Bir dünya devi Çin (1)

Çin'de diplomat olarak bulunan, uluslararası bürokrat Mehmet Öğütçü, Radikal için yazdı: Ekonomiden siyasete ağırlığını tüm dünyaya hissettiren süper güç adayı Çin, her dünya vatandaşını zorluyor. Çin'le yaşamayı ve çalışmayı herkes öğrenecek.
Haber: MEHMET ÖĞÜTÇÜ / Arşivi

BAŞLARKEN
Dünya ekonomi tarihinde bugüne kadar hiçbir ülke Çin kadar süratle büyümedi, çeyrek yüzyıl içinde insanlarının yaşam standardını bu kadar yükseltemedi. Yerküre üzerinde yaşayan her beş kişiden birisine ev sahipliği yapan Çin, sadece uluslararası ticaret ve yatırımda değil küresel jeopolitik kartların yeniden karılıp rol dağıtımı yapılmasında, çevre ve enerji güvenliği senaryolarında ve de yeni toplum mühendisliği çabalarında dünyamızın dengelerini temelden etkiliyor, yeniden biçimlendiriyor.
Genel değerlendirmeye bakılırsa, Çin'in ekonomik başarısı büyük ölçüde istikrarlı hükümetlere, yüksek tasarruf ve yatırım oranlarına, dinamik (ve devlet destekli) ticaret, yatırım ve sanayi politikalarına, sabırlı, stratejik planlamaya, aile bağlarına dayalı disiplinli iş ahlakı anlayışına, enflasyonun ve kamu açıklarının kontrolüne ağırlık veren makroekonomik politikalara dayanıyor. Devletin küçültülerek piyasa güçlerine dayanan bir kalkınma anlayışını öngören 'Washington Konsensüsü'nün cenderesinden çıkmak isteyen birçok gelişme yolundaki ülkeye -alternatif kalkınma modeli ile ilham kaynağı oluyor. Komünizm baskısından sıyrılıp küresel sistem ile bütünleşme sürecini henüz tamamlayamadı ama şurası muhakkak ki cin lambadan çıktı ve tekrar eskiye dönülemeyeceğı hususunda küresel alanda genel mutabakat bulunuyor. Önümüzdeki dönemde hem Çin dünyaya, hem de dünya Çin'e uyum sağlamak zorunda. Bu da istesek de istemesek de geleceğin süper gücü Çin ile yaşamayı, iş yapmayı öğrenmeyi gerektiriyor. Yazı dizimizle bu öğrenme sürecine katkıda bulunmaya çalışacağız.
Son 10 yıldaki ekonomik performans binlerce yılın ticari kıvraklığının sosyalist düzende paslanmadığını açıkça ortaya koyuyor. Çin geçen yıl ABD ve Almanya'dan sonra dünyanın üçüncü büyük tüccar ülkesi oldu. Dış ticareti 1970'lerin sonunda 20 milyar dolar iken 2000'de 475 milyar dolar, 2004 sonunda da 1.1 trilyon dolara fırladı. 1978'den 2004'e dünya ticareti yıllık yüzde 6.6 ile 6.4 kat büyürken, aynı dönemde Çin'in dış ticaretinde 56 kat artış gerçekleşti. Sadece bu veri bile Çin ile ilgili gelişmelere daha yakından izlemenin gereğini ortaya koyuyor.
Yazı dizisinin ilk bölümlerinde OECD Dış İlişkiler ve Küresel Yatırım Forumu Başkanı Mehmet Öğütçü'nün değerlendirmeleri yer alırken, ilerleyen günlerde 'Çin' meselesinin çeşitli boyutlarını irdelemeye çalışacağız.


Çin, bugün nominal fiyatlarla 1.3 trilyon dolarlık bir ekonomi. (ABD, 11.2 trilyon dolar). Ancak ekonomik büyüklüğe ilişkin bu rakam yanıltıcı, çünkü Çin'deki birçok piyasa ABD'dekinden daha büyük. Aradaki muazzam fark önemli ölçüde değişik fiyatlandırmadan kaynaklanıyor. Satın alma gücü paritesine (SAGP) göre Çin'in mevcut ekonomisi Amerika'nın yüzde 60'ı büyüklüğünde. Ekonomik Kalkınma ve İşbiriği Teşkilatı'nda (OECD) yapılan projeksiyonlar, halen SAGP temelinde dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü olan bu ülkenin 2020 yılına kadar 'yeni ekonomik süper güç' olabileceğini ortaya koyuyor. Uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs'ın bir çalışmasında, 2050 yılında Çin'in 44 trilyon dolarlık gayrisafi milli hasıla (GSMH) büyüklüğüne ulaşarak ABD'yi geride bırakacağı öngörüsünde bulunuluyor. Tabii ki, çok ciddi bir siyasi-ekonomik bunalım ya da doğal felaket çıkmaması ve büyümenin 'sürdürülebilir' kılınması kaydıyla.
Büyüme 'sürdürülebildi'
1989-2002 arası dönemde her yıl ortalama yüzde 9.3 düzeyinde istikrarlı bir kalkınma hızını sürdürebilen Çin'de büyüme 2003'te yüzde 9.1, geçen yıl ise yüzde 9.25 düzeyinde gerçekleşti. 2004 yılı itibarıyla biraz yavaşlayarak yüzde 7'ye gerilemesi bekleniyor. Ülkenin yeni kuşak liderlerden Başbakan Wen Jiabao son zamanlarda ekonomik büyüme konusundaki resmi söylemi değiştirdi.
5 Mart 2004 Ulusal Halk Kongresi'nin açılışında yaptığı konuşmada Başbakan Wen Jiabao 3 bine yakın delegeye "Artık ekonomik büyüme modelimizi değiştirme zamanı geldi" diye seslendi. Başbakan Jiabao, aslında bu açıklamasıyla, büyümenin (zengin-yoksul ayrımını derinleştirmesi nedeniyle yol açtığı) toplumsal gerilimler, enerji ikmal güvenliği (sadece ham petrol tüketimi yüzde 31 arttı) ve ekolojik tahribat alanlarında Çin'e getirmekte olduğu ağır maliyeti göz ardı eden, 'ne pahasına olursa olsun büyüme' anlayışının terk edileceği mesajını vermek istiyordu.
Siyasi söylem değişiyor
Sadece Başbakan Wen Jiabao'nun ağzından duymuyoruz bu değişim mesajını. Son aylarda Çinli ekonomistler de 'dengeli kalkınma', 'büyümenin kalitesinin iyileştirilmesi' ve 'ekonomik toplum' gibi kavramları sık sık kullanmaya başladı. Britanya Başbakanı Tony Blair'in ortaya atıp uygulamaya çalıştığı sosyal demokrat politikada 'Üçüncü Yol'un başka bir formülü şimdi Çin'de hayata geçirilmeye çalışılıyor gibi görünüyor.
Çin mucizesinin devamının ancak ve ancak büyümenin kalitesini artırmakla mümkün olacağı genel kabul görüyor. Bu yöndeki mesajların yöneldiği adres genellikle yatırımlarda aslan payına sahip olan kamu yönetimi ve kamunun kontrolünde olan işletmeler. Çinli kuruluşların rekabet gücü, üretim kalitesi ve pazarlamasındaki hızlı iyileşme Batılı rakiplerini ciddi kaygıya sevk ediyor.
Sadece ucuz mal değil
Öyle sadece ucuz mal ve ürün ihracı değil yüksek teknoloji ürünleri de satıyor dış dünyaya. 1978 yılında ülkede neredeyse hiç doğrudan yabancı sermaye yatırımı bulunmazken geçen yılın sonunda 60 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye eşiği aşıldı. Toplam yabancı sermaye stokğu 500 milyar dolar civarında bulunuyor. Döviz rezervleri de 400 milyar doları geçti. Çoğu da başta ABD olmak üzere yabancı ülkelerin hazine bonolarına yatırılmış vaziyette. Ya da dış yatırım olarak akıyor.
Aslına bakarsanız resmi olarak 'kızıl komünist' Çin'de, son dört-beş yıldır zaten 'sosyalist' sözcüğü ağza bile alınmıyor. Elbette ki 'fanatik' piyasa ekonomisi anlayışının çok gerisinde; ama arz-talep dengelerini, fiyat belirlemesini, yatırım ortamının iyileştirilmesini artık artan ölçüde Batı terminolojisine uygun şekilde yapıyor. Hatta son Ulusal Halk Kongresi'nde özel mülkiyetin korunması hükmü ilk defa Çin Anayasası'na güçlü şekilde dahil edildi. Tüm bunlar gelişme yolunda umut veriyor bir de siyasi reformlar aynı tempoda ilerlese...
Mehmet Öğütçü kimdir?
1989-92 yıllarında diplomat olarak Pekin'de görev aldı. Halen Paris'teki OECD Sekretaryasında Üye Olmayan Ülkelerle İlişkiler ve Uluslararası Yatırım Küresel Forumu Başkanı. Çin'in yabancı yatırım ortamının iyileştirilmesi, enerji ikmal güvenliğinin sağlanması, Ortadoğu, Rusya ve Orta Asya ülkeleri ile stratejik ortaklık konularında Çin hükümetine tavsiyeler hazırladı. Bu yazıda ifade edilen görüşler yazarın birlikte çalıştığı kurumları bağlamamaktadır.
ogutcudunya@yahoo.co.uk adresinden kendisi ile temas edilebilir.
Künye
Adı: Çin Halk Cumhuriyeti
Yüzölçümü: 9.326.960 km2
Nüfus: 1.298.847.624 (Temmuz 2004)
Nüfus artışı: Yüzde 0.57
Doğumda ölüm: Binde 25
Ortalama ömür: 72 yıl
Komşuları: Afganistan, Butan, Burma, Hindistan, Kazakistan, Kuzey Kore, Kırgızistan, Laos, Moğolistan, Nepal, Pakistan, Rusya, Tacikistan ve Vietnam
İklim: Güneyde tropik, iç kesimlerde kara ve kutup iklimi
Tarım alanı: Yüzde 15.4
Etnik gruplar: Han Chinese yüzde 91.9, Zuang, Uygur, Hui, Yi, Tibetan, Miao, Mançu, Moğol, Buyi, Koreli ve diğerleri yüzde 8.1
Din: Taoist, Budist yüzde 94, Hıristiyan yüzde 4, Müslüman yüzde 2
Dil: Çince (Mandarin, Yue, Wu, Minbei)
Okuryazarlık: Yüzde 91

YARIN: Eski alışkanlıklar kolay unutulmuyor