Avrupa'ya mesajlar

'Görmeyen dostlar'
Dünya Ekonomik Forumu'nun İstanbul zirvesinde konuşan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin AB üyeliğinin; medeniyetler ittifakının gerçekleşebileceğini bütün dünyaya gösteren çok güçlü bir mesaj olacağını söyledi. Erdoğan "Bunu görmeyen veya görmemekte ısrar eden dostlarımız var" dedi.
AB nereye gidiyor?
Doğan Gazetecilik İcra Kurulu Başkanı Hanzade Doğan, AB'nin Kıbrıs'ta Türkiye'ye haksızlık yaptığını belirterek "Türk halkı AB'ye olan inancını kaybediyor. AB nereye gitmek istiyor. İçedönük bir istikrar adası mı olacak, yoksa dışadönük bir küresel oyuncu mu olacak?" diye sordu.
'Çalışacağız'
Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı "Ne Avrupa Türkiye'siz, ne Türkiye Avrupa'sız yapabilir. Moral bozmayıp çalışacağız" dedi. Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk: Her iki taraf da birbirini daha iyi anlamalı.
Haber: SATFİYE YUVA / Arşivi

İSTANBUL - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin istikrarlı bir ekonomiye kavuştuğunu ve küresel sermaye için cazibe merkezine dönüştüğünü söyledi. İstanbul'da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nun açılış oturumunda konuşan Erdoğan, "Türkiye'nin adı son dönemde fırsatlar ülkesi olarak anılıyor. İnanıyorum ki, hepimiz İstanbul'dan bir şeyler kazanarak çıkacağız" dedi. Erdoğan, Türkiye'nin AB üyeliğinin; medeniyetler ittifakının gerçekleşebileceğini bütün dünyaya gösteren çok güçlü bir mesaj olacağını belirterek, "Bunu görebilen ve bu konuda bizlere açık, samimi destek veren dostlarımız var ama hâlâ bunu göremeyen veya görmemekte ısrar edenler de var" dedi.
'Karakterimizde yok'
AB hedefiyle örtüşen bir şekilde hayatın hemen hemen her alanında önemli bir reform süreci başlattıklarını, içerideki etkileri şimdiden hissedilen bu süreçten dünyada 'sessiz devrim' olarak söz edildiğini vurguladı.
Geçen yıl başlatılan AB'ye katılım müzakerelerinin kalkınmaya daha da hız kazandırdığını, AB'nin etkilerinin önümüzdeki dönemde çok daha somut biçimde hissedileceğini belirten Erdoğan, ekonomide kaydedilen gelişmeleri aktardı ve konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bazı yerlerde spekülasyonlar yapılıyor. (Acaba seçim yılında seçim bütçesi mi hazırlanacak veya seçim politikaları... Buna yönelik bazı adımlar mı atılacak?) Açık ve net bu uluslararası toplantıda söylüyorum. Bizim karakterimizde böyle bir anlayış yok. Bugüne kadar mali disiplinden nasıl taviz vermediysek, bundan sonra o konuda asla taviz vermeyiz. Bizim için öncelik ülkemizdeki yatırımcılarımızın menfaatleridir, partimizin menfaatleri değildir. Kazanımlarımızı aynı kararlılıkla korumaya devam edeceğiz ve bundan asla taviz vermeyeceğiz."
Başbakan iktidarlarıyla Türkiye'de güvensizlik ortamının da artık geride kaldığını ifade etti.
'Etki merkezi olduk'
Erdoğan şöyle konuştu: "Son dört yılda yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik adımlar attık. Yerli-yabancı ayrımına son verdik. Türkiye'nin özgüveni var, belli bir gücü var. Küresel sermaye Türkiye'ye yatırım yapmaya devam ediyor. Türkiye ekonomisi köklü bir yapısal değişim sürecinden geçiyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giriş sürecini değerlendirmek için burada bulunmuyoruz. Bizler bu ülkenin geleceğini görebilmek ve anlayabilmek için buradayız. Türkiye bölgede çok önemli güç faktörü ve etki merkezi olacak."
'Adımız fırsatlar ülkesi'
Uluslararası ekonomik gelişme bakımından bölgeleri birleştirmek ve yeni fırsatlar oluşturmanın son derece önemli olduğuna işaret eden Erdoğan, "Kaldı ki Türkiye'nin uluslararası camiadaki adı... Türkiye bir fırsatlar ülkesi olarak tanımlanıyor" dedi. Başbakan Erdoğan, forumda bu konuda tespitler yapılacağını, dostların düşüncelerinden istifade edileceğini vurgularken, küreselleşme sürecinin uluslararası ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel ilişkilerin hızla gelişmesine ve birbirini kapsamlı şekilde etkilemesine yol açtığını dile getirdi.
'Barışı küreselleştirelim'
"Bu süreç doğru okunabildiği takdirde küresel refah artışı için önemli fırsatlar sunabilir" diyen Erdoğan, küreselleşmeyle birlikte ülkelerin birbirlerine olan ekonomik bağımlılıklarının her geçen gün arttığını, bu yüzden önce istikrar ve barış ortamı oluşmasının şart olduğunu kaydetti.
Erdoğan şöyle dedi: "Bana göre bu, küreselleşmenin meyvelerinden yararlanabilmenin olmazsa olmazlarından biridir. Türkiye olarak biz bunun bilincindeyiz. Onun için de uluslararası işbirliğine dayalı çok yönlü bir dış politika yürütüyoruz. Biz diyoruz ki barışı küreselleştirelim ki küresel refaha da zemin hazırlamış olalım. Refahı yaygınlaştıralım ki küresel barış ideallerimiz gerçekleşebilsin. Bugün karşı karşıya olduğumuz durum ise şudur; şiddet ve yoksulluk birbirini körükleyerek, ne yazık ki hızla küreselleşmektedir. Küresel barış umutlarımız küresel teröre yerini adeta terk etmiştir."
Dalgalar artık rahatsız etmiyor
Türkiye'nin dünyanın en büyük ilk 20 ekonomisi içinde bulunduğuna işaret eden Erdoğan, ülkenin ABD, Rusya, Çin ve İsviçre'den sonra AB'nin en büyük beşinci ihracat pazarı haline geldiğini anlattı. Erdoğan, uluslararası piyasalarda izlenen politikalar dolayısıyla Türkiye'ye karşı sarsılmaz bir güven oluştuğunu, Türkiye'nin küresel sermaye ve uluslararası yatırımcılar için bir fırsatlar ülkesi olduğunu söyledi. Türkiye'nin bugün sadece ekonomik potansiyeli yüksek bir ülke değil, aynı zamanda geleceğine güven duyulan bir cazibe merkezi olduğunu dile getiren Erdoğan, bunun en açık göstergesinin Türkiye'ye gelen küresel sermayede yaşanan artış olduğunu belirtti. Erdoğan, geçen yıl Türkiye'ye yapılan uluslararası yatırımın 9.7 milyar dolar iken bu rakamın şu anda 12.8 milyar dolara çıktığını hatırlatarak, "Bu da Türkiye'nin nasıl süratle nerelere doğru tırmandığının açık, net ifadesidir. İnanıyorum ki bu eğilim artarak devam edecektir" dedi. Erdoğan, son zamanlarda dünya ekonomisinde yaşanan dalgalanmalardan Türkiye'nin ciddi anlamda rahatsız olmadığını, bunun özgüven ve sahip olduğu güçten kaynaklandığını söyledi.
İki kıtayı birleştirme hedefi
Türkiye'nin, sahip olduğu coğrafi konumuyla birçok bölgeyi birbirine bağlayan, ekonomik ve kültürel bir kavşak konumunda yer aldığını aktaran Erdoğan, "Enerji ve ulaşım koridorlarıyla Asya ve Avrupa'yı birleştirmeyi hedefliyoruz. Bu bölgeler arasında bir enerji arteri haline geldik. Türkiye'nin AB'ye katılımı birliğin bölgeyle ilişkisini daha da güçlü kılacaktır. Böylece AB'ye gerçek anlamda küresel bir güç olmanın yolu açılacaktır" dedi. Erdoğan, Türkiye'nin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak, güçlü ekonomisi, genç nüfusu, doğal zenginlikleri, stratejik konumu ve üstlendiği rollerle 21. yüzyılın aydınlık geleceğine açılan fırsat pencerelerinden biri olduğunu söyledi. Bu anlamda Türkiye'nin, kendine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğini kaydeden Erdoğan, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da barış ve istikrarın korunmasına katkıda bulunacağını, refahın yaygınlaşmasına öncülük edeceğini ifade etti. Erdoğan, "İnanıyorum ki bu toplantı da hızla küreselleşen dünyamızın, bütün ülkeleri ve toplumlarıyla arzu edilen ekonomik kalkınmaya, istikrar ve refaha kavuşmasına hizmet edecektir" dedi.
Dubaili İstanbul'dan vazgeçmeyecek
Kamuoyunda büyük tartışma yaratan Dubai Towers projesinin sahibi Dubaili inşaat grubu Sama Dubai, Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü'nün İstanbul Zincirlikuyu'daki 96 dönümlük arazisi için tekrarlanacak ihaleye de katılacağını açıkladı. Adı iptal edilen ihalenin favorileri arasında geçen Sama Dubai'nin İcra Kurulu Başkanı Farhan Faradooni, 'Yeni açılacak ihaleye de gireceğiz' diye konuştu.
Bu konuda hazırlıklarını sürdürdüklerini belirten Faradooni, "Yeni ihale açılmasına saygılıyız. Bütün kurallara uyacağız ve ihale açılınca tabii ki katılacağız" dedi. Faradooni, "İhaleye tek giren siz mi olursunuz? Cevahir Alışveriş Merkezi'nin satışında bir tek şirket vardı" sorusuna ise şu yanıtı verdi: "Diyelim ki ev sahibi evini ihaleyle satıyor. Tek teklifi siz verirseniz, bu suç mu? Başka teklif veren olursa, onlara da iyi şanslar dileriz."
'Parası olan gelsin'
Sama Dubai Grubu kamuoyunun gündemine İETT'nin Levent'teki eski otobüs garajı arazisine İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ortak kurmayı planladıkları şirketin inşa edeceği Dubai Towers ile gelmişti. İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş da, söz konusu arazinin satışını bu yıl yapmak istediklerini söyledi. İhalenin herkese açık olacağını söyleyen Topbaş, "Parası olan gelsin. '500 milyon dolar veririz' diyenleri davet edeceğiz" dedi.



'AB hem savcı hem hâkim olamaz'
Kıbrıs'ta çözümün Birleşmiş Milletler'de olduğunu söyleyen Ali Babacan, AB'nin bu konuda tarafsız bir yaklaşımda olmadığını da vurguladı

Ali Babacan, 21'inci yüzyıl için Türkiye'nin AB üyeliğinin son derece önemli bir adım olacağını, küresel anlamda da barışa katkı sağlayacağını söyledi.

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, şu anda Kıbrıs'la ilgili meselelerin, AB meseleleri olduğunu, AB'nin artık bu konuda tarafsız bir yaklaşım sergilemediğini söyledi.
Dünya Ekonomik Forumu'nda konuşan Babacan, Kıbrıs meselesinin 40 yıldan uzun süren bir mesele olduğunu, bunun birdenbire ortaya çıkmadığını, Kıbrıs'ın üye olarak AB'ye kabul edildiği zaman bütün sorunlarının AB içine ithal edildiğini söyledi. İlk baştan bu yana bu sorunun çözümü için üçüncü bir tarafa ihtiyaç olduğunu söylediklerini ifade eden Babacan, "Birleşmiş Milletler (BM), bu sorunu çözebilecek yegâne platformdur. Fakat Kıbrıs yavaş yavaş Türkiye'nin katılım sürecinde bir engel olmaya başlıyor" diye konuştu.
'Kıbrıs meselesi tartışılmalı'
Babacan, "Kıbrıs'la ilgili meseleler, AB meseleleri oldu. AB artık bu konuda tarafsız bir yaklaşım sergilemiyor. Kıbrıs meselesinde AB, hem savcıdır hem de hâkim rolünü üstlenmeye çalışıyor. Bu da kendi içinde tutarsızlık taşıyan bir yaklaşım" dedi.
Ali Babacan, şöyle devam etti: "Kıbrıs AB ile ilişkilerimizde bir yol engeli olarak karşımıza çıkıyor. Biz de bunun çok adil bir yaklaşım olduğunu düşünmüyoruz. Finlandiya, dönem başkanı olarak bir takım yeni fikirler getiriyor. Biz de diyoruz ki; evet, tarafsız olmanız çok zor sizin için ama biz tartışmadan uzaklaşacak değiliz, sorunları çözmenin tek yolu bunları konuşmaktır, tartışmaktır. Hakikaten meselenin bütün taraflarının mesela Yunanistan'ın veya diğer yetkililerin de bu sorunu tartışmasını istiyoruz. Sorunlardan kaçmak hiçbir şekilde onları çözüme katkıda bulunmuyor. Bu hakikaten sorunları çözmenin son derece Avrupalı bir yolu. Herhangi bir tartışmada taraflardan bir tanesi o tartışmanın devamından faydalanıyorsa o zaman sorunun çözümü gittikçe zorlaşıyor. Çözüm için sorunun bütün taraflarının çözüm yanlısı olması lazım."
Ali Babacan, Kuzey Kıbrıs'ın hâlâ izole durumda olduğunu, AB'nin 2004'deki siyasi taahhüdünü hâlâ yerine getirmediğini ifade etti. AB süreci yavaşlamadığını söyleyen Babacan, mevzuat çalışmaları açısından herhangi bir yavaşlama olmadığını şöyle anlattı: "Biz oyunun kurallarını kökünden değiştiriyoruz ama oyuncuları, tarafları aynı kişiler, aynı hâkimler, aynı kolluk kuvvetleri ve idareciler. Bu sebeple bu reformların hayata geçirilebilmesi için onların da bu dönüşümü sindirmesi için biraz zaman vermemiz gerekiyor" dedi.
Babacan, "Bu Türkiye'nin 27'nci, 28'inci üye olması meselesi değildir, bu AB'nin geleceğini şekillendirme meselesidir. 21'inci yüzyıl için Türkiye'nin üyeliği kaçınılmaz olarak son derece önemli bir adım olacaktır. Küresel anlamda barışa katkıda bulunacaktır. Zorluklarımız yok mu? Tabii ki var. Özellikle siyasi alanda bazı üye devletlerde yükselen bir takım kuşkucu yaklaşımlar var" dedi.