Bir dünya devi Çin (4)

Son yıllarda 500 milyar doları aşan yabancı sermaye stokuyla adeta bir yatırımcı istilasına maruz kalan Çin'den de yurtdışına yatırım yapan firmaların sayısı artıyor. Çinli firmaları yurtdışına yatırım yapmaya iten başlıca etkenler arasında bulundukları bölgeden bile daha düşük ücret ortalaması ve yoğun bürokrasi başta geliyor.
Haber: MEHMET ÖĞÜTÇÜ / Arşivi

Son yıllarda 500 milyar doları aşan yabancı sermaye stokuyla adeta bir yatırımcı istilasına maruz kalan Çin'den de yurtdışına yatırım yapan firmaların sayısı artıyor. Çinli firmaları yurtdışına yatırım yapmaya iten başlıca etkenler arasında bulundukları bölgeden bile daha düşük ücret ortalaması ve yoğun bürokrasi başta geliyor. Kimi Çinli firmalar uygun gördükleri ülkelere giderek burada sıfırdan tesis kurma yoluna giderken, kimi firmalar ise dış pazarlarda halihazırda ciddi payı ve bilinirliği olan şirketleri satın almaya yöneliyor.
Şanghaylı tekstil firması Dunsky Ltd., Vietnam'ın kuzeyinde -düşük ücret imkânlarından yararlanmak ve Çin'deki bürokrasiden kaçmak için- bir fabrika kurmayı planlıyor. Endonezya'da petrol ve doğalgaz yatırımlarında China National Offshore Petroleum Corporation son derece etkin konumda. Bu yıl başında İspanyolların sahip olduğu petrol firması Repsol YPF'nin Endonezya'daki petrol ve dogalgaz varlıkları için bir çırpıda 585 milyon dolar (700 milyon YTL) ödeyebildi.
Çinli firmalar Sadece gelişme yolundaki ülkelere değil çoğunluğu Batılı sanayileşmiş ülkelerden oluşan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teştkilatı (OECD) üyelerine de el atıyor. Nitekim, Çin'in iki numaralı otomobil üreticisi Shanghai Automotive (SAIC) geçen ekim ayında, Güney Kore'nin dördüncü büyük otomobil imalatçısı Ssangyong Motor şirketinin kontrolünü devraldı. 1 milyar dolar yatırmayı vaat ediyor. Rusya'da kuracakları fabrikada 4x4 arazi aracı imal etmeyi planlıyor.
Çin firması Lenovo, IBM'in PC operasyonlarını satın aldı. Yine Çin'in önde gelen tüketici elektronik üreticisi TCL International Holdings Ltd, 2003'te Fransız Thomson SA ile hem kendisinin Çin, Vietnam ve Almanya'daki, hem de Thomson'un Tayland, Polonya ve Meksika'daki fabrikalarında televizyon ve DVD seti imal edecek bir ortak yatırım anlaşmasına, çoğunluk hissedarı olarak, imza koydu. Bu anlaşma, 3.78 milyar doları aşan bir yıllık gelire sahip dünyanın en büyük TV
üreticisini yarattı. Konka Electronic Grubu, ABD piyasasında TV setleri satıyor; ayrıca Meksika'da bir fabrika kurdu, NAFTA'nın sunduğu kolaylıklardan yararlanmak için. Çin'in en büyük beyaz eşya üreticisi Haier Grubu, Manhattan'daki Greenwich Savings Bank'in muazzam binasını satın alarak orayı şirketin yeni ABD merkezi haline getirdi.
Alışveriş listesindeki Batılı firmalar
İngiltere'de en fazla yatırım yapan yabancı şirketler arasında Çinliler ilk beş içindeler. Üç yıl önce 50 Çinli firma faaliyet gösterirken bu ülkede halihazırda 170 Çinli şirket var. Ülkenin elinde kalan tek otomobil imalatçısı MG Rover'in alımı için Şanghay otomobil firması düğmeye bastı. China Southern Airlines ise Air France'ın öncülüğündeki Sky Team Havayolları ittifakına katıldı. Başka bir Çin havayolları şirketi Macarların Malev'ine göz koymuş durumda. Alcatel ile cep telefonu üretimi için ortak yatırım anlaşması imzalandı.
CNPC ve Sinopec, toplam 44 ülkede petrol üretimi için milyarlarca dolarlık yatırım yaptı. CNOOC, UNICAL'i almak için girişimde bulunuyor. Daha geçenlerde Çinli Hutchison Whampoa grubu, Fransız parfüm zinciri Marionnaud'u satın aldı. Meşhur İtalyan markalarını satın alarak sadece isim hakkını kullanma bedeli ödeyen Çinli tekstil firmaları giderek artıyor, böyle giderse önümüzdeki 15-20 yılda Çinlilerin en bilinen İtalyan markalarının çoğuna sahip olacaklarına işaret ediliyor.
Afrika'daki yatırımlar hızla artıyor
Çin'in tüm dünyada en süratli ticaret genişlemesini gerçekleştirdiği bölge Afrika. 2002'den 2003'e ikili ticaret akışı yüzde 50 artışla 18.5 milyar dolara (23 milyar YTL) kadar yükseldi. 2006 yılına kadar bu rakamın 30 milyar dolara (38 milyar YTL) çıkması bekleniyor. ABD'den sonra dünyanın ikinci büyük petrol tüketicisi olarak Sudan, Cad, Nijerya, Angola, Gabon ve Kenya ile enerji ortaklıkları geliştiriyor. Geçen yıl Afrika ülkelerine 1.8 milyar dolar (2.4 milyar YTL) tutarında bir kalkınma yardımı sağladı .
Jeopolitik düzendeki yeri
Çin, dünyanın siyasi haritasındaki yerini de perçinleme iddiası içinde hamle üzerine hamle yapıyor. Geleceğin okyanuslarda ve uzayda olduğunun farkında. Donanmasını, açık denizlere hükmedecek, denizaşırı müdahalelere imkân verecek şekilde süratle modernize ediyor, genişletiyor. Uydu fırlatıyor. İnsanlı ilk uzay aracını gönderdi. Askeri teknolojide henüz boy ölçüşecek düzeye ulaşamadı.
Çin liderliğinin şu aşamada ekonomik ve askeri gücünü tam pekiştirmeden de ortaya atılıp tek kutuplu dünya sistemini sarsma, ABD, Rusya, Japonya ve diğer komşu ülkeleri ürkütme niyeti yok. Çin genelde ne istediğini, bu aşamada neyin mümkün olduğunu bilen, akılcı, tedrici ve sabırlı bir yaklaşım izliyor.
Teröre karşı destek verdi
11 Eylül sonrasında teröre karşı mücadeleye Çin yönetimi güçlü destek verdi. Orta Asya ve Afganistan ile sınırlarının güvenli olması, öncelikli dış politika amaçlarından birisi. Çin Rusya, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ı da kapsayan 'Şanghay Beşlisi' girişimine de bu nedenle önayak oldu. Ancak ABD kuvvetlerinin Afganistan'a, sonrasında Özbekistan ve Kırgızistan'a konuşlandırılması, ardından Hindistan ile stratejik savunma ortaklığı için adımlar atılması, Pekin'deki liderlerin Washington'ın Çin'i 'çevreleme' stratejisinin sürdüğü yönündeki kuşkularını güçlendirdi. Aralarında tarihi husumet bulunan Japonya ile ilişkilerin karşılıklı yarara hizmet edecek temelde tutulması, Rusya ile stratejik işbirliğinin geliştirilmesi, ASEAN ülkeleri ile serbest ticaret alanı kurulması gibi alanlarda, Pekin'deki dışişleri kadrosunun -zaman zaman özellikle Japonya ve Rusya ile mini krizler çıksa da- genellikle ustaca bir diplomasi çizgisi izlediğini görüyoruz.
Bir uluslararası bunalım halinde Hint Okyanusu'ndaki Amerikan 7. Filosu'nun Körfez'den enerji sevkiyatını kesintiye uğratmasından kaygılı olduğundan, enerji güvenliğini sağlama almak için, hem Ortadoğu'da hem de Avrasya'da nüfuz sahası kurmaya çalışıyor.
İran, Irak, Sudan, Umman ve Suudi Arabistan ile güçlü karşılıklı ekonomik bağımlılık ilişkileri geliştirdi. Kazakistan ve Türkmenistan'da petrol yatakları satın aldı. ASEAN ile ortak serbest ticaret bölgesi kurulması, Myanmar üzerinden Yunnan eyaletine petrol ve doğal gaz nakliyatı yapılmasi (böylece son derece sıkışık ve tehlikeli Malakka Boğazı'nın 'baypas' edilmesi) gibi girişimlere önayak oldu.
Başta ASEAN ülkeleri ve Hindistan olmak üzere komşuları Çin'in bölgedeki amaçları ve niyetleri konusunda her zaman kuşkulu. Dış politikasının çevresinde en azından 2040-2050 dönemine kadar sürdürülebilir kalkınmaya uygun bir barış kuşağı (ya da Çin siyasi literatüründeki deyimiyle 'barışçıl güçlenme') yaratmayı hedeflemesi komşularını şimdilik rahatlatmış görünüyor. 'Çin tehditi' siyasi ve askeri bir tehdit olarak belki orta ve uzun vadede yeniden gündeme gelecek -özellikle de Tayvan, Güney Çin Denizi, Orta Asya ile sınır ihtilafları, enerjiye artan ölçüde bağımlılığın yarattığı ikmal güvenliği kaygıları ve de Çin liderliğinin artan milliyetçi söylemleri nedenleriyle.
Türkiye'nin Çin planı ne olmalı?
Çin, dünyanın dengelerini kendi konumu çerçevesinde yeniden şekillendirirken Türkiye de bu dev ülkeye karşı kendi dinamikleri temelinde bir pozisyon almak durumunda. Sözün kısası, Çinliler ucuz üretici ve taşeron olmaktan süratle patronluğa terfi ediyorlar. Her geçen gün daha fazla Çin firmasının dışarıya yatırım yaptığı bir ortamda ne yazık ki ülkemizin yeterli bir pay aldığını söylenemez. Bunda geçmişte Çinli şirketlerin yaşadığı bazı olumsuz deneyimlerin etkisi olduğu bir gerçek. Ancak AB, Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya, Rusya ve Hazar Havzası'na yönelik siyasi, ekonomik ve enerji perspektifleri Çin'i ister istemez Türkiye'ye farklı bir yaklaşım geliştirmeye zorluyor. Yeni bir atılımla hem ticaret, hem finans, hem taahhüt, hem de imalat sektorlerinde ekonomimize taze Çin sermayesi çekmenin mümkün olduğunu düşünüyorum -tabii ki üstünlüğümüz olan sektörleri Çin sermayesine kaptırmadan ve ortak menfaatleri iyi tanımlayarak.
AB de bölgede boş durmuyor. İspanya ile Fransa'nın öncülüğünü yaptığı bölgeye yönelik AB politikası, özellikle de Küba'da demokratikleşmeyi, insan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesini desteklemeyi amaçlıyor. AB liderlerinin son günlerde artan Çin ziyaretleri ve liderler arasındaki karşılıklı temaslar bu politikanın bir göstergesi.
Küresel oyuncu olmanın önemi
Çin, sadece Asya'da, Ortadoğu'da, Afrika'da değil, ABD'nin 'arka bahçesi' olarak görülen Güney Amerika'da da mevcudiyetini güçlendirme arzusunda. Küresel bir oyuncu olma hedefinin bir parçası olarak Cumhurbaşkanı Hu Jintao, geçtiğimiz kasımda Brezilya, Arjantin ve APEC'in yıllık liderler zirvesinin yapıldığı Şili'yi ziyaret ederek bu ülkelerde kapsamlı ticari ilişkilerin tohumlarını attı.
Çin, Güney Amerika'nın en büyük gücü Brezilya'nın ABD'den sonraki ikinci büyük ticaret ortağı. Hu Jintao bölgedeki son durağı Küba'da Devlet Başkanı Fidel Castro'nun resmi konuğu olarak resmi temaslar yaparken mümkün olduğunca ziyaretinin profilini düşük göstermeye çalıştı. Bu ziyaretin gözlerden kaçan en önemli boyutu Pekin'in ABD'nin yumuşak karnına çıkartma yapması idi.
Çinli lider, ziyaret programına Venezüella'yı dahil etmemişti. ABD karşıtı liderlerle güç gösterisi yaptığı şeklinde bir görüntüden kaçınmak için olsa gerek. Ancak Venezüella lideri Hugo Chavez 2004 sonunda Pekin'i ziyaret ederek Simon Bolivar'ın ülkesi ile Mao Zedung'un ülkesi arasındaki benzerlikleri vurguladı. Dahası, Çin petrol şirketinin Venezüella'da büyük ölçekli yatırım yapacağına dair bir kararı Pekin'den çıkarmayı başardı.

YARIN: AB'nin Çin politikası