Bir dünya devi Çin (6)

AB üyelik sürecinin hızlanması, ABD ile ilişkilerdeki gerginlikler, Rusya ve Ortadoğu ile yakın temas arayışları Çin'i bir süredir siyasi bakımdan geri plana itti.
Haber: MEHMET ÖĞÜTÇÜ / Arşivi

AB üyelik sürecinin hızlanması, ABD ile ilişkilerdeki gerginlikler, Rusya ve Ortadoğu ile yakın temas arayışları Çin'i bir süredir siyasi bakımdan geri plana itti. Ancak stratejik menfaatleri düşünen birilerinin, Çin'de, ileride değerlendirilebilecek, 'tohum atma' kabilinden girişimlerde bulunması gerekiyor. Asya'nın doğu ve batı uçlarındaki iki ülkenin geniş işbirliği imkânları var. Lakin, mevcut tablo bu konuda pek iyimser olmamıza izin vermiyor. Tekstil, inşaat, elektronik ürünler, gıda dahil birçok sektörde Çin, uluslararası pazarlarda önde gelen rakiplerimiz arasında. Dünyada kimse Çin ile kolay kolay rekabet edemiyor. Çin ile rekabet için katma değeri daha yüksek olan ürünlere yönelmek, yaratıcı düşünmek, yoğun çaba sarfetmek gerekiyor.
Türkiye'nin ilk defa Çinli turistlerin gidebileceği ülkeler listesine katılması, önemli bir başlangıç. Sayet beklentileri ve tatil anlayışı farklı olan Çinli turiste hitap edecek altyapı ve hizmetler vakit geçirmeksizin sunulabilirse, önümüzdeki on yıl zarfında 'Orta Krallıktan' geliri ve harcama eğilimi yüksek turistleri çekmek pek zor olmayabilir. 1992-1999 arası Türkiye'yi toplam 80 bin Çinli ziyaret etmişken, bu rakam 2000-2003 arasında toplamda 100 bini geçmiştir. Dünya Turizm Örgütü raporlarına göre önümüzdeki dönemde dünyanın en fazla turist gönderen ülkeleri arasında ilk sırada yer alması beklenen Çin ile gerçekleştirilen turizm anlaşması, ikili ticari ilişkilerde mevcut bulunan Türkiye aleyhine durumun dengelenmesi açısından oldukça önemli bir fırsat. Bu alanda potansiyel büyük, ancak "1.3 milyarlık nüfusun yüzde 1'ini çeksek yeter" gibi ham hayallere de kapılmamak lazım.
Turizmde uzun vadeli bir perspektife sahip bakış açısıyla meyvesini beş-on yıl içinde yiyebileceğimiz girişimleri, önlemleri gündeme sokmalıyız.
Çin'in DTÖ'ye üye olması ile birlikte, bu ülkeye karşı tek taraflı kısıtlamalar ve yasaklar gibi ayırımcı önlemler alınması şimdiki önlemler dışında zor. DTÖ'nün 'Tekstil ve Konfeksiyon Anlaşması'na tabi olarak bu yıl başında kotaların kaldırılmasından yararlanacak olan Çin'in DTÖ üyelerine uygulanan tarifeler sayesinde dünya tekstil pazarlarında daha çetin bir rekabet yaşanması sonucunu doğuracak. Çin'in DTÖ'ye Katılım Protokolü uyarınca, 2008 yılı sonuna kadar olan dönemde, Çin'den tekstil ve konfeksiyon ithalatındaki artışın pazar bozucu bir etkisi olması durumunda, korunma önlemlerine başvurulabilecek.
Sıcak gündem tekstil
Bu, Çin'e kota uygulamakta olan tüm ülkeler tarafından başvurulabilecek bir önlem. AB ve ABD Turkiye'yi izleyebilir zira kendi tekstil üreticilerinin ve bu pazarlara girişten yararlanan gelişme yolundaki küçük ülkelerin baskısı altındalar. Çin kaynaklı konfeksiyon ürünlerinin büyük çoğunluğu düşük ve orta kaliteli ürünler olmasına rağmen bu ülkenin hazır giyim sanayii, özellikle Hong Kong'daki üreticilerin girişim ve faaliyetleri ile yüksek katma değerli ve kaliteli üretime doğru yöneliyor. Dolayısıyla, tekstilde, 2005 sonrası dönem, bizim konumumuzdaki ülkeler için gerçekten zor olacak. Sadece Çin değil, Hindistan, Endonezya, Pakistan ve Mısır gibi ülkeler de bizi geleneksel pazarlarımızda sıkıştıracaklar. Tasarım, üretim ve pazarlamada markalaşmak, kaliteyi yükseltmek, Çin dahil rakiplerimizle uluslararası iş bölümüne dayalı stratejik ortaklıklar yapmak zorundayız.
Sadece tekstil ve hazır giyimde değil Çin elektronik, beyaz eşya ve araba sanayii ürünlerinde, muteahhitlik sektöründe de güçlü bir rakip. Gelecekte bu alanlarda, ayrıca enerji, bilgi teknolojileri, gıda işleme, madencilik, turizm, demir-çelik, finans gibi sektörlerde rekabet işbirliği çizgisi üzerinde gelip gideceğiz. Buna alışmalıyız diğer ülkeler gibi ve asimetrik ilişkide dengeleri nasıl kurabileceğimize kafa yormalıyiz.
Orta Asya'da-sınırın hemen öbür yakası ve ayrılıkçı hareketlerin destek gördüğü bir sınır bölgesi -elindeki ekonomik, askeri ve siyasi kartları sonuna kadar oynamaya kararlı. Ülkenin en batısından en doğusuna uzanan 4.000 km'lik Sincan-Şanghay doğalgaz boru hattının yapımını -Shell, Exxon Mobile ve Rus Gazprom şirketlerini devre dışı bırakarak- CNPC tek başına üç yılda tamamladı. Yaklaşık 9 milyar dolar harcandı. İlave boru hatları projeleri -özellikle Irkutsk gazını kuzey Çin'e getirmek için- Türk müteahhitlere iş imkânı yaratabilir. Ülkenin dört bir yanında devletin milyarlarca dolar akıttığı diğer altyapı projelerinde de öyle. 2008 yılında yapılacak olan olimpiyat oyunları da Türkiye ile Çin arasındaki ticaret/yatırım/müteahhitlik faaliyetlerini geliştirmek için iyi bir fırsat oluşturuyor.
Finans sektöründe yeni işbirliği imkânları doğuyor. Nitekim, Garanti Bankası uzak görüşlü bir stratejik kararla Şanghay'da temsilcilik açtı. İç tasarruflara çok düşük faiz verildiğinden, yurtdışına önemli bir sermaye
kaçışı var. Çin, dünyadaki en büyük yabancı yatırımcılar arasında ilk yedi içinde yer alıyor. Şayet karşılıklı bir güven ortamı oluşturulabilirse Çin'den ülkemize hatırı sayılır sermaye çekmek de ihtimal dahilinde.
Rusya ile ilişkiler hassas
Rusya ile Çin arasındaki ilişkiler, en son Sibirya petrol hattının Çin'in Daking bölgesi yerine Japonya'ya uzanması kararının alınmasi ile, gerginleşti. Orta Asya'da da iki ülkenin nüfuz bölgesi yaratmak amacıyla rekabet içinde oldukları biliniyor. Orta Asya'daki etnik ve dini ihtilaflarin yayılarak bağımsızlık ateşinin hâlâ canlı olduğu söylenen Sincan-Uygur Özerk Bölgesi'ni etkisi altına alması olasılığı, Pekin'i ciddi şekilde kaygılandırıyor. Bölgedeki yönetimlerle yakın ekonomik ve siyasi güvenlik ilişkileri kurarak hem bu ülkelerin tamamen Rusya'nin etki sahasına girmesinin önüne geçmeyi, hem Sincan'daki ayrılıkçı Uygur hareketinin destek kanallarını zayıflatmayı, hem de enerji ikmal güvenliği için yeni güzergahlar açmayı hedefliyor. Dolayısıyla, Türkiye-Çin-Rusya-İran üçgenindeki gelişmeler önümüzdeki on yıllarda bölgenin geleceği açısından kritik öneme sahip.
Sincan-Uygur Özerk Yönetim bölgesindeki ayrılıkçı grupların Türkiye'deki bağlantıları Pekin'i ciddi şekilde kaygılandırıyor. Türkiye ile işbirliği özellikle bu alanda Çin için hayati önemde. Türkiye'de bazı grupların Çin'in kuzeybatı bölgesindeki Türk kökenli ayrılıkçıları desteklediği kanaati, son yıllara kadar yaygın görüştü. Şubat 2000'de iki ülke arasında imzalanan güvenlik işbirliği anlaşması siyasi ilişki-lerdeki bulutları ve güvensizlik ortamını bir ölçüde dağıttığı, ancak bu gelişmenin Türkiye'nin Pekin'de önemi ve ağırlığını artırdığını, ilişkilerin bu sayede daha da ivme kazandığını söylemek güç.
Belki de tanıtım için harcanacak her kuruşun karşılığının, en iyi geri alınacağı ülke Çin. Genellikle Arap ülkeleri ile aynı kefede görülüyoruz sokaktaki Çinli tarafından. Sincan bölgesindeki Uygur azınlık
ile bağlantımız da hemen kafalarda kurulabiliyor. İmajımız, öyle yerleşik ve önyargıya dayalı değil. Doğru ve olumlu mesajlarla Türkiye, dünyada her beş kişiden birisinin yaşadığı bu ülkedeki imajını süratle iyileştirebilir. Bunun getireceği siyasi ve ekonomik yararları saymaya gerek var mı?
Enerji kaynakları yeterli değil
Çin, zengin enerji kaynaklarına sahip olmasına rağmen bunlar
süratle artan tüketimi karşılamaya yeterli değil. Günde 3.5 milyon varil petrol üreten Çin, gereksini-minin neredeyse yüzde 40'ını ithal ediyor. Önümüzdeki dönemde 2030'a kadar petrol ithal gereksiniminin günlük 10 milyon varile ulaşacağı (ki bugünkü ABD'nin toplam ithalatı. Suudi Arabistan'in günlük petrol üretiminden de 2 milyon varil fazla), bu durumun dünyadaki ekonomik ve jeopolitik dengeleri kökünden sarsması, Türkiye'nin de en fazla etkilenen ülkelerden olması öngörülüyor.
Çin ile Ortadoğu arasındaki karşılıklı yatırım ve ticaret akışı için bugünden zemin hazırlanıyor. Türk işadamları için bu alanda cazip imkânlar doğabilir şayet şimdiden kendilerini konumlandırırlarsa. Çin'in Ortadoğu'nun güvenliği konusundaki ilgisi büyük ölçüde bu ekonomik bağımlılığa dayanmaktadır. Bunun da beraberinde ciddi jeopolitik yansımalar getireceğini öngörmek falcılık olmaz.
Türkiye'nin Asya'ya yönelik ekonomik çıkarmasında -madem tam üyelik için kilometreyi açtık ve üçüncü ülkelere yönelik ticarette 1995'ten bu yana Brüksel'in rotasında hareket ediyoruz AB şemsiyesi altında menfaatlerimizi nasıl daha güçlü koruyup geliştireceğimizi ortaya koymak gerekiyor. Çinlinin gözünde Türkiye, AB pazarına giriş kapılarından birisi. Aynı zamanda Ortadoğu ve Kafkas petrolleri ile ilgili tedarik güvenliği senaryolarında, önemli bir ülke. Çin'den başlayıp Orta Asya'yı
boydan boya geçen ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya uzanması öngörülen 'İpek Demir Yolu' projesi ulaşım maliyetlerini azaltmak bakımından önemli.

YARIN: Denkleme Hindistan da katılıyor