Bir dünya devi Çin (2)

Yüzyıllar boyunca otokratik yönetim altında yaşamış Çinlilerin çoğuna göre kolektif liderlik 'kaos' demek. Herhangi bir istikrarsızlığın felakete yol açacağını da biliyorlar.
Haber: MEHMET ÖĞÜTÇÜ / Arşivi

Son 10 yıldaki ekonomik performans binlerce yılın ticari kıvraklığının sosyalist düzende paslanmadığını açıkça ortaya koyuyor. Çin geçen yıl ABD ve Almanya'dan sonra dünyanın üçüncü büyük tüccar ülkesi oldu. Dış ticaret hacmi 1970'lerin sonunda 20 milyar dolar iken 2000'de 475 milyar dolara, 2004 sonunda da 1.1 trilyon dolara fırladı. 1978'den 2004'e Çin'in dış ticaretinde 56 kat artış gerçekleşti, yıllık ortalama yüzde 16.8 büyüme ile. Aynı dönemde dünya ticareti yıllık yüzde 6.6 ile 6.4 kat büyürken. Öyle sadece ucuz mal ve ürün değil, yüksek teknoloji ürünleri de satıyor dünyaya. 1978'de ülkede neredeyse hiç doğrudan yabancı sermaye bulunmazken geçen yılın sonunda 60 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye eşiğini aştı. Toplam yabancı sermaye stoku 500 milyar dolar civarında. Döviz rezervleri de 400 milyar doları geçti. Çoğu da başta ABD olmak üzere yabancı ülkelerin hazine bonolarına yatırılmış vaziyette. Ya da dış yatırım olarak akıyor.
Global dengeleri etkiliyor
Dünya ekonomisindeki dengeler Çin ile yakından bağlantılı hale geldi. Şu sıralar hararetle Çin'in ulusal para birimi renminbinin yakında revalüasyona tabi tutulup tutulmayacağı, bunun ticaret ve yatırım akımları, diğer ülkelerin rekabet gücü üzerine etkisinin neler olacağı tartışılıyor. Geçen yıl ABD'nin Çin ile ticaret açığının 150 milyar dolara fırlayarak ilk defa Japonya'ya karşı verilen açığı bile geçmesi üzerine, özellikle bazı Amerikalı sanayiciler renminbinin (yuan) dolar karşısında en az yüzde 40 daha değer kazanması gerektiğini, mevcut durumun Çin şirketlerine haksız rekabet üstünlüğü sağladığını ileri sürüyor. Sabit döviz kurundan esnek kur sistemine geçilmesi yönündeki telkini sanayileşmiş ülkeler grubu G-7'nin maliye bakanları da, ABD yönetimi de her fırsatta tekrarlıyor.
Ancak Pekin yönetimi, kur ile oynamanın zamanlamasını kendisinin yapacağını, baskıya boyun eğmeyeceğini, güçlü ifadelerle ve en üst düzeyde duyurdu. Birçok uzman bu yıl içinde yüzde 5-10 civarında bir revalüasyona güçlü bir olasılık olarak bakıyor. Avrodolar paritesini de etkileyecek bir karar bu.
Çin'de halen faaliyet gösteren 450 binin üzerindeki yabancı şirket toplam ihracatının yarıdan fazlasını gerçekleştiriyor. Bazı yatırımcılar koydukları sermayeye yılda ortalama yüzde 15 kâr elde ediyor. ABD'li endüstri devi General Electric gibi bazı firmalar ise yüzde 100'den fazla geri dönüş oranını yakaladı geçen yıl. Uluslararası yatırımların son üç yılda neredeyse yarıdan fazla azaldığı, dünya ekonomisinin gerilediği, aynı düşüş trendinin bu yıl da devam ettiği göz önünde tutulursa, Çin'in bu performansı gerçekten de etkileyici. Hedefi, önümüzdeki dört yılda bu miktarı 100 milyar dolara ulaştırmak.
Çin'in GSMH'sında yabancı yatırımların payı 1980'de sadece yüzde 3.1 idi. 2000'de yüzde 32.3'e çıktı. Sabit sermaye oluşumunda yabancı yatırımın payı yüzde 10.5 civarında. Aslına bakarsanız, Çin'in uluslararası yatırımlardan aldığı pay bugün yüzde 7 civarında. 1995'te bu rakam yüzde 13 idi. Kişi başına yabancı sermaye de sanıldığı kadar yüksek değil (30 dolar civarında). Çin'e giren yabancı sermayede OECD ülkelerinde kurulu çokuluslu şirketlerin payı oldukça düşük. Halihazırda ağırlığı, Güneydoğu Asya'dan, Tayvan ve Hong Kong'dan gelen ve de pek kaliteli olarak
nitelendirilemeyecek yabancı yatırımcılar oluşturuyor.
Çin küme atlama peşinde
Ancak geleneksel olarak ucuz girdi ve emek faktörlerine dayanan, ihracata dayalı üretim yapan çokuluslu şirketler artık iş stratejilerini Çin iç piyasası ve teknoloji üretimini de ciddi şekilde hesaba katacak şekilde değiştiriyor. Çin de, küme atlayarak, ucuz üretim merkezi olmaktan çıkmak, artan ölçüde kaliteli yabancı sermaye çeken bir ülke konumuna girmek arzusunda. Kaliteli yabancı sermayeyi, yani uzun vadeli, ulusal ekonomi ile bütünleşen, çevre ve sosyal standardartları yükselten, ileri teknoloji getiren, araştırma geliştirmeye yatırım yapan sermayeyi istiyor. Bunun için ne yapmaları gerektiğinin de bilincinde.
Gerçekler ısırır!
Öte yandan, Çin ile ilgili parıltılı istatistikler, şu temel gerçeği unutturmamalı: Çin halkının önemli bir bölümü, hâlâ yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Dünya Bankası 350 milyon Çinlinin yoksulluk çizgisi (günde 1 dolar) altında yaşadığını tahmin ediyor. Bu durum, yaşam standartları arasındaki uçurumun giderek daha da genişleyeceği, bunun da potansiyel bakımdan tehlikeli toplumsal gelişmelere yol açabileceği korkusunu artırıyor. Nitekim, yeni yetme zenginler, 40 yıllık sosyalist eşitlikçi anlayıştan sonra görgüsüz bir tüketim çılgınlığı içinde. 300 milyon nüfus kentlerde, kalan 1 milyar kırsal bölgelerde yaşıyor. Buralarda (basına yansımamakla birlikte) protesto ve kıpırdanmaların arttığı, ancak merkezi yönetimin sert önlemlere başvurduğu, hasır altı etmeye çalıştığı bildiriliyor.
Tek çocuk politikası Çin'in başına gelecekte ciddi sorunlar açacak gibi. Sadece paylaşmayı bilmeyen, her evin prensi ya da prensesi olarak yetiştirilen şımarık ve bencil yeni bir nesilden söz etmiyorum. Ayni zamanda "4-2-1" denilen 4 büyük annebaba, 2 annebaba ve 1 çocuk olgusu nüfusun yüzde 14'ünün 60 yaş üzerine çıkması ile sonuçlandı. Önümüzdeki çeyrek yüzyıl içinde bu oranın yüzde 25'e yükselmesi bekleniyor. Tartışılan kısmi çözümlerden birisi emeklilik yaşının kadınlarda 55, erkeklerde 60'dan 65'e çıkarılması.
Anahtar kelime istikrar
Çin, yüzyıllar boyunca ister imparator olsun, ister Mao ya da Deng hep güçlü, karizmatik liderlerin otokratik yönetimi altında yaşadı. Kolektif liderlik, çoğu Çinliye göre kaosa davetiye çıkarmak ile eş anlamlı. Çin liderleri için yaşamsal önemde bir sözcük: İstikrar. Her fırsatta tekrarlamaktan usanmıyorlar. Zira 1.3 milyarlık dev bir ülkenin siyasi ve ekonomik istikrarsızlık halinde, hem kendileri, hem de dünya için bir çıbanbaşı haline geleceğinin farkındalar. Deng Xiaoping'den sonra Jiang Zemin ve Li Peng cumhurbaşkanı ve başbakan olarak ortak liderliği yerleştirmeye çalıştı.
Li Peng'in Ulusal Halk Kongresi başkanlığı görevine emekli edilmesi ile başbakanlığa beceriksiz bürokratların korkulu rüyası Zhu Rongji gelmişti. Onun da sahneden çekilmesiyle 10. Ulusal Halk Kongresi parti ve hükümeti kökten değiştirdi. Önümüzdeki on yılın liderleri olarak Hu Jintao cumhurbaşkanlığına, Zeng Qinghong (Cumhurbaşkanı Jiang Zemin'in yönetimdeki adamı olarak biliniyor) yardımcılığına ve Wen Jiabao da başbakanlığa seçildi. Üçü de dış dünyada pek fazla bilinmeyen ve milliyetçi söylemleri artan ölçüde ağır basan bu liderlerin her adımı ve gelecek vizyonu dışarıda yakından izleniyor.
Hammaddenin en büyük müşterisi
Çin'de fiziki pazarlar, nereden bakarsanız bakın, devasa boyutlarda. Dünya demir cevheri üretiminin yüzde 27'den fazlasını son 10 yılda inanılmaz bir hızla büyüyen Çin alıyor. Bakırda 1990 yılında dünya üretiminin yüzde 6'sını kullanırken 2000 yılında bu oran yüzde 12'ye, bugün ise yüzde 22'ye ulaştı. Alüminyum ve çimento üretiminde de dünya birincisi. Ülkede 330 milyon sigara tiryakisi var. Yani dünya sigara devlerinin vazgeçemeyeceği bir pazar. Çin'de bugün 250 milyon da cep telefonu kullanıcısı bulunuyor. Ekonomideki hızlı büyüme nedeniyle geçen yaz en uzun elektrik kesintilerini yaşadı Çinliler, kurulu güç kapasitesi 430 GW olmasına rağmen. Dünyanın en uzun ekspres otoyoluna sahip Çin'in yollarında 96,5 milyon araç dolaşıyor. Her yıl 2 milyon yeni otomobil üretiliyor, 130 bin otomobil de dünyanın çeşitli ülkelerinden ithal ediliyor. Çin'de bin kişiye 6 otomobil düşüyor şimdilik; bu rakam Kore'de 197, ABD'de ise 513. Büyüme potansiyelini tahmin etmek bile ürkütücü, özellikle getireceği enerji tüketim patlaması ve iklim değişikliği yansımaları nedenleriyle. Halen dünyanın ikinci büyük petrol tüketicisi. Ve de en fazla karbondioksit emisyonu çıkaran ülkeler arasında ABD'nin ardından ikinci sırada.
YARIN: Siyaset ve ticaret