Alternatif yoksa gidişat kâbustur

Alternatif yoksa gidişat kâbustur
Alternatif yoksa gidişat kâbustur
Osman Ulagay, Erdoğan'ın otoriterleşen üslubundan kaygı duyduğu için 'Türkiye kime kalacak?' kitabını yazdı. Üç ayda 10'uncu baskıya ulaştı.
Haber: JALE ÖZGENTÜRK / Arşivi

Uzun yıllar Milliyet gazetesinde ekonomi yazarlığı yapan ve gazetesinden geçen yıl ayrılan Osman Ulagay, bazı dönemlerde sessizliğe bürünür, ardından bir kitapla çıkar. Ekonomideki gelişmeleri her zaman sağduyulu ve objektif değerlendiren bir yazardır. Ulagay bugünlerde yeni bir kitapla yine gündemde. Ancak bu kez farklı bir yaklaşımı var. Türkiye ’nin gidişatından kaygılı, Cumhuriyet’in tehlikede olduğuna inanıyor. Muhalefetin yetersizliğinden endişeli. Laiklere kızgın... “Benim benimsemediğim bir iktidarın her şeye hâkim olması ve kendi normlarını herkese empoze etmeye kalkışması. Bu noktaya gelindiğinde benim gibi düşünenler için bu ülkede yaşamanın bir anlamı kalacak mı, kalmayacak mı?” diyen Ulagay ile kısa sürede 10 baskı yapan ‘Türkiye Kime Kalacak?’ kitabını ve kaygılarını konuştuk: 

‘Türkiye Kime Kalacak?’ adlı kitabınız nisan başında yayınlandı ama kitabın hikâyesi 2010’da başlıyor... 
İlk sorunuzda “hikâye” diyerek kitabın ana tezlerinden birini gündeme getirdiniz. Kitapta, herhangi bir alanda başarıya ulaşmak için iyi bir hikâyeye sahip olmanın çok önemli olduğunu vurguluyorum. AKP ’nin ve Başbakan’ın günceli yakalayan iyi bir hikâyeleri olduğu için Türkiye’de iktidarın rakipsiz sahibi haline geldiğini, karşısındaki güçlerin ise böyle bir hikâyeye sahip olmadıkları için etkisiz kaldığını iddia ediyorum. 

Kitabın hikâyesi nasıl başladı? 
Başbakan 2010 Şubat sonlarında AKP il başkanlarına hitaben hoşuna gitmeyen şeyler yazan köşe yazarlarını gazete patronlarına şikâyet etmiş ve yola getiremedikleri yazarlara “Kusura bakma kardeşim, bizim dükkânda sana yer yok” demelerini tavsiye etmişti. Patronlar ise suskun kaldı. Ben de Başbakan’ın belirlediği çerçeve içinde köşe yazarlığına devam etmenin fazla bir anlamı kalmadığını düşünerek Milliyet’teki yazılarıma son verme kararı aldım. 

Nasıl karşılandı bu tepkiniz? 
Sorun çıkarmadan yazıları bırakmam Milliyet yönetimi için en kabul edilebilir seçenekti. Olaylı ayrılış olmadığı için kimse fazla üzerinde durmadı. Bugün programlarını bırakmak zorunda kalmış pek çok gazeteci çalışıyordu o dönemde. AKP’nin Türkiye’yi ‘ileri demokrasi’ye geçirmekte olduğunu iddia etmeye devam edenler de fazlaydı. Oysa Başbakan’ın nasıl bir rejim kurmak istediği artık çok açıktı. Kitap fikri o ortamda oluştu. ‘Başbakan’ın yazdırdığı kitap’ altbaşlığı da buradan çıktı. 

Siz önceki yıllarda da gazeteci gözüyle dünyayı ve Türkiye’yi izlerken önemli kırılma noktalarına gelindiğini hissettiğinizde kitap yazmaya yönelirdiniz. Bu kitabı yazarken nasıl bir kırılma noktasına gelindiğini hissettiniz? 
Düşünün, dünyada Batı’nın 200 yıllık hâkimiyeti, Türkiye’de de Cumhuriyet’i kuran anlayışın ve 80 yıl boyunca Türkiye’ye yön veren kadroların hâkimiyeti sarsılıyor. Büyük bir altüst oluşun yaşandığı, mağdurlarla mağrurların yer değiştirdiği ve bunun duygusal ve tepkisel patlamalara yol açtığı bir döneme girilmiş. Müthiş kitaplar yazılabilir böyle bir dönemde... 

Sizin kitabınız bunlardan biri mi? 
Yok canım, ben öyle bir kitap yazmayı ancak hayal edebilirim. Benim bu kitapta yapmaya çalıştığım şey, bu büyük resmin bir karesine odaklanmak ve Türkiye’deki değişimin ve altüstlüğün bizi nereye götürdüğünü anlamaya çalışmak. Türkiye’deki değişime yön verenlerin ve Türkiye’yi yönetenlerin ülkenin geleceği için belirlediği vizyonla nereye gidiyoruz? Neden kaygılıyız? Türkiye’nin bu yöne doğru gitmesi bizi rahatsız ediyorsa bu gidişi değiştirmek için ne yapabiliriz? Bu gibi soruları tartışma gündemine taşımak amacıyla yazdım bu kitabı... 

Kitabın gördüğü ilgi ve aldığınız tepkiler bu amaca yaklaştığınızı düşündürüyor mu size? 
AKP yandaşlarının ya da karşıtlarının hemen üzerine atlayacağı bir kitap yazmadığım halde bu kitabın iki ayda 10. baskıya erişmesi umut verdi bana. Tepkilerimi, kaygılarımı paylaşanların bulunduğunu gösterdi. Ayrıca zamanlaması çok iyi oldu bu kitabın. Kitap çıktığı dönemde gündeme gelen olaylar, benim çekmeye çalıştığım fotoğrafın adeta canlı yayına dönüşmesini sağladı. Sayın Başbakan, çıkışlarıyla, tiyatrodan kürtaja kadar topluma ayar veren konuşmalarıyla anlatmaya çalıştığım buyurgan tavrın örneklerini sergiledi ve kitabın güncellik kazanmasına katkıda bulundu. Birçok kimsenin ‘medeni cesaretim’ nedeniyle beni kutlaması ise nasıl bir dönemde yaşamakta olduğumuzu gösteriyor... 

Nasıl bir dönemde yaşıyoruz? 
Dünyada ve Türkiye’de büyük bir değişim yaşanıyor. 10 yıl önce biri çıkıp AKP’nin tek başına üç dönem iktidarda kalacağını, Erdoğan’ın Türkiye’nin mutlak hâkimi haline geleceğini, askerin rejim üzerindeki etkisinin sıfıra ineceğini, AKP’nin yönettiği Türkiye’nin dünyadaki öneminin artacağını söyleseydi ciddiye alınmazdı. Şimdi ‘Avrupa standartlarında demokrasi’ getirme vaadiyle iktidar tabanını genişleten AKP’nin tek adam hâkimiyetine dayalı, kendine özgü bir rejim kurma hevesinin açığa çıktığı bir Türkiye’de yaşıyoruz. 

Bu nedenle mi kaygılarınız arttı? 
İktidar ve yandaşları her alana kendi damgalarını vurmaya, kendi seçtikleri yaşam tarzını topluma benimsetmeye kararlı görünüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin karakterini değiştirmeye de kararlı görünen bu iktidara karşı çıkmanın ise ciddi bir bedeli var. Ben bu gidişin Türkiye’yi büyük bir çıkmaza götüreceğini düşündüğüm için bu iktidara karşı bir alternatif oluşturmanın önemini vurguluyorum bu kitapta. İktidardaki otoriterleşme eğilimi ve karşısında sizin görüşlerinizi temsil eden bir siyasi alternatif yoksa ve ufukta da görünmüyorsa bu da bir kâbustur.


Osman Ulagay’ın 7 kâbusu:
Hızlı ekonomik kalkınmaya odaklanmış yönetim anlayışı
Başkanlık sistemi
İnsan hakları ve özgürlüklerine önem vermeyen bir demokrasi anlayışı
Batı etkilerinden arındırılmış toplumsal yaşam tarzı
Cemaat ilişkilerini iş hayatında kullanan kendine özgü sermaye birikimi
Dini kontrol aracı olarak kullanan bir anlayış
Cumhuriyet’i kuranların izlerini yok edecek bir ülke

bigPara.com