Avrupa evleri dekore edilmeyi bekliyor

Türkiye'nin ev tekstili ihracatı 2004 yılı rakamlarıyla 1.5 milyar doları aştı. Zorlu, Küçükçalık gibi dev gruplar, Epengle, Türkün, Birlik Mensucat, Evita gibi büyük marka ve firmalar bu alanda faaliyet gösteriyor.
Haber: ÖZGÜR SAĞMAL / Arşivi


Büyütmek için tıklayınız
Türkiye'nin ev tekstili ihracatı 2004 yılı rakamlarıyla 1.5 milyar doları aştı. Zorlu, Küçükçalık gibi dev gruplar, Epengle, Türkün, Birlik Mensucat, Evita gibi büyük marka ve firmalar bu alanda faaliyet gösteriyor. Ev tekstili tüketimindeki artış son dört yıl içinde Avrupa'da yaşanan ekonomik durgunluğa bağlı olarak hız kaybetse de, pazar değişen tüketici taleplerine bağlı olarak büyük bir marka ve yüksek katma değer potansiyeli taşıyor. Ancak Avrupa Birliği pazarında tutunabilmek için önce pazarı tanımak gerekiyor.
Pazar 24 milyar avro
Avrupa Birliği ev ve mobilya tekstili genel olarak tüketici tekstili ve ticari tekstil olmak üzere ikiye ayrılıyor. Tüketici tekstili olarak adlandırılan grubu ev tekstili olarak değerlendirebiliriz. Ticari tekstiller pazarı ise savunma, sağlık gibi devlete bağlı kuruluşlar ve oteller gibi endüstriyel pazarlar olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Her iki pazarın da kendine göre farklı yapıları ve tüketici özellikleri var. İki sektör arasında büyüklük açısından da ciddi bir fark var.
Tüketici tekstili, yani ev tekstili pazarı 2004 yılı rakamlarına göre 23.8 milyar avroyken, ticari tekstil pazarı 15 milyar avro seviyesinde bir hacme sahip. Ev tekstili pazarının 2004 yılında ulaştığı 23.8 milyar avro hiç de küçümsenecek bir rakam değil. Ancak pazar son dört yıl içinde oldukça düşük bir büyüme hızına sahip. Almanya 2002 yılında tüketici tekstili pazarında yaşanan düşüşe rağmen hâlâ en büyük pazar konumunda.
Almanya'yı diğer AB ülkeleri olan İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya takip ediyor. Avrupa Birliği ev tekstili pazarındaki bu ilk beş ülke toplam tüketimin de yüzde 79'unu gerçekleştiriyor. Bu durumun sebebi nüfus. Bu beş ülke aynı zamanda Avrupa Birliği'nin en kalabalık ülkeleri durumunda bulunuyor. Her ne kadar Almanya bu sektörde en fazla tüketen ülke olsa da en fazla kişi başına tüketimi gerçekleştiren ülke Belçika. Belçikalı ve İsveçli tüketiciler AB'de tüketici tekstiline kişi başına en fazla parayı harcayan ülkeler. Bu ülkeleri İngiltere ve Avusturya izliyor.
Avrupa Birliği nüfusunun küçük bir kesimi hâlâ battaniyelerle uyuyor ve geleneksel çarşaf ve yatak örtülerini kullanmaya devam ediyor. Ayrıca birçok evde merkezi ısıtmanın olması ve izolasyonun gelişmiş olması bu evlerin her dönem sıcak olmasını sağlıyor. Bu da doğal olarak ev tekstili tüketimini 'olumsuz' yönde etkiliyor.
Akdeniz para harcamıyor
Avrupa ev tekstili pazarında dikkat çeken bir diğer özellik ise Güney Avrupa ülkelerinin ev tekstili tüketiminin Avrupa Birliği'nin ortalama tüketiminin oldukça altında olması. Bu durumun en önemli sebepleri ise iklim ve demografik özellikler. 2004'te yapılan bir araştırmada Avrupa Birliği'nde genel ev ihtiyaçları için yapılan harcamaların yüzde 0.85'i ev ve mobilya harcamaları için yapılıyor. Bu rakam 2002 yılında yüzde 0.90'dı. Fakat aynı dönemde tüketici harcamaları sağlık, enerji, taşıma, eğitim ve iletişim sektörlerinde çok daha fazla artış gerçekleşti. Avrupa Birliği ev tekstili harcamalarındaki eğilim son 20 yıldır şu şekilde gelişmekte; kişi başına gelir ve genel tüketim harcamaları arttığı zaman ev tekstili harcamaları da artıyor. Bu iki faktör düşüş gösterdiği zaman ise ev tekstili tüketimi de bir gerileme gösteriyor.
Nüfusun yüksekliği, yapısı ve yaş gruplarına göre dağılımı, bireylerin yaşam tarzları ve ev sayısı, ev ve mobilya tekstili harcamalarının ne kadar olacağını belirleyen temel dinamikleri oluşturuyor. AB'de doğum oranı azalırken, nüfus gittikçe yaşlanıyor. 40 yaş ve üstü nüfusun oranı tüm gruplar içinde büyük bir pay alıyor. Fakat bu grubun özelliği harcanabilir gelire en fazla sahip olan kişilerin bu grupta yer alıyor olması. Avrupa Birliği'ndeki hanelerin sayısı ise şu an 152 milyondan fazla. Önümüzdeki yıllarda bu sayının daha da artması bekleniyor. Düşük doğum oranları, evliliklerin azalması, boşanmaların artması, bu sayının artmasında en büyük etken olarak gösteriliyor. AB'de 20 yılda yaşanan demografik değişim sonucu beş ya da daha fazla kişinin yaşadığı hane sayısı, bir kişinin yaşadığı evlerden çok daha az duruma geldi.
Düşük faiz oranları ev alımlarını artırdı
Genel olarak tüm ev ürünleri pazarında; harcanabilir gelir ve tüketicilerin evlerine yapacakları harcamaların miktarı, ev ve mobilya tekstilinin en önemli belirleyicileri. Mobilya ve halılara harcanan miktar ev pazarının gelişimi ile bağlantı içinde. Avrupa Birliği'ndeki düşük faiz oranları, ev alımlarında patlamaya yol açtı. Bu da dolaylı olarak ev tekstiline yapılan harcamaların artmasını sağladı. Fakat tüketici güven endeksinin düşük çıkması ve artan işsizlik gibi faktörler bu harcama üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. Tüm bunlara rağmen uzmanlar Avrupa ev tekstili pazarından umutlu. Uzmanlar ev ve mobilya tekstili pazarının önümüzdeki dönemde yüzde 2-3 oranında bir büyüme gerçekleştirmesini bekliyor.
Tüketici farklı olma peşinde
Batı Avrupa ülkelerinde insanlar, kendi yaşam tarzları ile farklı olmak istiyor. Ev ve mobilya tekstili özellikle lüks segmentte farklı tasarımlar ile onlara bu farklılığı sunuyor. Tüketicilerin bu taleplerinden dolayı sunulan ürünler de spesifik olmaya başladı.
Tüketicilerin davranışları ve düşünceleri, evlerinde oluşturmak istedikleri atmosfere de yansıyor. Avrupa'da ev düzenlenmesi kişiliğin bir yansıması olarak görülüyor. Tüketiciler kendi yaşam tarzlarına göre harcama önceliklerini de belirliyor. Avrupa toplumunda bireyselliğin artması, kişilerin kendi değerlerini ifade ettikleri ürünlerin satışlarının da artmasını sağlıyor. İnsanlar bu tarz ürünlere harcadıkları paraları önemsemiyorlar. Fakat kendileri için önceliği olmayan ürünlere ise düşük fiyat vermeyi tercih ediyorlar.
Diğer önemli konsept ise kültür. Yani tüketicinin kültürel davranışları bu durumda ön plana çıkıyor. Örneğin tüketici üst kültür tarzına hitap eden ürünleri almaya daha eğilimli. Bu konuda bir başka örnek ise gençler. Gençler geleneksel kültürün dışında ürünleri almayı daha çok tercih ediyor.
Yine Avrupa'da yapılan araştırmaya göre, ev tekstili tüketiminde moda bilinci ve kültürel olgunluk, yaş, gelir gibi belirleyicilerin önünde geliyor.
Avrupalı tüketici evi için yaptığı harcamalara göre dört temel gruba ayrılıyor.
Kendi kendine tasarlamak: Dışarıda hızla akıp giden dünyadan sıyrılmak için huzur dolu, rahat ve sıcak bir ev yaratmak.
Kişisel özgürlük: Kişisel özgürlük, güncel modadan etkilenerek hazırlanan bir özgürlüğü yansıtıyor. Günümüzde Avrupalı tüketicilerin en başta gelen tercihleri arasında yeni ile eskinin birleşimi, egzotizm, zamansızlığın yansıtıldığı modern tasarımlar ve dekoratif renklerle yansıtılan naturel arka plan geliyor.
Popüler hobi: Avrupa'daki bir grup tüketici boş zaman aktivitesi olarak farklı yerlerde alışveriş yaparak ev dekorasyonu için ilginç ev malzemeleri arıyor. Bu hobiye sahip insanların artması, özel televizyon programlarının yapılmasına ve alışveriş merkezlerinde onlara yönelik bölümler açılmasına yol açtı.
Paranın değeri: Avrupalı tüketiciler önümüzdeki dönemde de fiyat konusuna hâlâ dikkat edecekler. Bunun yanında bazı Avrupa ülkelerinde öncülüğünü Ikea'nın yaptığı kendi mobilyanı kendin yap tarzı mağazalara da yöneliş artacak gibi gürünüyor.
Trend 3-4 yılda bir değişiyor
Ev ve mobilya tekstili sektöründe moda trendleri genel modanın gelişimine oldukça bağlı. Bu yüzden mobilyaların, mutfak malzemeleri ve yataklar ile uyum içinde olması gerekiyor. Ev ve mobilya tekstili sektöründe moda diğer tüm alanlarda olduğu gibi yaratıcılığa yatırım ile mümkün oluyor.
Doğru seçilmiş renkler, malzemeler ve en önemlisi tasarım diğer önemli konular.
Ev tekstilinde moda her sene değişen bir özellik göstermiyor. Trendler 3-4 yılda bir değişiyor. Bu dönem perde ve mobilya gibi ürünlerde daha uzun süre alabiliyor. Yatak, banyo, masa ve mutfak örtüleri ise artık sadece örtü görevinden çıktıkları için aynı zamanda modanın uygulama alanları haline geliyor.
Beyaz ve açık pastel hâlâ popüler
Her mevsim farklı ürünlerin tercih edilmesi Avrupa ülkelerindeki genel eğilim olarak ortaya çıkıyor. Ayrıca ev dekorasyonu ve çeşitli kumaşlar arasındaki bir çeşit benzerlik yaratmak ya da korumak eğilimi de gelişmekte. Renk eğilimleri, Avrupa ülkelerinde çeşitlilik gösteriyor. Genel olarak tasarımlar çok daha fazla kişiye özel olmaya başladı ve geçmiş yıllarda olduğu gibi bir ana eğilim görünmüyor. Bu farklı eğilimlerin bir diğer özelliği de farklı moda akımlarının oluşmasına neden olması.
Mobilyadaki eğilimler hızla geleneksel mobilyalardan modern tasarımlara kayıyor. Birbirleri ile uyumlu dekoratif parçalar daha çok kullanılmaya başlandı. Örneğin bulaşık eldiveninden banyoya kadar hepsinin aynı tarz olmasını sağlayan tasarımlar var. Renk tercihleri değişimi çok yavaş ilerliyor. Beyaz ve açık pastel renkler hâlâ popüler.


Bankaların rakibi faktoring
Mevzuata ilişkin sorunların ortadan kalkması ve Basel II kriterlerinin uygulamaya girmesiyle, faktoring KOBİ'lerin finansmanında bankalara rakip olmaya hazırlanıyor

Faktoring kuruluşlarının öncelikli hedef kitlesi olan ve Türkiye'de işletmelerin yüzde 98'ini oluşturan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) kredilerden aldığı pay yüzde 5'in altında.
Bu oran AB ülkelerinde yüzde 40 düzeyinde. KOBİ'lerin kredilerden aldığı pay ABD'de yüzde 43'ü, Japonya'da yüzde 50'yi buluyor. Bu durum, KOBİ'lerin taşıdığı potansiyeli ve finansman ihtiyacının karşılanmasında faktoring şirketlerinin oynayacağı rolü ortaya koyuyor.
Diğer yandan, 2008'den itibaren Türk bankaları için de uygulama zorunluluğu bulunan Basel II kriterlerinin yürürlüğe girmesi mali sektörde bir dönemin başlangıcını oluşturacak. Her ne kadar Türkiye 2008'de bu uygulamaya başlamak zorunda ise de 2007'de AB ülkeleri Basel II kriterlerini uygulayacağı için bu ülkelerden fonlanan Türk bankaları da kendi fonlama maliyetleri açısından bu kriterlere dikkat edecek. Basel II kriterleri bankaların üstlendikleri riskleri garanti altına alacak şekilde özsermayelerinin güçlendirilmesini ve riskleri azaltacak şekilde kredi karşılığı sağlam teminatlar aramalarını zorunlu kılıyor.
Basel II'nin geniş bir çerçeve çizmesi, gerek bankalar, gerekse bankalardan kredi kullanan işletmeler ve özellikle KOBİ'ler açısından yeni ilişki biçimlerini gündeme getirecek. Sözkonusu kriterlere uyum bir yandan bankaların kaynak ve kredi maliyetlerinde artışa yol açarken, bir yandan da KOBİ'leri şeffaf bilanço hazırlama ve bir dizi bürokratik işlem zorunluluğu ile karşı karşıya bırakacak.
Bu çerçevede bankalar, kredi talep eden firmalardan bağımsız denetim kuruluşlarınca hazırlanmış reyting raporu isteyecek ve kredinin maliyeti de reytingin derecesine göre oluşacak. KOBİ'ler için Basel II kriterleri çerçevesinde yapılan tanım 'Yıllık cirosu 50 milyon avronun altında olan kuruluşlar' şeklinde olunca, tablonun boyutu bir anda tümüyle değişiyor. Zira, bu kriter dikkate alındığında, Türkiye'deki KOBİ ölçeğinin üstünde kalan şirket sayısı 1000'i ancak bulabiliyor. Diğer bir ifadeyle Türkiye'deki işletmelerin tamamına yakını KOBİ statüsünde değerlendirilme durumuyla karşı karşıya. Madalyonun öteki yüzü ise daha çetrefil bir görünüm sergiliyor. Türkiye'de KOBİ'lerin bir yandan bankalardan etkin biçimde finansman temininden uzak durmaları, bir yandan da ihtiyaç duydukları finansmanı çoğunlukla kamu bankalarından ayrıcalıklı koşullarla temin etmeleri, yeni dönemde önemli zorlukları gündeme getirecek.
Maliyetler yükselebilir
Nitekim Basel II kriterlerine uyum gösterme çabasının, bankaların risk primleri ile kaynak maliyetini daha da yukarıya çekmesi ve bu maliyetlerin kredi maliyetlerine yansıması kaçınılmaz görünüyor. Bu durum ise zaten maliyetini yüksek bulduğu için banka kredilerinden uzak durmaya çalışan KOBİ'lerin tercihlerini daha da asgari ölçülere indirmelerini beraberinde getirebilir.
İşte bu tablo, KOBİ'ler için alternatif finansman modellerine yönelme tercihini de beraberinde getirecek. Faktoring sektörünün temsilcileri, değişen bu tablonun KOBİ'leri alternatif finansman modeli bulma arayışına iteceği ve bu noktada KOBİ'lerin faktoringi gerçek anlamda keşfetme yoluna gidecekleri görüşünü dile getiriyorlar. Daha yakın dönemde sektörü etkiyecek bir diğer gelişme ise yeni kabul edilen Bankacılık Yasası ile faktoring kuruluşlarının denetim ve gözetim yetkisinin Hazine Müsteşarlığı'ndan alınarak Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu'na (BDDK) veriliyor olması. Bu düzenlemeyle, 'ikrazatçılar' Hazine'nin denetiminde kalarak faktoring firmalarından ayrılıyorlar.
İşte yaşanan tüm bu gelişmeler, sektör temsilcilerine göre önümüzdeki dönemde faktoringin gerçek anlamda bir patlama yaşamasına da olanak sağlayacak. Sektör halen 14 milyar dolar düzeyinde bulunan ciro büyüklüğünü önümüzdeki yılın sonunda en az ikiye katlamayı ve yaklaşık 30 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşmayı hedefliyor.
İhracatçıya mali destek
Sektör temsilcilerinin üzerinde durduğu bir başka nokta ise ihracat faktoringi. Halen toplam cironun yüzde 19'unu oluşturan ihracat faktoringinin önümüzdeki dönemde yurtiçi faktoring işlemlerinden daha hızlı artması bekleniyor. 1995'te 300 milyon dolar düzeyinde bulunan ihracat faktoring hacmi 2004'te 2.1 milyar dolara yükseldi. Ancak bu artışın yeterli olmadığı görüşünde birleşen sektör temsilcileri, faktoringin kısa dönemde toplam ihracatın yüzde 5'ine aracılık etmesinin olanaklı göründüğünü belirtiyorlar. Bu hedef ise bugünkü rakamlarla 4 milyar dolara yakın bir büyüklüğü ifade ediyor.
Görünen o ki, Türkiye ekonomisinin mevcut durumu, yakın gelecekte makro dengelerin daha iyileşmesine yönelik beklentiler ve değişen koşullar dikkate alındığında, faktoring sektörünün gelişip güçlenmesi ve ekonominin dinamiklerine güç vermesi yönünde büyük bir potansiyelin varlığı tartışmasız. Ancak bununlar birlikte, bu büyük potansiyelin harekete geçirilmesi için elbette ki sadece mevzuat değişikliği ve Basel II kriterlerinin yaratacağı fırsatlar yeterli değil. Ayrıca, sektörün gelişmesi için faktoring kuruluşlarının çabaları yeterli değil. Sektör temsilcileri, ülke ekonomisinde istikrar yakalanmasının yanı sıra, faktoring faaliyetlerinin önünü açacak bazı düzenlemelerin yapılmasının gereğine de işaret ediyorlar.
Düzenleme gerekiyor
Bu çerçevede öncelikle, kaynak kullanımında faktoring kuruluşlarının muhatap oldukları çifte vergilendirmenin önlenmesi, kredi sigortasının yaygın hale getirilmesi, Merkez Bankası'nın karşılıksız çek ve protestolu senetlerle ilgili bilgilerine erişim izni verilmesi, faktoring şirketlerinin de bankalar gibi interbanktan fon temin edebilme ve fon satma olanağına kavuşturulması gibi konuların çözüme kavuşturulması bekleniyor. Faktoringin önünün açılması halinde, sektörün iş hacminin her yıl katlanarak artırabileceği, böylelikle KOBİ'lerin yüzde 46 düzeyinde bulunan istihdamdaki payı ve yüzde 8 düzeyinde bulunan ihracattaki payının büyük sıçrama göstereceği belirtiliyor.