Bu okulda lider yetiştirilecek

Garanti Bankası'nı fırtınalı sulardan geçiren ve bugünkü güçlü konumuna gelmesinde büyük katkısı olan eski genel müdür Akın Öngör, emeklilik yaşamını uzun süre devam ettiremedi.
Haber: RUHİ SANYER / Arşivi

Garanti Bankası'nı fırtınalı sulardan geçiren ve bugünkü güçlü konumuna gelmesinde büyük katkısı olan eski genel müdür Akın Öngör, emeklilik yaşamını uzun süre devam ettiremedi. Garanti Bankası Genel Müdürlüğü görevinden iki yıl önce Akhisar'da şarap yapmak ve zeytin yetiştirmek için ayrılan ve Doğuş Grubu'nun bazı şirketlerindeki yönetim kurulu üyeliği görevlerini de kısa süre önce bırakan Öngör bugünlerde yoğun bir faaliyet içinde. Ancak yeni hedefi çok iddialı: Harvard ve Boğaziçi üniversitelerinin desteğiyle bölge ülkelerine lider yetiştiren bir oluşum yaratmak. Bu amaçla ilk etapta Bodrum'da eşi ile birlikte sahibi olduğu 20 dönümlük araziyi lider yetiştirme merkezi ne bağışlayan Öngör, şimdi de projeye bağış toplamak için işadamlarının kapısını çalıyor.
Nereden çıktı bu lider yetiştirecek bir okul yaratma projesi?
Garanti Bankası Genel Müdürlüğü görevinden ayrılacağımı bildiğim bir dönemde, emekliliğimde nasıl bir çaba içinde olayım, nasıl bir iş yapayım dişe düşündüm. Birkaç hobim vardı. Bir de liderlik üzerine eğitim veren ve kâr amacı gütmeyen bir merkezin oluşturulmasına zaman ayırayım dedim. Düşündüğüm üniversiteden mezun olmuş, diplomasını eline almış, ister sivil toplum örgütlerinde, ister özel sektörde, ister kamuda, ister silahlı kuvvetlerde olsun birtakım özellikleri olduğunu ispatlamış, potansiyelleri saptanmış 30-35 yaşındaki gençlerin eğitileceği bir merkez.
Böyle bir eğitimi bu konuda dünyadaki son gelişmeleri izleyen ve bu işi hakkıyla yapabilecek bir kurumun vermesi lazım. Merkez bu iş için yalnızca aracı olacak. Eğitimin içeriğini hazırlayan ve veren değil, bunu sunan olacak. Bu oluşum için çaba sarf etmeye karar verdim ve bir proje haline getirdim.
Ne zaman harekete geçtiniz?
Bankanın genel müdürlüğünden ayrılmamla beraber çok büyük bir danışmanlık şirketi olan McKinsey'nin Türkiye Ofisi'ne gittim. "Yıllardır çalıştığımız kurumlarda sizden danışmanlık hizmeti aldık. Bu işlerden çok büyük paralar kazandınız. şimdi size kâr amacı olmayan bir proje getirdim. Gelin bize bir bedel istemeden destek olun" dedim. Hemen kabul ettiler.
Projenizi biraz anlatır mısınız?
Proje Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Moldovya, Rusya, Gürcistan, İsrail, Irak, İran, Ermenistan, Azerbaycan, Suriye, Kıbrıs ve Türkiye'yi içine alan bir grup ülkenin liderlik potansiyeline sahip gençlerinin liderlik üzerine eğitim alacağı bir merkezin oluşturulması. Bu merkezi Bodrum'da kurup, orada geliştirmeyi düşündük. Bunun nedenlerinden birisi liderlik eğitimi ise birisi de buraya gelecek yarının potansiyel liderleri arasında bir bağ kurabilmek. Eğer böyle bir işi Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de yaparsanız eğitimden sonra kimse kimseyi göremez, herkes bir yere gider. Ya bir müzeye ya bir lokantaya gider. Bodrum'da eğitimin verileceği 10 ay boyunca etraf sakin. Bu nedenle bir arada olsunlar, iyi bir ağ oluşabilir diye düşündük. Bu sürede Bodrum'da inanılmaz bir atıl kapasite var. Temmuz ve ağustos ayları dışında oteller boş, restoranlar evler bomboş. Aileleri gelebilir. Kalacak yer, yiyecek yer bütün imkânlar müsait. İklim de müsait. Havalimanları ile bağlantısı, ulaşım, kara, denizyolu bağlantısı iyi. Orada bir arazim var. Bu projeye vakfedeceğim. Bodrum'dan Yalıkavak'a doğru gelirken tepede değirmenlerin yanındaki 20 dönüm arazi bizim. Bu araziyi bu işe vakfedeceğiz. Merkez burada inşa edilecek. Ancak proje merkezin inşasından önce başlayacak. Bunu beklemeyeceğiz.
Nerede başlayacak?
Bodrum The Marmara Otel'in sahibi Oğuz Gürsel bey ile görüşerek projeyi anlattım. Hem oteli yoğun olmadığı dönemde eğitime tahsis etmelerini, hem de merkezin mütevelli heyetine katılmalarını istedim. Mütevvelli heyeti için düşüneyim dedi. Otel konusunda anlaştık.
Projeye Harvard'ı nasıl dahil ettiniz?
Üç yıldır Harvard Üniversitesi'ni ikna için belki 20 kez Boston'a gittim. Onları ikna etmek çok zor. Önlerine yüzlerce proje gidiyor. Kendi isimlerini katiyen vermiyorlar. Son derece hasis davranıyorlar. 3 yıl kapılarına gittim. Bu amaçla Dünya Ekonomik Forumu'na katıldım. Harvard Üniversitesi profesörlerini izledim. Hangi paneldeler, nerelerde yemek yiyorlar. Yanlarına oturdum projemi anlattım. En son Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu toplantısında da bunu uyguladım. Sayın Cumhurbaşkanımızdan randevu aldım. Projeyi kendilerine anlattım. Devletimizden tek kuruş istemediğimizi de ifade ettik. Çok heyecanlandılar, 'Bu projeyi nasıl destekleyebilirim' diye sordular. Ben de Harvard Üniversitesi Başkanı'na ve rektörüne bir mektup yazıp 'Bu proje önemlidir. Bununla öncelikle ilgilenseniz memnun oluruz. Destekliyoruz' demeniz benim için yeterli olur dedim.
Mektubu yazdı mı?
Evet. Cumhurbaşkanımızın mektubunu elime alıp, Harvard'ın başkanının kapısını çaldım. Fevkalade etkili oldu. Harvard'dan üç-dört ay önce 'Tamam' cevabı geldi. Birçok kişi ve kuruluyla görüştüm. Dünya Bankası Bodrum'un bu merkez uluslararası bir eğitim çalışması olduğu için yer seçiminin çok doğru olduğunu söyledi. Çünkü bölgenin bir enternasyonel yapısı var. Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfensohn ile görüştüm. ABD Dışişleri Bakanlığı Yardımcısı Mark Grossmann'a gittim. Hatırlarsınız kendisi Ankara'da büyükelçiydi. Anlattım, çok heyecanlandı. Sizden para istemiyoruz. Bu yatırımı başlatacağız. Harvard bir Türk üniversitesi ile ile birlikte bu eğitimi verecek. Ama yurtdışından eğitime eleman göndermek isteyen ancak bunun için parası bulunmayan ülkeler veya kuruluşlar olur. Sizden ricamız onlara burs verebilecek vakıfları devreye sokun ABD'de. 'Tamam hemen devreye gireriz' dedi.
Boğaziçi nasıl girdi devreye?
Harvard bize Türkiye'de birinci kalitede, en iyi üniversite ile işbirliği yapmak istediğini soyledi. İlk önce kendi okuluma, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'ne gittim. Projeyi anlattım. Daha sonra Bilkent'in kapısını çaldım. Ama ikisinden de bir cevap çıkmadı. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi'ne gittim. Gitmeden önce projeyi ulaştırmıştım. 7-8 dekan bir de rektör beye anlattım. Daha önce konuyu tartıştıkları belliydi. Tamam dediler ve birlikte çalışmaya başladık. İşin bir de denetim yanı var. Uluslarası denetim şirketi PriceWaterhouseCoopers'tan Adnan Nas beye projeyi anlattım. Olumlu karşıladı. Onlardan da kurula-cak organizasyonu denetlemelerini ve raporlamasını yapmalarını istedim. Çünkü birtakım kuruluşlar ve kişiler bağış yapacak. şu anki harcamaların sponsorluğunu Garanti Bankası üstlendi. Projeyi tamamen gönüllü destek üzerine götürdük.
İşin hukuk tarafını ise Garanti Bankası'nın hukuk müşaviri üslendi. Hukuk bürosu var, işin hukuki çatısını kurdu, bize destek oldu.
Bu iş için kimlerden para istiyorsunuz?
Benim kendi işim olmadı. Profesyonel yönetici olarak çalıştım. O nedenle çok müthiş bir birikimim yok. Bu nedenle projeye Bodrum'daki 20 dönümlük beş parsel arazimizi vakfedelim diye düşündük. Bu arazileri vakfedelim ki başkalarından da para isteyebilelim. Oluşum büyük bir olasılıkla toplum yararına dönük kâr amacı olmayan bir dernek olacak. O yapı üzerinde çalışıyoruz. İlk etapta yönetim hem yönetim kurulu üyesi olacak, hem de bağışta bulunacak 25-30 işadamını davet etmek istiyoruz. Herhalde 30-40 kişilik bir yönetim kurulu olacak.
Bugüne kadar 17 işadamından parasal katkı için söz aldım. Görüştüğüm herkes, başta Ferit bey olmak üzere (Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk) hemen kabul etti. Minimum 100 bin dolar koymalarını talep ediyorum ki ortaya 2.5-3 milyon dolarlık bir kaynak çıksın. Bir de
araziyi hesaba kattığımız da demek ki projeyi 3-3.5 milyon dolarlık bir varlığıyla başlatma arzumuz var. Yaptığım temaslardan hedefe kolaylıkla ulaşabileceğimiz ortaya çıktı. Hocaların gelişi, gidişi, burada kalışı gibi birtakım masraflarımız olacak. Eğitim için alınacak bedel işletme giderlerini karşılamak için kullanılacak. Birinci aşama bu.
Harvard ne kadar süreyle işin içinde?
Harvard Üniversitesi ile 10 yıllık anlaşma yaptık. Onlarla Boğaziçi Üniversitesi rektörü de konuştu. İşin içine Beyrut Amerikan Üniversitesi'ni de katmak istiyoruz. Onlar da Ortadoğu'da önemli bir üniversite. Biz Arap ülkelerinin mezunlarının da, o ülkelerde etkin olan insanların da buraya katılmasını istiyoruz. Sonraki aşamada bir Yunan üniversitesinin de Harvard'ın şemsiyesi ve kalitesi altında buraya ortak olarak girmesini isteyeceğiz. Harvard ve bizim öğretmenlerimiz eğitecek. Belirli bir dil ve yaklaşım birliği sağlanacak. Özel sektörden, sivil toplum örgütlerinden, kamudan katılım bekliyoruz. Askerlerden de olabilir. Hatta onlara da açtım konuyu. 'Biz destekleriz, içimizden gençleri göndeririz' dediler.
Bir yılda 250-300 kişiyi eğitimden geçirmeyi istiyoruz. Başarılı olursak çeşitli ülkelerden bu kadar insan Bodrum'a gelip eğitim alacak. 10 senede 3 bin kişi. Bunlar ülkelerinin müstakbel liderleri. Türkiye'den geçecekler, Bodrum'un ekmeğini, yemeğini yemiş, suyunu içmiş olacaklar. Türkiye'yi tanıyacaklar. Diyelim ki bunların yüzde 20'si liderlikle ilgili kendi ülkelerinde bir noktaya gelsin. 600 kişi muazzam bir sayı. Bunların da yüzde 10'u en tepelere çıksın. Eder 60 kişi. Bu bölgenin barışını katkıda bulunurlar. Tüm sorunları çözerler demiyorum bakın, ama katkıda bulunabilirler.
Eğitimler ne kadar sürecek?
Bir haftalık da olacak, altı haftalık da. Programların farklı süreleri olacak. Kapsama alanımızdaki ülkelerin önde gelen, itibarlı bir işadamı ya da siyasetçisi orada merkezin temsilcisi olarak çalışacak. Her ülkenin governer'ı (başkan) gibi olacak. O kişi ile ülkelerdeki kuruluşlara ulaşacağız. Governer'lar yılda birkaç kez Türkiye'de toplanacak. Bunu oluşturmak üç beş sene alabilir ama bir yerlerden başlayacağız.
Eğitim ne zaman başlıyor?
2004 yılında başlangıç seminerlerini yapabiliriz diye düşünüyoruz. Boğaziçi ve Harvard bunun üzerinde çalışıyor. Harvard ile bu işi yapalım diye konuştuğum zaman birtakım insanlar çok destekledi ama Harvard'ı buraya nasıl getireceksin dediler. Adım adım ilerledik. Proje için para bulma konusunda da anlattığım gibi önemli adımlar atmış durumdayız.
'Bu proje sekiz yılda hayatımızı değiştirir'
Akın Öngör'e göre bu proje hem Türkiye'ye, hem de bölgeye büyük katkıda bulunacak. 'Bu projeden çok umutluyum' diyen Öngör şunları söylüyor:
'Bu proje bir günde, bir haftada, altı ayda, bir yılda, iki yılda hayatımızı değiştirir mi? Hayır değiştirmez. Ama sekiz yılda değiştirir. Yönetim kurulunun ve onların düşleri doğrultusunda gelişecek bu merkez. Bu nedenle yönetim kurulunda düşünceleriyle ileriye doğru bakan, hakikaten buna fikri ile katkıda bulunabilecek, zaman ayırabilecek kişilerın bulunması çok önemli. Yoksa 100 bin dolar katkıda bulunması çok
önemli değil. Önemli olan orada yalnızca adı görünsün diye değil görüşüyle
olaya yön verebilecek kişilerin bulunması. O çaba içindeyim ve bu işin çok iyiye gideceğinden eminim, ümitliyim. ABD'de, yurtdışında birçok yerde bu projeyi çok büyük heyecanla anlattım. Hemen herkes Türkiye'nin bu iş için çok uygun bir yer olduğunu ve niye bugüne kadar böyle bir işe soyunmadığımızı sordular.'
Akın Öngör merkezde birbirleriyle sürekli uyuşmazlık içinde olan ülkelerin gençlerinin de bir araya geleceğini belirterek 'Hepsi oturacaklar, konuşacaklar, iletişim içinde olacaklar Arap'ıyla İsrail'lisiyle, Ermeni'siyle Azeri'siyle' diyor. Merkezde kurulan ilişkilerin Harvard Üniversitesi çatısı altında canlı tutulacağını belirterek şöyle konuşuyor:
"Birbirini takip eden eğitim programları olacak. Bir katılanlar belki beş altı yıl sonra tekrar bir araya gelecek. Belirli toplantılarda buluşulacak. Birbirlerine yalnızca isimleriyle hitap eden bir arkadaş grubu ortaya çıkacak. Bu ilişkiler canlı tutuldukça belki de bölgesel sorunların çözümü daha kolay olacak. Bu bölgede müstakbel liderler içinden belki 15-20 tanesi buradan çıkacak. En azından merkezin buna katkısı olacak. Bunların hepsi de Bodrum'un ekmeğini, suyunu yemiş, içmiş, havasını koklamış olacak. Bu da Bodrum'a çok büyük bir entelektüel katkı sağlayacak. Bodrum sadece eğlence ve yaz aylarının geçirildiği eğlence merkezi olmayacak. Turizmin ötesinde bir de entelüktüel çehre kazanacak."
Öngör merkez projesini geliştirirken dünyadaki örnekleri incelemediğini ancak bazı arkadaşlarının İtalya'da ve Amerika Birleşik Devletleri'nde benzer projelerin varlığından söz ettiğini ifade ediyor
İlk hedef yalnızca Türkiye idi
Akın Öngör'ün bugün tüm mesaisini alan Liderlik Merkezi Projesi başlangıçta yalnızca Türkiye'yi kapsıyormuş. Ancak yurtdışındaki temaslarında görüştüğü kişiler projenin boyutlarının genişlemesinin daha uygun olduğunu söyleyince ortaya daha büyük bir oluşum çıkmış. İnsanlarla konuşmanın, onlara danışmanın büyük faydası olduğunu söyleyen Öngör 'El elden üstün. Herkes bir fikir veriyor. Dediler ki bunu bölgesel yaparsan başka boyutlara da girer ve fevkalade katkısı olur. Onun üzerine bu şekle getirdik' diyor. Öngö,r gelişmelerin projenin 2004'te devreye gireceğini gösterdiğini belirterek şöyle konuşuyor:
"Bodrum'daki tesisler bitince de zaten yalnızca eğitimin verildiği bir merkez olacak. Konaklama orada olmayacak. Bu tür eğitimlerin yöneticinin ufkunu açmada büyük katkısı var. Bankada genel müdür yardımcısıyken genel
müdürüme 'Bir ay Harvard'a eğitime gitmek istiyorum. Beni yollar
mısınız?' dedim. 'Bir ay mı katiyen olmaz' deyip beni göndermedi.
Ben genel müdür oldum. Genel müdür yardımcılarımdan potansiyeli yüksek olanları Harvard'a çok daha uzun süreli eğitime gönderdim.
Gidenler dünyaya çok daha farklı bakar halde geri geldi. Kendi yetkimle beş kişi gönderdim. Her biri için 42 bin dolar ödedik. Ne kadar da
doğru yapmışım. Bugün hepsi belirli yerlere geldi. Önleri açık başarılı insanlar. Eğitimin inanılmaz katkısı oluyor. Önümüzdeki dönemde diğer ülkelere gidip bakın Türkiye'de biz bunları yaptık diye anlatacağız. Daha sonra uluslararası vakıflardan burs isteyeceğiz. "
Hedef geniş bakış açısı
Akın Öngör projede çok büyük ağırlığı olacak ikinci aşamayı da anlatıyor. İkinci aşamada hedef yalnızca geleceğin liderlerini yetiştirmek değil onları dünyanın en önemli entelektüelleriyle bir araya getirerek vizyonlarının büyümesıne katkıda bulunmak. Öngör ikinci aşamayı şöyle anlatıyor:
"Türkiye'de mühendisler çok iyi mühendis oluyor. Ama sosyal bilimlerden çok uzak yetişiyorlar. Çok iyi değerler, hesap, kitap ama sosyal bilim sıfır. Sosyal bilimlerden yetişenler ise aritmetik bile yapamıyorlar. Analitik bir hesaplama yapmaları zor oluyor. Yani iki disiplin arasında bir etkileşim çok az bizde. Bunun yerine diyelim ki romanını yazan bir sanatçı yemez içmez kitabını yazar. Hiç sosyal bir aktivitesi olmaz. Eğer ikinci aşamayı gerçekleştirebilirsek bu merkezin yanında sekiz on oda olsun istiyoruz. Dünyaca ünlü tanınmış bir matematikçiye, romancıya, değişik disiplinlerden insanlara biz diyeceğiz ki gelin çalışmalarınızı burada yapın, kitabınızı burada yazın. Biz size her şeyi ücretsiz veriyoruz. Burada kalın, çalışın. Fakat bir tek şartımız var. Öğle yemeklerinde, akşam yemeklerinde eğitime girenlerle bir arada olacaksınız, belirli konularda tartışacaksınız.
Amaç yarının liderlerinin bakış açılarını biraz genişletebilmek. Bunu ikinci aşamaya niye attığımızı söyleyeyim.
Böylesi bir aktivitenin geliri yok, gideri var. Bu bir gider kalemi. O zamana kadar bu organizasyonun kendi kendini götürebilecek bir çatıya gelmesi lazım."