AB yolunda çok işimiz var

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu'nun (TİSK) 'Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde AB ülkeleri ve diğer aday ülkeler karşısında Türkiye'nin durumu' adlı raporu, konfederasyon genel merkezinde düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı.

ANKARA - Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu'nun (TİSK) 'Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde AB ülkeleri ve diğer aday ülkeler karşısında Türkiye'nin durumu' adlı raporu, konfederasyon genel merkezinde düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı. TİSK Başkanı Kudatgobilik, raporun tanıtımının öncesinde yaptığı açıklamada, Bulgaristan ve Romanya'nın 1 Ocak 2007'den itibaren AB'ye üye olacaklarını hatırlattı. Bundan Türkiye adına üzüntü duyduğunu ifade eden Kudatgobilik, "Biz, Avrupa'nın altıncı büyük ekonomisiyiz ama kimse bizi bu şekilde görmüyor" diye konuştu.
AB sürecinde AKP yalnız
Kudatgobilik, AB sürecinde, sivil toplum örgütlerinin de görev almasını istedi. Kudatgobilik, Avrupalıların Türkiye'deki reform sürecinin zayıfladığını söylediklerine dikkati çekerek, "Çünkü işin içinde sivil toplum yok. AB karşısında yalnız AKP'nin Ali Babacan'ını ve onun 20 memurunu görüyor" dedi.
Avrupalıların, Türkiye'de reform sürecinin yavaşladığını söylediklerini kaydeden Kudatgobilik, şunları kaydetti: "Kanunlar çıkmasına rağmen, Avrupa niçin bunu söylüyor? Çünkü işin içinde sivil toplum yok. Avrupa karşısında yalnız AKP'nin Ali Babacan'ını ve onun 20 memurunu görüyor. Sivil toplum kuruluşları yok. Bu ne demek? Toplum yok Avrupa'nın karşısında. Yalnız siyasi bir takım var? Avrupa entegrasyonunda muhalefet yok. Nerede muhalefet? CHP gibi ilerici, liberal ekonomiye inanmış bir partinin Avrupa entegrasyonunda aktif olmasını beklemez miyiz? Ama muhalefet bahaneler bulmakla meşgul."
Kudatgobilik, 'muhalefetin AB entegrasyonuna ilişkin tavrının, sanayicileri hayal kırıklığına uğrattığını' söyledi. 'AB'nin, entegrasyon sürecinde Türk kadınını görmek istediğini' söyleyen Kudatgobilik, müzakere heyetinde kadın bulunmadığını ifade etti.
Türkiye nelerde ilerledi?
TİSK'in raporunda, Türkiye'nin AB karşısındaki pozisyonunun 2000 yılına göre ilerleme sağladığı göstergeler şöyle: Büyüme hızı, enflasyon, sanayi üretim artışı, kamu gelir-gider dengesi, Ar-Ge harcamaları, patent sayısı, sağlık harcamalarının artışı, dış ticaret hacmi artışı, mal ihracatı değeri, turizm gelirleri, orman alanları ve kişi başına otomobil.
Sabit kalan göstergeler
Aynı dönemde, Türkiye'nin, GSYH (gayrisafi yurtiçi hasıla) büyüklüğü, toplam nüfus, nüfus artış hızı, dış ticaret dengesi, çocuk ölüm oranı, 65+ yaş grubunun nüfus içindeki payı, doğuştaki hayat beklentisi, tarımsal istihdamın payı, işsizlik oranı gibi bazı göstergelerde ise AB karşısındaki konumunun aynı kaldığı belirlendi. Türkiye, çalışma hayatının katılığı, bilgisayar sahipliği, mal ithalatı değeri, doğrudan yabancı yatırım girişi, kişi başına enerji kullanımı, nükleer enerji ve karbondioksit emisyonu gibi göstergelerde de 2000 yılı ile aynı pozisyonu sahip bulunuyor.
Hangi alanlarda geriledi?
Rapora göre Türkiye, AB karşısındaki pozisyonunda, kişi başına GSYH, rekabet gücü, sanayinin katma değeri, cari işlemler dengesi, tasarruf oranı, kişi başına özel tüketim harcaması artışı gibi göstergelerde ise gerileme yaşadı. Bunun yanında, birim işgücü maliyeti artışı, istihdam üzerindeki vergi yükü, toplam istihdam oranı, araştırmacı sayısı, ekonomik özgürlükler, doktor sayısı ve trafikte ölüm oranı gibi göstergelerde de Türkiye'nin pozisyonunda gerileme görüldü.
Güçlü yönleri neler?
Raporda, Türkiye'nin AB karşısındaki güçlü olduğu alanlar, GSYH büyüklüğü, kısa dönem GSYH büyüme hızı ve kişi başına GSYH artışı, sınai üretim artışı, fiyat düzeyi, 65+ yaş grubunun nüfus içindeki payı, uzun vadeli işsizlik oranı, turizm gelirleri, bilgi ve işlem teknolojisi harcamalarının GSYH'ye oranı ve borsada işlem hacmi olarak sıralandı.
AB'nin altıncı ekonomisi
Rapora göre Türkiye, 2005 yılındaki satın alma gücü paritesine göre 569.2 milyar dolarlık GSYH ile Avrupa'nın en büyük altıncı ekonomisi konumunda bulunuyor. Bir başka deyişle, Türkiye ekonomisi tek başına sıralamanın en altında bulunan, yeni üye olacak Hırvatistan ve Bulgaristan'ın da aralarında yer aldığı 10 ülke ekonomisinin toplamında yaratılan katma değerden daha fazlasını yaratıyor. Bunun yanında Türkiye, 2002-2005 döneminde yıllık ortalama yüzde 7.1 büyüyerek AB ülkeleri arasında ilk sırada yer aldı. Türkiye, Polonya'nın ardından OECD'nin ikinci en ucuz ülkesi konumunda da yer alıyor.
Çözüm için ne yapılmalı?
TİSK Genel Sekreteri Pirler, Türkiye'nin bu verilerden yılmaması gerektiğine vurgu yaparak, AB ülkeleriyle ortak büyük projelere girilmesini ve siyasi popülizme sapılmaması gerektiğini söyledi. AB müzakere sürecinde uygulanacak temel strateji ve ülke pozisyonlarının sosyal diyalog ve uzlaşmayla belirlenmesi çağrısında da bulunan genel sekreter Pirler, başta işveren ve işçi olmak üzere toplum kesimleriyle birlikte çalışılmasını önerdi.
Türkiye'de nüfus artışının yüksekliği de AB için sorun
Raporda, Türkiye'nin AB karşısında zayıf olduğu alanlar ise uluslararası rekabet gücü, enflasyon oranı, kamu gelir gider dengesi, dış ticaret ve cari işlemler dengesi, tasarruf hacmi, özel tüketim harcaması artışı, işsizlik oranı, genç işsizliği oranı, ücret-verimlilik dengesi olarak sıralanıyor. Zayıf olunan alanlar arasında da işverenin istihdamla ilgili mali yükümlülük oranı, işe alma zorluğu, istihdamın katılığı, fen bilimleri mezunu oranı, yaşam boyu öğrenme, Ar-Ge harcamaları, patent sayısı, sağlık harcamaları, özelleştirme gelirleri ve yabancı yatırımlar da sayılıyor. İşletmeye yönelik toplam vergide OECD ortalaması yüzde 45.4 iken Türkiye'de yüzde 51.1 olarak hesaplanıyor. Dünya eğitimi yaşam boyu öğrenme konsepti içinde ele alırken, Türkiye'de yaşam boyu öğrenme oranı yüzde 2 ile oldukça düşük bir seviyede bulunuyor. Türkiye, bilgi ve iletişim teknolojisi ürünleri ihracatı açısından ise AB ülkeleri arasında sondan beşinci sırada yer alıyor.
Türkiye'nin AB karşısında en zayıf olduğu alanlar arasında ise kişi başına gelir, yurtiçi yatırım düzeyi, faiz oranları, nüfus artış hız, doğuşta hayat beklentisi, toplam istihdam oranı sayılıyor. Brüt ücretten kesinti oranı, çalışma mevzutanının katılığı, işe başlama maliyeti, kayıt dışı ekonomi, üniversite öğrenim oranı, bilgisayar sahipliği ve internet kullanımıyla yenilikçilik, elektrik fiyatı, benzin fiyatı, nükleer enerji ve kişi başına otomobil de en zayıf alanlardan bazıları olarak öne çıkıyor. Örneğin, Türkiye'nin kişi başına yatırım açısından en iyi durumda olan Lüksemburg'a oranla 23 kata varan açığı bulunuyor. Bebek ölüm oranı Avrupa'ya göre halen yaklaşık altı kat fazla. Türkiye, brüt ücretten devlete yapılan vergi ve sosyal güvenlik kesintilerinin en yüksek olduğu ülke konumunda bulunuyor.
Bilgisayar sahipliği, araştırmacı sayısı gibi alanlarda AB'nin en dibinde yer alan Türkiye, trafik kazalarında en fazla ölümle ise ilk sırada yer alıyor.