoğlu, şunları söylüyor:
"Avrupa'da bir otobanın ömrü 22 yıldır. Türkiye'de bu 2.7 yıla düşüyor. Eğer istiab haddini yüzde 30 daha artırırsanız, yani 10 ton taşıyacak kamyona 13 ton taşıyacak şekilde dingil eklerseniz ve bu araç trafiğe çıkarsa yola 140 bin otomobilin verdiği zarara eşit zarar verir. Türkiye'de olan da budur."
Herkese yardım ediyorlar
Nuhoğlu, Türkiye'de hemen hemen her sektörün AB'yu uyum için yapması gereken çok iş olduğunun altını çiziyor. Tüm sektörlere kendi yöntemlerini öneren Nuhoğlu'na göre yapılacak iş kolay. "1995 Maastrich Kriterleri aday ülkelerin kılavuzu" diyen Nuhoğlu şunları söylüyor:
"AB diyor ki bakanlıklara 'Tamam arkadaş, seninle bu müzakereye başlayacağız ama yerli kapasitende, bürokrasinde problemler var. İstersen gelelim ve onları tespit edelim, neleri değiştirmen gerektiğini söyleyelim. Sana ilerleme raporu hazırlayalım. Üstelik bunun maliyetini AB olarak biz bir fonumuzdan karşılayalım.'
Biz 2001'de bu fondan yararlanabilmek için bir proje yaptık. Halbuki bakanlığın yapması gerekirdi bunu. 4.5 milyon dolarlık bir proje yaptık, getirdik bakanlara dedik ki imzalayın şunu artkadaşım bak size bir para gelecek, bunun AB'de takipçisi olacağız. Ne yapacağız? Adamlar buraya gelecek sizi maddi destekle eğitime alacaklar. Elektronik altyapılarını kullandıracaklar, teknolojinizi geliştirecekler. Bu para size harcanacak. Çok güzel imzaladık törenle gönderdik. İnanılmaz bir şey oldu AB'den bütçede onaylandı, buraya geldi. İlk görüşmeler başlayacak, bir bürokratımız çıktı biz buna hazır değiliz, bunu bir dahaki sene yapalım dedi. İptal ettik. Sonra tekrar yeni hükümetle beraber bir çalışma yaptık. Şu anda 5.5 milyon avroluk bir destek geliyor ama 2-3 yıl kaybettik. Yani bunların bile farkında değiliz. Beni rahatsız eden nokta o.
Ama bunun farkında olması gereken öncelikle sivil toplum örgütleri ve bu konularda da çok aktif olmak zorundalar."
Mesleki eğitimi öne aldık
Nuhoğlu, Karayolu Taşımacılık Yasası'nda AB'ye uyum için çok önemli değişiklikler yapıldığını belirterek "Artık her önüne gelen Türkiye'de elini kolunu sallaya sallaya bu işi yapamayacak" diyor. Taşımacılığa girişin "kıdem tazminatıyla kamyon alarak" yapılamayacağını belirten Çetin Nuhoğlu şunları kaydediyor:
"Paran olacak. Şart. Mali yeterliliğin olacak, mesleki yeterliliğin olacak. Ehliyetinin, biraz da paranın olması yetmez. Şu kursları geçmen şart: Yanıcı madde nasıl taşınır, araç nasıl yüklenir bilmen lazım. Bizim uluslararası nakliye şoförlerinin inanılmaz deneyimleri, bilgileri vardır. Bakın Türkiye'deki kaza oranlarına. Bizim şoförlerin kaza oranları diğerlerininkinin üçte bir seviyesindedir. Bu anlamda mesleki eğitimi ön plana aldık. Mesleki eğitim için 2001 yılında daha Karayolu Taşımacılık Yasası çıkmadan Avrupa'daki meslek örgütleriyle bir anlaşma yaparak burada meslek okulunu açtık. Orta sınıf yöneticilere, şoföre ve üniversite mezunlarına 400 saatlik sertifika programımız var. 400 saatlik sertifika programını bitirenler bu konuda Avrupa'nın her yerinde çalışma hakkı elde ediyorlar. Paranız var, işi de biliyorsunuz ama saygınlığınız yoksa bu mesleğe giremiyorsunuz. Adam yüz kızartıcı suçtan mahkûm olmuş, küçük bir para cezası varsa bile bu sektörde olamıyor."