'Bu insanlar tütün depolarında duruyor, iş mi yapıyorlar? Hayır'

'Bu insanlar tütün depolarında duruyor, iş mi yapıyorlar? Hayır'
'Bu insanlar tütün depolarında duruyor, iş mi yapıyorlar? Hayır'

Başbakan Erdoğan, ?Tekel işçileri diye ifade ediliyor, sanki Tekel?in bütününü kapsıyor, çok ciddi bir spekülasyon yapılıyor? diye konuştu. FOTOĞRAF: ERHANELALDI /AA

'Tekel işçilerinin eylemi ideolojik değilde nedir' diyen Başbakan, 'Ne yapıyorlar? İş mi yapıyorlar? Hayır. Sadece tütün depoları adı verilen depolarda bu insanlar duruyor. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını da orada durarak, oturarak kimseye yediremem' dedi

İSTANBUL - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tekel işçilerinin eylemiyle ilgili olarak, “Bu ideolojik değil de nedir? Kimin gönlü gelip de işçinin havuza atlamasını veyahutta orada soğukta kalmasını ister? Ama kusura bakmasınlar ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını da orada durarak, oturarak kimseye yediremem” dedi.
Erdoğan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) 2009 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında yaptığı konuşmada, son zamanlarda ‘Tekel işçileri’ diye ifade edilen, sanki Tekel’in bütününü kapsayan, çok ciddi bir spekülasyon olduğunu söyledi.

‘İki yıldır bunlara katlandık’
Tekel’in on binlerce elemanının özelleştirmeyle ayrıldığını ifade eden Erdoğan, “Sadece iki yıl önce yaptığımız bir görüşmeden, toplantıdan sonra maalesef iki yıldır biz bunlara katlandık. Ne yapıyorlar? İş mi yapıyorlar? Hayır. Sadece tütün depoları adı verilen depolarda bu insanlar duruyor ve aylık bize maliyeti 40 trilyon. Yaklaşık 10 bin kişi” dedi.
Erdoğan şunları kaydetti: “40 trilyon kimin parasını ödüyoruz bunlara? Halkın parasını ödüyoruz. Peki biz ne yaptık? Dedik ki buralar artık çalışmıyor, bu bir depo, şu anda üretim falan söz konusu değil. İki yıl önce dedik ki bakın biz buraları kapatıyoruz, ona göre hazırlıklarınızı yapın. Bunu en üst düzeyde Türk-İş Başkanı dahil, Tek Gıda-İş Başkanı dahil, ben ve ilgili bakan arkadaşım beraberce oturduk, konuştuk. Buna rağmen son zamanlardaki yapılan hareketleri gördünüz. Şimdi soruyorum arkadaşlar, bu ideolojik değil de nedir?
Kimin gönlü gelip de affedersin işçinin havuza atlamasını ve yahutta orada soğukta dışarıda kalmasını ister? Böyle bir şeye tahammül etmek mümkün mü? Ama kusura bakmasınlar ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını da orada durarak, oturarak kimseye yediremem. Böyle bir hakkım yok. Ve bunun bedeli ne olursa olsun...” Eylemde bulunanların yüzde 60’ının AK Parti’ye oy verdiğine ilişkin açıklama yapıldığını söyleyen Erdoğan, “Bu dediğiniz gerçekse o zaman ben dört dörtlük demek ki doğru olanı yapıyorum. Menfaatçilik yapmıyorum, doğru olanı yapıyorum. Niye? Çünkü birisinin bunu yapması gerekir, olması gereken bu” diye konuştu.

Devletin malı deniz...
 Erdoğan şöyle dedi: “Dedik ki ’al kardeşim ihbar tazminatını, al kıdem tazminatını. İhbar artı kıdem tazminatı bunun hepsini veriyoruz. Size bir şey daha yapıyoruz. 4C diye bir şey kuruldu. Bu ülkede, sizi 4C’de de istihdam edelim. İlkokul, orta öğretim, üniversite mezunlarına ayrı ayrı ücret değerlendirmesi. Bunu yapalım gelin burada sizi değerlendirelim. Hayır, olmaz’ Ne olacak? ’Bizi aynı şartlarda 4B’de değerlendireceksiniz. Olmaz kardeşim biz bu fazla istihdamlardan ülkemizi bir defa kurtaracağız. Devlet bu şekilde, üretime yönelik olmayan bir istihdamı sağlama alanı değildir. O zaman biz ne oluruz söylenen laf var ya ’devletin malı deniz yemeyen domuz’, bu mantıkla bu iş yürümez. Ama sorumluluk altında olmayanlar ne diyor? ’Bunları çalıştırın.”

‘Kriz bütçesi hazırladık’
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2010 Mali Yılı Bütçesi’nin, küresel krizden çıkış bütçesi olarak hazırlandığını bildirdi. Erdoğan DEİK’in 2009 yılı Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, DEİK’in 21 yıldır Türkiye’nin kalkınmasına, ilerlemesine, ekonomisine, ticaretine, dünya ile bütünleşmesine farklı katkılar sağladığını, sağlamaya da devam ettiğini belirtti. Küresel ve ulusal ölçekte önemli bir süreçten geçildiğini, bütün dünyanın 2. Dünya Savaşı sonrası en büyük ekonomik krizi yaşadığını belirten Erdoğan, bu krizi aşabilmek için de yoğun bir çabanın içerisinde olduğunu anlattı.
Erdoğan, 2010 bütçesinin hükümetin daha önce 7 bütçesi gibi, sosyal yönü güçlü, Türkiye’nin imkanlarını, fırsatlarını, potansiyellerini, azami derecede milletin istifadesine sunan bir bütçe olduğunu kaydederek, şunları söyledi: “2010 bütçemiz küresel krizden çıkış bütçesi olarak hazırlandı. Bütçe görüşmeleri sırasında gerek komisyonlarda, gerek TBMM genel kurulunda küresel krizin tüm boyutlarıyla istismar edildiğine, kriz üzerinden Türkiye ekonomisine ilişkin karamsar, moral bozucu bir tablo çizilmek istendiğine şahit olduk, rakamlar çarpıtıldı. Göstergeler, eğildi büküldü. Kriz üzerinden hükümetimize ve ekonomi politikalarımıza yönelik nezaket sınırlarını da aşan, eleştiriler, hatta hakaretler savruldu. Şunu gönül rahatlığıyla söylemek durumundayım, ekonomimizin tarafları da, aziz milletimiz de, neyin ne olduğunu çok net olarak görüyor, biliyor, anlıyor.”

ABD’de 158 banka battı
Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan, krizin ortaya çıktığı günden bugüne kadar ABD’de tam 158 bankanın battığını, Türkiye’de ise özellikle bankacılık sektöründe hiç bir sıkıntı yaşanmadığını söyledi. Erdoğan, “7 yıl  boyunca finans, bankacılık alanında yaptığımız köklü reformlar sayesinde küresel krize hazırlıklı yakalandık ve hamd olsun sıkıntıyı en az bir şekliyle ve bu süreci de şu anda atattık, atlatıyoruz” diye konuştu.
Ekim 2009 itibarıyla bankacılık sektörü sermaye yeterlilik oranının Rusya’da 18.5, Belçika’da 15.1, Kanada’da 10.3, Amerika’da 13.5 Japonya’da 13.4 ve Almanya’da 13, Türkiye’de ise 20.4 olduğuna dikkati çeken Erdoğan, Türk bankacılık sektörünün güçlü sermaye yapısının Türkiye ekonomisini dış şoklara karşı dayanıklı hale getirdiğini vurguladı. 

2010’da büyüme başlıyor
Bu yıl küresel ekonominin yüzde 1.1 daraldığı, küresel ticaret hacminin de yüzde 11.9 küçüldüğünün tahmin edildiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, üçüncü çeyrekten itibaren büyümenin seyrinin değiştiğini gördüklerini ve 2010’dan itibaren de Türkiye ekonomisinin büyüyeceğini öngördüklerini belirtti. Erdoğan, uluslararası kuruluşlarını da bunu ayrıca ifade ettiklerini, Türkiye ekonomisinin 2010’da dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri arasında yer aldığını kendilerinin teyit ettiğini söyledi.
Erdoğan, “2010 yılında IMF ve OECD’nin Türkiye için büyüme tahmini yüzde 3.7’dir. Diğer dünyanın önde gelen finans kuruluşları yüzde 3.8 ile yüzde 5.5 oranında büyüme tahmininde bulunuyorlar. Bizim kendi, orta vadeli programda yer alan ahminimiz ise mütevazi olarak söylüyoruz bunu yüzde 3.5” dedi. (Radikal)

‘Teğet sürtünüp geçer, tırpanlar’
Erdoğan işsizlikle ilgili de şunları söyledi: “ABD’de işsizlik oranın 2007 yılında yüzde 4.6’dan 2009’da yüzde 9.3’e, İspanya’da aynı dönemde 8.3’ten yüzde 18.2’ye yükselmesi şu anda bekleniyor. Türkiye’de ise, lütfen samimi olacağız, 2007 yılında yüzde 10.3, 2009 Ağustos ayında ise 3.1 puanlık artışla 13.4. Gerçekleşen seviye bu. Buna rağmen kıyametler koparılıyor. Şunu açık yüreklilikle söylüyorum küresel kriz elbette Türkiye ekonomisi üzerinde etkili olmuştur. Elbette büyümede, ihracatta, işsizlikte belli oranda düşüş gerçekleşmiştir. Ama teğet geçmiştir, aynı şeyi söylüyorum. Ama bunlar teğetin tanımını bilmiyorlar. Teğet hiç sürtünmeden geçmek anlanıma gelmez. Sürtünerek geçer ama
çok çok az bir şeyler oradan tırpanlar, olay budur. “

‘Zengine milyoner denirdi, tuvalet ücreti oldu’
1 Ocak 2005’te Türk Lirası’ndan altı sıfırı attık. Ne dediler? Dediler ki ’batarsınız, enflasyon patlar, buna halk alışamaz, şöyle olur böyle olur’ demedik laf bırakmadılar. Yeni Türk Lirası adı altında yeni banknotları o zaman tedavüle soktuk. Şimdi bu büyük operasyon dört gün sonra nihayete eriyor. YTL tedavülden tamamen kalkıyor.
’Kafalar karışır, hesaplar karışır’ dediler. ’Enflasyon artar’ dediler, hiçbirisine zemin vermedik pürüzsüz şekilde bu operasyonu tamamladık. Şu anda birçok ülkeden geliyorlar, bu operasyonu inceliyor, bu başarı öyküsünü dinliyor ve bu operasyonu örnek alıyorlar. Size daha da önemlisini söyleyeyim, Türk Lirası başta Kuzey Irak olmak üzere bölgesel rezerv para olma yolunda kararlılıkla ilerliyor. Yani uluslararası ticarette artık bir değer ifade ediyor. Bu noktaya geldik. Bugün yalnızca cebimizde taşıdığımız para değil, o para üzerinden Türkiye’nin pasaportu da değer kazandı. O para yüzünden Türkiye’nin de itibarı, gücü, değeri arttı. Allah bize bir daha o günleri yaşatmasın. Neydi, aman yarabbim, tuvalete 1 milyona giriyorsun. Eskiden zengine milyoner derlerdi, tuvalet ücreti oldu. Bu hale getirdiler bizi.
Ama artık bundan sonra buradan geri dönüş olmayacak.”Erdoğan, Rusya ve İran ile artık kendi paraları üzerinden ticaret yapmayı konuştuklarını, kurun esiri olmak istemediklerini anlattı. Kazanımları asla feda etmek istemediklerini, bu nedenle geriye dönüşü değil, istikbali düşüneceklerini ve konuşacaklarını ifade eden Erdoğan, “Başka bunun çıkışı yok. Biz buna inanıyor ve tüm politikalarımızı da bu anlayış üzerine bina ediyoruz” dedi. Hedefin enflasyonu yüzde 4’e indirmek olduğunun altını çizen Erdoğan, “Bunu birlikte yapacağız” dedi.

‘İnanç tekeden süt çıkartır’
 Başbakan Erdoğan, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nün 55. yıl kutlamaları ve 55 projenin ortak açılış töreninde yaptığı konuşmada, DSİ’nin 55 yıl önce yani kendisinin doğduğu yıl kurulduğunu dile getiren Erdoğan, su depolama kapasitesinin de son yedi yılda büyük oranda artırıldığını söyledi. Erdoğan, tüm yapılanları Ankara’da koltuğunda izleyerek değil, bizzat giderek gördüğünü belirterek, tüm bu yapılanların inanç istediğini, inancın tekeden bile süt çıkartabileceğini kaydetti. Sulamanın tüm ülkenin tamamı için büyük ihtiyaç olduğuna vurgu yapan Erdoğan, ülkenin bütün topraklarını bir uçtan bir uca suyla donatacaklarını, “su akar Türk bakar” dönemini kapatıp “su akar Türk yapar” dönemi yaptıklarını belirtti. Türkiye’nin sanıldığının aksine su zengini olmadığını söyleyen Erdoğan, içme sularının kullanma suyu olarak park ve bahçe gibi yerlerde harcanmaması için biyolojik arıtma tesisleri yaptıklarını ifade etti. Erdoğan, baraj ve göletlerde artık açık kanalet sistemine son vererek, kapalı sisteme geçeceklerini, yoksa buharlaşma ve kaçaklarla baş edilemeyeceğini anlattı.Erdoğan, GAP ve KOP projelerine atıfta bulunarak 2013’e kadar bu projenin etkilediği alanlara rahmet ve bereket yağacağını kaydetti. 

‘Tekel’de maaş 600-800 TL’
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de, Tekel işçileri için ‘mağdur edebiyatı’ yapılmamasını istedi. Şimşek, “Bizden öncekiler özelleştiriyor ve çalışanları sokağa koyuyordu. Biz gelmişiz ’bu kardeşlerimize yeniden kamuda iş imkânı sağlamışız, işe alınmalarında öncelik tanımışız” dedi. 4C statüsündekilerin durumunun iyileştirmek için çalışma yapabileceklerini açıkladıklarını, bu çalışmayı Tekel işçilerinden bağımsız olarak düşündüklerini kaydeden Şimşek, şunları anlattı: “Ama gelin görün ki, şimdi Ankara’da işçilerimiz. İşçilerimiz kendilerini ifade etmek için oradalar ama içlerine her türlü adamlar girmeye başladı. 4C diye bir uygulama başlattık. 4C ile özelleştirme nedeniyle açıkta kalan, ihbar ve ve kıdem tazminatları ödenmiş işçilerimizi yeniden kamuya alıyoruz.4C statüsü kapsamında kamuda çalışanlara maaş ödeniyor ama ödenen maaş kıdem ve ihbar tazminatlarını almış olmaları dolayısıyla önceki maaşlarına göre düşük. Ama emekliliklerine kadar sosyal güvenlik primleri ödeniyor, sağlık ve her türlü hizmetler kendilerine veriliyor. Yılda 10 ay çalışıyorlar, 600-800 lira arasında maaş alıyorlar. Tabii ki önceki maaşlarına göre düşük maaş alıyorlar ama kendilerine kıdem ve ihbar tazminatları ödeniyor.” 

‘Marketlerde ilaç satılmasına yönelik çalışma yürütüyoruz’
Erdoğan, “Marketlerde ilaç satılmasına yönelik çalışma yürütüyoruz” dedi. Erdoğan, eczacılık konusunda da batının limitleri ne ise onu uygulayacaklarını belirterek, şu değerlendirmede bulundu: “İlaç şirketleriyle anlaştık ama eczacılar ’olmaz’ dedi. Biz de dedik ki ’size 15 Ocak gününe kadar müsaade’ Artık ABD’de olduğu gibi marketlerde de ilaç satılmasına yönelik bir çalışma yürütüyoruz.” Tekel işçilerindeki olayı farklı bir alanda, eczacılıkta da gördüklerini ifade eden Erdoğan, eczacılıkta göreve geldiklerinde bütün SSK hastanelerinde ne kadar eczane varsa hepsini kapattıklarını, 2003’ün rakamıyla yaklaşık 2.5 katrilyonluk bir kaynağı o günün eczanelerine devrettiklerini anlattı. Erdoğan şunları belirtti: “Serbest eczaneler artık onu kullanmaya başladı. Böyle bir imkanı sağlamışız ve kimlerle görüşüyorsak, konuşuyorsak ’sağ olun var olun, çok iyi kazanmaya başladık. Şöyle oldu böyle oldu’ derken şimdi tabi fazla kazanmanın bittiği nokta yok ki. Biz de diyoruz ki batının limitleri neyse bu limitlerde bu süreci götüreceğiz. İlaç sanayi ile  hepsi ile anlaşıyoruz, mutabık kalmışız, eczacılar hemen dediler ki ’hayır olmaz, biz anlaşmıyoruz’ ne olacak? ’biz bir günlük kapatma eylemi...’ Kardeşim bak yaptığınız iş doğru değil, oturduk konuştuk hatta ilaç sanayi aradaki farkı biz ödeyeceğiz demesine rağmen onlar da böyle bir eyleme girdi. Ama siyasi ne yaptı? Hemen onu da kullanmaya başladı. Biz şimdi ne yaptık. Biz de diyoruz ki kardeşim buyurun size 15 Ocak’a kadar müsaade direkt olarak gelirsiniz SGK ile anlaşmanızı yaparsınız ve anlaşmayı da yapmak suretiyle biz eczacılarla baş başa bu işi götürürüz. Artı aynen Amerika’da olduğu gibi artık marketlerde, süpermarketlerde ecza ile ilgili stantlar kurulmasına yönelik de bir çalışmayı ayrıca yürütüyoruz. Bu işi geliştireceğiz. Bunun başka çaresi yok. Tekel oluşturmayacağız. Her yerde rekabet alanını geliştireceğiz.”