Bilgin'in derdi Mr. bilmem ne

'Yabancı'ya tepki var

BDDK Başkanı Tevfik Bilgin: "Bankalardaki yabancı payı yakında yüzde 40'a ulaşacak. Bankalar Birliği başkanının Mr. bilmem ne olma olasılığına hâlâ alışamadım. Merkez'in her faiz yükseltişi, saçımdaki beyaz sayısını artırıyor."

ANKARA - Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Tevfik Bilgin, yabancıların bankacılık sektöründeki payının gündemdekilerin gerçekleşmesiyle yüzde 40'a yükseleceğini belirtirken, "10-20 milyar dolarla 100 milyar dolarlık mevduatı yönetecekler. Bankalar Birliği Başkanının Mr. bilmem ne olma olasılığına alışamadım" sözleriyle de kişisel endişelerini vurguladı. Bilgin, Merkez Bankası'nın faiz kararlarında bunun bankacılık sektörüne etkisini Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) kadar düşünmediğine de dikkati çekerken, "Her faiz artışı saçımdaki beyaz sayısını artırıyor" dedi.
Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleriyle sohbet toplantısı düzenleyen Bilgin, sektörün fotoğrafını ortaya koyarken, mayıs ve hazirandaki dalgalanmanın etkilerini değerlendirdi. Bilgin'in çeşitli konulardaki görüşleri şöyle:
GSMH'yi katlamalı: Bankaların aktif büyüklüğü 308.9 milyar dolar. Bu, yetersiz bir ölçek. Yeterli ölçek 'GSMH x 2'dir. Sektörün aktif büyüklüğü 700-800 milyar dolar olduğunda bu ölçeğin yakalandığını söyleyebilirim.
Faiz artışı etkiledi: Mayıs-haziran aylarındaki dalgalanmada faiz artışları bankaları önemli derecede etkiledi. Her faiz artışı saçlarımdaki beyazların sayısını artırıyor. Merkez Bankası'nın faiz artış kararlarında, bankacılık sistemine yapacağı etkiyi düşünme katsayısı, BDDK'nınkinden çok daha düşük. Merkez Bankası'nın amacı enflasyonla mücadele. Ama faizleri böyle bir düzeye çekerseniz, istediğiniz hiçbir amaca kısa sürede ulaşamazsınız. Ancak bankalar açık pozisyonda çalışmadıkları için dalgalanmada kur etkisi yaşanmadı.
'Yakın takipteyiz'
Ama faizlerdeki 4-5 puanlık artış önemli etki yaptı. Dalgalanmada bankalar ve BDDK soğukkanlı davrandı. Sektör 'kredi ve faiz riski' ve 'likidite riski' gibi iki önemli testi başarıyla geçti. Kredilerde geri dönmeme riskinde artış eğilimi görmüyoruz. Likidite riskinde de bankaların belli düzeyin altına düşmesine izin vermiyoruz ve yakından takip ediyoruz.
Yabancı payı yüzde 40'a ulaşacak: Sektörde kâr oranı yüksek ve sektöre teveccüh var. Borsa payı dahil yabancıların oranı yüzde 30. Bu oran anlaşma aşamasındakilerle yüzde 40'lara ulaşacak. Ben gelecek yıl yabancıların bu kadar banka alabileceklerini zannetmiyorum. Satılacak veya potansiyel satılma ihtimali olan banka sayısı azaldı. Yabancılar, risk kültürü, taze parayla yeni bankacılık anlayışı getiriyor. Ancak bankalarımız bu alanlarda çok da kötü değil. Bankalarımızın en çok taze paraya ihtiyacı var. Buna banka patronlarının birbirlerine bakarak hareket etme güdüleri, de eklenebililir. Benim yaklaşımıma göre şu ana kadar yapılan satışlar ve alımlar gerçekten çok mantıklı, iyi dizayn edilmiş, sistem için de çok rahatlatıcı.
'Yapı Kredi rahatlattı'
Özellikle Yapı Kredi Bankası sorununun çözümü ve buradaki el değiştirme, sistemi bir ölçüde rahatlattı. Ancak önümüzdeki dönemde trendi iyi izlemek lazım. Burada tabii yabancılarla ilgili kısıtlama gibi bir ifadenin dış dünyaya vereceği yanlış sinyalleri iyi hesaplamak lazım. Yapılması gereken ulusal bankacılığı ayakta tutmak, bunun önündeki bazı kısıtlamaları ve sınırlamaları yok etmektir.
Yabancılar yaklaşık 20 milyar dolarlık bir alımla, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan kişilerin yaklaşık 100 milyar dolarlık veya daha fazla mevduatını kontrol gücüne sahip oluyor. Başka bir deyişle, 20 milyar dolarla bu ülke vatandaşının oldukça büyük bir kaynağını kontrol edilebilecek.
Ekonomi güvenliği: Şu anda piyasa yapıcısı bankaların yarısından fazlası yabancı sermayeli. Hazine, öyle dönemler olabilir ki yerli sermayenin yakın dostluğuna ihtiyaç duyabilir. Bunu 2001 krizinde yaşadık. Bunların da dikkate alınması gerekir diye düşünüyorum. Ama en büyük sorunun taze para olduğunu da iyi biliyorum. Sermaye yeterlilik rasyosunun yüksek tutulmasını, patronların ellerini cebine atmasını istiyoruz. Ama patronlarda da taze para yoksa, bunu nasıl çözeriz? Ülke koşulları içinde bunu da hep beraber değerlendirmek gerekir."
Londra yanlış yönlendirmesin: Bankaların elindeki devlet borçlanma senetleri ve Hazine bonoları portföyünün 'vadeye kadar elde tutulacak' kısmının kâr-zarara veya özkaynaklara bir etkisi yok. Dolayısıyla bazı raporlarda, özellikle Londra merkezli uluslararası raporlarda bir bankamızın menkul değerler cüzdanını alıyor. (Evet menkul değerler cüzdanı şu kadardır, faizler şu kadar arttı, dolayısıyla bu banka şu kadar zarar etti). Yani Londra'da anlı şanlı kurumların, anlı şanlı bürolarında çalışıp, bu analizi dahi yapamamak eksikliktir... Dolayısıyla analizler buna göre yapılmalıdır. Yatırımcılar yanlış yönlendirilmemelidir.
İfşa ederiz, bankacılık yapamazlar: Sektör açık pozisyonla çalışmıyor. Dalgalanmada bunun avantajını yaşadık. Bankalar bilanço içi açık pozisyonlarını, bilanço dışı kalem ve yeni türevlerle destekleyerek kapatıp artıya geçiyorlar. Buradaki en önemli sorun, bilanço dışındaki türev ürünlerin mevzuata uygun olarak nâzım hesaplara girmesidir. Yani bankalarımız bizim bilmediğimiz bazı mühendislik ürünleri yaratıp bunu bilançoya geçmedilerse bu büyük risktir. Bizim tespitlerimize göre öyle bir risk gözükmemektedir. Ancak 2001 yılında yaklaşık 15 milyar dolar açık pozisyonda bu nevi fiktif açık pozisyon kapatma çok etkin olmuş ve bankaları derinden vurmuştur. Zaten böyle bir tespit yaparsak, dâhiyane fikirleri olan bir bankacımız türev ürünlerle ilgili çok zekice bir enstrüman geliştirip bilançoya yansıtmazsa, o kişinin Türkiye'de bir daha bankacılık yapması imkânsız hale gelir. Bunu afişe ederiz, hem banka, hem kişi bazında.
İhtiyatlı olmanın rahatlığı: Sektörle ilgili senaryolarımız var. İyi, orta ve kötü. Hangisi ağırlık kazanıyorsa tedbiri ona göre almaya, dizayna çalışıyoruz. Otorite olarak her zaman dikkatli olmak zorundayız. Biz ve bankalar mayıs-haziranda bu rahatlığı yaşadık.
Kârlar azalacak: Enflasyon düştüğünde banka kârlarının azalacağını söylemiştik. Ancak dokuzuncu ayın sonunda kâr artışları yine yüzde 30-40'lar seviyesinde gerçekleşti. Enflasyon oranının düşeceği ve ardından da faizlerdeki düşüş devam edeceği varsayımıyla, bu kârlılık oranlarında böyle yüksek oranlarda artışları göreceğimizi zannetmiyorum. Artış oranı gayet hoş, ama bu artış oranlarını önümüzdeki yıllarda faiz oranları düşmeye devam ederse göreceğimizi zannetmiyorum.
İmar olayı yaşanmazdı
Bilgin 'son dönemde çıkarılan ve BDDK'nın bankaların bilgi işlem dahil olmak üzere dışarıdan alacakları bankacılık hizmetleriyle ilgili düzenlenin daha önce yapılması halinde İmar Bankası olaya yaşanmaz mıydı' sorusuna "Çok büyük ihtimalle yaşanmazdı" yanıtını verdi. Bilindiği gibi Uzanlar İmar Bankası'nın bilgi işlem sistemini Hindistan'da getirdikleri uzmanlara kurdurmuş ve hesapları yine kendilerine ait bir şirkete tutturarak bankacılık tarihinin en büyük soygununu gerçekleştirmişlerdi.
Başkan Yardımcısı Sabri Davraz ise önemli olanın riskler realize olmadan önce önlem almak olduğunu belirterek 'Sermaye yeterliliği rasyosunda yüzde 12 tampon bölge oluşturduk, bankaların itirazlarına rağmen" dedi. Tevfik Bilgin de, Sabri Davraz'ın bu sözleri üzerine, "İyi günlerde BDDK çok seviliyor, ama kötü günlerde, dalgalanmalarda çok da çevremizde kimse dolmuyor. O dönemlerde de de aynı rahatlığı hissetmek isteriz" diye konuştu.



Yabancı başkan sıkıntısı
Bu görüşlerimi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'yla bağlantılı değil şahsi olarak dile getiriyorum. İleride öyle bir dönem de olabilir ki Bankalar Birliği de başkanlığını yapan bir bankanın genel müdürü veya yönetim kurulu başkanının Mr. bilmem ne olmasına, kendi açımdan çok alışamadığımı söylemek istiyorum.
Dalga rasyoyu düşürdü
Ekonomik dalgalanmada rasyolar birkaç puan düştü ama hedging uygulayanlar, swap-forward yapanlar daha az etkilendi. Özkaynakla finanse edenler daha çok etkilendi.
Dalgalanma bazı bankaların irrasyonel (akılcı olmayan) mevduat ve kredi yarışı gibi davranışlarını düzeltti.
Şube açmanın kriteri
Sermaye rasyosu yüzde 12'nin altına düşen bankaların şube açma isteklerine sıcak bakmıyoruz. Bazı bankacılarımız işin içinde olduğu için işletme körlüğüne kapılabiliyor, biz hedef rasyo olarak yasal oran yüzde 8 olmasına rağmen yüzde 12'yi temel alıyoruz. Bankalarımızı bunun altına düşürmemeye gayret gösteriyoruz.